Real Madrid yeni sezona önemli değişimlerle başladı. Xabi Alonso ve Angel di Maria'yı gözden çıkaran Real yönetimi, bu oyuncuların yerine James Rodriguez ve Toni Kroos'u kadroya monte etti. Özellikle Di Maria'nın gitmesi, Real taraftarının hiç de hoşuna gitmemişti. İlk haftada Cordoba karşısında alınan galibiyete karşın ortaya konan kötü oyunu; önce Real Sociedad; ardından da Atletico Madrid yenilgileri takip etti.

Madrid basını ve taraftardan takıma eleştiriler yağdığı sırada kimse, Real Madrid'in, futbol tarihine geçecek bir galibiyet serisinin eşiğinde olduğunun farkında değildi. Madrid derbisindeki yenilgiden bir hafta sonra, Deportivo'ya deplasmanda tam 8 gol atan eflatun-beyazlılar, üst üste 22 maç kazandı. Bu süreçte Barcelona'ya ait La Liga rekorunu eline geçirdi. O dönemde herkes Cristiano Ronaldo'yu konuşuyordu. Maç başına neredeyse 2 gol atan Ronaldo'nun, Messi'den daha iyi bir oyuncu olduğunu düşünenler giderek artıyordu. Ancak peri masalı bir anda kabusa dönüştü. Barcelona ile arasındaki farkı açacak ve rahat şekilde şampiyon olacakmış gibi görünen Madrid ekibi; önce orta sahasının en önemli isimlerinden Luka Modric'i sakatlığa kurban verdi. Ardından tam da Madrid derbisi öncesi James Rodriguez ile savunmanın belkemikleri Sergio Ramos ve Pepe sakatlandı. Özel hayatında da sorunlar yaşayan Ronaldo formdan düştü. Dünyanın en pahalı oyuncusu Gareth Bale ise savunmaya yardım etmediği ve bencil olduğu eleştirileriyle boğuşuyordu. İşte böyle bir dönemde, Atletico Madrid karşısında alınan 4-0'lık hezimet geldi.

El Clasico yaklaşırken, önce Villarreal karşısında alınan beraberlik; ardından Athletic Bilbao deplasmanında bırakılan 3 puan ile Real Madrid kendisini bir anda ezeli rakibi Barcelona'nın 1 puan gerisinde buldu.