Tecrübeli koçtan çarpıcı açıklamalar

İhsan Bayülken: "Efes Pilsen bundan daha kötü olamaz."

Haberler - Ntvspor 07.03.2010 - 00:35

İhsan Bayülken’le Real Madrid’e elenerek Euroleague’e veda eden temsilcimiz Efes Pilsen’i konuştuk. Duygusal bir millet olduğumuzun altını çizen deneyimli koç, takımın temelinde Türk oyuncuların olması gerektiğini söyledi. Radikal kararlar almanın zamanı geldiğini düşünen Bayülken, “Efes durduğu yerde patinaj yapmaya başlıyor. Efes Pilsen kulübü patinaj yaparsa, Türk basketbolu da patinaj yapar” diyerek çarpıcı tespitlerde bulundu.

"6 ASİSTLE MAÇ KAZANILMAZ"

Maccabi Electra maçının ardından Efes’in çok iyi savunma yaparak maçı kazandığını söylemiştiniz. Real Madrid maçında ise 3. çeyreği saymazsak, savunmada ciddi sıkıntı yaşandı ve Madridli oyuncular yer yer çok boş kaldılar. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Öncelikle Real Madrid takımını tebrik etmek lazım çünkü maça gerçekten çok iyi hazırlanmışlar. Efes Pilsen’i çok iyi etüd etmişler. Yapmak istediklerini sahaya birebir aksettirdiler. Senin de söylediğin gibi bir tek 3. periyotta sorun yaşadılar. Bunun da en büyük nedeni, Efes Pilsen’in savunma kimliğini ön planda tutarak savunma kaynaklı sayılarla maça ortak olmasıydı. Ama ilk devre yenilen 44 sayı ve bunun yanında hücumda atılan 29 sayı bizim bütün dengemizi bozdu. Her zaman olduğu gibi 3 sayılarda yüzde 20’lerde kaldık. Bu da bizim sistemimizi ve oyuncularımızın performansını etkiledi. Baktığımız zaman takımda 2 oyuncunun 30 dakikanın üzerinde süre aldığını görüyoruz: Charles Smith ve Bootsy Thornton. Bu iki oyuncu da 3. periyotta çok iyi oynadılar ama o kadar büyük bir yıpranma süreci oldu ki, yorgunlukla maçın sonunda hücumda zorlandık. Hücumda üzerine koyacağımız noktada aradığımız oyuncuları bulamadık. Tamamen Santiago’nun içerideki birebirlerine kaldık. Fakat bu tip maçlarda dış oyuncularımızdan herhangi bir katkı gelmemesi durumunda, Real Madrid gibi bir takıma karşı kazanmak kolay olmaz.

Maçtaki bireysel performansları nasıl değerlendirsiniz?

Bireysel performanslara baktığımızda Nachbar’la Santiago maçın sonunda katkı verdiler ama bu oyuncuların ikisinin toplamda aldığı süre 20 dakika. Bizim 30-35 dakika oynayan oyuncularımızın o role soyunması gerekiyordu. Real Madrid burada top paylaşımını daha iyi yaptı. Hem üçlük pozisyonları olsun, hem de 4 numaradaki oyuncuları olsun...Garbajosa ve Lavrinovic bu maçta çok iyi oynadılar. Efes Pilsen’e karşı bütün silahlarını kullandılar. Son hamlemizin sonuç vermesinin sebebi, Real Madrid’in Prigioni dışında çok kaliteli bir kısaya sahip olmamasıydı. Hatta onun bile bu seviye oyuncusu olup olmadığı tartışılır. Bence şans faktörünü bugüne kadar fazlasıyla kullandık. Artık Efes Pilsen’in dönüp kendine bakmasının ve özeleştiri yapmasının zamanı geldi. Böyle yapılmadığı takdirde biz seneye de paralarımızı boşa harcayıp günlük yaşamaya devam ederiz.

Katkı verdiğini söyledğiniz Santiago oyuna girdiğinde, bazı taraftarlar oyuna geç alındığı için tepki gösterdiler. Sizce bu haklı bir tepki miydi? Santiago daha erken oyuna alınamaz mıydı?

Aslında bu maçta Kasun da iyi katkı yaptı. Onun iyi oynadığı maçlarda zaten Efes kazanacak duruma geliyor. Santiago ilk yarıda da düşünülebilirdi, Kasun Santiago değişimli oynayabilirdi. Shumpert belki 4 numarada denenebilirdi. Bu Santiago’ya daha boş bir alan bırakabilirdi. Santiago oyuna daha önce alınsaydı ne olurdu dersen, daha iyi olurdu derim ama baktığın zaman faul atışları kaçmasa, basit hatalar yapmasak, bu maçı kazanıp günü kurtarmış olacaktık. Genel anlamda gelinen noktanın çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Ama bence bizim en büyük problemimiz, dış oyunculardan katkı gelmemesi. Oyun kurucu mevkiine bakıyoruz, oradan hiç asist gelmemiş. Bu takım içinde top paylaşımının iyi olmadığının göstergesi. Maçı 6 asistle bitirdik. Bu seviyelerde bu kadar az asistle maç kazanmak kolay değil. O zaman iş bireysel oyuna kalıyor.

Sizce neden bu kadar çok basit hata yapıldı? Kaya ve Ermal gibi oyuncular, neden kritik anlarda faul atışlarını sayıya çeviremediler?

Bunun en büyük nedeni, takımın oyun içinde yaşadığı iniş çıkışlar. Öyle bir noktaya geliyoruz ki devamlı sayı yiyoruz. Oyuncu otomatikman oyun düzeninin dışında, farklı bir düşünce yapısına bürünüyor. Öyle bir savaşıyoruz ki, daha farklı bir kimlikle sahada yer alıyoruz. Belli bir rutinde kalmadan, oyunun kontrolünü eline almadan faul atışı atmak, tamamen konsantrasyonla ilgili birşeydir. Bu iniş çıkışlar oyuncuların fiziksel yorgunluklarıyla birleştiği zaman, mental olarak da yorgunluğa neden olur. Normalde maçın içinde olan bir oyuncu o tip atışları kaçırmaz. Kaldı ki Kaya bundan önceki maçlarda bu atışları sokabilmişti. Maçın başında yüksek yüzdeyle faul atarken, en kritik yerlerde bu atışları kaçırdı. Bunu tamamen takım disiplininin ve konsantrasyonun çok yukarıda olmamasına bağlıyorum.

"RAKOCEVIC GÜNAH KEÇİSİ OLDU!"

Rakocevic kaçırdığı şutlardan sonra kenara alınırken taraftar kendisini hafifçe ıslıkladı. Siz Rakocevic’in beklenen katkıyı yapamamasını neye bağlıyorsunuz?

Rakocevic oyundayken, “sen oyna, biz bakalım” mantığı var; kimse ona yardımcı olmuyor. O da bu ortamda yapmaması gereken işleri yapmak zorunda kalıyor. Tamamen dışlandığı net bir şekilde belli. Cumhurbaşkanlığı maçını kazanırken, Rakocevic orada takımın en iyi oyuncusuydu. O günden bugüne bence günah keçisi konumuna getirildi. Sürekli hedef gösterildi. Bu, takım içindeki dengelerin bozulmasındaki en büyük faktör. Rakocevic genelde tempolu oyunda oynayan, rakip takım savunmaya yerleşmeden top kullanmayı seven, 25-30 dakika süreler alan bir oyuncu. Müdafaa yapmadığını zaten daha önceden biliyorduk. Kendisinden farklı bir rol içinde verim vermesini bekleyince, bu gir-çıkların olduğu oyunlarda, 13-15 dakikalık sürelerde düzenler içinde sayı atamadığı için o da bireysel arayışlara giriyor. Bunun neticesinde de istemediği noktada basketbol oynamak zorunda kalıyor. Ben bu tip oyuncuların sistemin parçası olduğunu hissetmeden katkı yapacağına inanmıyorum. Bu takım ona destek olmadığı müddetçe, Rakocevic o topu alıp o pozisyonları yaratamaz. NBA’ye de gitsen bu tip oyuncuların takımla bir bütün olduğunu görürsun. Burada Rakocevic ne kadar hatalıysa, onu kucaklamayan Efes Pilsen’in de onun kadar hatalı olduğunu düşünüyorum. Herkes Polyannacılık oynuyor ama bence Rakocevic şu anda takımın dışında. Oyuncular onu bir kenara koymuş.

Bu bağlamda koç Ergin Ataman’ın “Rakocevic bundan sonra kadroda olamaz. Onu oynatmak için diğer oyuncularıma haksızlık ediyorum” açıklaması, takımda nasıl bir etki yaratmış olabilir?

Ergin Ataman’ın buradaki en büyük hatası, böyle bir olay olduğu zaman sıcağı sıcağına demeç vermesiydi çünkü onun üstünde bir yönetim kurulu var. Onlarla konuştuktan sonra bu açıklamayı yapması gerekiyordu. Belki belli bir birikim sonucunda bu anlık tepkiyi verdi. Ben Ergin’in takım kimyası açısından çok iyi bir takım kurduğunu düşünmüyorum. Popovic’in transferini çok mantıklı bulmuyorum. Charles Smith’in olduğu yere Rakocevic’in alınmasını çok mantıklı bulmuyorum. Nachbar’ın pozisyonu yokken alınmasını çok mantıklı bulmuyorum. Aslında Ergin’in yaptığı en iyi işlerden biri takım kimyası oluşturmaktır. Bu sefer 12 tane oyuncu var. Süre zaten belli. 200 dakika oyun süresi var. Bunu 12 oyuncuya paylaştırmak çok kolay değil. Bütün oyuncuları mutlu edemezsin. Charles Smith’i oynattığın zaman Rakocevic’i mutsuz edersin, Rakocevic’i oynattığın zaman Smith’i mutsuz edersin. Bu dengeyi kurmak kolay değil. Bence Ergin’in en büyük yanlışı, bu kadar birbirine yakın oyuncuyu kadroda bulundurmasıydı. Bir diğer faktör de Türk oyuncuların rolünün bu kadar az tutulmasıydı.

Peki sizce bunun sebebi ne? Popovic transferini mantıklı bulmadığınızı belirtirken, onun alternatifi olan Ender’in özellikle son Euroleague maçlarında çok az süre almasını neye bağlıyorsunuz?

Ender’in oynamamasının nedeni o 12 oyuncu. Oynayacağı dakika belli. 12 tane oyuncuya ayrılan süre belli. 3 tane oyun kurucun var, 0 40 dakikalık süreyi bir pozisyona dağıtman çok zor. O yüzden mecburen o süreyi birilerinden kesmen lazım. Şimdi ilk 16 maçları için Popovic’i transfer ediyorsun, oynatmadığın taktirde “niye bunu oynatmadın kardeşim?” derler. Maçın sonunda yaptığı 2-3 tane tercih hatası var, ki bu onun suçu değil. Bu tamamen bu kadar kısa sürede takım içindeki rolünü benimseyememesinden kaynaklanıyor. Bir takımda en zor iş, oyun kurucuyu takıma monte etmektir. Oyun kurucu hem kendi oyununu oynayacak, hem arkadaşlarına doğru pozisyonlar hazırlayacak, hem de koçun istediği sistemi sahada temsil eden konumda olacak. Bir aylık sürede yanındaki oyuncuların nerede neyi attığını bilecek, onun hangi pozisyonda topu attığını yanındaki arkadaşları bilecek, koçun ondan istediklerini bir aylık sürede öğrenecek ve bunu sahaya yansıtacak. Bu çok zor birşey. İstediğin kadar üst düzey bir oyuncu ol, bir noktada tıkanma ihtimalin çok yüksek. O yüzden Popovic’in transferini çok mantıklı bulmuyorum. Gerekirse Rakocevic’i 1 numara oynatırdım. Böylece 13 dakika olan süresini 20 dakikaya çıkartıp ona da bir özgüven kazandırırdım. Takımı tanıyan Kerem’le Ender’in Popovic tarafından kesilmesini çok mantıklı bulmuyorum.

"EFES PİLSEN BUNDAN DAHA KÖTÜ OLAMAZ"

Efes Pilsen sezonun en kritik Euroleague maçında son çeyrekte 5 yabancıya döndü. Siz bu tercihi nasıl değerlendirirsiniz?

Şimdi herkes diyebilir ki, Real Madrid’de de bir sürü yabancı var, Olympiakos’ta da bir sürü yabancı var. Bizim ülke olarak kendi değerlerimize, Efes Pilsen’i var eden değerlere sahip çıkmamız gerekiyor. Böyle 10 yabancı alıp, onlardan bir takım yapıp, onların etrafında bir başarı yakalayabilecek bir ülke değiliz. Biz daha duygusalız, o yüzden temelimizde hep Türk oyuncuların olması gerekiyor. Gençlerle takımın takviye edilmesi gerekiyor. Efes Pilsen’in bundan önceki doğru modeline bir an önce dönmesi gerekiyor. Rakocevic olayı sadece buzdağının görünen kısmı. Efes Pilsen’in ciddi anlamda sistemini, geldiği noktayı sorgulama zamanı geldi. Bunu yapabilecek potansiyelleri var, yapmaları da gerekiyor.

Efes Pilsen’in bundan sonra “her şerde bir hayır vardır” sözünden yola çıkarak önümüzdeki sezonlarda anlayışını değiştireceğini düşünüyor musunuz?

Şayet öyle birşey olmazsa, bunun el freni Türkiye ligi şampiyonluğu olur. Efes Pilsen Beko Basketbol Ligi’nde şampiyon olursa herşey bir anda güllük gülistanlık olabilir ama gelinen noktada yanlışların üstünün örtülmemesi lazım. Günlük düşündüğümüz zaman, belki biz çeyrek finale kalsaydık daha büyük problemler yaşayacaktık. Ama belli bir noktadan sonra bu özeleştiriyi yapmak yanlış birşey değil ki! Efes Pilsen bundan daha kötü olamaz. En büyük bütçeyle yola çıkıyorsun, Final Four oynayacağım diyorsun ama bunun çok uzağında kalıyorsun. Burada biraz basının da doğru eleştiri yapması lazım. Aynısı Tanjevic’in başına geldiği zaman, herkes Tanjevic’i yerden yere vurmasını biliyor! Bu olay Efes Pilsen’in başına geldiğinde, onların da aynı şekilde eleştirilmesi gerekiyor. İkisi arasında biz dengeyi sağlayamıyoruz, ondan sonra “Türk basketbolu nereye gidiyor?” diyoruz. Şu an herkesin derdinin ‘Türk basketbolunu nasıl daha iyiye götürürüz’ olması lazım. Buradan nereye gidecek olaylar? Büyük ihtimalle Efes Pilsen-Fenerbahçe Ülker finaline. Oradan da 2010 Dünya Şampiyonası’ndaki milli takıma kadar uzun bir süreç yaşayacağız. Türk basketbolu bugün bu noktadaysa, Efes Pilsen’in kattığı değerler sayesindedir. Efes’in şu andaki gibi olumsuzluklarla değil, doğru sistemlerle gündeme gelmesi gerekir. Olumsuzlukları konuştuğumuz müddetçe herkes kendi kapısının önünü temizlemeye çalışıyor ve bütüne bir türlü ulaşamıyoruz.

Son olarak gerek maç içerisinde gerek maç sonrasında çok tepki çeken hakemleri nasıl buldunuz?

Hakemler bu maçın hakemi değil, iki kere iki dört! Bu maçı kaldıracak hakemler olmadıkları hepimizin ortak fikri. Messina’ya da sorsan böyle, Ergin’e de. Zaten Ergin de bunu fazlasıyla dile getirdi. Sen bu şartları biliyorsan, 3. periyotta ciddi anlamda Real Madrid’i dövüyorsan ve hakemlerin hiçbiri düdük çalmıyorsa, biz bunu neden 1. periyotta ya da 2. periyotta yapmadık sorusu aklımıza geliyor. Hakemler buna izin veriyorsa, o zaman sen de takım halinde çıkacaktın, 1. dakikada bu sertliği başlatacaktın. 1,2 ve 4. periyottaki hakemlerle 3. periyottaki hakemler aynı. Sadece biz bunu kabullenemedik. Hakemlerin üst düzey bir maç yöneteceğini düşündük ama o seviyede olmadıkları için bu dengeyi sağlayamadılar. Bunu kendi lehimize çevirebilirdik. Öyle yaptığımız dakikalar, fiziksel ve mental olarak yorulduğumuz 3. periyota denk geldi. Bunu maçın geneline yaymış olsaydık, bence hakemler bu kadar gündeme gelmezdi. Hakemlerin hatası olabilir ama biz faulleri soksaydık, şans da bizim yanımızda olsaydı, şu anda hakemleri tek cümleyle geçecektik. Artık Efes Pilsen’in radikal kararlar alma zamanı geldi çünkü durduğu yerde patinaj yapmaya başlıyor. Efes Pilsen kulübü patinaj yaparsa, Türk basketbolu da patinaj yapar.

Sayfa Yükleniyor...