ilker.kocas@ntv.com.tr
ilker.kocas@ntv.com.tr

1- HAZIR KONUŞMACI OLARAK YER ALDIĞINIZ KONFERANSIN ANA KONULARINDAN BİRİSİ GELECEKKEN İSTERSENİZ BU KONU İLE BAŞLAYALIM? SİZİN ÖNÜMÜZDEKİ ON YILDAN BEKLENTİNİZ NELER? EN İNOVATİF 10 ENSTİTÜDEN BİRİNİN BAŞINDA BULUNAN BİR BİLİM İNSANI OLARAK EN AZINDAN HAYALİNİZ NELER?

Benim ülkemde bir söz vardır: "tahminler aptallar içindir" Tahminde bulunmak hayli güç. Ama işlerin ne kadar hızlı bir şekilde geliştiği hakkında birkaç şey söyleyebilirim. Zira bu gelecekte pek çok şeyin ne kadar hızlı bir şekilde değişeceği konusunda bize bilgi verebilir. Son elli yıla baktığımızda bilimsel ilerlemenin çok hızlandığına şahit olduk ve bu ivmenin azalacağını düşünmüyorum, en azından önümüzdeki on yıl için. Hayatımıza yenilik olarak ne girecek söylemek zor ancak hangi alanda devrimsel yenilikler olacağını söyleyebilirim: Sağlık. Sadece yeni ilaçların veya tedavilerin ortaya çıkmasından dolayı değil. Zira ilerleyen yıllarda hastalıkları iyileştirmekten ziyade (günümüzde yaptığımız tam olarak bu) insanları tedavi etmeye başlayacağız. Bu çok farklı bir konsept ve bu kendimiz hakkında daha fazla bilgi sahibi olmamız gerekliliğini ve başkalarının bizim hakkında daha fazla şey bilmesini beraberinde getirecek. Peki başka birinin bizimle ilgili daha önce görülmemiş şekilde bilgi sahibi olmasına ne kadar hazırız? Tabi bir de biz bu şeyleri öğrenmeye hazır mıyız? Daha anlaşılır olmak adına size bir örnek vereceğim. Farz edelim sizin bir bebeğiniz oldu ve bir bilim insanı olarak size bebeğinizin 85 yaşına kadar yaşayabileceğini söyledim. Bir baba olarak bu bilgiye sahip olmak ister misiniz? Akıllı telefonların, Facebook’un dünyayı değiştirdiğini düşünüyorsanız bekleyin ve görün onlar asıl değişiklik bu bilgiye sahip olduğumuzda gerçekleşecek ve bu on yıldan da kısa bir sürede gerçekleşebilir. Zaten bilim için on yıl çok kısa bir süre çünkü bu bir nesil demek. iki yüzyıl önce doğduğunuz yerde ölüyordunuz ve yaşadığınız yer hayatınız boyunca pek değişime uğramıyordu. Şimdi ise genellikle doğduğunuz yerden farklı bir ülke veya kentte ölüyorsunuz ve ömrünüz boyunca çevrenizde pek çok değişikliğe şahit oluyorsunuz. Tabi bir de machine learning, yapay zeka ve kuantum bilgisayarları konusu var ki bunlar bize daha sofistike imkanlar ve hız sağlayacak

2- HAZIR KONUSU AÇILMIŞKEN YAPAY ZEKA VE KUANTUM BİLGİSAYARLARININ BİLİM İNSANLARININ ÇALIŞMALARINDA NELERİ DEĞİŞTİRECEĞİNE ÖRNEKLER VEREBİLİR MİSİNİZ?

İlişkili Haberler

Size bugünün imkanları ile çözemediğimiz bir sorundan örnek vereyim: Travelling Salesman Problem (Seyyar Tüccar Problemi) ABD’de yaşadığınızı varsayalım ve bir şeyler satıyorsunuz. En az sürede en fazla kenti en ucuz şekilde nasıl ziyaret edebileceğinizi bilmek istiyorsunuz. Eğer seyahat listenizde 15 kent varsa bir bilgisayarın size bu sorunun cevabını vermesi 100 saniye alır. Eğer listenizde 25 kent varsa bilgisayarın ihtiyaç duyacağı süre 10 bin saniyeye çıkar ve kent sayısı arttıkça çözüm için bekleme süresi inanılmaz derecede uzar. Günümüz bilgisayarlarından on kat hızlı bir bilgisayara sahip olmak da bu sorunun çözümü değil. İlaçlar üzerinde çalışırken de benzer sorunlar ile karşı karşıya kalıyoruz çünkü bu süreçte çok fala kombinasyonu hesaplamamız gerekiyor. Kuantum bilgisayarları bunun çözümü olacak. Sadece daha hızlı oldukları için değil farklı bir mantalite ile çalıştıkları için. Su anda çok uzun sürede çözebildiğimiz bu kompleks sorunları kısa surede çözmeye başladığımızda işler daha mükemmel hale gelecek. Çünkü bilgisayarlar ile ilaç tasarlamak şu an için başlangıç aşamasında zira çok komplike işler yapamıyoruz. Ancak kuantum bilgisayarları ile bu alanın oldukça gelişeceğine şahit olacağız. Örneğin bir deney yapmaktansa ilacın kendisini bu cihazlar ile tasarlayabileceğiz ve bunun araştırmalara çok büyük bir etkisi olacak. Hala gidilecek yolumuz var. Ama bu işte öğrendiğim bir şey varsa o da “Asla bunu yapmak imkansız” cümlesini kurmamaktır.

Profesör Daniel Zajfman (sağda), 'Curious 2018 Future Insight' isimli bilimsel merak ve gelecek temalı konferansta bilimsel gelişmelerin geleceği konusunda bir konuşma yaptı.
Profesör Daniel Zajfman (sağda), 'Curious 2018 Future Insight' isimli bilimsel merak ve gelecek temalı konferansta bilimsel gelişmelerin geleceği konusunda bir konuşma yaptı.

3- İMKANSIZ DEMİŞKEN SİZCE BİLİM GÜNÜN BİRİNDE ÖLÜMÜ YENMEYİ BAŞARACAK MI? İNSANOĞLU BİR GÜN ÖLÜMSÜZLÜĞE ULAŞACAK MI?

Sanmıyorum. Böyle düşünmemin bir sebebi var. Belki günün birinde insan vücudunda aksayan her şeyin yerini yenileri ile değiştirecek teknolojiye sahip olacağız ama sonra adına evrim dediğimiz bir duvara çarpmamız kaçınılmaz. Evrim için yeni nesillere ihtiyacınız var. Başka bir deyişler bir önceki nesil ölmeli ki sıradakiler evrimin devamını sağlayabilsin. Evrimin devam etmesini istiyorsak ölmek zorundayız. Dediğim gibi “Asla bunun gerçekleşmesi imkansız” dememek lazım ancak evrimin devamı için birilerinin ölerek yerlerini yeni nesillere bırakması lazım.

4- PEKİ ÖLÜMSÜZLÜK EVRİM DUVARINA ÇARPACAK İSE İNSAN HAYATINI EN FAZLA NE KADAR UZATABİLİRİZ. BUNUN SINIRI KAÇ YIL OLABİLİR?

Yahudiliğe göre bu süre 120 yıl (gülüyor) Ancak bilimsel olarak bir sayı vermek şu an için mümkün değil. Bundan yüz yıl önce ortalama insan ömrü 42 yıldı. Ben 60 yaşındayım o zamanlarda yaşıyor olsaydım belki çoktan ölmüş olacaktım. Bugün bu 80 yıl başka bir deyişle yüz yılda insan ömrünü iki katına çıkarmayı başardık ve bu süre artmaya devam edecek ama dediğim gibi evrim yüzünden bir noktadan sonrasına gidemeyeceğiz.

5- HAYATINI BİLİMSEL İLERLEMEYE ADAMIŞ BİR İNSAN OLARAK EN BÜYÜK KORKUNUZ NE?

Daha az insanın bilimden uzak eğitim alması. Aynı zamanda günümüzde daha sıkça karşılaştığımız anti bilim hareketleri. Bu hareketler pek çok ülkede karşımıza çıkıyor bilim ve teknolojinin beşiği diyebileceğimiz ABD’de bile Evrim karşıtı, bilim karşıttı bu hareketleri gözlemlemek mümkün ve bu hareketlerin yavaş yavaş büyüdüğünü görüyorsunuz. Bunun nedenlerinden biri bilimden uzak eğitim. Çünkü bilimden uzak eğitim alan bir kişinin manipüle edilmesi oldukça kolaydır. Örneğin 2011 yılında Japonya’da meydana gelen tsunami felaketi nedeniyle binlerce insan öldü. Ancak basın aylarca Fukuşima Nükleer Santrali’ni manşetlerine taşıdı. Ben fizikçiyim ve nükleer enerji hakkında az çok bir şeyler bilirim. Bu kazadan sonra her yerde nükleer enerjinin tehlikeli olduğu yazılmaya başlandı ancak bu doğru değil. Tsunamiden binlerce kişi öldü ama nükleer santral nedeniyle 4 kişi hayatını kaybetti. Medya korku dolu başlıklar attı çünkü korku satar. Ancak korkunun satmasının yegane sebebi insanların bilimsel eğitime sahip olmamaları. Korku aynı zamanda siyasette önemli adımların atılmasına da neden olur. Örneğin bugün bu konferansın düzenlendiği ülke olan Almanya, Fukuşima’yı örnek göstererek 6 ay sonra ülkedeki tüm nükleer enerji tesislerini kapatma kararı aldı. Aslında Fukuşima’ya baktığınızda karşınıza çıkan tablo oldukça farklı. Bundan 40 yıl önce birilerinin o bölgeye nükleer santral kurması oldukça yanlış bir fikirdi. Doğal afet riskinin bulunduğu o bölgeye asla böyle bir tesis inşa edilmemeliydi. Dediğim gibi bu kazada sadece 4 kişi öldü kömür ve benzeri maddeler ile üretilen enerjinin neden olduğu kirlilik nedeniyle ise her yıl binlerce kişi hayatını kaybediyor. Medyayı suçlamıyorum onlar işlerini yapıyorlar ancak insanların bu tarz haberlere karşı daha sorgulayıcı olmaları gerekiyor. Bir başka korkum ise bilimin hükümetler veya şirketler tarafından kendi çıkarları yönünde kullanılması. Biz bilim insanları bilimin toplum iyiliği için olduğuna inanırız ancak birileri bunu başka bir amaç için kullanmaya yeltenebilir. Önümüzde nükleer bomba örneği mevcut. Bilim çoğunlukla toplumun yararı için kullanılıyor, tabiki yeni silahlar da geliştiriliyor ancak totale baktığımız zaman bilimin ağırlıkla toplumun faydasına hizmet ettiğini söyleyebiliriz. Bilim çok güçlü bir şey ve bu bazen beni korkutuyor. Tabiri caizse bilim size tanrısal güçler veriyor ancak tanrının bilgeliğine sahip değiliz. Bu bilgeliğe ulaşmak için bilim insanlarının farklı disiplinlerde de eğitim alması gerekiyor. Çünkü sadece bilim alanında iyi olursanız bu yeterli olmaz.