TBMM'nin açılışının 96. yıl dönümü ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Genel Kurul’da özel oturum gerçekleştirildi.

BAHÇELİ, HDP'Lİ VEKİLLERLE TOKALAŞTI

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Genel Kurul Salonu'na gelen ilk lider oldu. Bahçeli, yerine oturmadan önce HDP İstanbul Milletvekili Celal Doğan ve HDP Bitlis Milletvekili Mahmut Celadet Gaydalı ile tokalaştı.

CHP'li milletvekillerinin ayakta karşıladığı Kemal Kılıçdaroğlu yerini almadan önce, HDP'li milletvekilleri ile tokalaştı ve Bahçeli ile de uzaktan selamlaştı.

AK Parti Grup Başkanvekili Naci Bostancı ise muhalefet sıralarına giderek Bahçeli, Kılıçdaroğlu ve HDP'lilerle tokalaştı.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, kuvvet komutanları ile birlikte Genel Kurul salonunda yerini aldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın oturumu açtığı sırada salona girdi.

Erdoğan, yerini almadan önce Hulusi Akar ve kuvvet komutanlarıyla tokalaştı. Erdoğan, kendisini ayakta alkışlayarak karşılayan Bakanlar Kurulu üyelerini ve AK Parti'li milletvekillerini selamladı. Erdoğan'a TBMM Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı eşlik etti.

MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin kürsüye gelince Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı selamlaması, AK Parti Grubu tarafından alkışlandı. Bahçeli'nin konuşması da MHP ve AK Parti'li milletvekillerince alkışlarla karşılandı.

Salondaki yabancı misyon temsilcileri için simultane çeviri yapıldı.

Meclis Genel Kurul Salonu'ndaki özel birleşimi, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Yargıtay Birinci Başkanvekili Seyit Çavdar, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, Sayıştay Başkanı Recai Akyel, YSK Başkanı Sadi Irmak, Kamu Başdenetçisi Nihat Ömeroğlu, Türk Parlamenterler Birliği Genel Başkanı Nevzat Pakdil ile aralarında ABD'nin Ankara Büyükelçisi John Bass'ın aralarında olduğu yabancı misyon şefleri, eski milletvekilleri, bürokratlar da izledi.

TBMM'nin açılışının 96. yıl dönümü nedeniyle bu yıl resepsiyon verilmeyecek.

Özel oturumda Başbakan Ahmet Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, HDP Grup Başkanvekili Çağlar Demirel ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli konuşma yaptı.

Başbakan Davutoğlu, şu ifadelere yer verdi:

"Bizi birleştiren, zorluklara karşı güçlü kılan, geleceğe ümitle bakan ortak tarihi hikayemizi hiç unutmayalım. Trablusgarp, Balkan acıları, İstanbul'u savunmak için bütün bir kadim kültürün milletleri Çanakkale'ye aktılar. Akamayanlar Trablusgarp'ta, Muhammad İkbal gibi Lahor'da oturup, 'Ya Rab, eğer ahiret günü geldiğinde bana sorarlarsa dünyadan en aziz neyi getirdin, Edirne ve Trablusgarp şehidi Türk kardeşlerimin kanını getirdim ya Resulallah' diyerek, Anadolu'da yüreği çarpan Muhammed İkbal vardı.

100 sene önce dedelerimizin oturduğu bu Meclis, bugün 100 sene sonra yine değişik tehditlerle karşı karşıya kalan bir ülkenin Meclisidir, hepimizin Meclisidir. Gazi Meclis'in devamı olarak da bugün istiklal mücadelesi vermek anlamında beka Meclisidir. Onun için siyasi düşüncelerimiz arasındaki farkları bir kenara koyarak, hep beraber bu ülkenin istiklali, bu milletin onuru için omuz omuza verelim. Nereden ve hangi şekilde gelirse gelsin tehdit, hep beraber karşı duralım. Bu ülkenin insanlarına kim saldırırsa, hep beraber onun karşısında omuz omuza verelim. Terörün her türlüsünü hep beraber lanetleyelim.

Gazi Meclis'in içinde eminim, 'bu toprakların bir parçasının kaderi diğerinden ayrıdır' diye düşünen çıksaydı, önce o Gazi Meclis'in üyeleri isyan ederdi. Dersimli Diyap Ağa'nın o güzel ifadeleriyle....'(Gavur, Anadolu'yu sardı, hepimizi bir düşünce aldı, din ve diyanet, ırz ve namus, Türklük tehlikeye düştü. İşittik ki Erzurum taraflarında can kurtaran arşa çıkmış, Meclis kuracakmış. Herkes korktu. İhtiyar halimle vatanı kurtaranların yanına koşmayı hatta başımı vermeyi göze aldım. Bana 'gitme ölürsün' dediler. Zaten herkes mahvoluyor. Varam, gidem, onlara ulaşam, hep beraber ölek' dedim) diyor Dersimli Diyap.

Arkadaşlar bu milletin kaderi birdir. Ya hep beraber var olacağız ya hep beraber öleceğiz. Kim bu milletin bir parçasını diğerinden ayırt edip, onların kaderini diğerlerinden ayırt ederse, Gazi Meclis'e en büyük ihaneti yapmış olur. Hep beraber sesimizi yükseltelim. Kaderimiz ortak diyelim, tarihi hikayemiz ortak, istikbalimiz ortak diyelim, kim bizim aramıza nifak koyacaksa, onların karşısında da omuz omuza bir aradayız diyelim. Benim ilk çağrım budur. İkinci çağrım, yine bu tarihi hikayeye uygun olarak, bu Meclisin mazlum milletlerin Meclisi olduğunu unutmadan, mazlum milletlerden kimin başı dara girmişse, kimin başı sıkışmış, kim özgürlük, hatta hayatını kurtarma çabası içine girmişse bu Meclis ve ve bu ülke ona da aittir diyelim. Bu, Suriyeli mülteciler için de geçerlidir, Irak'tan gelen Kürt mülteciler için de Boşnak mülteciler için de Kafkasya'nın, Balkanların, Orta Asya'nın, Orta Doğu'nun çocuklarını hep beraber mazlum milletlerin meclisinde buluşturalım.

Hep beraber Cumhuriyetimizi birlik ve beraberlik için nasıl savunuyorsak, cumhuru bütün unsurlarıyla nasıl savunuyorsak, demokrasimizi de aynı kararlılıkla savunmalı ve her türlü darbe teşebbüslerine karşı demokrasimizi de güçlü kılmalıyız.
Yapmamız gereken şey basittir. 96 yıl önce bir araya gelenleri hiç unutmamak ve bu onları bir araya getiren ruhu yaşatmak. Daha sonra Meclisin kapanmasına kadar giden acıları hiç unutmamak, onların bir daha yaşanmaması için demokrasiyi, birliği savunmak.

Muhalefete özellikle çağrımda, güzel işler olduğunda bizi takdir ediniz ki eleştirilerinize biz de her zaman değer verelim. Biz de özeleştiri yapalım, biz de sizin yapıcı eleştirilerinizi her zaman dikkate alalım ki bu Gazi Meclis'ten yükselen yeni Türkiye'yi kuralım. Eminim biz bu tarihi hikayemizi unutmazsak, tarih hep bizim yanımızda olacak, bizim için akacak ve tarihin nesnesi değil öznesi olacağız. 96 sene önce bu Meclisi kuranlar tarihin öznesi oldular.”

Davutoğlu’nun ardından kürsüye gelen Kemal Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Bu bayrama Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı diyoruz. Bu bağlamda; Cumhuriyeti kuran devrimci kadroların ulusal egemenlik kavramıyla neyi ifade ettiklerini iyi anlamak gerekiyor. Günümüzde bu kavramı çarpıtarak bir dikta rejimi kurmaya kalkışanların, öncelikle Mustafa Kemal Atatürk’ün, 7 Şubat 1923 tarihinde Balıkesir'de yaptığı konuşmayı iyi öğrenmeleri gerekiyor. Şöyle der Gazi Mustafa Kemal: 'Milli emeller, milli irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir.' Bir halkın var olma mücadelesini bağımsızlıkla taçlandırmış bu yüce Meclis'in fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür üyeleri bugün de zorlu bir mücadele içine girmişlerdir. Bu zorlu mücadelenin halkın egemenliğini yansıtan gerçek bir demokrasi ve özgürlüklerle taçlanacağından eminim.

Çoğunluğun güçlü, güçlünün de haklı olduğu, yasaların, yurttaşların baskı, korku, yasaklar, kin, yoksulluk ve istikrarsızlık tehditleriyle yönlendirildikleri bir sistem, çoğulcu bir sistem değildir. 'Sandıktan çıktım ne istersem yaparım' anlayışı, ulusal egemenlik kavramıyla bağdaşmaz. Çünkü ulusal egemenlik, sandıktan çıkan oy sayısına bağlı bir kavram değildir.

Egemenlik, en son ferdine kadar bütün ulusundur; kayıtsız şartsız milletindir. Hiçbir güç, kaynağını nereden aldığını iddia ederse etsin, milletin üzerinde vesayet kuramaz; kurmaya çalıştığı vesayetin kaynağı olarak da bizzat milletin kendisini gösteremez. Böyle bir yönetim tarzı, demokrasi ve cumhuriyet ilkeleriyle de bağdaşmıyor. 

Demokrasi, özgür yurttaşların, özgür medyanın, bağımsız yargının olduğu ve iktidarların, egemenliğin kaynağı olan halka her gün hesap verdikleri bir rejimin adıdır. Kayıtsız şartsız, millete ait olan egemenlik, milletin iradesini gasp etmek ve toplumun belirli unsurlarını dışlamak için bir silah gibi kullanılamaz.
Toplumu ve sözde hasımlarını sindirmek için özel mahkemeler oluşturanlar, gazetecilerin, akademisyenlerin, aydınların tutuklanmalarını isteyenler, tahliyelerine tepki gösterenler, kararlarını beğenmedikleri zaman Anayasa Mahkemesine bile meydan okuyanlar, hukuku dinamitleyerek yolsuzluk soruşturmalarından kaçanlar ya da dokunulmazlık ve sorumsuzluk zırhının arkasına saklananlar, sadece Anayasa'yı değil ulusal egemenliği de çiğnemektedirler.

Özgürlüğe, eşitliğe ve bilime bağlı olan toplumlar Mustafa Kemal'in işaret ettiği gibi fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirebilirler. Çocuklarımızın ufkunu kin ve nefretle değil sevgi ve dürüstlükle çizdiğimiz takdirde ülkemiz kalkınır ve ilerler. Biz çocuklarımızı bilime dayalı, sevgiyle dolu, nefretten uzak, yüzünü geleceğe dönmü, korkulardan uzak bir eğitim sistemiyle yetiştirmek istiyoruz.
Yardıma muhtaç çocuk sayısı yüz bini geçti. Türkiye’de 2015 yılı itibariyle TÜİK verilerine göre 31 bin 337 çocuk gelin var. Sadece 2014 yılında bir nedenle güvenlik birimlerine gelmiş ya da getirilmiş çocuk sayısı 290 bin 414. Çocuklar suça sürükleniyor. Son 5 yılda çocuk hükümlü sayısı 5 kat arttı.

Uluslararası Uyuşturucu Raporlarına göre uyuşturucu kullanma yaşı 10’a kadar düştü. Adalet Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de çocuğa karşı işlenen suçlar hızla artıyor. Türkiye çocuklar arasında fırsat eşitliği sıralamasında maalesef son sıralarda bulunuyor. Bugün Türkiye’de yaklaşık 1 milyon çocuk işçi var. Bu çocukların yarısı hem çalışıyor hem okuyor. Çalışan çocukların yüzde 34’ü aşırı çalıştırılıyor, üçte birine işyerinde yemek verilmiyor. Sadece 2015 yılında 63 çocuk işçi iş kazalarında hayatını kaybetti. Anayasamızın 41’inci maddesine göre her çocuk korunma ve bakımdan yararlanma hakkına sahiptir. Ve devlet her tür istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri almakla görevlidir. Bu görev devlet dışındaki başka kurum ve kuruluşlara dernek ve vakıflara devredilemez.”

Meclis'te konuşan HDP adına konuşan Çağlar Demirel, şunları dedi:

"Bu Meclis, 96 yıl önce bu topraklarda yaşayan halklara, eşit yurttaşlık temelinde ortak bir yaşamı kurma umudunun mecrası olarak kurulmuştu. Farklılıkları zenginlik olarak gören ve temsilde adalet prensibini esas alan kurucu meclisin ruhu, çoğulcu ve ademi merkeziyetçi yönetim anlayışını esas alan 1921 Anayasası'na yansıtmıştır. Kısa bir zaman sonra 1924 yılında hazırlanan yeni anayasa ile çoğulcu ve eşitlikçi anlayışın yerini, otoriter, tekçi ve merkeziyetçi bir yaklaşım aldı. 1924 yılında başlayan darbe süreci, özerkliğe dayalı bir arada yaşama iradesini hiçe sayarak tekçi bir gündemi ülkeye dayatmıştır.

Türkiye'de kimlikler arasındaki kalıcı barışı tesis etmek ve darbecilere değil halka dayanan siyaseti sağlayacak olan Dolmabahçe mutabakatı, her türlü tekçi, inkarcı ve asimilasyonu merkezine alan anlayışı mahkum etme potansiyeline sahip bir demokratik anlayışın dışa vurumudur. Fakat bu demokratik anlayışı ve kalıcı barışa yönelik çağrıya karşı darbeci anlayıştan miras kalan bir yok sayma, tekçilik, inkarcılık çizgisi siyasi irade tarafından esas alınmıştır. Dolmabahçe Mutabakatının inkarı ile birlikte ülkemiz büyük bir savaş atmosferinin içine sokulmuştur.

Dokunulmazlıklar için önerilen teklifin, toplumsal yaşamımızı etkileme biçimlerini bugünlerde Cizre, Silopi, Sur, Nusaybin, Yüksekova, Şırnak, Silvan, İdil'deki çocukların yaşamlarında görmek mümkündür. Bugüne kadar 102'si çocuk, 99'u kadın olmak üzere toplamda 868 kişi yaşamını yitirmiştir. Sur'da, Silopi'de, Yüksekova'da çocuklar dışarı çıkıp bayramı kutlamak bir yana evinin bahçesine çıkıp oyun oynayamamaktadır.”

Kürsüye en son gelen MHP lideri Devlet Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:

“Büyük Millet Meclisinin açılışı; Türk vatanını muhafaza ve müdafaa azminin gerçek sahibi Türk milleti için geri çekilmenin son hattıdır. İmparatorluk yıllarının ardından başlayan çare arayışın son durağıdır.

Sayısız göçlerin bedelini ödeyerek 23 Nisan 1920’de küllerimizden yeniden doğduk. Bu toprakları vatan yaptık, namus bildik. Gemileri yaktık, gidecek, yerleşecek, sığınacak başka bir vatan olmadığını kanımızla, canımızla teyit ve tescil ettik.Tekrar hatırlatırım ki bin yıldır üzerinde yaşadığımız bu coğrafya Türk vatanıdır. Bu vatanın gerçek sahibi Türk milletidir. Bu ülkenin ismi Türkiye'dir, devleti Türkiye Cumhuriyeti'dir. Türk milleti, bin yıllık kardeşlik bağlarının daha önceki asırlardaki hatıra ve mirasa eklemlenerek billurlaştığı kutlu varlığın adıdır.

İlk Meclis'te ilkel dürtüler, ilkesizliğin tortuları yoktu. İlk Meclis'te vesayete, himaye altına girmeye merak ve ilgi yoktu. İlk Meclis'te bağımlı ve tutsak yaşamaya tahammül hiç yoktu. İlk Meclis egemenliğin yegane sahibi Türk milletinden gücünü ve kudretini almıştır. Emperyalist ve sömürgeci ahlaksızlığa karşı verdiği bağımsızlık savaşı bu nedenle meşrudur, kutludur, emsalsizdir.

Bugünlerde aziz milletimizi temsil makamında bulunan bizlere örnek olacak, yolumuzu aydınlatacak tutum ve davranışların kaynağı İlk Meclisimizin ruh kökünde, asil üyelerinde ziyadesiyle mevcuttur.”