Bazı markalar vardır ki, isimleri söylendiğinde size ve büyükbabanıza aynı anlamı ifade eder. Bu bir saat markası da olabilir, bir ajanda adı da... Çünkü bu markalar köklüdür; Sanayi Devrimi ile beraber gelişen pazarlarda boy göstermişlerdir ve kalıcı olabilmek onlar için zaten işin bir parçasıdır. İnternet pazarında ise artık bu kurallar işlemiyor; Guy Kawasaki “10 yıl sonra...” diye sorulan sorulara dahi “5 yıl sonra...” diye başlayarak yanıt veriyor, “her şey mümkün” diyor.

Hem teknoloji hem de internet pazarının koşullarının “geleneksel” pazardan daha büyük bir hacme sahip olduğu da bir gerçek. Uluslararası entegrasyon neredeyse kaçınılmaz olsa da, Kawasaki’ye göre Çin gibi bir ülke internette de kendini soyutlama lüksüne sahip. Teknoloji kısmında ise durum biraz daha farklı; yaratılan ekosistemlerin sizi de etkisi altına alması an meselesi. Tablet bilgisayarlardan sonra yeni oyuncaklarımız ise: Akıllı gözlükler ve akıllı bileklikler.

Kawasaki “Encantment/Büyüleme” adlı kitabında, “Müşterilerinize sunduğunuz ürün ve servislere bir anlam katın” diyor ve tüm servislerinizin şu 5 özelliğe sahip olması gerektiğini vurguluyor: Derinlik, Zeka, Zerafet, Kudret, Bütünsellik... İşinizde “büyüleci” olmak istiyorsanız, güleryüz, sevimlilik (likeable) ve güvenilirliğin (trustworthiness) esas olduğunun altını çiziyor.

Geçtiğimiz haftalarda Apple'ın yazılım müdürü Scott Forstall’ın istifası istendi. Microsoft’ta da Yazılım bölümü başkanı Steven Sinofsky istifa ettiğini açıkladı. Her ikisi de uzun yıllardır bu şirketler için çalışıyorlardı. Sizce Forstall ve Sinofsky gibi “eski” isimler, etkileme güçlerini (enchantment) yitirdiler mi? 

Her ikisini de kişisel olarak tanımıyorum. Dolayısıyla bu durumu yargılayabilmem ve değerlendirebilmem benim için çok zor. Belki her ikisi de çok para istemişlerdir, bir fikrim yok.

Scott Forstall’la tanışmamış mıydınız?

Hayır, hiç karşılaştığımızı sanmıyorum. Öte yandan zaman, her zaman genç beyinlerin... Günümüzde Facebook gibi büyük teknoloji şirketlerinin geçmişine bakacak olursak, çok da eski, köklü olmadıklarını görüyoruz. Nedense, innovasyon gençleri seviyor ve onların işini tutuyor. Bu belki de gençlerin nasıl zorlu bir işe girdiklerinin tam olarak farkında olmamasından kaynaklanıyor. Bilselerdi belki hiç başlamayabilirlerdi. Bazen “önemsememek, yeterince ciddiye almamak ve sadece yapmak” da iyidir.

Siz de bir Apple çalışanıydınız, ama sonra ayrılmayı tercih ettiniz. Eğer devam etseydiniz, Forstall’da olduğu gibi benzer bir süreç sizin başınıza da gelebilir miydi?

Şimdi dönüp de geriye bakmak kolay tabii. Apple’da çok paralar kazanmıştım, buradan ayrılıp başka bir iş yapmak istediğimde de bu işime yaradı tabii. Ama 10 yıl öncesine gidip sorsaydık, Apple geleceğin en değerli markalardan biri olacak diye, birçok insan bize gülerdi.

“İNOVASYON İÇİN ASLA DİNLENEMEZSİNİZ”

Google da o büyük markalardan biri. Sadece bir arama motoru değil, her alana uzanan ürünleri var. Artık fiber internet hizmeti de var. Sizce bundan 10 yıl sonra da bu innovatif hamlelerini devam ettirebilecek mi? Pazarın tek ve lideri olarak kalabilecek mi?

Herşey mümkün. Çok değil birkaç yıl önce, interneti MySpace’in kontrol edeceği söyleniyordu. Görüldüğü gibi öyle olmadı; Facebook’un adı bile geçmiyordu. Günümüzün ise en inovatif işlerin başında Facebook geliyor. Kimse şaşırmasın, bundan 5 yıl sonra Facebook’u da MySpace gibi sadece anıyor olabiliriz. Google’ın şu anda sosyal medyayı domine etmeyi başardığını söyleyebiliriz; çünkü arama motoru gibi çok büyük bir avantajları var. Bu güçlerini yadsıyamayız. Google her yerde yerel sayfaları kontrol ediyor. Teknolojide önde olmak da bunu gerektiriyor. Asla dinlenemezsiniz, her zaman bir sonraki inovasyona hazırlanmalısınız.

Peki özel şirketlerin dışında, devletler kamusal alanlarında nasıl ayak uyduracaklar bu yeniliklere? Örneğin Çin’in kendi içinde kullandığı arama motoru, sosyal medya araçları gibi “devlet kurallarına uygun” sitelere mi yönelecekler?

Çin kendi kendine yetebilecek kadar büyük bir pazar. Elbette ki “her ülke için arama motoru, sosyal medya sitesi, bir e-ticaret sitesine gerek var” diye bir şey yok. Dünya artık internet pazarı için tek bir platform, dünyanın herhangi bir ülkesinde; Türkiye’de, Hırvatistan’da ya da Venezuella’da aynı şeyi arayıp buna ulaşabildiğimizi bilmek güzel. Hepimiz aynı sonuçlara ulaşıyoruz.

Turkcell Teknoloji Zirvesi 2012'nin ana konuşmacısı, teknoloji ve pazarlama gurusu Guy Kawasaki.
Turkcell Teknoloji Zirvesi 2012'nin ana konuşmacısı, teknoloji ve pazarlama gurusu Guy Kawasaki.

Aynı sonuçlara ulaşabiliyor muyuz? “egypt” kelimesi Google’da arandığında ABD ve Mısır’da farklı sonuçlar getirdi önümüze, özellikle siyasi çalkantıların baş gösterdiği zamanlar...

Evet bu doğru, ama bu Mısır’ın da düzeltebileceği bir durum değil. Ya da Mısır’ın kontrol edebileceği bir durum olmamalı. En azından birbirine yakın arama sonuçlarına ulaşabiliyoruz şu an.

Apple’a dönecek olursak, sunumuzda Apple’ın kullanıcıları “kutuplaştırıcı” özelliğine dikkat çektiniz; insanlar Apple’ı ya çok seviyor ya da nefret ediyor... Siz elbette seven taraftasınız?

Evet, çok seven tarafındayım.

Apple’ın yarattığı eko-sistemi nasıl eleştirirdiniz?

Apple’ın ekosistemi kemikleşmiş bir hayran kitlesiyle oluşuyor. Apple’ın IOS’i için ya da Macintosh ürünleri için program geliştiren binlerce de yazılımcı var, Apple’ın tek başına geliştiremeyeceği ya da geliştirmeye gönüllü olmadığı ürünleri ortaya çıkarabiliyorlar. Yeni ürün/servisler çıkarmak için bu gerçekten büyük bir topluluk. Bu yüzden şanslı olduklarını düşünüyorum, böyle olmayabilirdi.

Apple ya da başka bir marka, ama teknoloji tutkunlarının şu anda hayatında 3 cihaz var: bilgisayarlar, cep telefonları ve tablet bilgisayarlar. Bir sonraki cihaz ne olabilir, belki Google Gözlük’leri de buna dahil edebiliriz?

Hiç düşünmemiştim... Nike’ın yeni çıkan ürünü fuel-band’i de bunlara önemli bir aday. Her gün kullanmayı gerektiren, spor yapmanızı teşvik eden bir ürün. Ya da Apple’ın bunun saati olabilir.

Gelelim sosyal medyaya... Bir sunumunuzda da “Twitter hesabım benim için ismimi pazarlama platformlarından biri” diyorsunuz, tweet’leri kendiniz atıyorsunuz, öyle değil mi?

Kendim atmıyorum, ama otomatik olarak da atılmıyor; bununla ilgilenen bir yardımcım var. Onun dışında, Facebook, Linked-in ve Google+ hesaplarımı kendim yönetiyorum.

Twitter’a para bile verirdim diyorsunuz, bu gibi mecralar için bir ücret modeli olabilir mi?

Elbette herkes için olmamalı. Demek istediğim, benim gibi bunu bir pazarlama aracı olarak görenler için, Twitter büyük bir değer, Facebook ve Google+ da öyle. Başkaları için sadece sosyalleşme aracı olabilir, ama bu şekilde kullanan kimse hiçbir zaman Twitter için bir şey ödemek istemeyeceklerdir. Çünkü artık bunun için çok geç. Twitter hem parasız hem çok iyi, bunu alt etmek artık çok zor.

Peki Twitter’da sevildiğinizi (likeable) düşünüyor musunuz, kendinizden hiçbir şey paylaşmıyorsunuz?

Artık 1 milyondan fazla takipçim var, bu kesinlikle benim sevimsiz olmadığımı gösterir. Evet kişisel hiçbir şey paylaşmıyorum; Guy orada sadece bir beyin, bir kişilik değil.

Hiç ölçtünüz mü, genellikle tweet’lerinizde paylaştığınız link’ler ne kadar tıklanıyor?

Evet önceden ölçüyordum, ama artık yapmıyorum. Attığım bir tweet’i 4 kez paylaşıyorum aslında aynı yerde. Kimse bunu yapmaz. Ama biliyorum ki, 4 seferde, ayrı ayrı birçok kullanıcıya ulaşmış oluyor paylaştıklarım.