Abdullah Gül Üniversitesi Sümer Yerleşkesi içinde yapımı tamamlanan Cumhurbaşkanlığı Abdullah Gül Müze ve Kütüphanesi için açılış töreni düzenlendi.

Törende ilk olarak Başbakan Binali Yıldırım konuştu.

Açılışa katılmaktan duyduğu mutluluğu ifade ederek başlayan Başbakan Yıldırım, müze ve kütüphanenin, Kayseri'nin sanayi, ticaret şehri olmasında büyük katkısı olan Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası Kampüsü'nde açılıyor olmasının ayrıca önemli olduğunu dile getirdi.

"YAN YANA, HEP BERABERİZ"

Cumhuriyetin ilk tesislerinden biri olan fabrikanın yıllarca Türkiye'nin kalkınması ve sanayileşmesi için hizmet ettiğini belirten Yıldırım, bugün de bir başka şekilde milletin hizmetinde olduğunu ifade etti. Başbakan Yıldırım, "Bu durum Cumhuriyet kurumlarının devamlılığının da bir göstergesidir. Bu kesintisiz hizmet anlayışını, bu devamlılık zihniyetini, mensubu olduğumdan gurur duyduğum AK Parti'de de görmek mümkündür. İşte şu an saygı değer Cumhurbaşkanımız, liderimiz Recep Tayyip Erdoğan burada ve işte kendileriyle ilk günden itibaren yol arkadaşlığı yapan AK Parti hareketi iktidarında başbakan, cumhurbaşkanı görevi yapan Sayın Abdullah Gül Bey burada, diğer bütün yol arkadaşlarımız burada. Kayseri'de AK Parti hareketini başlatan bütün yol arkadaşlarımız burada. Hep beraberiz, buradayız, tıpkı ilk gün olduğu gibi bugün de yine yan yana, birlikte hep beraberiz" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın daima "AK Parti bir vefa hareketidir" ifadesini kullandığını anımsatan Yıldırım, "İşte bu tablo da bir kez daha bu sözlerinizin bir teyididir. Allah'a hamdolsun, Allah birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi daim eylesin" dedi.

AK Parti'nin kurulduğu ilk günden itibaren hayalleri gerçeğe dönüştürmek için bir yandan milletin beklediği eser ve hizmetleri başarıyla yerine getirirken diğer yandan da demokrasiye, geleceğe yönelik şer odaklarıyla mücadele ederek bugünlere geldiğini belirten Başbakan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Daha ilk günden partimizin kurucusu, liderini partiden uzak tutmaya çalışan bir hukuk faciasından başlayıp 14 yıllık süre içerisinde birçok engellemeleri hep beraber yaşadık. En son 15 Temmuz'daki kanlı Feto darbe girişimine kadar uzanan vesayet heveslilerinin marifetleri saymakla bitmez. Bu oyunlar, bu kumpaslar 14 yıllık iktidarımızda hep var oldu. Buna karşılık biz de 15 yıldır bir yandan millet iradesini vesayet odaklarına karşı korumak için mücadelemizden, azmimizden asla hiçbir şey yitirmedik diğer yandan da aziz milletimizin hayallerini gerçeğe dönüştürmenin gayreti içerisinde olduk."

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve 11. Cumhurbaşkanı Gül'ün karşı duruşlarıyla bu mücadeleye en büyük katkıyı verdiklerini söyleyen Yıldırım, "Allah kendilerinden razı olsun" dedi.

Başbakan Yıldırım, açılışı gerçekleştirilecek eserin yakın tarihte çok önemli hizmetlerde bulunmuş devlet adamlarına, "devletin bir cemilesi" olduğuna işaret ederek, müzenin aynı zamanda Türkiye'nin siyasi tarih müzesi olma özelliğini de taşıdığını bildirdi.

Müzede 1950-2014 yılları arasındaki Türkiye siyasi tarihinin en güzel şekilde anlatıldığını belirten Yıldırım, "Bunun önemi şu, biz mazisi olan atiyiz. Gençlerimize, gelecek kuşaklara, geçmişte yaşanan acı olayları, güzel olayları hatırlatmak, geleceğimizi daha sağlıklı inşa etmek için bu ve buna benzer eserlere daha fazla ihtiyaç var" diye konuştu.

Müzedeki sunumlarda, Abdullah Gül'ün hayatı, siyasette izlediği yol ile AK Parti iktidarları ve cumhurbaşkanlığı dönemlerinin kapsamlı bir şekilde yer aldığına işaret eden Yıldırım, "Abdullah Gül Müze ve Kütüphanesi, dünyadaki örnekleri seviyesinde ülkemizde az bulunan tematik müzelerden ve kütüphanelerden bir tanesi olmaya adaydır" dedi.

Yıldırım, 9 bölümden oluşan müzede, demokrasiyle örülmüş bir hayat, değerler manzumesi ve geleceğin liderleri gibi bölümlerin de yer aldığını belirterek, sosyal bilimlerin belirli alt dallarındaki ihtisas kütüphanesinin bilim insanlarına hizmet edeceğini ve Gül ile ilgili belge, bilgi ve fotoğraflara da arşivde yer verileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanlığına bağlı faaliyet gösterecek müze ve kütüphanenin 7 bin metrekare alanlı üç binadan oluşacağını dile getiren Yıldırım, "15 Temmuz alçak darbe girişiminin müzede ayrı bir bölüm olarak ele alınması ve bunun gelecek kuşaklara aktarılması yönündeki gayretlerden dolayı teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum" diye konuştu.

Yıldırım, "15 Temmuz, yakın tarihimizin en büyük kahramanlık destanıdır. Dünyanın güçlükle anlayabildiği aziz Türk milleti, silaha karşı, tanka karşı, topa karşı iman gücüyle, memleket sevdasıyla, bayrak sevdasıyla meydana inmiş, darbecilere darbeyi indirmiştir. Bu olay bu kadar nettir. Bu vesileyle ülkemizin birliği, bütünlüğü, bekası için 15 Temmuz gecesi verilen kurtuluş mücadelesi sırasında hayatını kaybeden bütün şehitlerimize Allah'tan rahmet gazilerimize esenlikler diliyorum" dedi.

Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki mimari anlayışın en güzel örneklerinin de bu binada ziyaretçiler için ayrı bir ilgi alanı olacağına işaret eden Başbakan Yıldırım, "15 Nisan 2017'den itibaren Abdullah Gül Müze ve Kütüphanesi'nin ziyaretçi akınına uğrayacağını düşünüyorum. Sadece Kayserili hemşehriler değil Türkiye'nin her köşesinden vatandaşlarımız burayı keyifle gezecekler, ziyaretçiler burada demokrasi tarihimizdeki önemli bir keside şahitlik edeceklerdir" ifadesini kullandı.

Binali Yıldırım’ın ardından kürsüye çıkan Abdullah Gül, açılışa katılanlara teşekkür etti.

Müzeyi 24 Temmuz'da açmayı planlamalarına rağmen bilinen olaydan dolayı ertelemek zorunda kaldıklarını belirten Abdullah Gül, müze kurma fikrinin nasıl ortaya çıktığını anlattı.

Gül, bu tip müzelerin geleneğinin doğulan, büyünen ve siyasetçi olunan yerlerde kurulduğunu vurgulayarak, "Benim de doğduğum, büyüdüğüm kendi şehrim olan Kayseri olduğu için müzeyi burada kurma fikrini cumhurbaşkanı olduğum dönemin sonlarına doğru kararlaştırdığımda, o zaman hukuki düzenlemeyi de yaptık. Daha sonra da gerekli teşebbüsler yapıldı ve Kayseri'nin bu çok önemli kültür mirası Sümer Bez Fabrikasında gerçekleştirmeye karar verdim. Burada teşekkür etmek istiyorum Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Bey'e, benim başlattığım bu projeyi devam ettirdiler ve destek verdiler. Ümit ederim ki bu gelenek Türkiye'de oluşmuş olur ve bundan sonra da günü geldiğinde, vakti zamanı geldiğinde, daha inşallah uzun yıllar sonra diğer cumhurbaşkanları için de tekrarlanır" diye konuştu.

Sümer Bez Fabrikasının hikayesinin anlatıldığını, 1935'te kurulduğunda burada 2 bin kişinin çalıştığını anımsatan Gül, "Daha sonra ekonominin değişmesiyle buralar atıl hale geldi. Burayı değerlendirmekle ilgili önce ismimi taşıyan üniversitenin şehir kampüsünü burada kurduk, daha sonra da bu enerji merkezini, buhar merkezine kütüphane ve müze yaptık" ifadesini kullandı.

Gül, Kayseri'nin tarihi ile ilgili de bilgiler vererek, şöyle devam etti: "Birçok medeniyetler, kültürler gelip geçtiği için büyük bir kültür birikimi olan şehir. Burada arkeoloji, etnografya ve büyük bir Selçuklu merkezi olduğu için de Selçuklu Müzesi kuruldu ve benim mezun olduğum Kayseri Lisesi, bütün son sınıf öğrencilerini Sakarya Savaşı'nda şehit verdiği için orada da Milli Mücadele Müzesi açıldı. Dolayısıyla Kayseri'de böyle bir birikim de giderek oluşuyor. Bu şehirden birçok değerli devlet adamları, birçok önemli siyasetçi, çok önemli sanayiciler, iş adamları, sanatçılar çıktı. En büyük özelliği de bu şehrin hayırseverliği ile ortaya çıkması. İnsanların gönlünden geçerek birçok alanda hayırseverlik yapmakta. Bu anlamda her zaman şehrimizle gurur duyduk. Zaman zaman acı tarihimize de örnek oldu. 1960 ihtilalinde o zamanın Cumhurbaşkanı Celal Bayar buradaki hapishanede maalesef belli bir dönemini geçirdi."

Müzeyi, aynı zamanda siyasi tarih müzesi olarak da düşündüklerini belirten Gül, "Cumhuriyetin başından başlayıp bugüne kadar, dolayısıyla müzeyi gezenler kısa sürede kompakt diye bileceğim bir Türkiye tarihini burada görebilirler. Acı, tatlı günlerimizi, başarılarımızı, sıkıntılarımız görürler. Tabii ki daha sonra da benimle ilgili bölümler var. Benim siyasetçi olarak, devlet adamı olarak, cumhurbaşkanı, hükümet üyesi olarak bulunduğum olaylar ve o dönemle ilgili hatıralar sergilendiği gibi benim siyaset tarzımı, öne çıkarttığı konuları, yaptığım konuşmalarda dikkati çektiğim ve liderlik yaptığım değerleri de bu müze özel olarak sunmaktadır" ifadesini kullandı.

"Her ne kadar benim ismimi taşıyorsa da bu müze aslında hepimizin hatıralarını yansıtıyor" diyen Gül, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Siz (Cumhurbaşkanı Erdoğan) de sinevizyonda söylediniz, 1970'yi yıllarda tanıştığımızı, Talebe Birliğinde. O günlerden bu günlere baktığımızda neredeyse 50 yıla yaklaşıyor. Aslında ondan birkaç yıl önce de tanışmıştık. Dolayısıyla hükümet içindeki tüm faaliyetlerimiz, sıkıntılı günlerimiz, Refah Partisi, Fazilet Partisi dönemleri, AK Parti'yi kuruluş yıllarımız, partimizi kurduktan sonra başımızdan geçen bütün sıkıntılı dönemler, bütün bunlar burada var. Bunlar sadece sizlerin değil, birçok değerli milletvekili arkadaşlarım, omuz omuza siyaset yaptığımız, Türkiye'yi yönettiğimiz bütün arkadaşlarımız. Şu an hala görevlerini yapıyorlar. Hepimizin hatıraları bu müzede gösterilmeye ve yansıtılmaya çalışılıyor. Tabii ki bütün bunları yaparken şunu da söylemek isterim. Hep gurur duyduğumuz işler yaptık. Türkiye'yi demokratik olarak çok geliştirdik. Türkiye'de birçok tabular vardı. Bu tabuları hep beraber yıktık, değiştirdik. Bunların hepsini tarihe gömdük. Türkiye'yi ekonomik olarak geliştirdik. Türkiye öyle oldu ki dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden birisi oldu ve herkesin hayranlıkla karşıladığı bir ülke oldu. Dış politikada hep beraber yine çok güzel işler yaptık. Doğuyla da batıyla da ilişkilerimizi geliştirdik. Bütün bunlar hepimizin buradaki eserleri olarak görmemiz gerekir."

Abdullah Gül, tarihte inişler çıkışların söz konusu olduğuna dikkati çekti.

Gül, "1960 darbesi var. Maalesef 1980 dönemi var. Bunları bazen çok üzülerek, mahcubiyetle hatırlıyoruz, karanlık günleri. 28 Şubat dönemleri var.Bunların hepsi ara dönemler olarak kaldı. Bunların hepsini aştık ve Türkiye'yi bugün ki duruma ve çok daha ilerilere hep beraber taşıdık. İnanıyorum ki 15 Temmuz'da haince ve gerçekten çok rezilce gerçekleştirilen bu olayı da gerimizde bırakacağız" dedi.

"14 TEMMUZ'DA BİR ARAYA GELMİŞTİK"

Gül, bu vesileyle bütün şehitlere minnet duygularını tekrarladığını ancak bir kişinin ismini özellikle zikretmek istediğini vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:
"Hepimizin en yakın arkadaşı Erol Olçak. Çünkü 14 Temmuz'da bugün ki organizasyonu onun yapması için oturduk, toplantı yapmıştık, bir gün önce. Benim biraz kaygılı olduğumu görünce 'Sen hiç karışma bunları ben yapacağım' diyerek her şeyi planladığını ve her şeyin güzel olacağını söylemişti o zaman, her zaman ki şövalye yapısıyla, sitiliyle öyle vedalaşmıştık. Ertesi günü maalesef kendisini kaybettik, şehit oldu. Onunla birlikte birçok vatandaşımız. Tabii ki suçlu ve suçsuzları titizlikle ayıklayıp,hak edenlere gereken cezaların verileceği herkesin emin olduğu bir husustur ama Türkiye'yi muhakkak ki ileriye taşımak hepimizin görevidir ve özellikle de şu anda da bütün Türkiye'nin sorumluluğunu, Türk halkının sorumluluğunu üstlenenler olarak sizlerin, değerli hükümetin. Bunun da en iyi şekilde yapılacağına inanıyorum."

Demokrasinin devamlı bir mükemmelleşme süreci olduğuna işaret eden Gül, sözlerini şöyle tamamladı: "Devamlı kendinizi geliştiriyorsunuz, devamlı iyileştiriyorsunuz. 'En iyiyim' diyenler de kendilerini mükemmelleştirme ve geliştirmek durumundalar. Bu süreçte tabii ki istişareler olur, tartışmalar olur, eleştiriler olur, öz eleştiriler olur ve neticede hep doğru istikamette hep gelişilir, hep ileri gidilir. Mevcut sorunları zamanında muhakkak aşmamız gerekir ki gelecek sorunlar birikmesin, birikirse o zaman orada kalınır. Onları da aşabilmek için günümüzdeki sorunları aşarak yola devam etmek gerekiyor. Bunun için demokrasinin, reformcu bir niteliği vardır. Sabit, statik değildir. Nasıl yaptığımız şeyler köklü bir reform süreci içinde bizi oluşturdu ve Türkiye'yi ileri taşıdıysak da inanıyorum ki yine aynı şekilde mükemmelleşmek, her şeyi daha iyi yapmak için bu reform süreçlerini sizlerin liderliğinde değerli hükümetimizin hep önderliğinde gerçekleşecektir ve bu içinde yaşadığımız dönemi süratle atlatacağız ve Türkiye en parlak dönemlerini yine eminim ki yine yakalayacaktır. Bundan hiç tereddütüm yok. Geçmişe baktığımızda nasıl ki en zor dönemler aşıldıysa bu dönemler de aynı şekilde aşılacaktır."

Törende bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de siyasi tarih müze geleneğinin yavaş yavaş oluşmaya başladığını söyledi.

Cumhurbaşkanlığı Abdullah Gül Müze ve Kütüphanesini söz konusu geleneğin en önemli temsilcisi olarak nitelendiren Erdoğan, "Burada olduğu gibi, Cumhurbaşkanlığı olarak arzu edilirse tüm eski cumhurbaşkanlarımız adına kurulacak şahsi müzeleri destekliyor ve gereken her türlü imkanı da sağlıyoruz" diye konuştu.

"Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş" sözlerini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Dünyada bırakacağımız hoş sadaların böyle güzel mekanlarda gelecek nesillere aktarılması aynı zamanda kültürümüze ve medeniyetimize yapılmış en önemli katkıdır. Tarih yapan bir millet olarak tarihimizi kayda geçirme, yaşatma ve gelecek nesillere aktarma konusunda aynı başarıyı maalesef gösteremiyoruz. Esasen elimizin altında dünyanın en düzenli ve kapsamlı devlet kayıtları olan Osmanlı arşivleri gibi bir hazine bulunuyor. Buna rağmen onu bile şimdiye kadar doğru dürüst değerlendiremedik. Bir dönem Osmanlı arşivlerinde yer alan milyonlarca belgenin hurda niyetine kilosu 3-5 kuruşa satılmasının utancını dahi yaşadık. Bunun için, hükümetimiz döneminde arşivciliğin modern versiyonu olan dijital arşiv konusuna özel önem verdik, tüm kurumlarımızın arşivlerini kalıcı hale getirmesinin yolunu açtık."

"ADETA AYAKLI BİR KÜTÜPHANE”

Erdoğan, kişisel arşivlere olan ilginin giderek yaygınlaştığını görmekten duyduğu memnuniyeti vurgulayarak, müze ve kütüphanenin bu ilgiyi daha da artıracağına yönelik inancını paylaştı.

11. Cumhurbaşkanı Gül ile üniversite yıllarından beri yol arkadaşı olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Sayın Abdullah Gül'ü bilimsel çalışmalarının yanında kültür ve medeniyet hayatımıza dair okumalarıyla adeta ayaklı bir kütüphane olarak biliyoruz" diye konuştu.

Kendisi adına açılan kütüphanenin Gül'ün yarım asrı bulan birikimini de yansıtan bir eser olacağını belirten Erdoğan, müze kısmındaki sergi alanları, simülasyon ve kişisel arşiv bölümlerinde Gül'ün kendi hayatı ile demokrasinin Türkiye'deki gelişiminin de takip edilebileceğine işaret etti.

"Abdullah Gül kardeşimle beraberliğimiz AK Parti'nin kuruluşundan çok öncesine, 1960'lı yıllara kadar uzanır." diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Türk Talebe Birliği çatısında başlayan fikri ve şahsi hukuklarının, Gül'ün akademik hayatı ve İslam Kalkınma Bankasındaki çalışmaları boyunca da sürdüğünü belirtti.

"ABDULLAH GÜL KARDEŞİM..."

Gül ile siyasi yol arkadaşlığının ise onun milletvekili adayı olduğu 1991'den itibaren başladığını ve kesintisiz devam ettiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

"Refah Partisi'nin ardından Fazilet Partisi'nin kapatılmasından sonra kendisinin de aralarında bulunduğu bir grup arkadaşımızla AK Parti'nin kuruluş çalışmalarını gerçekleştirdik. Abdullah Gül kardeşim AK Parti'nin kuruluşunda ve iktidara gelmesinin ardından icra edilen çalışmalarda beraber olduğumuz, hatta ilk güçlü mitingimizi yaptığımız il Kayseri olmuştur. Yani yola çıkışımızKayseri'de, burada oldu. Özellikle kendisinin aday olduğu 2007'deki cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi ve sonrasıyla Türk siyasi tarihinin en ibretlik hadiselerinden birini yaşadık. Cumhuriyet Mitingleri ve 27 Nisan bildirisiyle milletin ve TBMM'nin iradesine karşı adeta bir meydan okumaya çevrilen bu seçim süreci 367 garabetiyle trajikomik bir hale dönüştürülmüştür. Bu millete bu ülkede bu da yaşattırıldı. Biz de işte böyle bir dönemde demokrasiye ve milli iradeye karşı girişilen saldırılara cevabımızı Abdullah Bey'i aday göstermek suretiyle verdik. Birikimi ve partimize olan katkıları sebebiyle Abdullah Bey'in adaylığı hem kendi camiamızda hem de milletimiz nezdinde hüsnükabul gördü ve Sayın Gül'ün cumhurbaşkanlığı adaylığı, cumhurbaşkanlığıyla neticelendi."

Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı görevini yürüttüğü 2007-2014 yıllarında Türkiye'nin çok önemli değişim, dönüşüm, yeniden yapılanma süreçlerini yaşadığını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"Ülkemizde anayasa kitapçıklarının fırlatıldığı dönemleri de gördük, bunlar yaşandı. Tabii biz cumhurbaşkanlığı makamı ile başbakanlık makamı arasındaki dayanışmayla bu dönemi başarılarla dolu bir dönem olarak hamdolsun gerçekleştirdik. Bu süreçte yaşanan siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlar karşısında kendisinin de sergilediği mutedil yaklaşım daima takdirle birbirimizi anmamıza vesile oldu. Türkiye vesayetin değil, milletin cumhurbaşkanlığına giden yolun ilk adımlarını işte bu dönemde Sayın Gül ile atmıştır. Cumhurbaşkanının doğrudan halkın oyuyla seçimi uygulamasının milletimiz tarafından bu denli büyük bir muhabbetle kucaklanmasında Sayın Gül'ün cumhurbaşkanlığı dönemindeki başarıları da katkıda bulunmuştur. Ülkemizin son yıllarda yetiştirdiği en önemli siyaset ve devlet adamlarından biri olan Abdullah Gül kardeşimin çalışmaları ve hizmetleriyle milletimin kalbinde de müstesna bir yer edindiğine inanıyorum."

Kendisinin lisede, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün üniversitede okuduğu 1960'lı yılların sonunda Türkiye'de etkisi hala süren yeni bir kuşağın ve anlayışın doğduğunu dile getiren Erdoğan, çok partili siyasi rejimin özgürlük ve kalkınma tecrübesiyle 1960 darbesinin vesayeti arasında yolunu tayin etmeye çalışan bir Türkiye'nin tam ortasında kendilerini bulduklarını söyledi.

Erdoğan, bir yanda gönüllerini coşturan dava ve aksiyon adamlarının diğer yanda sanayileşmeyi, büyümeyi hedef gösteren, bunun için de siyasetin yolunu işaret eden büyüklerin telkinleriyle beslendiklerini belirtti. Zaman içinde bu ikisinin aslında birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı olduğunu fark ettiklerini vurgulayan Erdoğan, "Hem gönlümüzü, hem zihnimizi zenginleştirecek, hangi kaynağa ulaşırsak, kimi bulursak ondan faydalanmanın yollarını aradık. 1980 darbesi, bu arayışımızı durdurmak bir yana, daha üst seviyelere çıkardı. Çünkü darbelere karşı direnmenin yolunun da bu olduğunu gördük. Hem manevi dünyamızı tahkim edecek hem de teknik kapasitemizi artıracak çalışmalara ağırlık verdik. 1991 seçimlerinden itibaren işaretleri görülmeye başlanan 1995 seçimlerinde adeta patlama yapan başarılarımızın gerisinde işte böyle bir emek, vizyon vardı" diye konuştu.

"1997 KIRILMA NOKTASIYDI"

Erdoğan, siyasetin dikensiz gül bahçesi olmadığını, bu süreçte attıkları her adımda tecrübe ederek görüp, yaşadıklarını aktardı. 1997'nin kendisi için kırılma noktası olduğunu ifade eden Erdoğan, "Kırılma derken, yanlış anlaşılmasın, bu süreçte gönlümüz kırıldı ama milletimizle olan bağımız daha önce hiç olmadığı kadar güçlendi. Abdullah Gül Bey ve diğer kardeşlerimizle beraber omuz omuza yürüttüğümüz mücadele 2001 yılında yeni bir partiyle, 2002 yılında tek başına iktidarla neticelendi. Birlikte kurduğumuz parti, 3 Kasım 2002'de kazandığı seçimlerle parlamentonun yüzde 63 oranında milletvekillerini almayı bize getirdi" şeklinde konuştu.

Geride kalan 14 yılın Türkiye tarihinde en büyük değişimlerin, dönüşümlerin, gelişmelerin yaşadığı dönem olduğunu belirten Erdoğan, 2023 hedeflerine ulaşma ümidinin bu 14 yıldaki başarılar sayesinde olduğunun altını çizdi.

“MİLLET, DARBEYİ KENDİ LEHİNE DARBEYE DÖNÜŞTÜRDÜ”

"Bu dönemin ilk başbakanı, sonra dışişleri bakanı, son olarak da cumhurbaşkanı olarak tüm başarıların altında imzası olan kardeşlerimizden bir tanesidir Abdullah Bey" diyen Erdoğan, Gül'e, ülkeye ve millete yaptığı hizmetler dolayısıyla şükranlarını iletti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: "Bu süreç içerisinde özellikle önümüzü kesme gayretlerinde en son adım bildiğiniz gibi 15 Temmuz darbe girişimi olmuştur. Bu da yine önümüzü kesmeye yönelik bir adım. İçeriden ve dışarıdan atılan bu adımla önümüzü kesmeye çalışanlar, milletimizin o şehadete, Hakk'a yürüyüşüyle bunu başaramadılar. Bu millet bunu gösterdi. 16 saatte darbeyi kendi lehine darbeye dönüştürdü. 'Meydanlara yürüyün' dediğimiz zaman benim milletim meydanlara yürüdü. Tereddüt etmeksizin meydanlara yürüdü. Bunun neticesinde 16 saatte Rabbimin lütfuyla aldık. Bu vesileyle tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet, gazilerimize şifalar diliyorum. Bizler onlarla beraber hamdolsun bu ülkeyi hiç bir ayrıma tabi tutmaksızın tek millet yaptık. Bayrağımızı, şehitlerimizin gazilerimizin kanıyla tek bayrak yaptık. 780 bin kilometrekarelik şu toprakları tek vatan yaptık. 'Tek devlet' diyerek de geleceğe yürüdük, yürüyoruz."

Cumhurbaşkanlığı Abdullah Gül Müzesi ve Kütüphanesinin hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, emeği geçenlere ve katılanlara da teşekkürlerini sundu.

Eski Sümer Bez Fabrikasının enerji ve buhar bölümünde açılan Abdullah Gül Müze ve Kütüphanesi, Türkiye’de "Cumhurbaşkanlığı Müzesi" anlamında ilk olma özelliğini taşıyor.

Tören öncesi, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün hayatının kendisine yakın isimlerce anlatıldığı filmle Sümer Bez Fabrikasını tanıtan kısa film gösterildi.
Törene, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan'ın yanı sıra 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eşi Hayrunnisa Gül, Başbakan Binali Yıldırım, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, eski TBMM Başkanları Cemil Çiçek ve Bülent Arınç ile çok sayıda eski ve yeni bakan, milletvekili ve siyasetçinin yanı sıra medya temsilcileri ve iş adamları katıldı.

Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Bakir İzzetbegoviç, Azerbaycan Milli Meclis Başkanı Oktay Esedov, Pakistan Pencap Eyalet Başbakanı Şahbaz Şerif, eski Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadic, eski Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai, eski Almanya Başbakanı Gerard Schröder, eski Yunanistan Başbakanı George Papandreu, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani'nin kardeşi Şeyh Sani Hamad Bin Hamad Al Sani, eski Arnavutluk Başbakanı Bamir Topi'nin de aralarında bulunduğu çok sayıda eski ve yeni yabancı davet adamı da törende hazır bulundu.

Törenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11. Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Yıldırım davetlilerle birlikte kokteyle katıldı.