Türkiye-İran ilişkileri altın dönemini yaşıyor. İki hafta önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son yılların en kalabalık heyetiyle Tahran’a çıkartma yaparken, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, yaklaşık 1 yıl içinde ikinci kez İstanbul’da.

İran ise hem içeride hem de dışarıda sıkıntılı bir süreç yaşıyor; insanlar ikiye bölünmüş durumda. Amedinejad’la muhalifler arasında ipler kopmuş. Tahran sokaklarında muhaliflere göz açtırılmıyor, açık ya da gizli büyük bir baskı söz konusu. Yabancı gazeteciler ülkeye sokulmuyor, gösterilerde yakalananlar hapsediliyor, muhalifler tutuklanıyor.

Hatta durum şu noktaya varmış: Geçen hafta devrimin 30. yılı nedeniyle yürüyüş yaparken tutuklananlar arasında, 1979’da Amerikan Elçiliği baskınına katılanlar da var. Sanki devrim kendi çocuklarını yiyiyor.

Ekonominin durumu hiç içacıcı değil. Birçok alandaki subvansiyon kaldırılmış, yasal olarak günde verilen 3 litre benzininin azaltılacağı ve hatta ekmeğe uygulanan desteğin de kaldırılacağı konuşuluyor.

Üstelik, bu kesintileri çoğunluğunu muhafazakarların oluşturduğu parlamento savunuyor. Yani karmaşık bir durum.

TÜRKİYE DİKKAT ETMELİ!
Dışarıda ise Uluslararası Atom Enerji Ajansı (UAEA) ile anlaşmanın eşiğine gelen Tahran, öneriye "hayır" diyor. Nedeni ise geçmişten kaynaklanan güvensizlik. Tahran öneriye güvenmemekle halkı. Çünkü İranlılar zenginleştirilmiş uranyumu enerjiye çevirmesi önerilen Fransa'ya da güvenmiyor. Geçmişte bu amaçla verilen uranyum Fransa’dan geri dönmemiş.

UAEA Başkanı El Baradey’in uranyumun zenginleştirilip teslim edilmesinde Türkiye’nin aracı olması yönündeki önerisini de İranlılar bir “oyun” olarak değerlendiriyor. İki ülke ilişkilerinin geliştiği bir dönemde Türkiye’nin de ateşe atılmak istendiği söyleniyor.

“Batı, Türkiye’yi tuzağa düşürebilir; böylece iki ülke arasını bozup bir taşla iki kuş vurulabilirler” deniyor.

İran böylesi zor, çetrefil bir dönemden geçerken, ülkede sanki “krizlere alışkınız” havası var.

BİR YIL İÇİNDE İKİNCİ KEZ
Tahran sokaklarındaki zaman zaman yükselen gösteriler dışında ülkeye büyük bir sessizlik hakim. Ama bu sessizlik aslında büyük bir rahatsızlığın göstergesi.

İşte böyle bir havada İran Cumhurbaşkanı ile Şah döneminden kalma başkanlık sarayında görüştük.

İKO, İSEDAK toplantısı için İstanbul’a gelen Ahmedinejad’la Tahran’da NTV canlı yayınında buluştuk. Ahmedinejad’la bir yıl önce aynı mekandaki söyleşimizindi.

Danışmanlar da “11 kişilik bir liste geldi ama siz seçildiniz” notunu iletti bize. Kolay bir şey değil. Dünya basını, Ahmedinejad’la mülakat için kuyrukta. Sözleri dikkatle takip ediliyor.

Tabii ki nükleer enerji pazarlığında hangi noktada olduklarını, Türkiye İran yakınlaşması sonrası çokça sorulan “Türkiye yüzünü doğuya çeviriyor” tartışmasını sorduk. İran Cumhurbaşkanı, yine söyleşiye sessiz bir biçimde kimseye hissettirmeden geldi.

Öyle şaşalı korumalar, etrafta hava atan görevliler yoktu. Üzerinde bildik takım elbisesi, ayağında mutevazı basit ayakkabısı vardı yine. Hatta teknik aksaklıkları bile sorun etmedi.

DÜNYA DEĞİŞTİ
İran Devlet Başkanı, Türkiye ile ilişkilerde çok net. Tarihi derinliği olan iki kültürün iki ülkenin yeniden şekillenen dünyana önemli rol oynayacağını söyledi. Tepkinin değişen dünya koşullarına ayak uyduramayıp eski (eski derken aslında alışıldık Amerikan politikasını kastediyor. Yani ABD’nin istediği gibi at koşturduğu, her ülkenin politikasını kendisinin belirlediği, soğuk savaş paradigmasından söz ediyor) çıkar politikasını sürdürmek isteyenlerden geldiğini ima ediyordu.

Ve "Türkiye eksen mi değiştiriyor?" sorusuna belki Türkiye’dekilerden daha aklı selim yanıt verdi.

"Türkiye’nin yeni politikası Batı ilişkilerini gevşetmesi anlamına gelmiyor. Bu çok yönlü politikaya devam etmeli” derken, müstehzi bir gülümsemeyle “AB’nin Türkiye’nin birliğe katılması için ricacı olması gerektiğini, Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu” söylüyordu. Yani Türkiye’nin değil AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu vurguluyordu.

İSTERSEK YAPARIZ!
Nükleer enerji konusunda ise taviz verecek gibi görünmüyor. Bu konuda sadece uluslararası anlaşmalar gereği sadece UAEA’ya karşı sorumlu olduklarını, bütün dünyada sistemin böyle işlediğini söyleyerek “Başka ülkelere uygulanan yasalar biz olunca niye farklı uygulanıyor” diye soruyordu Ahmedinejad. Sorusunda haklı.

Kendisine, "Dünyanın hala şüphe duyduğunu, bunun İran’ın şeffaf olmayan politikasında mı kaynaklandığını" sorduğumuzda, uranyumu barışçıl amaçlı kullandıklarını belirtti.

“Bizim için konu kapanmıştır. Bu konuyu kimseyle müzakere etmeyiz” diyerek tüm görüşmelere noktayı koyduklarını ima etti. Ve “İran isterse uranyum zenginleştirmesini tamamlayabilir” diyerek şunu ima etti: "İstersek her şeyi yapabiliriz ama böyle bir niyetimiz yok."

Evet, serin bir Tahran akşamında sıcak mesajlar verdi. İran Cumhurbaşkanı, Türkiye ile gelişen ilişkilere çok önem verdiklerini her defasında tekrarlıyor. Ama ikili ilişkiler dışında kendi göbeğini kendi kesmek istiyor İran.

Bu yüzden nükleer mesele konusunda muhataplara doğrudan ilişki kurmak niyetinde. Kimseye güvenmiyor. Türkiye’nin arabuluculuğuna “siyaseten sıkıştırılır” gerekçesiyle çok sıcak bakılmıyor. Yani, ikili ilişkilerle, bölgede etkinliğin birbirine karıştırılmaması gerekiyor. Ama gelişen ilişkileri herkes merakla izliyor.

Hele İran dünyadan daha fazla soyutlanma tehditi altındayken, Türkiye bir anlamda can simidi gibi geliyor. İlişkiler devam etmeli ama dikkatli olunmalı. İranlılar da aynı kanaatte.