Bab-ı Esrar’da (Sırlar Kapısı), Mevlana’nın Hocası Şems-i Tebrizi’nin öldürülerek kuyuya atılması konusunu işleyen romancı Ahmet Ümit, 50 bin adet basılan kitabından 1.5 ay için 45 bin civarında satıldığını, Bab-ı Esrar’ın kendisini mutlu eden bir kitap olduğu söyledi. Ümit, Bir cinayet etrafında kurguladığı romanını doğu ve batı düşüncesinin bir kıyaslaması olarak görüyor.

800 YIL ÖNCEKİ CİNAYET
Romanlarını 2002 yılından bu yana Anadolu’daki uygarlıklardan ve kültürlerden seçtiğini dile getiren Ümit, “Daha önce Hititler, Alevilik, Hristiyanlığın Anadolu kökleri üzerine yazmıştım. Tabii tasavvuf bu ülkenin en önemli kültürlerinden bir tanesi... Son romanın konusu da, bu tasavvufun içindeki en önemli renklerden olan Mevlana ve onun şeyhi Şems-i Tebrizi oldu” diye konuştu.

Tarihi kaynaklar arasında çelişkili bilgilerin bulunduğu Şems’in öldürülmesi olayını anlatırken, Mevlana’nın büyük oğlu Sultan Veled’in görüşlerine itibar ettiğini belirten Ümit, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kültürü anlamak, anlatmak, merak uyandırmak lazımdı. Bu romana gerçeklerden yola çıkarak ‘birazcık kurgu’ diyebiliriz. Romanda 1244 yılında olmuş bir olaydan bahsediyoruz. Birçok kişi bu olayın bir cinayet olduğunu, Şems’in kuyuya atıldığını söylüyor. Mevlana’nın büyük oğlu Sultan Veled’in görüşleri de bu doğrultudadır. Kendisi ‘Şems’in cesedini bizzat kuyudan çıkardım’ demektedir. Bazı kaynaklar ise Şems’in Konya’yı terk edip başka bir yere gittiğini söylüyor. Ben Sultan Veled’in görüşlerine itibar ettim. Bu ihtimalin

daha doğru olabileceğini düşündüm. Onun dışında genellikle Mevlana ailesinin söylediği şeylerden yola çıkarak romanı kurdum.”

Ümit, romanın o tarihsel dönemi anlatmakla kalmadığını, günümüzden yola çıkarak o tarihsel dönem üzerine bir hikaye kurduğunu ifade etti.

DOĞU-BATI DÜŞÜNCESİ KIYASLANIYOR
Konya’ya 3 yıl önce geldiğinde Mevlana Müzesi ve Şem-i Tebrizi’nin türbesini ziyaret ettiğini, Şem-i Tebrizi’yi incelerken kendisinin 7 kişi tarafından öldürüldüğünü öğrendiğini anlatan Ümit, şunları kaydetti:

“Şems’i öldürenler arasında Mevlana’nın ortanca oğlu Alaaddin Çelebi’nin de bulunduğunu öğrendim. Bu konu bana çok ilginç geldi. Bu roman bir anlamda doğu-batı düşüncesinin kıyaslanması ile ilgili oldu. Ve bizim tasavvuf düşüncemizi Mevlana ve Şems’ten yola çıkarak anlatmaya, okurun kafasında doğru sorular oluşturmaya çalıştım. İnsanlar bu konuyu okuyabilsinler, bu meseleye ilgi duyabilsinler istedim. Çünkü Mevlana ve Şems önemli şahsiyetler. Mevlana düşünür olduğu kadar öyle büyük bir şair ki, halen ABD’de şiir kitapları en çok okunan kitaplar arasında bulunuyor. Ancak ne acıdır ki dünya Mevlana’yı Türkiye’de olduğundan daha fazla tanıyor.”

‘KONYA BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ’
Türkiye’de bazı başkentler bulunduğunu, Konya’nın da bu başkentlerden biri

olduğunu belirten Ümit, “Konya da son derece önemli bir devlet olan Selçuklu’nun başkentidir. Konya’da Selçuklu’dan kalan olağanüstü eserleri görebiliyorsunuz. Romanımı okuyan pek çok kişiden aldığım tepki şu, ‘Bizim mutlaka Konya’ya gitmemiz lazım’. Benim Konyalılar’a önereceğim şey şudur, Konya aslında büyük bir turizm merkezi olabilir. Bu sadece Mevlana ile ilgili değil. Sille, Çatalhöyük olsun, buralar Konya için önemli değerlerdir” dedi.

50 bin adet baskısı yapılan kitabından 1.5 ay için 45 bin civarında satıldığını ifade eden Ümit, “Bab-ı esrar beni mutlu eden bir kitap oldu’ diyebilirim. Ancak beni mutlu etmesinin sebebi satış rakamlarından çok sevdiğim ve inandığım bir konuda yazdığım içindir” dedi.