Akyol: Hükümet tansiyonu düşürmeli

Milliyet Gazetesi Yazarı Taha Akyol, NTV'nin Yazı İşleri programında Mirgün Cabas ve Ruşen Çakır'ın sorularını yanıtladı.

30.04.2009 - 12:47

Taha Akyol: Başbakanın bu açıklamasından Ergenekon'unda bu işlerle ilgisi var gibi bir şey ortaya çıkıyor. Türkiye 40 yıldır terörle uğraşıyor. 1960'ların sonlarında başladığını, 12 Mart'a yol açmalarını falan düşünürsek 40 yıldır terörle uğraşıyor. Dünyada 40 yıldır terörle uğraşan başka bir ülke var mı bilmiyorum. Buna dikkat etmek lazım. İkincisi etnik terör dünyanın her tarafında uzun süre devam eden çabuk bitirilemeyen, bazen 100 sene devam edebilen bir sürece sahip. Yokedilemiyor. Türkiye'de bir taraftan etnik terörün devamlılığı ve derinliği, öte yandan 40 yıldır devam eden terörü kahramanlık sayma, terörü bir devrim sanma, terörü bir cihat sanma damarı var. Bu damarla bu etnik terör bir araya geldiğinde veya ikisini birden gördüğümüzde tıpkı hastalıklı ortamlarda zaman zaman salgının ortaya çıkması gibi bu tür olaylar ortaya çıkıyor. Belki de önümüzdeki hafta inşallah hiç terör olmayabilir ama ondan sonra bir kaç ay içinde böyle olaylar olabilir.

Taha Akyol: Kesinlikle. Böyle işte bir düğmeye basıldı PKK oradan onu yaptı, öteki bunu yaptı bunları kabul etmiyorum. Ama bunları müştereken esinlendiren bir takım politik sosyal süreçler var. Evvela Türkiye temel değerler konusunda maalesef mutabakatını sağlayabilmiş bir ülke değildir. Temel değerler konusunda Türkiye'de zıtlıklar var. Bunların sinir uçları zaman zaman şiddete başvuruyorlar.

Bir kısmı devrim adına öteki kısmı din adına ya da milliyetçilik adına. İkincisi Türkiye kimlikler itibari ile maalesef uzlaşmış bir ülke değildir. George Harris iyi bir siyaset bilimcidir. 12 Eylül öncesinde Türkiye'deki sağ sol terörünün adeta dünyada örneği görülmeyecek derece şiddetli olmasının sosyolojik sebepleri vardır. Bu da sağın Sünni İslamla, solun da Alevilikle bir tür entegre olması... Böylece sağ sol çatışmasının derinleşmesi analizini yapıyor. Bunda gerçek payı var. Etnik terörü zaten biliyoruz.

Bütün bunlar Türkiye'de zaman zaman kendisini bastırılmış hisseden ezilmiş hisseden ya da kutsal bir davaya bu devrim olabilir bu din olabilir adanmış hisseden insanların sinir uçlarına geldiklerinde şiddete başvurduklarını gösteriyor.

Biz cezaevine girdiğimizde hücrede bizden önce hapis yatan sağcı ve solcu tutukluların yazdıkları sloganlar vardı. Bir kısmı diyordu ki dünya Türklüğünün kurtuluş mücadelesi durdurulamaz. Öteki diyor ki dünya devrimi durdurulamaz diyordu. Böyle bir tür okyanus duygusu, bir tür kendini bir şeye adamak bir şey yapmak. Böyle krizie ortamlarda sinir uçlarında maalesef bu duygular yükseliyor. Bu genel çerçeve içinde Amerika'daki herhangi bir şirketin kar veya zarar açıklaması devrimci durum olgunlaştı analizini burada doğurabilir. Ya da Pakistan'da İran'da olan bir hadise El Kaide'ye sempati duyan birilerinin temiz mahalle çocuklarını birden bire bunun intikamını alalım diye 20 gün sonraki bir terör eylemine motive edebilir.

Taha Akyol: Bu konuda terörün 12 Eylül öncesine göre daha lokalize olmasını başarı saymıyorum. Terörün olmasını da hükümetin başarısızlığı saymıyorum. Bu konuda uzun vadeli analizler yaptığımızda Türkiye terörle mücadeleyi sağ iktidarlar zamanında denedi, sol koalisyonlar zamanında denedi, askeri rejimler zamanında denedi ancak kısa vadeli sayılabilecek sonuçlar oldu mesela 12 Eylül geldi bastırdı ama ondan sonra öyle bir patladı ki hala 25 senedir işte o Eruh'ta patlayan terörle 25 senedir uğraşıyoruz. Toplum olarak şunu görmemiz gerekiyor her gerilim artışı hiç aklımıza gelmedik bir sinir ucunda titreşim yaratarak teröre yol açabilir.

Burada belki hükümeti eleştireceğimiz, uyaracağımız nokta hükümetlerin daima tansiyon düşürücü olması lazım. Bana göre terörle mücadelenin teknik askeri polisiye istihbarat yönü olabildiğince dikkatli olarak götürülmeli bu konuda hiç bir fedakarlıktan çekinilmemeli. Çünkü bu bünyemizde uzun süredir var olan ve bir süre daha devam edeceği anlaşılan bir mikropla mücadele ediyoruz. Bir taraftan da toplumda uzlaşı ve hoşgörü kültürünün gelişmesi için aydınların bilhassa politikacıların ve hükümetin öncülük etmesi lazım.

Taha Akyol: Hikmet Sami Türk çok değerli bir hukukçu ve devlet adamı. Bu hayata dönüş operasyonu sırasında bilhassa DHKP-C'nin hedefi olmuştu çünkü cezaevlerindeki toplu koğuşlarda ideolojik eğitim yapıyordu. Hükmet Sami Türk yaptığı bu operasyonda cezaevlerinin bir tür hücre haline gelmesi, bir tür ideolojik eğitim merkezleri haline gelmesini önledi ve toplu koğuşları işte bu F tipi cezaevine dönüştürmek suretiyle ideolojik eğitim yapamayacakları ya da ilgisi olmayan tutukluları kazanamayacakları bir bireysel cezalandırma düzeyine getirdi.

O günden beri sürekli tehdit alıyordu. Bu sonuncusu son derece enteresan. İlk defa terör örgütü bu kadar Hikmet Sami Bey'e yaklaşabildi. Yanına geliyor ve Hikmet Sami Bey de ders soracak bir öğrenci zannediyor işte fünye patlıyor ama işte düzenek... Allah korusun şimdi başka şeyler konuşuyor olacaktık. Hem Hikmet Sami gibi çok değerli bir devlet adamını ve hukukçuyu kaybetmiş olacaktık ve belki bina çökecekti şu kadar öğrenci hayatını kaybedecekti yaralanacaktı. Patlayıcı tüm binayı çökertecek durumda olduğu polis tarafından Hikmet Sami Bey'e bilgi olarak verilmiş.

Taha Akyol: Cezaevlerinin durumu Hikmet Sami Türk'ün bakanlığından önce konuşulan, zaman zaman gündeme gelen hatta Milli Güvenlik Kurulu bildirgelerinde yer alan konuydu. Orada Hikmet Sami Türk'ün özelliği şu Adalet Bakanı olarak bu işle görevliydi. Çünkü terör yuvalanmalarını cezaevlerinde önlenmesi cezaevleri yönetimi ile ilgili cezaevlerinin yönetimi de Adalet Bakanlığının sorumluluğunda. İkincisi Türk hukukçu. Ayrıca çok kişilikli bir insan bunu başkalarının üzerine yıkmak yerine hukukçu kimliği ve Adalet Bakanı kimliği ile bu operasyonun yürütülmesini üstlendi. O günden beride hedef haline geldi. F tipini çıksak sorsak bugün kimse hatırlamaz ama terör örgütünün gündeminden düşmüyor.

Taha Akyol: Her yiğidin yoğurt yiyişi vardır her Genelkurmay Başkanı'nın da üslubu var ama hakikatten bir Başbuğ üslubundan bahsedilebilir. Onu da ben şöyle düşünüyorum askeri düşünceyi, askeri dünya görüşünü, entelektüel referanslarla, entelektüel kavramlarla ifade eden, bu bakımdan da militarist görülmeyen bir militer diye Başbuğ'u tanımlayabilirim.

Din ilişkilerini, din toplum meselelerini cemaat meselelerine girdiği zaman maksviyelerden Weber'den, ordu hükümet ya da ordu sivil otorite ilişkilerinden bahsettiği zaman Huntington'dan bahsediyor. Bu tür referanslarda bulunuyor. Ve öyle olduğu içinde bana sözleri zart zurt eden klasik tipten çok farklı üniformalı bir entelektüel görünümü veriyor. Farklı düşündüğümüz konularda bile hiç olmazsa referanslar üzerinde tartışabiliriz. O yüzden Başbuğ konuşmalarının daha önce benzer konularda yapılmış konuşmalara göre hem kamuoyu tarafından hem de medya tarafından daha sıcak karşılandığını görüyorum.

Dünkü konuşmada en çok altını çizdiğim konu bir hukukun üstünlüğünü vurgulamasıydı. Halbuki Türkiye'deki gelenekte asker cumhuriyetin koruyucusu ve kollayıcı olarak kendisini hukukunda üstünde, hukukçuları, yüksek yargıçları çağırarak ona brifing verecek kadar üstünde gören bir geleneğe sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 312. maddenin Avrupa standartlarına uygunlaştırılması konuşulurken Türkiye'de genelkurmay başkanları eskiden çıkmışlardır bu maddenin kılına dokunulmamalıdır demiştir.

Onun üzerine Başbakan Mesut Yılmaz mecbur kalmıştır talimat verip 312. maddenin değiştirilmesini Meclisten geri çekmiştir. Şimdi öyle bir gelenekten geldiğimizde karşımızda hukukun üstünlüğüne, yargıya güvenmememiz gerektiğine, ordunun yargının yargıya güvendiğini hukuka güvendiğini ifade eden bir genelkurmay başkanı. Ben bunu Türkiye'de askeri düşüncenin değişimi, askeri ideolojideki değişimin çok tipik örneklerinden birisi olarak görüyorum.

İkincisi de 'darbeciler bizim içimizde barınamaz' sözü. Ben bunu son derece önemli buluyorum. İddianameye eleştirileri var. O eleştirilerini kendim de bir hukukçu olduğum için teknik hukuk açısından doğru buluyorum ama bir genelkurmay başkanının bunu ifade etmesini uygun bulmuyorum. Ama buradaki temel vurgu hukukun üstünlüğü... Hukukun üstünlüğünü vurgulayan bir komutan ve bir de 'darbeci içimizde barınamaz' diye vurgulayan bir komutan.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...