Aldatmada asıl sorumlu kim?

Yıllarca boşanma davalarına bakan avukatlar turkhukuksitesi.com'da açılan forumda "Aldatmada asıl sorumlu kim?" sorusuna yanıt bulmaya çalışıyor. İşte görüşler...

03.09.2009 - 00:47

İzmir'de yaşayan A.S'nin üç yıl önce intihar eden eşi M.S' ile ilişkiye girip "kişilik haklarına zarar verdiği" iddiasıyla T.A'ya açtığı 10 bin TL'lik manevi tazminat davasının yerel mahkemece reddedilmesi, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin ise, evli olduğunu bilerek davacının eşi ile ilişkiye giren T.A'nın tazminat ödemeye mahkum edilmesi gerektiğini belirterek kararı bozması, hukukçular arasında farklı yorumlara neden oldu.

"Yargıtay’ın, bundan önce de bir örnek kararı var. Orada da konu, aileye tecavüz olarak değerlendiriyor ki, bu doğrudur" diyen Av. Kezban Hatemi'ye göre ailenin toplumun temeli olduğu anlayışı nedeniyle ailenin çözülmesine etki edebilen -kadın olsun, erkek olsun- maddi tazminatla karşı karşıya gelebilir.  

Av. Cengiz Hortoğlu da evlilik dışı ilişkide üçüncü kişilerin sorumlu tutulmasını doğru buluyor. "Tek kişilik aldatma olmaz, aldatma iki kişiliktir" diyen Hortoğlu, aldatan eşin yanısıra evlilik dışındaki aldatmanın diğer tarafının da sorumluluğu olduğu görüşünde. Hortoğlu'na göre,
kadın, kocası kendini aldattığında erkekten daha çok diğer kadına tepki veriyor. Eşine toz kondurmak istemiyor. Eşini affeden kadınlar, diğer kadına dava açmak istiyorlar.

Peki, evlilikte aldatan kadın aldatılan erkek olduğunda durum ne? Av. Kezban Hatemi, şimdiye kadar, “Ben aldatıldım, bundan da çok manevi zarar gördüm” diye dava açan bir erkeğe rastlamadığını söylüyor. Metres kadınsa dava açılıyor.  Av. Hortoğlu'na göre de aldatılan erkekse, yüzde 99 gizleniyor. Erkekler yargıya gitmek istemiyor.

Av. Habibe Yılmaz Kayar ise "Evlilikteki eşler dışındaki kişi taraf değildir ve sorumluluğu da yoktur. Yargıtay'ın kararlarındaki bakış açısıyla sorumluluğa gitmek yeni mağduriyetlere yol açacak bir bakış açısı ve kadınları karşı karşıya getirerek belirtildiği gibi asıl kusurlu kişinin korunmasına yol açacak nitelikte" diyor.

www.turkhukuksitesi.com adresinde "Aldatmada Asıl Sorumlu Kim?" başlığı adı altında yapılan forumda çok sayıda görüş yer alıyor. İşte aldatmada 3. kişilerin sorumluluğuna ilişkin hararetli tartışmalardan kısa bir alıntı:

Av. Semire Nergiz Toz:
Hukuk sistemimiz sorumluluk açısından bu derece geniş bir illiyet bağını kabul etmemiştir. Kaldı ki günümüzde evliliklerin bitmesinin tek sebebi aldatma değildir. Mesela bugünkü evliliklerin çoğunun bitiş sebebi ekonomik sıkıntıdır. Şimdi biz bu durumda devleti mi sorumlu tutacağız? Ki illiyet bağını geniş tutarsak böyle bir sonuca gitmemiz doğru olacaktır. Çünkü devletimiz sosyal bir hukuk devletidir ve dolayısıyla vatandaşına iş aş bulmak zorundadır. Ya da devletin önleme sorumluluğunu gereği gibi yerine getirmemesi sebebiyle aile içi şiddetin bir türlü sona ermemesinde de devletin sorumluluğundan bahsedilebilir ya da kaynana kayınbaba baskısıyla sonlandırılan evliliklerde bu kişilere karşı dava yoluna mı gideceğiz?


Işıl Yılmaz:
Evlilik birlikleri, türlü nedenlerle bozulabilir. Erkeğin ya da kadının evlilik dışı ilişkiye girdiği üçüncü kişiyi cezalandırmak aileye atfedilen önemin aşırı okunmasıdır (devletin temeli; toplumun en kutsal, biricik çekirdeği gibi.)

Böylece bu kutsallığı korumak adı altında tüm üçüncü kişiler ceza tehdidi altında bırakılmaya ve evlilik birliği "üçüncü şahısların gazabından" korunmaya çalışılıyor. Bunun sonu, zinanın suç sayılmasıdır. 

Evliliğin bozulmasının nedeni ve bu nedene bağlı sonuçlar sadece ve sadece yasal açıdan bu birliğin içindekilerle sınırlı olmalıdır. Birliğin içindekileri metres, toplum vs. ad altında yaygınlaştırmak doğru olmayan sonuçlara bizi götürecektir, inancındayım.


Minee.mine
Ben de evliliği iki kişi arasında bir akit olarak görüyorum. Bu aktin bitişinden üçüncü şahıslar sorumlu tutulamaz ayrıca zaten evlilik yolunda gidiyor olsa idi, böyle bir durum ortaya çıkmazdı. Yolunda giden evliliklerde üçüncü şahısların yuva yıkmak üzere işlerinin oldukça zor olduğunu düşünüyorum. Birliktelik için iki kişi gerekir, tek başına karar verilecek bir durum değil. Burada evli ve doğal olarak eşine karşı sorumlu kişi erkek olduğuna göre, bir ilişki olup olmayacağını belirleyici kişi de odur. O istemez ise hiç birşey olmaz...


Naile:
Evlilik kurumunun hukuki yapısı, taraflara yüklediği haklar ve sorumluluklar çerçevesinde üçüncü bir kişi olan metresin tazminat ödemeye mahkum edilmesini anlamak mümkün değil.
Metres adamın evli olduğunu biliyor olsa, adam onu kandırmak için hiç bir şey söylememiş olsa dahi burada metresin herhangi bir sorumluluğu yoktur. Aldatan eşin medeni aldattığı eşine karşı aile hukukundan kaynaklanan boşanmya neden olmak ve bundan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat sorumlulukları bulunmaktadır. Evlilik birliğinin tarafı aldatan kocadır ve sorumluluklarda ona aittir.


ntvmsnbc'ye Yargıtay kararını ve aldatmada 3. kişilerin sorumluluğunu değerlendiren üç uzmanın görüşleri ise şöyle:

Av. Kezban Hatemi:
ERKEĞE DAVA AÇILDIĞINI HİÇ DUYMADIM
Yargıtay’ın, bundan önce de bir örnek kararı var. Orada da konu, “aileye tecavüz” olarak değerlendiriyor ki, doğrudur. Bir eşin boşanma sebeblerinden biri olan sadakatsizlik, en çok elem ve ıstırap duyduğu ve manevi olarak tazminatı en çok hak ettiği bir konudur. Daha önce böyle uygulamalar yoktu. Bu, ikinci örnek oldu.

Metres kadınaysa dava açılıyor. Erkeğe dava açıldığını hiç duymadım ben. Herhalde geleneksel telakkilere göre erkek bunu açıklamak istemiyor. Bizim toplumumuzda erkeklerin, “Ben aldatıldım, bundan da çok manevi zarar gördüm” diye dava açtığına ilişkin bir örneğe ben henüz rastlamadım.

Dikkat edilmesi gereken bir şey var; aile toplumun temelidir Türkiye’de ve Anayasa’da yer aldığı için de kamu düzeni açısından da devlet tarafından da korunmaya değer bir varlık olarak görülmektedir. Dolayısıyla ailenin çözülmesine etki edebilen -kadın olsun, erkek olsun- maddi tazminatla karşı karşıya gelebilecektir.

Telefonla arıyor, mesela, "Senin kocanla birlikteyim, sen ne utanmaz kadınsın hâlâ bir arada olabiliyorsun..."  gibi. Çok tipik olaylar görüyoruz uygulamada. Ama öyle durumlar var ki, adam kendini hiç evli olarak göstermiyor, evlilik için planlar yapıyor. O zaman karşı tarafın günahı yok. O da aldatılmış oluyor.

Her somut olay kendi özellikleri içinde incelenmelidir. O davadaki delilleri ve davanın gerekçesini tam olarak bilmiyoruz. Mesela, erkeğin evli olduğunu bilecek veya bilebilecek durumda olmalı kadın. Yoksa her kadını da sorumlu tutamazsın. 

Av. Cengiz Hortoğlu:
TEK KİŞİLİK ALDATMA OLMAZ

Yargıtay’ın verdiği karar doğru bir karar. Çünkü burada bir eylem varsa, haksız fiil varsa, bu iki kişiliktir. Tek kişilik aldatma olmaz. O halde sorumluluğun diğer kişide de olması gerekir. Yargıtay’ın aradığı kriter, kişilik haklarına saldırı. Yalnızca şu şart aranıyor: 3. kişinin, birlikte olduğu kişinin evli olduğunu bilmesi gerektiği. Yani bilerek bu eylemin içinde olması gerektiğini. Hatta daha önceki kararlarda şunu da arıyordu: Yani kiminle evli olduğunu bildiği halde böyle bir birlikteliği tercih ediyor.

Aile birliğini korumak bakımından bunun caydırıcı etkisi olacaktır.

ALDATILAN KADIN EŞİNE TOZ KONDURMAK İSTEMİYOR
Bu konuda bizi arayan çok kişi oluyor. Kadın kocası kendini aldattığında erkekten daha çok diğer kadına tepki veriyor. Bana göre bu tabii ve duygusal bir olay. "Eşimi kandırmıştır, ikna etmiştir" diye düşünüyor, eşine toz kondurmak istemiyor. Daha doğrusu kadın yuvasını yıkmak istemediği için biraz içgüdüsel ve korumacı bir tepkiyle, "Eşim böyle bir kadın tarafından ikna edilmeseydi beni aldatmayacaktı" diye düşünüyor. Ve şunu soruyorlar: "Ben sadece birlikte olduğu kadına dava açabilir miyim?"

Bir defa mahkemede inandırıcı olabilmeniz açısından eğer eşinizi affettiyseniz, bu konuda hiç bir tepkiniz olmadıysa tabii ki bu davayı kazanma şansınızı azaltır. Doğal olan da budur.

Aile birliği açısından bunun önemli bir şey olduğunu düşünüyorum. Eğer burada bir eylem varsa, hukuka aykırılık varsa, bu iki kişiliktir. Aldatma iki kişilik bir olaydır. Doğru olan, sorumluluğun da iki kişide aranmasıdır.

ERKEKLER ALDATILMIŞSA YÜZDE 99 GİZLİYOR
3. kişiyle aldatan kadın da olabilir. Bu durum nedeniyle de bize başvuranlar oluyor ama biz şunu gördük hep. Eğer aldatılan erkekse, yüzde 99 gizleniyor. Erkek bu nedenle asla yargıya gitmek istemiyor. Olabildiğince bu olayın gizli kalmasını istiyor. Toplumsal değer yargıları, toplumda aldatılan erkeğe bakış açısı, ciddi etkenler.

Kıyaslama yaparsak, aldatan kadın sayısı da az değil ama erkek buna tepkisini sessiz sedasız boşanarak  veriyor. Bunun duyulmasını, kendi yakınlarından, arkadaşlarından, ailesinden bile gizlemeye çalışıyor. Bunun duyulmasının kendisine zarar vereceğini düşünüyor.

MAĞDURLA SUÇLUYU BİRBİRİNE KARIŞTIRIYOR
Bir kadın müvekkilim tecavüze uğramıştı, eşi başlangıçta çok büyük destek verdi. “Eşim tecavüze uğramış, sonuna kadar onun yanındayım” dedi. Bir süre sonra kahvede oturamaz hale geldi ve adam gidip boşanma davası açmak zorunda kaldı. Toplumsal baskı bazen mağdurla suçluyu birbirine karıştırıyor. Adam şunu söylüyordu: "Kahvede oturuyorum ve oturduğum masadan herkes kalkıp gidiyor..."

Av. Habibe Yılmaz Kayar:
YENİ MAĞDURİYETLERE YOL AÇACAK BİR BAKIŞ AÇISI
Evlilikteki eşler dışındaki kişi taraf değildir ve sorumluluğu da yoktur. Yargıtay'ın kararlarındaki bakış açısıyla sorumluluğa gitmek yeni mağduriyetlere yol açacak bir bakış açısıdır ve kadınları karşı karşıya getirerek belirtildiği gibi asıl kusurlu kişinin korunmasına yol açacak niteliktedir.

Evlilik dışında ilişki yaşayan kişinin eylemi iradidir. Ve bu kararlar ile kişinin seçimi arasında olan ilişki koparılmaktadır.

Ayrıca benzer kararlarda “eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı” kavramı sıkça kullanılmaktadır. Kişilik değerlerinin zedelenebilmesi için saldırının doğrudan kişiye yönelmesi gerekmektedir. Dolaylı eylemleri bu saldırı kategorisine almak eşlerin iradi ve kusurlu eyleminden konu dışı kişi ve kurumları dahi sorumlu tutmaya kadar gidebilecek bir tuhaf durum yaratır.

Örneğin içki içen eş için, içki satan ticari kurum, kumar nedeniyle kumara oynayan kurum, trafikte sinirlenip eşe şiddet uygulanması sebebi ile, Ulaştırma Bakanlığı'ndan tazminat istemenin yolu da açık olarak kabul etmek gerekecektir.

"Eşim her gece eve sarhoş geliyor" diyen kişinin bu eşe içki satanlardan manevi tazminat istemesini; her gün kahveye takılıp okey oynayan ve bu sebeple eşiyle ve ailesiyle ilgilenmeyen ve ailevi yükümlülüklerini ihmal eden eşle okey oynayan arkadaşlarından ve kahve sahibinden manevi tazminat istemesini; eşin silikon taktırmasından memnun olmayan, bundan elem duyan ve bu haliyle aile düzenim bozuldu diyen kişinin plastik cerrahtan manevi tazminat istemesini v.b. durumları da kabul etmek gerekmez mi?

Son olarak ahlak kurallarının her birini hukuki düzenlemeye almaya çalışmak yürürlükten kaldırılan zina suçunun fiilen yeniden varlığının kabul edilmesi gibi amacı aşan ve kadınlar arasında medeni durumlarına göre ayrımcılık yapan bir anlayışa yol açabilir.

Kişisel düşüncem, Medeni Kanun'a göre sadakat yükümlülüğünün eşler arasında akti bir sorumluluk olduğu, bu ilişkiye taraf olmayan kişinin eylemi başka bir yasal düzenlemeyi ihlal etmiyorsa, tazminat sorumluluğunun oluşmayacağı yönünde...

Aktin tarafı olmayan bir kişinin sonuçlardan sorumlu tutulması, asıl sorumlu kişinin kusurunu gizleme, sorumluluğunun görünmez hale gelmesine yol açar.

Kusurlu olan eş, kime karşı kusurlu davranmışsa evlilik devam ederken veya boşanma sırasında ona karşı tazminat sorumluluğu taşır.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...