Ana Tanrıçalar

National Geographic, Kubaba'dan Kybele'ye, Leto'dan Artemis'e kadar doğurganlık, bereket ve bilgeliğin Anadolu'daki izlerini sürdü.

03.07.2012 - 17:26

Ana Tanrıçalar

Tanrıçaların binlerce yıl boyunca mesken tuttuğu Ege’deyim; bin pınarlı dağlarından ovalarına ve kıyılarına bereketin taşındığı topraklarda... ,

Bereket var oldukça süregelmiş ana tanrıça inançlarının Anadolu’daki izlerini sürüyorum. Kontağı İstanbul’da çevirerek yola koyulmuş olsam da, asılyolculuğum Kaz Dağları’nın eteklerindeki bir köy mezarlığında buluştuğum Esma Topaloğlu’nun aylar önce gördüğü rüyasına kulak verdiğim an başlıyor. Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Tahtakuşlar Köyü’nden Esma teyze, önce Tahtacı Türkmenlerin mezarlık alanı içindeki ziyaretgâhı olan Uzun Dede Yatırı’nda niyaz edip, tüm ölmüşlerden, ulu bildikleri büyüklerinden duacı olduğunu mırıldanıyor. Sonra da beni, bölgede kutsal kabul edilip ibadet edilen Sarıkız’a bir düş mesafesi yaklaştıracak rüyasını anlatıyor. Gördüklerini aktarırken gözlerinde o günün heyecanı var. Anlattıklarına bakılırsa, Sarıkız, Esma teyzeye düşünde şöyle demiş: “Oğlun Mustafa’ya bir çocuk, sana bir torun veriyorum. Çocuğun kırkı çıktığında Mustafa adaklık kuzumu kessin.” Geleneklerine bağlı Topaloğlu Ailesi ana tan- rıçaların belki de son temsilcisi olan Sarıkız’ın verdiği mesaja kayıtsız kalmamış. Baba Mustafa Topaloğlu rüyada müjdelenen Deniz’in doğumundan 40 gün sonra adaklık kuzularını kesmiş...

Anadolu’da ana tanrıça kültünün varlığına işaret eden ilk örnekleri İÖ 1. Binyılda Frigya’da görüyoruz. Frigyalılar tanrıçaya doğrudan “ana” (matar) diye seslenen ilk halk. Matar’ın varlığından hem Kybele’yi temsil eden heykelcikler yoluyla, hem de İÖ 7. yüzyıla ait Frig yazıtları sayesinde haberdar oluyoruz. Gerçi onlardan 5–6 bin yıl daha eski olan ve Çatalhöyük ile Hacılar’da kazılmış höyüklerde ele geçen bazı buluntular da var. Söz konusu buluntular bazı bilim insanlarına, Anadolu’da ana tanrıça tapınımının Neolitik döneme kadar uzanmış olabileceğini düşündürmüş. Bunlardan Çatalhöyük, yaklaşık İÖ 6400–5700 tarihleri arasında kesintisiz yerleşim görmüş bir yer. Hacılar’ın geçmişi ise yaklaşık İÖ 5700’den 5000’e uzanıyor. Her iki Neolitik yerleşimde de güçlü kadın şahsiyetlerin, topluluğun din bilincinde önemli roller oynadığına inanılıyor. Ancak kadına atfedilmiş bu rollere bakarak, Frigya’da rastladığımız gibi bir ana tanrıça tapınımının Çatalhöyük  ve Hacılar’da var olduğunu söylemek güç. Yine de bazı bilim insanları bu iki höyükten çıkarılan heykelciklerde, duvar resimlerinde ve kabartmalarda Anadolu’daki ana tanrıça tapınımının en eski izlerinin saklı olduğuna inanıyor. Konya’nın yaklaşık 40 km güneyindeki Çatalhöyük’ten ve Burdur’un 26 km güneybatısında yer alan Hacılar’dan çıkarılan kadın heykelciklerinin çoğu tamamen çıplak...  Tarıma geçişle birlikte  saban ve çift lik hayvanları gibi– üretim araçlarını kullanabilen erkeğin özel mülkiyet sahibi ilk tür olma ayrıcalığına kavuşması da bu yeni rollerini pekiştirdi. Anaerkil dönem geride kalırken sosyal ve dini hayatın sembolleri de değişiyordu. Ama mahsulün bolluğu ve bereketi için yüzlerce –belki de binlerce– yıl boyunca adak adanan ve şükran sunulan ana tanrıça tapınımına devam edilebilirdi. Üstelik artık üretkenliği erkek tanrılar ya da insan–krallar tarafından da desteklenen bir ana tanrıça söz konusuydu.

Tarımsal üretimdeki artış zamanla mülkiyet birikiminin yaygınlaşmasını ve kent devletlerinin ortaya çıkmasını beraberinde getirdi. Bu durumun dinsel inançlar ve söylencelerde bir değişime yol açması da kaçınılmazdı. Tanrılar panteonunun yerini yeni bir simgesel düzen alacaksa, bu kadîr–i mutlak tek bir erkek tanrının düzeni olacaktı. Ataerkil düzen genişliyordu. Başlangıçta belki ana tanrıça vardı ama “Tekvin” ile birlikte “kadın erkekten yaratılır” (Bap: 2:23) olmuştu. Yine de tek tanrılı yeni dinler, Anadolu coğrafyasında daha kolay kabul görebilmek için ana tanrıçanın geç versiyonlarını da bir şekilde içerme ihtiyacı duymuş olabilir. Artemis kültünün güçlü olduğu yerlerde Hıristiyanlık ideolojisi kendisine daha fazla taraft ar bulabilmek için

Meryem Ana’nın rolüne daha büyük bir vurgu yapmak durumunda kaldı. Bir dönem paganlar için çok önemli olan Efes, bu kez Hıristiyanlar için benzer bir önem taşır hale geldi. 431 yılında III. Konsil, (Ekümenik Meclis) Efes’te toplandı ve Meryem Ana’nın, İsa’yı Tanrı’nın oğlu olarak doğurduğuna burada karar verdi. Tarımla çok erken dönemlerde tanışan Anadolu’da ana tanrıça tapınımının izleri zamanla azalmış olsa da, varlığını her dönem hissettirdi. Kubaba’dan Kybele’ye, Leto ve Artemis’ten Meryem Ana’ya, ondan da Esma teyzenin Sarıkız’ına, Anadolu, tarihsel seyri boyunca neredeyse her dönem bir ana tanrıçalar diyarı oldu...

Yunan dünyasında “tanrıların anası” olarak anılan Frigyalı ana tanrıça, İÖ 204’te bu kez Roma dünyasına sıçradı. Orada “Magna Mater” (büyük ana) ya da “mater deum magna Idaea” (tanrıların İda’lı büyük anası) olarak anılan ana tanrıça kültü bu şekilde doğudan başlayarak bütün bir Akdeniz’e yayılmış oldu. Gerek Yunan gerekse de Roma dünyası, ana tanrıçayı bu unvanlarının dışında, Frig yazılı kaynaklarında sözü geçen “Kubileya” (dağın) sıfatından türetilmiş “Kybele” ismiyle de anıyordu. Frigyalı ana tanrıça, Yunan ve Roma dünyasında yabani kedi (arslan) veya yırtıcı kuş gibi hayvanlarca sembolize edilen avcılık ve güçlülük kavramlarıyla birlikte anıldı. Özünde Frig kült geleneklerini yansıtan bu ve benzeri pek çok öğe, Hititlerin dini inançlarının devamıydı. Hititlere de Sümerlerden gelmişti. Roma’ya taşınan ana tanrıça kültünde bereket vurgusu, Anadolu ve Yunan dünyasındakinden daha güçlü oldu. Ancak, Doğulu bir kökene sahip olması nedeniyle Kybele’ye Greko–Romen dünyada bazı yabanıl yakıştırmalar da yapıldı. Ana tanrıçaya bu tür önyargılardan azade bir biçimde bakanların başında Kaliforniya Üniversitesi öğretim üyesi ve sanat tarihçisiLynn E. Roller geliyor. Roller, Anadolu’da Kybele kültünü temel alan kitabı In Search of God The Mother’da tüm bu yakıştırmaları “oryantalizmin bir biçimi” olarak yorumluyor. Frigyalıların “dağların anası” adını verdiği ana tanrıça Kybele’ye ilişkin çeşitli söylencelerin merkezinde, onun Frigya ormanlarında yaşayan Attis isimli bir delikanlıya âşık olmasının öyküsü var.

Kybele ile Attis’in aşkına ilişkin, çeşitli kaynaklarda birbirinden farklı söylenceler üretilmiş olsa da, Roller’ın da altını çizdiği gibi, bunlarınhemen hemen tamamında  toprak–bereket, ölme–dirilme kavram çift leri büyük yer tutuyor. Kybele ile Attis’e ilişkin söylencelerden en sık söz edileni tarihçi Diodoros’un aktardığı söylence. Buna göre, Frigya ve Lydia kralı Maion’un, karısı Dindyme’den bir kızı olur. Maion bir erkek çocuk beklentisi içinde olduğundan kızınıö Kybelos’a (dağa) gönderip orada ölüme terk eder. Ancak yaban hayvanları bebeği besleyip büyütür. Kıza daha sonra çobanlar sahip çıkar ve ona bırakıldığı dağdan esinlenerek “Kybele” adını verirler.

Dağda yaban hayvanlarıyla birlikte bir yaşam süren Kybele, hayvan yavrularına ve çocuklara karşı şefk atli olduğu için “büyük ana” ve “dağların anası” gibi isimlerle anılır. Kybele gün gelir, görenlerin güzelliğine ve aklına hayran olduğu bir genç kız olur çıkar. Bir zamanlar kızını dağda ölüme terk etmiş olan baba Maion, onun hakkında işittiği olumlu haberlerin ardından tekrar sarayına aldırmak ister. Ancak Kybele, Attis isimli bir Frigyalıya aşık olmuş, onunla ilişkiye girmiş ve hamile kalmıştır. Bu durum kralın kulağına gidince, baba kızının bekâretini yitirmiş olmasına kızarak Attis’i öldürtür. Kederden perişan olan Kybele, çaresizce dağ bayır dolaşmaya başlar. Vebanın ve kıtlığın pençesindeki ülkede Kybele gün gelir, tanrıça olarak kabul edilir. Hükümranlığının geçerli olduğu coğrafyalarda insanlar Kybele ile birlikte Attis’e de taparlar. Attis’in mezarı belli olmadığı için (Eskişehir’in Sivrihisar ilçesi yakınlarındaki) Pessinus antik kentinde onun için bir tapınak inşa edilir. Her yıl onun için yas tutulur. Kısacası Anadolulu ana tanrıçaya ilişkin olarak aktarılan en eski söylence, temelinde bir iff et öyküsüdür. Aradan geçen yaklaşık 2700 yıllık zamana ve bu zaman dilimi içinde, bölgede değişen hâkim dini inançlara rağmen, “ana tanrıça”inancı Anadolu’da tarih boyunca büyük ölçüde “iff etli olmayı” yüceltmenin (ya da o iff ete adanmışlığın) bir sembolü olarak bugüne kadar geldi.

*Akdoğan Özkan'ın kaleme aldığı, Baran Özdemir'in fotoğraflarını çektiği "Ana Tanrıçalar" makalesinin tümüne National Geographic Türkiye'nin Temmuz sayısında ulaşabilirsiniz.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...