Zifiri karanlık. Kamyonetin içinde oturan şoför, “YAK” komutu geldiğinde farları açıyor, ışığın karanlığı deldiği noktada bir tümsek aydınlanıyor. Görüş mesafesi dışında, koca tümseğin arkasındaki çukurdan aceleyle bir–iki kürek toprak daha atılıyor taze toprağın yığıldığı tepeciğin üzerine. Gözcü, karanlıkta görebildiği kadarıyla tarıyor açık araziyi.

Aşağıdaki toprak yolda gözünün yettiği mesafe boyunca cılız da olsa herhangi bir far ışığı “var mı yok mu”nun telaşında. Gördüğü anda, aralarında daha önce kararlaştırdıkları gibi anında karanlığa karışacaklar.

Zaman çok yavaş akıyor. Karanlık neredeyse güne dönecek. Ve nihayet kazıcılar kan ter içinde çıkıyorlar çukurdan. Defineleri koruyan cinleri oradan uzaklaştırmaya çalışan hoca bile duruyor o an!



İşte şimdi her yer karardı. Kazıcıların elinde hiçbir şey yok. Sanki kimse nefes almıyor. Aşağılarda bir yerlerde bir horoz ötüyor. Bu sefer de eller boş. “Bir dahaki sefere inşallah,” diyor aralarından biri. Diğerleri de aynı sözleri mırıldanıyor...



Olay nerede mi geçiyor? Ne önemi var. Diyelim ki, Orta Anadolu’da bir kasabada. Bu kasaba da, benzerleri gibi, yaşlı derelerle sulanan derin bir vadinin ortasına, bereketli toprakların üzerine kurulmuş. Hem de insanlık tarihinin henüz kayda geçmeye başlamadığı çağlarda. Sanki hayat burada da azıcık can sıkıcı gibi...

Ellerinde gerçek mi sahte mi belirsiz haritalar. Akıllarında, bir anlamı olup olmadığı şüpheli tılsımlar, işaretler. Bilinçaltlarında heveslerini körükleyen bir korku... Bıkıp usanmadan define arıyorlar. Kalabalık gibi görünüyorlar. Ama aslında onlar dünya çapındaki tarihi eser kaçakçılığının en küçük halkasını oluşturuyorlar...

Kırsalda bir taşın üzerindeki çukurlar ya da tarihi mezarlıklar defineciler için hayallerini süsleyen hazinenin yolunu gösteriyor olabilir.
Kırsalda bir taşın üzerindeki çukurlar ya da tarihi mezarlıklar defineciler için hayallerini süsleyen hazinenin yolunu gösteriyor olabilir.

2007 yılından 2012’nin Temmuz ayına kadar Kültür ve Turizm Bakanlığı onayıyla 633 define kazısı gerçekleştirilmiş. En çok izinli define kazısı Karadeniz Bölgesi’nde, il olarak da Giresun, Samsun, Balıkesir, Bilecik ve Afyon’da yapılmış. Ve sonuç: Bakanlık, izinli define kazıları bünyesinde herhangi bir buluntuya rastlanmadığını belirtiyor.

Akşam güneşi en güzel ışıklarıyla dağı tepeyi boyarken, güzel mi güzel bir bahçedeyiz. Ahmet Bey (yazıda bu isimle anılmak istiyor), 67 yaşında. Bu civarın en yaşlı ve deneyimli definecilerinden biri.

Bu işte dedektörü ya da arama çubuğunu iyi kullanan, kazılması gereken yeri isabetli seçen kişi uzman sayılıyor. Ahmet Bey de elinde bir demir çubukla araziye çıkıyor ve toprağa vurduğu demirin sesini dinleye dinleye yeraltında bir mezar olup olmadığını ustalıkla tespit edebiliyor.

Kasabada onun gibi mezar bulabilen kimse yok. Definecilerin gözdesi olan dedektörler mi? Onlara hiç prim vermiyor. “Ne varsa demir çubuğun tınısında var.” Ailesiyle birlikte kasabada mütevazı bir hayat sürdürüyor. Peki demir çubuğu ve ucundaki tını? Bir şeyler kazandırmamış mı? Onunki de tüm definecilerin bu soruya verdiği cevapla aynı: “Nerdeeee,” derken, yüzü gölgeleniyor. “Kazanmak ne kelime,” diye devam ediyor: “700 liralık emekli aylığım bile olduğu gibi define işine gidiyor.” 

Küçükçekmece’ de, İstanbul’un binlerce yıl önceki geçmişine ışık tutacak kazılarda, arkeologlar, definecilerin verdiği tahribatın izlerine de rastladı.
Küçükçekmece’ de, İstanbul’un binlerce yıl önceki geçmişine ışık tutacak kazılarda, arkeologlar, definecilerin verdiği tahribatın izlerine de rastladı.

Daha birkaç gün önce kasabanın yakınlarında bir mezar odası bulmuş arkadaşlarıyla. Hem de gündüz vakti. Sıcağa aldırmadan kazmışlar mezarı. Ama içinden hiçbir şey çıkmamış. Ölünün ağzına koyulan para bile değersizmiş. “Gözyaşı şişesi de para etmez. Bildiğin toprak şişelerden işte,” diyor. Ölünün de kendileri gibi fakir olmasına sövüp, öylece kemikleri dışarıda bırakıp, terk etmişler mezarı. Peki ya mezardan para edecek bir şeyler çıksaydı? “Oooo, o zaman büyük bir cenaze töreniyle gömerdik mevtayı,” derken dolu dolu gülüyor.

Yarım yüzyıldır bu işi yapıyor. Şimdiye kadar kaç kazı yaptığını hatırlamıyor ama eli ayağı tuttukça yapmayı sürdürecek. Mesela bu gece yarısı onu araziye bekliyorlar. Dün de gitmiş, yarın da gidecek. 

Türkiye’de 2011 yılında 123 arkeolojik kazı yapılmış. Ayrıca yabancı arkeoloji enstitüleri de 43 kazı yürütmüşler. Yani geçtiğimiz yıl Türkiye’deki resmi kazı sayısı 166. Kültür ve Turizm Bakanlığı yılda ortalama 150 kurtarma kazısına izin veriyor. Bu yıl Ağustos ayına kadar 113 kurtarma kazısına izin verilmiş. Bunlardan 13’ü kaçak kazı ihbarı sonucu gerçekleştirilen kazılar.

Kaçak kazılar sırasında ortaya çıkan eserlerin parçalanmasıyla, geçmişe dair bilgiler bu kez sonsuzluğa dek karanlığa gömülüyor.
Kaçak kazılar sırasında ortaya çıkan eserlerin parçalanmasıyla, geçmişe dair bilgiler bu kez sonsuzluğa dek karanlığa gömülüyor.

Kayıtlı veri yok; ama örneğin biz biliyoruz ki, uygarlıklar üzerine kurulmuş ve tarihinde neredeyse yarım asır önce yapılmış bir kurtarma kazısı dışında hiç arkeolojik kazı yapılmamış olan Anadolu’daki 60 bin nüfuslu bir kasabada, bizim Ahmet Bey’le sohbet ettiğimiz o yaz gecesi, en az 10 defineci ekibi ayrı ayrı toprağı eşeleyecekti. Bizim bilmediğimiz başka kasabalarda da başka defineciler... Sayısız insan... Sayısız kazı... Sayısız tahribat...

Kaçak kazı ve kültür varlığı kaçakçılığıyla ilgili ihbarlar Bakanlık kanalıyla ya da doğrudan polis veya jandarmaya iletiliyor. Bu nedenle Bakanlık kaçak kazı ihbarlarına ilişkin tam bir bilgi veremese de arşiv kayıtlarından 2007–2012 yılları arasında Bakanlığa bildirilen 2 bin 188 kaçak kazı olayı olduğunu söylemek mümkün.

Tarihi değerlerin tahribatında definecilerin önemli bir payı var. Ancak tek tahrip unsuru onlar değil. Türkiye’deki kültür varlıklarının bir envanterini çıkartmak üzere kurulan TAY (Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri) Projesi tarafından, 2000–2006 yılları arasında yapılan araştırmalar sonucu hazırlanan rapora göre, tahribata yol açan en önemli unsur yapılaşma. Raporda, öncelikle höyük, mağara, yapılar gibi arkeolojik yerleşmelerin nasıl oluştukları/yapıldıkları konusunda kamuoyu ve konuyla doğrudan ilgisi bulunmayan, ancak tahribata neden olan resmi kuruluşların bilgilendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca bilinen ve görülür büyüklükteki tescili yapılmamış höyüklerin/yapıların işlemlerine başlanması ve devam eden tescil işlemlerinin hızlandırılması; tescil edilmiş yerleşmelerde/yapılarda korumaya yönelik önlem alınması ve tescil dereceleri düşürülerek buralardaki yapılaşmanın önünün açılmasına izin verilmemesi de gerekiyor...

Yüzlerce yıllık geçmişinde çok sayıda uygarlığın gelip geçtiği Hasankeyf de definecilerin yol açtığı tahribattan nasibini almış.
Yüzlerce yıllık geçmişinde çok sayıda uygarlığın gelip geçtiği Hasankeyf de definecilerin yol açtığı tahribattan nasibini almış.

Yurtdışına kaçırılan eserlerin geri alınması bu kadar zor ve masraflı olsa da görünen o ki eserlerin yurtdışına kaçırılması hâlâ çok kolay. Hem arkeologlar hem de defineciler yasaların yeniden düzenlenmesi gerektiğini savunuyor. Definem.org sitesinin başlattığı “1 milyon imza ile Meclise” kampanyasının sözcülüğünü yapan Avukat Cihan Şimşek, kaçak kazıların önüne geçilebilmesi için öncelikle defineciler için kazı koşullarının kolaylaştırılması gerektiğini söylüyor ve Meclis’e sunulmak üzere hazırladıkları tekliften söz ediyor. “Kazıya refakat eden müze yetkilileri ve kolluk kuvvetlerinin alacağı ücret, zaten maaş aldıkları için, kazı yapılan defineciden alınmamalı,” diyor.

Şimşek, SİT alanı olmayan bir yerde yapılan izinli kazıda kültür varlığı çıkması sonucu kazının durdurulmaması, durdurulsa bile kültür varlığı bulunmasına neden olan definecinin ödüllendirilmesi gerekğini söylüyor. Tekliflerinde, “Bir sektör haline gelen tektekçilik [tek para arayanlar] ülkemizde de SİT alanları dışında serbest bırakılmalı. Tektekçilerin toplayacağı sikkeler açıkartırmalarda ülkemizdeki koleksiyonerlere satılmalı, vergi vb. kesintilerden sonraki rakamlar tektekçilere ödenmeli. Böylelikle hem eserlerin yurtdışına çıkışı engellenir hem de tektekçilikle uğraşan zevk sahibi insanlara ek gelir olur,” önerisine yer verdiklerinin altını çiziyor.

Küçükçekmece’de tarihi bir hamamın zemini kaçak kazılarda harap olmuş.
Küçükçekmece’de tarihi bir hamamın zemini kaçak kazılarda harap olmuş.

Önerilerinden biri de, “Bilinçsiz defineciliğin tarihi dokumuza daha fazla zarar vermemesi için ulusal kanallarda mecburi olarak kısa eğitim filmlerinin gösterilmesi.” Şimşek, “Avcılık kulüpleri gibi definecilik kulüpleri kurulmalı, bu kulüplerde defineciyi tahribata karşı bilinçlendirecek faaliyetlerde bulunulmalı,” diye ekliyor. Ona göre, kaçak kazının önüne geçilmesi bugünkü teknoloji ve yasalarla imkânsız. “Cezaların artırılması kaçak kazıyı önlemede etkili olmadı. Çünkü definecilik insanımızın vicdanına göre suç sayılmayan bir şey ve tarihe meraklı insanların sevdiği bir hobi. Daha fazla yasaklayarak kaçak kazıların önüne geçilemeyecek.”

Bir diğer önerileri de, SİT alanları dışında define aramanın suç sayılmaması. Ayrıca dedektör reklamlarının denetlenmesi ve 1 metreye inemeyen dedektörlerine 6–8–12–25 metre gibi derinlik vaatleri veren firmaların ağır şekilde cezalandırılması...

*Zeynep Yılmaz’ın yazdığı, Tolga Sezgin’in fotoğrafların��n yer aldığı ‘Define Avcıları’ adlı yazının tümünü, National Geographic Türkiye’nin Ekim sayısında okuyabilirsiniz.