İstanbul Barosu tarafından hazırlanan ve 53 baronun ve akademisyenlerin imzacı olduğu ilanda "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları, Anayasamız ve başta Ceza Muhakemesi Kanunu olmak üzere, diğer ceza mevzuatımız ile temel hak ve özgürlüklerin korunmasına dair evrensel ilkeler ışığında aşağıdaki maddeler kamuoyunun dikkatine saygıyla sunulur" denilerek 50 maddelik ilkeler sıralandı.

Metinde sıralanan ilkeler arasında özellikle kişi hürriyeti ve güvenliği, adil yargılama hakkı, savunma hakkı, arama ve gözaltılarla ilgili maddeler dikkat çekiyor.

'Hukuk devleti için kamuyouna duyuru' başlıklı ilana 53 baro ve akademisyenler imzacı olarak destek veririken en çok üyeye sahip ikinci baro olan Ankara Barosu imzacılar arasında yer almadı.

ntvmsnbc'ye konuşan Ankara Barosu Başkanı Vedat Ahsen Çoşar, "Metnin hazırlık süreci içerisinde bizi hiç dikkate almadan, bizim görüşlerimize hiç önem vermeden, kendi kendilerine metin hazırlayıp ondan sonra da 'Bu metni buyur imzala' diye bize dayatmak hoş birşey değil. Ben bunu barolara olan saygı anlayışıma sığdıramadığım için müdahil olmadık" dedi.

Konuyla ilgili Baro başkanları şunları söyledi:

Özdemir Özok (Türkiye Barolar Birliği Başkanı)
Biz bir hukuk kurumuyuz. Biz hukuk kazansın, hukukun üstünlüğü öne çıksın istiyoruz. Türkiye Barolar Birliği olarak bu konuda gazetelere birçok kez beyanat verdim. Bu kez İstanbul Barosu yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımız böyle bir metni uygun gördüler. Türkiye Barolar Birliği olarak hukuk içerisinde kalınması, hukuktan yana vurgular yapılması ve görüşümüzle örtüşmesi nedeniyle destekledik. Türkiye’de artık herkesin bu ilkelere dikkat etmesi, eleştirileri buna göre getirmesi, yapılacak her türlü lehte ve aleyhteki yorumların bu duyarlılığı göstererek yapılması konusunda bizim yapacak başka birşeyimizde yok. Bunu herkese duyurmaya çalıştık. Kim bu duyurudan alınmak istiyorsa, kim kendinde eksik birşey buluyorsa kendine düşen bölümünü alır.

BAROLARIMIZ BAĞIMSIZ VE ÖZGÜRDÜR
Ankara Barosu’nun imzacı olmamasıyla ilgili bir değerlendirme yapamayacağım. Bizim her baromuz tüzel kişiliğe sahip, bağımsız, özgür kuruluştur. Türkiye’de kurumlar içi işleyen en iyi demokrasi Barolar Birliği’nde vardır. Türkiye Barolar Birliği asla tek düşüncenin, tek yorumun, tek değerlendirmenin merkezi olamaz. Ama ağırlıklı düşünce neyse insanlar ona saygı duyar.

METİN BİZİM İÇİN BİR TEKRAR OLDU
Bu son ilanın hereket noktası İstanbul Baromuz’dur. Türkiye Barolar Birliği yönetimi olarak kendi aramızda değerlendirdik bunun çok uygun bir metin olduğunu herkesin bu işlem ve eylemleri yaparken kendisine çeki düzen vermesini ilanında onun için çerçeve olmasının uygun olacağını düşündük. Biz bunları zaten her gün söylüyoruz. Bu bizim için bir tekrar oldu. Herkes Ergenekon’a yoğunlaşıyor ama sadece Ergenekon’la ilgili değil... Biz kapatma davasında da, 367’de, Van ve Şemdinli davalarında, Susurluk’da da aynı şeyleri söyledik: “Hukuk ilkeleri öne çıksın. İnsanlar özellikle yargıya güven duysun”. Bugünkü metinde bunu içeriyor.

Muammer Aydın (İstanbul Barosu Başkanı)
Bizim bu metni hazırlarken çıkış noktamız Türkiye’de ki soruşturmalarda uygulanan yöntemlerin yasalarda belirlenenlerden farklı olmasıydı. Çünkü Anayasa'da, Yasalarda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yazanlarla, yapılanlar örtüşmüyor. 

ERGENEKON LABORATUVAR OLDU
Biz bu metni sadece Ergenekon’la ilişkinlendirmedik ama tabii ki Ergenekon’u da kapsıyor. Ergenekon zaten bir laboratuvar oldu. Soruşturmanın içerisinde yapılanlar Türkiye’de yapılan diğer soruşturmalarda uygulanan yöntemleri de kapsıyor. “Eğer Türkiye bir hukuk devletiyse hukuk devletinin gerekleri de bunlardır” diyoruz.


Metni bütün barolarla paylaştık. Ankara Barosu başkanıyla görüştük ama bize dönmediler. Üstelikte ilk Ankara Barosu'na haber verdik. İlan metnini 22 Nisan tarihinde hazırladık. Ondan evvel hocalarımızla toplantılar yaptık ama metnin son şeklini alması 22 Nisan. Ankara Barosu'na 21 Nisan akşamı haber verdik. Metni hazırlamaya 21 Nisan'da başladık son şeklini 22 Nisan'da aldı ve onlara gönderdiğimiz metinle ertesi günkü metin arasında sadece format farkı vardı. Onun dışında içerik aynıydı. İstanbul Barosu olarak hocalarımızla beraber metni oluşturduk. Diğer barolarla da görüşlerimizi paylaştık onlarda uygun buldukları için yayınladık.

Vedat Ahsen Çoşar (Ankara Barosu Başkanı)
Metindeki görüşlere katılmadığımız için değil, metnin hazırlanışındaki yönteme katılmadığımız için imzalamadık. 22 Nisan Çarşamba gecesi İstanbul Barosu Başkanı Muammer bey aradı. “Bir metin hazırladık. Bazı Ceza Hukuku profesörleri de bu metni uygun buldular. Onlar da imzalarını koyuyorlar. Baroların da bu metnin altında imzasının olmasının uygun olacağını” söyledi. 23 Nisan saat 12’ye kadar süre verdi. Bende bu tarzı biraz yadırgadım. "Mağdem böyle bir metin hazırlıyordunuz bu metnin hazırlama sürecine de bizi dahil ederdiniz. Bizim metinden, metnin hazırlandığından haberimiz yok. Son dakikada bize böyle bir metinden bahsediyorsunuz ve 12’ye kadar süre vermek suretiyle imzaya davet ediyorsunuz" dedim. Bunun hoş olmadığını bir dayatma olduğunu, metni görmeden yönetim kuruluna taşımadan onların görüşlerini almadan bu metne olur veya olmaz dememizin de mümkün olmadığını söyledim. Metni mail olarak gönderdi ve okudum.

METNİN DAYATILMASINDAN RAHATSIZ OLDUM
Metin bizim her yerde ifade ettiğimiz hususları taşıyor. Ama 23 Nisan tatili, herkes bir tarafa gitmiş. Yönetim Kurulu’nun görüşünü almadan “Evet biz bu metnin altına imza koyuyoruz” demek benim tarzıma uygun değil. Dolayısıyla metne katılmadığım için değil metnin bu şekilde bize dayatılmış olmasından rahatsız olduğum için ve Yönetim Kurulumuzdaki arkadaşlarımızın görüşlerini fiilen almamız mümkün olmadığı için metinde bizim ismimiz geçmiyor.


Ankara Barosu başkent barosudur, lider bir barodur. İstanbul Barosu’nun kuyruğuna takılıp gidecek olan bir baro değil. Bu metin bir gecede hazırlanmadı ki ondan evvel bir çağrıda bulunulur, “Siz de temsilcinizi gönderin” denir. Benim tarzım da katılımcılık da böyledir. Bu süreç içerisinde bizi hiç dikkate almadan, bizim görüşlerimize hiç önem vermeden, kendi kendilerine metin hazırlayıp ondan sonra da “bu metni buyur imzala” diye bize dayatmak hoş birşey değil. Ben bunu barolara olan saygı anlayışıma sığdıramadığım için müdahil olmadık.

METİNDE HAYIR DENEBİLECEK BİRŞEY YOK
Yayımlanan metinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun, Birleşmiş Milletler’in siyasi- medeni haklarına ilişkin bir özet sunulmuş. Metinde hayır denilebilecek bir şey yok. İstanbul Barosu’nun bu üslubunu, yöntemini, Ankara Barosu’na saygısızlık olarak alıyorum. Bu metin en az 15-20 gündür hazırlanıyordu. Peki sürece biz neden dahil edilmedik? Herhalde İstanbul Barosu “Ben yaparım herkeste benim arkama takılır gelir” diye düşündü. Biz de öyle düşünenlerin arkasına takılıp gelmeyecek bir baro olduğumuzu göstermiş olduk.