Yakın bir arkadaşım hamile. Bebek bakımı ya da anne olmaya dair pek bir şey okumak istemediğini söyledi. ‘’Çok bir şey öğrenmeye gerek olduğunu düşünmüyorum. Anne olmak dünyanın en doğal şeyi, zaten bir bebeğe bakacak donanım herhalde bizim içimizde bir yerlerde vardır’’ dedi.

Boğazımda düğümlendi, yutkundum ve ‘’hı hı’’ dedim. Kişisel tecrübemle onun naif dünyasını kirletmek istemedim. 15 yaşında ilk kez aşık olmuş, hayal ve kalp kırıklı nedir bilmeyen genç bir kız gibi karşımda oturuyordu. Beyaz atlı prense aşık olmuştu ve tabi ki sonsuza kadar mutlu yaşayacaktı.

Ne zaman karnı burnunda bir kadın görsem, benzer hisler peydah oluyor. Acımayla karışık bir anne şefkatiyle ‘’ah canım, vah zavallıcık’’ diye dünyadan bi haber başını okşamak istiyorum.

Dünyada insan hayatına büyük anlam katan, lakin hayatından çıksa büyük ferahlık sağlayacak iki ilişki var: kadın-erkek ilişkisi ile anne çocuk ilişkisi.

Bana sorarsanız ikisinin de neresinden bakarsanız bakın irrasyonel seçimler. Hepimizin üzerine bir rasyonalite çökse ve sanki emlak alıyormuşçasına oturup soğuk kanlı bir şekilde duygusal değil somut artılarını eksilerini hesap etsek, dünya üzerinde kaç tane evli çift kalır bilinmez. Ama insan ırkı dünyadan silinir, ona şüphe yok.

Ama bunu yapmıyoruz, çiftleşmeye ve üremeye devam ediyoruz. İnsan doğasının en hayvani, en yabanıl yanı hepimizin içinden bir gün çıka geliyor. Milyonlarca yıl önce karanlık bir mağarada ne yaşanıyorsa; Nişantaşı’ndaki apartman dairesinde o yaşanıyor.

Arkadaşım ne kadar haklı, çocuk sahibi olmak ne kadar da doğal bir şey. Bir seçim bile değil. Kurulmuş bir saat gibi güdülerimizle doğal olarak yöneldiğimiz bir yer.

İnsan ister istemez doğal olanın rahatça akıp gideceğini, güdülerinin sana yol göstereceğini varsayıyor.

Peki neden olmuyor ?

Eğer çocuk sahibi iseniz şu iki duygunun tadına bakmamış olmanız mümkün değildir. Yetersizlik hissi ve vicdan azabı. Yapmak için doğduğumuz bir işte insan kendini nasıl ve neden yetersiz hisseder ?

Yeni doğum yaptığı dönemde insan bu durumdaki tek annenin kendisi olduğunu zanneder. Dünyanın geri kalanı için annelik bir su gibi akıp gitmektedir.

Anne-çocuk yazarı olunca; eş dost tanıdık tanımadık bu yeni çocuk sahibi olmuş bi çare kadın güruhundan insanlar sizi arar bulurlar. Hepsi sözleşmiş gibi ne kadar yetersiz hissettiklerini anlatırlar. Buralarda sanki hep bir hesap hatası vardır. Bu kadar hırpalanma ve çırpınma sanki eşyanın tabiatına uymaz.

Gün gelir İstanbul trafiğinde sıkışıp kalmak sizin için evde olmaktan daha dinlendirici bir hal alır.

İçimizde olduğunu varsaydığımız donanım, ihtiyaç anında nerededir ?

İçimizdeki donanım yarı yolda bırakınca, meseleye; her hangi bir meseleyi hallettmeyi öğrendiğimiz gibi yaklaşmak kaçınılmaz olur. Dinmek bilmeyen bir entellektüel mücade başlar.

Kitaplar okur, eğitimlere katılır anne olmayı öğrenmeye çalışırsınız. Çok şey öğrenirsiniz, gözünüz çocuk doğası ile ilgili ne çok şeye açılır. Ama arzu edilen nihayi fayda bir türlü gelmez. Annelik su gibi akıp gitmez. Bırakın akıp gitmeyi tüm bu bilgiler sizi köşeye daha da sıkıştırır.

Aşağıdaki video Bebekler belgeselinden. Bu Afrikalı anne her yaptığı adımdan şüphe duyar, endişeli ya da yorgun gözükmüyor.

Sanki ters giden bir şeyler var. Sizde ya da bende değil. Hayatın kurgulanışında.

Anneler büyük kentlerde destek mekanizması yokluğunda çocuk büyütmeye çalışıyor. Yetersizler çünkü bir köyün yapacağı işi tek başlarına yapmaya çalışıyorlar.

İnsan iliklerine kadar hissetse de ancak çocuğu olduğunda; apartmansal binek otosal hayatın yanlışlığını anlıyor.

Zira çocuğu çayıra salmak gerekiyor. Annaneyle, teyzeye halaya yürüyerek gidebilmek. Siz kapıda çekirdek çıtlarken çocukların orada bir yerlerde boğuşuyor olduğunu bilmek.

Yaşadığımız hayat oyun grubu diye bir mekanizmayı üretmiş. Oyun grubu demek; çocuk çocuk görsün diye giyinip kuşanıp arabaya binip, çocuğu araba koltuğuna bağlayıp 25 dakika yol gidip 25 dakika yol dönmek ve üstüne bir araba para vermek demek.

Bu efora can dayanır mı ?

Size 2 saatlik oyun için bunu reva gören kentiniz; çocuk büyütmekle ilgili en basit en sıradan şeyi bile olimpik bir performansa çevirecektir.

Oyun grubuna ihtiyaç duyulan yerde çocuk büyütülmez.

Denklemi böyle kurunca sanki kentten köye göçüversek hayat biranda bayram olacakmış gibi geliyor. Ama bu denklemin eğer içindeyseniz, bu kadar basit olmadığını bilirsiniz.

Psikolog dostum Aysun Ömeroğlu ile sohbet ediyoruz. ‘’Anne olmak bu kadar zor olmamalı, su gibi akıp gitmeli’’ diyorum.

''Neden akıp gitmiyor biliyor musun?'' Diyor. ''Her şeyden önce seni annen anne olmak için yetiştirmedi''.

Doğru...

İyi bir anne nasıl olunur, neredeyse hepimiz artık ezberden biliyoruz. İş uygulamaya gelince kocaman bir kaosla karşılaşıyoruz. Hiç istenmeyen yerlerde sesler yükseliyor, olmayacak yerde gerilim artıyor.

Aysun, ''birinin sana 'şöyle böyle yap doğru olan bu' demesinin sana katkısı yok'' diyor. Çünkü o ne derse desin, sendeki annelik malzemesi çoğu zaman söyleneni yapmana el vermiyor.

Anne çocuk ilişkisine, içinde kurulmuş bir saatle giriyorsun. Annelik yapmayı, anneden öğreniyorsun hem de daha kundakta bir bebekken. Annende akıp gitmeyen annelik, sende de akıp gitmiyor. O ilişkideki tıkanıklıklar, bu ilişkide senin için tekrar tıkanıyor. Annen sana bağırmış, şimdi bağırmadan çocuk büyütmeye çalışıyorsun. İçindeki malzeme yakana yapışıyor.

Üstüne bir de oyun grubu diye bir şey üretmiş bir gündelik hayat yaşıyorsun.

Bu annelik nasıl aksın ?



Yukarıda yazdığım her iki mesele hemen hepimizin meselesi. Hiçbirimiz bu zorlanmada yalnız değiliz. Aysun; en iyi çözüm içindeki annelik malzemesi ile uğraşmatan, belki bir uzman desteği almaktan geçiyor diyor. İmkan yoksa belki bir dostla çocukluğun hakkında dertleşmekten. Bir internet grubunda benzer sorunları yaşayan annelere içini açmaktan. Ne hissettiğine biraz daha yakından bakmaktan.

Son günlerde Lado’nun odasında canavarlar var. Onları hayvanat bahçesine yollamak istiyor, ama geri geliyorlar. Duruma bakıyorum ve çok net görebiliyorum. Önce benim kendi içmdeki canavarları hayvanat bahçesine yollamam gerekiyor ki anneliğim rahatça aksın. O zaman lado’nun canavarları zaten kendileri çekip gidecekler.