Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dün TBMM Grup toplantısında yaptığı açıklamaların muhalefet partileri tarafından ''sahte gözyaşı'' ve ''timsah gözyaşı'' olarak değerlendirilmesiyle ilgili soruyu yanıtladı.

Arınç, şöyle konuştu: "Kalbi olan, vicdanı olan, hissiyatı olan herkes bu duyguları paylaştı. Tabii muhalefet sözcülerinin, genel başkanlarının konuya ilişkin sözlerini fevkalade yadırgadım ve ayıpladım. Hiç kimse Sayın Başbakan'ı dünkü konuşması sebebiyle bir samimiyet testine tutmamalı. Bu insani bir olaydır.

Sayın Kılıçdaroğlu'nun ta Kıbrıs'tan, 'Bu bir numaradır' veya 'Numara yapıyorlar' şeklindeki sözü, siyasetçiye hele hele bir genel başkana hiç yakışmaz. Hiç kimse niyet okuyucu olmamalı. Konuşulanlar bellidir, anlatılanlar bellidir, bu olaylar Türkiye'de yaşanmıştır. Türkiye'ye herhangi bir gezegenden gelmemişse insan, bu tarihlerde yaşamış ve bu olayları yakinen bilmişse bu fecaati her zaman idrak edecek ve duygulanacaktır.

Dünkü konuşmalar insaniydi, vicdaniydi, ahlakiydi ve hissiydi. Bundan herkesin etkilendiğini biliyorum. Etkilenmemiş olabilirsiniz, bu olaylara bigane kalmış olabilirsiniz ama bunu söyleyen samimi insanlara da bir şekilde kulp takarak, onu numara yapmakla suçlamak çok çirkin, çok yakışıksız, küçültücü bir ifadedir. Ne olur siyasetçiler bu tavırlarından vazgeçsinler.

Sayın Kılıçdaroğlu sanıyorum dünkü konuşmasında yine büyük bir yanlışın içerisinde diyor ki, 12 Eylül'de nemalanmış olan insanlar bunları söyleyemezler.''

Hiçbir CHP'linin 27 Mayıs ile ilgili olumsuz bir tek cümle konuşmadığını kaydeden Bülent Arınç, şöyle devam etti:

''Çünkü 27 Mayıs'ın doğrudan şeriki olan CHP'nin o darbedeki rolünü herkes çok iyi bilir. Darbe sonrası seçimlerde de Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar olması için gösterilen bütün gayretler boşa çıkmış ve CHP tek başına iktidara gelememiştir. Ondan sonra hiç gelemedi zaten.

Şimdi 12 Eylül'ü sorguluyorlar. O kadar yalın gerçekler var ki, bunu bir genel başkan bilmiyorsa Türkiye'nin ve partisinin geleceği bakımından buna üzülmemek elde değil. 12 Eylül 1980'de ben Milli Selamet Partisi Manisa İl Başkanıydım ve Genel İdare Kurulu üyesiydim. İhtilal oldu gözaltına alındık, siyasi haklarımızdan men edildik. 1987'deki referanduma kadar siyasi haklarımız elimizde yoktu. Milli Selamet Partisi kadroları, başta Genel Başkan Erbakan olmak üzere, Ankara Mamak'ta 4 yıl yargılandılar, tutuklu kaldılar. Beraat edenler oldu, mahkum edilenler oldu. 1983'te seçime giderken partiler kuruldu. O zaman Refah Partisi, Milli Selamet Partisi'nin devamı olarak kuruluyordu. Konsey, bütün kurucuları veto etti. 3 defa veto yediler, parti kurulamadı. Sonra Milli Güvenlik Konseyi seçimlere girme hakkını Refah Partisi'nin elinden aldı. 3 partiyi veto etti, bunlardan birisi de Refah Partisi'ydi.

Arkasından 1991'te Refah Partisi parlamentoya girdi. 1995'te birinci parti oldu, hükümet ortağı oldu. 28 Şubat süreciyle önünü kestiler, hükümetten alaşağı ettiler. Şimdi yargılanan, gözaltına alınan, siyasi hakları elinden alınan bir siyasi partinin temsilcilerine veya o siyasi partide görev yapmış insanlara 'siz 12 Eylül'den nemalandınız' demek en hafif tabiriyle tarihi, siyaseti, Türkiye'yi tanımamak demektir. Oysa CHP 12 Eylül 1980'de, o tarihten önceki olayların sorumlusu olarak bilinmesine rağmen, toplumsal olayların tahrik edicisi olarak bir kısım çevreler tarafından bilinmesine rağmen 12 Eylül'den sonra yargılanmadı. Sadece tüm partiler kapatıldığı gibi CHP de kapatıldı ama hiçbir CHP'li yetkili mahkeme önüne çıkmadı, yargılanmadı. Halkçı parti olarak devam ederek seçimlere katılma imkanı verildi. Sonra SODEP, SHP, CHP... 12 Eylül'ün hiçbir etkisi CHP üzerinde olumsuz bir iz bırakmadı. Bunu bu şekilde söylemek istiyorum.

Bugün AK Parti kadroları 1980'lerde, 1985'lerde, 1990'larda yoktu. AK Parti 2001'de kuruldu, bir yıl sonra tek başına iktidara geldi. 8 yıldır da iktidarı kimseye bırakmıyor, halkın desteği devam ediyor. 12 Eylül'den nemalanan partiler varsa bunların başında CHP gelir. Sayın Kılıçdaroğlu bunu da öğrenmiş olsun.''