Arınç: DTP’nin PKK’yla ilgisi yok

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, DTP konvoyuna İzmir’de yapılan saldırıya tepki gösterdi. Arınç “DTP, PKK veya İmralı'yla bağlantılı bir parti değil” dedi.

25.11.2009 - 16:56

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bir grup gazeteciyle Başbakanlık Yeni Bina'da sohbet toplantısı yaptı.

Arınç, DTP konvoyunun İzmir’de yapılan saldırıyla ilgili Cemil Çiçek’in “DTP adeta bizi kapatın” diyor sözleriyle ilgili olarak “Ben farklı bir perspektiften bakıyorum” dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı da gittiği yerlerde karşılamak için çevre illerden insanların geldiğini belirten Arınç, şunları söyledi: “Bir genel başkan geliyorsa bir şehre, mutlaka karşılanır. Taksiler, otobüsler olur, o bölgenin her tarafından insanlar gelir.

İzmir'de de görkemli bir karışılama yapmak istemiş olabilirler, bu da onların doğal hakkıdır. Yani kanunsuz bir eylemde bulunmuşlarsa sloganlarla taşkınlık yaparak, davranışlarıyla veya Siyasi Partiler kanunu'na aykırı bir durum varsa bunu doğrusu bilmiyorum. Bugüne kadar da 'şöyle bir aykırılık vardı' diyen görmedim.''

Taksilerden sarkan insanların, eliyle ''kurt'' işareti yapan insanların görüldüğünü söyleyen Arınç, şöyle devam etti: ''Bunlar o partinin tabanında, kabul görmüş bir takım gösteriler olabilir. Türkiye'de özellikle batı bölgelerinde demokratik açılıma karşı da 'Kürt eşittir PKK, PKK eşittir İmralı, eşittir DTP' formülünü benimsetmeye çalışan bir takım guruplar var, maalesef siyasetçiler var.

Sayın Baykal, Sayın Başbakan'ın DTP ile görüşmesinden sonra bir tv kanalında, 'Sadece DTP ile görüşmüş sayılmaz, İmralı'yla da PKK'yla da görüşmüş sayılır' demişti. Sonra ben ekrana çıktığımda bunun çok tehlikeli ve yanlış olduğunu söylemiştim. Çünkü, 'Kürt' denildiği zaman PKK'lı akla getirilirse bu Kürt kökenli vatandaşlarımıza çok büyük bir haksızlık olur, Türkiye'de bölünmeye de yol açar, terör örgütünün de güçlenmesine yol açar.

DTP'ye PKK'lı veyahut da İmralı'yla bağlantılı bir siyasal örgüt gözüyle bakanlar olabilir ama bu bence yanlıştır. Çünkü, DTP parlamentoda siyaset yapan bir partidir, bir siyasal partidir.

Her ne kadar hakkında kapatma davası açılmış olsa bile, bir zamanlar AK Parti hakkında da kapatma davası vardı ama AK Parti iktidarını devam ettirdi, DTP'de şu anda siyasi faaliyetlerine devam ediyor. Dolayısıyla siyasi faaliyet yapmasının önünde hiçbir engel olmaması lazım. Biz, herhangi bir partiye nasıl bakıyorsak, DTP'ye de öyle bakmalıyız. Yanlış yaparlar, yanlışlarını söyleriz. Eğer anayasal bir hataya düşerlerse zaten Anayasa Mahkemesi bir kapatma davası açmıştır, sonucunun ne olduğunu bilmesek de...

Allah korusun, sadece DTP'ye gösterilmiş bir tepki olarak da kalmaz, Kürt kökenli vatandaşlarımıza batıda, kuzeyde, güneyde nerede yaşıyorsa yaşasın, bulunduğu her yerde kendilerine tepki gösterilecek, maalesef olumsuz eylemler olarak dönebilecek bir etkileme de söz konusu olabilir.''

İzmir'deki olaylarda gördüğü kadarıyla, ''MHP'nin işaretlerini yapanların, taksilerin önüne geçenlerin, belki taş kullananların'', ''DTP'ye karşı, onun liderine karşı, bir siyasi partinin işaretini vererek, onları İzmir'e sokmamaya çalışmak veya İzmir'de onlara hayat hakkı olmadığını'' ifade etmenin, ''çok yanlış ve hatalı bir davranış'' olduğunu düşündüğünü belirten Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Tabii o işareti verdiklerine göre, herhalde MHP'li olmaları gerekir. Ancak Sayın Bahçeli'nin 3-5 gün önce bu tür eylemlere hiçbir mensuplarının katılmayacaklarını söylemesi, bize güven vermiştir. Olaydan sonra da buna sahip çıkmaması yine çok olumlu bir davranıştır. O zaman bu insanların fotoğrafları her yerde yayınlandı. İzmir örgütü de bu kişilerin kendileriyle ilişkili olup olmadıklarını doğrusu bilecek noktadır. Eğer bu eylemi yapanlar, DTP'ye karşı MHP'nin üyeleriyse veya MHP'li olarak bilinen ve partide kayıtları olan kişilerse onlara karşı herhalde partinin bir tepkide bulunması doğru olur, diye düşünüyorum.

Sayın Bahçeli de sorumlu bir insan olarak zaman zaman örgütü sokağa taşmaktan, bir takım kırıcı hareketlerde bulunmaktan ve çatışma doğurabilecek olayların içinde olmaktan her zaman men ediyor. Bu çok güzel bir davranıştır. Ama İzmir'deki olayları yapanlar bütün bu talimatlarına rağmen, MHP teşkilatına ait kişilerse... 'MHP İzmir İl Başkanı olayları yatıştırdı' deniliyormuş, ondan haberim yok. O zaman ya kendi insanlarıdır 'yapmayın etmeyin' diye yatıştırmak istiyordur, genel başkanının talimatını harfiyen uygulayan bir insan olarak veya 'kesinlikle bu olaylar doğru değil, İzmir'e bu olaylar yakışmaz, siz bunlardan vazgeçin' demek istemiş olabilir.''

MHP'nin, bu olaylara katkıda bulunmaması gerektiğini, Genel Başkan Bahçeli'nin de talimatının bu olduğunu ifade eden Arınç, ''onlar sokağa çıkmaktan, olayları sokağa taşımaktan her zaman uzak kalmak istiyorlar ama sorumsuz davrananlar varsa bunlar emniyet tarafından da eğer bir partiye mensuplarsa partileri tarafından da reddedilmelidir ve bu tür olaylar bir daha yaşanmamalıdır'' dedi.

Arınç, şöyle konuştu: ''DTP'nin yanlış, sorumsuz davrandığını, çok hatalar yaptığını söyledimBu parti şu kadar milyon oyu alarak parlamentoya gelmişse onun dışında, onlara oy vermeyen, terör örgütünü reddeden, DTP'yi reddeden, İmralı'yı reddeden milyonlarca insanımız var. Siz şöyle bir denklemi Türkiye'de yerleştirirseniz, yani 'Kürt eşittir PKK'lı', bu Türkiye için çok büyük bir haksızlık olur, çok büyük bir kötülük olur, çok büyük bir suç olur, o insanlarımızı kaybetmiş oluruz. Halbuki devletin yapacağı, vatandaşın yapacağı iş, 'Kürt kökenli vatandaşım benimdir, kardeşimdir, canımdır, başımın üstündedir ama terör örgütü kötüdür, çirkindir, terörist kötüdür, çirkindir' diyebilmektir. Şimdi öyle laflar konuşursunuz ki hafızalardaki algı benim söylediğim gibi olursa Türkiye bundan çok şey kaybeder.

Milyonlarca birbirimize akraba olduğumuz Kürt kökenli vatandaşımız var. Bunlar devletine, vatanına bağlı, kanunlara bağlı, işini yapmak isteyen, hayatını güzel ideme ettirmek isteyen, Türkiye'nin geleceğini düşünen pırıl pırıl insanlar. Siz bunları örgütün kucağına atarsanız, sözlerinizle ve hareketlerinizle çok kötü bir hareket yapmış olursunuz. Ben onu kastediyorum. Yoksa DTP'nin hataları boyunu bile aştı. ne yapalım? Başka türlü hatalar yapan partiler var. Biz onlara 'yok olsun' diyor muyuz?...''





Arınç, bir gazetecinin, demokratik açılım sürecinin AK Parti'nin oy kaybına neden olduğunu belirtmesi üzerine ''O zaman sevinsinler, 'AK Parti gittikçe eriyor, oh bundan kurtulacağız' diyenler var Türkiye'de. Hatta 'kapatılsın' diye ellerini ovuşturanlar var her gün. 'Eksilsin, küçülsün, azalsın gün bize kalsın ne idi o eski günler ah' diye iç geçiren, 70'leri, 80'leri devirmiş insanlar var Türkiye'de, hala böyle ihtirasla 'şunlar bir gitse de ben gelsem' diye bir bayram kutlaması bekleyenler var, bayram hediyesi düşünenler var. Sevinsinler o zaman. Biz bu demokratik açılımı Türkiye için çok faydalı görüyoruz. Bizden sonra kimse yapmaz bunu.

Kimsenin gücü yetmez. Ancak bu iktidar böyle bir açılım projesiyle süreciyle Türkiye'yi bu 30 yıllık derdinden, can kaybından, mal kaybına uğratan bu felaketten ancak bu şekilde kurtarabiliriz. Bu bir risk ise bu riski de alıyoruz. Başkaları da 'bu ne kadar güzel, ne kadar doğru bir şey, yanlışlarını da ben düzelteyim, şu işin altına elimi ben de sokayım' demesi gerekirken 'oyları azalıyor, demek ki bunlardan kurtulacağız' diyor, iyi meydan sana kalsın bakalım sen ne yapacaksın? Hiç bizi ilgilendirmiyor bunlar. Vatandaş bize güveniyor.

Bizim yapacağımız işlerin faydalı olduğunu gördükçe de bize destek olacak, biz bundan ümitliyiz. Tam tersi olursa da Allah kerim, ne yapacağız. Biz bir siyasi partiyiz, iktidarız, toplumun sorunlarını çözmek bizim görevimiz. Günü gün etmek değil, yağlı ballı çöreklerle pastalarla karın doyurmak, geleceğe ait yatırım yapmak, yeni bir şeyler kazanmak... Bunlarla bizim ilgimiz yok. Biz toplumun sorunlarını çözelim de şu toplum rahat rahat daha huzurlu yaşasın, bütün bunun kaygısındayız''

''RAHAT MI BATIYOR?''
''Toplumun bazı kesimlerinde endişeler var. Bunu gidermek için bir şey yapacak mısınız? sorusu üzerine Arınç, ''ne gibi endişeler'' diye sordu.

Yaşananların travmalara yol açmış, acı olaylar olduğunu ifade eden Arınç, ''Herkesin acı hatırası var bu işle ilgili. Bu acı hatıraları oturup, konuşup beraber göz yaşı dökeceksek, o zaman bugünkü statüko devam eder. Şu anda 6-7 aydır Türkiye'de bir çatışmasızlık süreci var. Rahat mı batıyor mu birilerine?

Yani bu çatışmasızlık süreci, örgütün tamamen tasfiyesine yol açabilecek bir takım gelişmelere, silahlı eylemden vazgeçecek bir noktaya gelmeyi ve Türkiye'nin artık terörü minimize ettiği bir noktaya gelmeyi getirirse Türkiye bundan sevinmez mi? 70 milyon insan bundan mutlu olmaz mı? 'Terörle mücadele edeceğiz ve terörü minimize edeceğiz, bunun tedbirlerini de hep beraber alacağız' diyoruz.

Vatandaş, tabii şehit aileleri, yakınları, gaziler ve biz, orada sadece asker, polis de şehit olmadı ki savcılar, hakimler, öğretmenler, astsubaylar, erler de sokakta yaşayan masum insan da köyünde oturan zavallı garip insan da hepsi bu acının içinde ayrı ayrı acılar yaşadılar. Şimdi herkesin acısını deşerek, Onur Öymen'in dediği gibi, 'anneler ağlamaya devam etsin' mantığıyla devam edersek, yani biz de gelip geçiciyiz, kazık çakmadık bu dünyaya ama 30 sene önce bunu çözmeyenlerin, biz çözmek istediğimizde bize teşekkür etmeleri lazım.

Bizden sonra da kimse, çünkü Türkiye'de böyle güçlü bir iktidar gelemez AK Parti'nin dışında, onların da çözmeye niyeti olmaz.

Yine dağlarda silahlı teröristle biz mücadelemizi devam ettiririz, askerimizle polisimizle. Ama Allah korusun bu mücadele sürerken de ne büyük acılar yaşadığımızı biliyoruz...

Gittiğim o bölgede şunu görüyorum, bu akan kan dursun, annelerin göz yaşları dökülmesin, kardeşlik olsun, ülkeye huzur gelsin, kardeşlik olsun, birbirimizle kucaklaşalım. Daha,demokratik açılım denildiğinde insanların yüzü gülüyor...'' şeklinde konuştu.

''İKİ TANE MUHALEFET PARTİSİ''
Hiç kimsenin demokratik açılımdan şikayeti olmadığını belirten Arınç, burada bütün sorumluluğun siyasi partilerde olduğunu dile getirdi.

Arınç, ''İki tane muhalefet partisinin lideri, bu işi hainlik noktasına kadar getirip, AK Parti'yi hedef gösteriyorlar. AK Parti'nin yapmak istediği iş, bu sürecin başarıya ulaşmasıdır'' dedi.

Muhalefetin de ''eksikleri'' söylemesi gerektiğini vurgulayan Arınç, ''Yanlış ve eksiklik söylenmeden kapılarını kapatan, doğrudan kategorik olarak düşmanlıkla yola çıkan insanlar, Türkiye'de çatışmayı körüklüyorlar. İzmir'deki olaylara sebebiyet veren muhalefet partilerinin, şu zamandan bu yana davranışlarıdır, sözleridir ve hareketleridir.

Ben her zaman söylüyorum, böyle çatışmacı bir dille siz ancak Türkiye'de ayrımcılık yapar ve insanları birbirine düşman edersiniz. Allah aşkına bu Baykal'ın konuşmaları nedir böyle? Bu kadar negatif enerji yayan bir siyasi parti lideri olur mu? Karşısındaki yumruklaşıyor gibi, bağırıp çağırarak ve sadece negatif bir enerjiyle konuşan ve konuşmaktan başka bir iş yapmayan bir siyasi parti lideri olabilir mi?

Kardeşim, nedir senin önündeki süreç, elindeki imkanlar? Geçmişte yaptığın bu çalışmaların hangisini bize tavsiye ediyorsun, hangisini kabul ettin, hangisinden vazgeçtin, niye vazgeçtin? 20 sene önce doğru gördüğün şey, şimdi yanlış mı oldu? Yanlış nerede? Onu söyle bana.

'Teröristler dağdan insin, teslim olsun, bu iş bitsin'... Karikatür gibi bir şey... O zaman söyleyin bunu siz. Bizi dinlemiyorlar. Sizi belki dinlerler.

Yani, Sayın Baykal grup toplantısında bir mesaj göndersin, 'Ey teröristler, ertesi gün dağdan inin, silahlarınızı teslim edin, yargıya gidin, içerde 30 sene yatın ve terör meselesi böylece bitmiş olsun...' Buna kaç kişinin uyacağını, hani gülmenin ötesinde kaç kişinin buna cevap vereceğini düşünüyorsunuz? Bu, dağlardaki kargaları bile güldürür.

Öyle söylemeye gerek yok. Zaten en acı biçimde terörle mücadele ediyoruz, askerimizle, polisimizle... Karşı karşıya geldiğimiz zaman da belli çatışmaların içine giriyoruz. Terör bir sonuç. Teröre yol açan 10 tane, 20 tane sebep var. Siz bu sebeplerle, iç ve dış sebeplerle mücadele etmezseniz, bir sonuç olarak terör, her zaman karşınızda duracak. Bugüne kadar hedef teröristler.

Tamam.,teröristlerle mücadele ediyoruz. Peki bu adam niye dağa çıktı, niye eline silah aldı, niye yıllardan beri gençliğini, insanlığını hiçe sayarak ölümü göze alarak mücadele ediyor? Bu mücadeleyi yapanlar bile sonunda biz güvenlik güçleri olarak gereğini yaptık ama bundan sonrası hükümetlere düşüyor, ekonomik, sosyal, siyasal, toplumsal pek çok çareler bulmanız gerekir, diye söylüyorlar. Biz de onları yapmaya çalışıyoruz.

Muhalefet partilerini özellikle iki tanesinin çatışmayı körükleyen, gözyaşlarını tekrar hatıra getiren, eskide yaşanmış acı hatıraları bugün her gün tekrarlayarak, toplumdaki bu duyarlılığı, maalesef bu sürece karşı olmak, bu sürecin taraftarlarına da karşı olmak şeklinde önümüze getirenler bence büyük hata yapıyorlar'' ifadelerini kullandı.

''ÇATIŞMACI ANLAYIŞ''
Bu çatışmacı anlayış devam ettiği sürece İzmir'de yaşananların, başka yerlerde de yaşanabileceği uyarısında bulunan Bakan Arınç, bunların sorumlusunun hükümet olmadığını, bu olayları önlemek için mücadele ettiklerini söyledi.

''İzmir'de yapılan eylem, bir siyasi parti liderine karşı, siyasi faaliyete karşı yapılırken ne kadar haksızsa Aysel Tuğluk'un buna karşılık söylediği sözler de o kadar çirkindir, o kadar yakışıksızdır. 'Siz de bir Diyarbakır'a gelin bakayım'...'' diyen Arınç, aynı çatışmacı kimliğin DTP içinde de nasıl yansıdığının görüldüğünü dile getirdi. Bütün bunlara rağmen bu süreci başarıya ulaştırmanın görevleri olduğunu anlatan Bakan Arınç, ''herkesin hataları en aza indiği zaman, vatandaşın bu sürece olan desteği bence artarak devam edecek'' diye konuştu.

KAFES OPERASYONU
Bakan Arınç, 'Kafes operasyonu' ile ilgili soruyu yanıtlarken de şöyle konuştu:

''Bu ve buna benzer konularda benim görüşüm bellidir. Yerine göre eleştirildim, yerine göre takdir edildim. Ama ben gerçekten Türkiye'nin bir hukuk devleti olmasını istiyorum. Hukuk devletine yakışmayan, hukuk devleti içinde kurumlara verilen görevlerin dışında yasa dışı bir takım örgütlenmeler, bir takım birliktelikler, çıkar amaçlı olsun, suç işlemek amacıyla kurulmuş olsun, nerede kurulursa kurulsun, bunlarla mücadele edilmesine inanan bir insanım. Spesifik olarak 'kafes'tir', 'odur, budur' bunları ayırt etmeden söylüyorum. Ben, kurumların kendi içlerinde şeffaflığa, bir hesap verebilmeyi veya yanlış yapan varsa bunlarla ilgili yargı sürecini süratlendirmeyi, bu kişiler hakkında hem idari hem de disiplin açısından gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini geçmişte de söyledim. Bu, hükümetimizin de kanaatidir...'' dedi.

''TÜRKİYE ARTIK ŞEFFAF''
Bu konunun kısa sürede sonuçlanacağına inandığını belirten Arınç, ''Çünkü Türkiye artık şeffaf bir ülkedir. Türkiye'de hiçbir şey gizli kalmıyor.

Türkiye'nin globalleşmesi, bilgi alışverişi, bilgiye, habere ulaşma noktasında, kaynaklara ulaşma noktasında Türkiye'nin hiçbir eksiği yok. Hiçbir şey,

Türkiye'de gizli kalmayacak. Onun için kurumların, şimdiden kendisini buna alıştırması lazım. Yönetimleri şeffaf olmalı, hesap verebilir olmalı. Buna ulaşamayan hiçbir kurum, yıpranmaktan kurtulamayacaktır. Yıpranmamanın tek yolu vardır, çıkıp hesap verebilmek. Üstünü örtmek veya başka yerleri hedef göstermek, topu taca atmak değil. 'Bu budur, bu, bu değildir' anlamında bir hesap vermek'' dedi.

Bunun, hükümetleri açısından ne kadar önemliyse hem anayasal hem de diğer kurumlar açısından da o kadar önemli olduğuna işaret eden Arınç, ''Hesap veremezseniz, hesap vermemek için dikkatleri başka tarafa çekerseniz, kamu vicdanında aklanmış olamazsınız. O zaman doğru veya yanlış, umarım ki bütün bunlar yanlış olsun, bütün bunların o kurumlarla doğrudan ilişkisi olmasın, temenni ederim ki böyle bir şey ortaya çıksın ama aksi olacaksa da yanlış yapan insanların o kurumlardan bir bir temizlenmesinde fayda olduğunu düşünüyorum'' diye konuştu.

Arınç, ''kendisine bağlı kurumlarda, böyle bir hareketin olduğunu, böyle bir faaliyette bulunulduğunu duysa kanunun kendisine verdiği yetkileri hiç vakit kaybetmeden kullanacağını'' belirterek, ''Herkesin de bunu yapacağına inanırım doğal olarak, yapmayanlar da vazifeleri konusunda ihmalde bulunan insanlar demektir'' şeklinde konuştu.

''...ÇOK MUTLU OLACAĞIZ''
Bülent Arınç, ''Kafes operasyonu'' ile ilgili olarak basının da kendisini bir denetime tabi tutması gerektiğini belirterek, bu operasyonla ilgili bazı yayın organlarında ciddi yayınlar yapıldığını ancak ''özellikle çok güçlü medya organlarının gazete ve televizyonlarında bu konudan bahseden bir cümleyi bulmanın mümkün olmadığını'' söyledi. İddia edilenlerin doğru olmamasını temenni ettiğine işaret eden Arınç, ama iddia edilenlerin doğru olma ihtimalini de dikkate alınması gerektiğini dile getirdi.

Arınç, ''Bu senaryo ise bu niçin yalandır, varsa bir bilginiz bunu söyleyin. Ama doğru olma ihtimalini de lütfen dikkate alarak, Türkiye'de demokrasinin inkıtaya uğramaması için, Türkiye'de demokrasinin müdahalelerden kurtulması için, Türkiye nasıl şu 7 yıl içinde 55'e yakın mafya tipi örgütlenmeden kurtulduysa buna benzer örgütlenmelerden kurtulsun, batı tipi bir ülke olsun. AB standardında bir ülke haline gelsin diye o güzel kalemlerden kelimeler dökülse çok mutlu olacağız'' diye konuştu.

''DOMUZ GRİBİ AŞISI OLMADIM''
Arınç, ''H1N1 aşısı oldunuz mu ya da olmayı düşünüyor musunuz?'' sorusuna şu yanıtı verdi:

''Henüz olmadım. Olmayı da düşünüyordum da şu anda ihtiyaç duymuyor gibiyim. Yani Allah saklasın. Benim olmayacağım diye kesin bir kararım yok. Daha önce sorduklarında 'olabilirim' demiştim.

Biz bu konuda doktorların dediğine daha çok bakarız. Her işi erbabına sormak lazım. Yani gazetecilikle ilgili bir şey olursa ben size sorarım. Ondan sonra derim ki gazetecilikte böyleymiş. Sağlık Bakanı bir şey söylüyorsa bu işin sorumlusu odur. Onun sözüne daha çok itibar etmek, kişisel olarak benim tercihimdir. Yani ben saçımı kestirirken bile berbere soruyorum, 'hangisi daha iyi' diye. Ona göre gidiyorum.

Şu anda seyri biraz endişe verici gibi ama önlenecektir. Bunun için bütün gayretler, katkılar yapılıyor'' dedi.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...