Dün akşam bir televizyon programına katılan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, gündeme ilişkin sorulara yanıt verdi. Tahliyelerle ilgili konuşan Arınç, tahliyelerin vicdanları yaraladığını ifade etti.

Başbakan Erdoğan ile oğlu Bilal arasında geçtiği iddia edilen ses kayıtlarıyla ilgili de konuşan Arınç, kayıtları kendi imkanlarıyla sadece merakından TRT incelettiğini söyleyerek, "Konuşmanın tamamında alınan küçük örneklemeler 10 dakika 28 saniye olarak internete yüklenen konuşma kaydı 5 parçadan oluşuyor. Bu 5 ayrı parçanın içinde farklı konuşmalardan alınan cümle ve kelimelerin birleştirildiği gözlemleniyor. Hatta peşpeşe gelen bazı tekrar kelimelerin bile farklı zamanlarda yapılan konuşmalardan alındığı gözleniyor. 'Tamam, oldu, Sümeyye geldi mi' gibi kelimeler. Ayrıca para ve paranın miktarıyla ilgili yapılan konuşma bölümünde ses değişimleri hissediliyor. Bazı bölümlerdeki konuşmaların desibel olarak birbirine uyum sağlaması amacıyla filtrelendirildiği gözlemleniyor. Konuşmada birbiri üzerine çakışan cümle ve kelimeler yok. Bu konuşmada belli ayrı parçalardan alınan ya da tek parçadan alınan bölümlerden tekrar montajlanıp bambaşka bir diyalog geliştirilmiş" dedi.

Bülent Arınç, 17 Aralık operasyonu ve sonrasındaki gelişmelere ilişkin yöneltilen "Fethullah Gülen Türkiye'ye dönseydi bu tartışmalar olur muydu" sorusu üzerine, "Yani dönmediği zaman da böyle bir tartışma olmadı. Yine dönmedi peki bunlar neden oldu Ben zannediyorum bir üst akıl -bundan hocaefendiyi de kastetmiyorum- belki daha yukarıdan bir üst akıl Türkiye'de böyle bir operasyonu planlamış" dedi.
 
"Kimden bahsediyorsunuz, bir ülkeden mi bahsediyorsunuz" sorusuna Arınç, "Üst akıl işte, üst akıl. Söylemem, bilsem de söylemem. Ergenekon davası 5-6 yıl sürdü, hala birinci ismi öğrenebildiniz mi? Öğrenemediniz" karşılığını verdi.

Bülent Arınç'a, programda şu soru da yöneltildi:
 
"Sayın başbakan sürekli 'örgüt' diyor ve son MGK toplantısında da tam ismi konulmadı ama onu tarif edecek şekilde yani o camiayı, bunların üzerine gidileceği şeklinde topyekun bir mücadele açıklaması yapıldı. Soruşturma yapılacak mı bu insanlara karşı? Çünkü en büyük eleştirilerden biri de 'Bu insanları alıyorsunuz, paralel devlet iddiasıyla, aslında yolsuzluk soruşturmasını soruşturduğu söylenen insanları suçluyorsunuz ama bunlar hakkında hiçbir işlem yapmıyorsunuz' şeklinde yoğun bir eleştiri var, siz bir avukatsınız, hukukçusunuz, onun için bunun biraz daha ciddiyetini biliyorsunuz. Polisler binlerce polis alındı, savcılar alındı, 'bunlar paralel devlet' dendi ama haklarında bir soruşturma açılmadı. Bunlara şimdi 'örgüt' deniliyor. MGK kararı var. Nasıl bir örgütün üzerine gitmeyi düşünüyorsunuz Tamamı mı, Fethullah Gülen de dahil mi? Yoksa sadece belli isimlerle mi sınırlı bu"

'TEHDİT ETTİLER'
Arınç, soruya "Şimdi tabii Sayın Başbakan'ın bu sözleri bir gerçek. Sayın Başbakan, karşılaştığı olayların etkisinde. Yani kendisini topyekün hedef almış, hatta bazı tehditler, tarih vererek, 'Seni şöyle yapacağız, böyle yapacağız' tehditleri karşısında, hakaretleri karşısında aile mahremiyetine girilmesi karşısında bunu yapan vaya yaptıran insanlara karşı, bu tabirleri kullanıyor. O bunun şuurunda, onun hissiyatı, duyguları veya bildikleri konular böyle bir tanımlama yapmak için bence yeterli olabilir. Sayın Başbakan'ın kendi gördükleri ve yaşadıklarıyla ilgili eğer 17 Aralık'ta muvaffak olsalardı, 25 Aralık'ta muvaffak olsalardı mesela son çıkan kayıtlarda onu da bir Bakanlar Kurulu sonrasında söyledim. 107 klasörde 2280 kişinin ilgili ilgisiz dinlendiğini biliyoruz. Şimdi iki klasörde daha 700 civarında kanunsuz dinleme tespit edildi. Daha 125 klasöre varmadık. Yani İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı elinden dosyaları alınan savcıların yine usulsüz olarak yaptığı işlemlerde şu anda bu kadar tespit yapabildik. Kim bilir şimdi özel yetkili mahkemeler kalkıyor ya, ondan sonra çıkacak dosyalarda, daha önce görülen davalarda veya şu anda soruşturma kapsamında dinleme kararı alınmış olanlardan eğer alelacele imha edilmeyenler elimize geçerse kim bilir kimilerinin de ne yaptığını millet görecek.
 
Başbakanımızın yaşadığı ve bizim de şahit olduğumuz olaylardan yola çıkarak diyeyim ki eğer bunlara karşı Hakimler ve Savcılar Kurulunda bir şey yapılmamış olsaydı, emniyette bir şey yapılmamış, idarede bir şey yapılmamış olsaydı, bugün Türkiye, tam bir kaosun içinde kalırdı. Ortada ne hükümet ne parlamento kalırdı. Sadece bu kadarını böyleyeyim. O, hedefine ulaşsaydı hükümetle birlikte Türkiye'yi çökertecek bir operasyondu. E bu kadar ağır şey söylüyorsunuz, 'Ortada daha ne var', daha ne olsun. Her şey yeni yeni ortaya çıkmaya başladı. Çok şükür hükümet duruma hakim, hamdolsun, yapılacakları yaptı, hala yapacakları var, onları bir plan dahilinde yapacak. Ama bir hukuk devletiyiz biz. Kulağından tutup da adamı diz çöktürecek halimiz yok. Ne ise onlar ortaya çıkacak idari soruşturmalarla ve sonucunda da 'Siz böyle bir işi neden yaptınız, nasıl yaptınız' diye bir hesap sorulacak."

'SÖYLENECEK BİR ÇİFT SÖZÜM YOK'
17 Aralık tahliyeleriye ilgili Arınç, "Bir bakanın oğlunun para karşılığı iş yapan adamlarla iş yapıyorsa. Dünyanın en aşağılık işidir. Bu dünyanın her yerinde de böyledir. Dünyanın her yerinde vardır ama milyonlarca insan da bunu lanetli bir iş olarak görür. Ağa Camii’nin açılışını yaptık, çıkışta Süleyman Aslan’ın tahliye olduğunu söylediler. Bu konuda söylenecek bir çift sözüm bile yok. ‘Diğerlerinin tutuklulukları şu kadar sürdü’ denildi. Uzun tutuklulukla ilgili söylediklerim ortada. Bu vicdanları yaralamıştır. Aynen ötekilerin vicdanları yaraladığı gibi Ama şu gözle bakmıyorum, ‘Kalsınlar içeride, şöyle olsun, böyle olsun. Bu bir işadamıysa kamuyu ne kadar etkilediğini ben bu dosyada görmek istiyorum. Çok farklı şeyler çıkabilir. Benim avukatlık hayatım böyle şeyleri görmekle geçti" dedi.

İşadamı Reza Zarrab’ın Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a 700 bin liralık saat hediye ettiği iddiasıyla ilgili Arınç, "Kolundaki saati ve çocuğunun parasını sorarsanız bana ben mahcubiyetten cevap veremem. Yolsuzlukların üzerine örtmemiz mümkün değil. Sayın Başbakan 17 Aralık’ta bu olduysa, 18 Aralık’ta bir araya geldik. Kayıtlarda vardır, ben o toplantıdan çıkarak bir basın toplantısı yaptım. Ben iki şey doğru olur dedim. Bir, siyaseten bu arkadaşlarımızın derhal görevlerini bırakması. İkincisi ahlaken de bu soruşturmaların bitip yargılamaların yapılması. O arkadaşların dördü oradaydı ikisi, ‘Hemen istifa edelim’ dediler. Diğer ikisi menfi bir şey takınmadı. Başbakanımız ‘Ben sizlerle ayrıca görüşeceğim’ dedi. Yargılamaların üstünün örtülmesi mümkün değli. Başbakanımız bu konuda çok hassastır. Biz tam bunları konuşurken, kanunsuz dinlemelerin, 14 aylık soruşturmaları yapanların asıl niyetlerinin yolsuzluk olmadığı, hükümeti düşürmek olduğu ortaya çıktı. Bu kanaat bende var bugün. Ben bu operasyonun Zarrab’la doğrudan ilgili olmadığını, bunların kullanıldığını, hem de dışarıdaki bazı olayların paralelinde Türkiye’yi yıpratma operasyonu olarak gördü" diye yanıt verdi.

SES KAYITLARI
Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu arasında geçtiği iddia edilen ses kaydıyla ilgili görüşlerinin sorulması üzerine, şu yanıtı verdi:

"2001'den bu yana hem partinin bilançosunu kendi sitemizden günü gününe yayınlıyoruz hem de Sayın Başbakan kendi mal varlığıyla ilgili olarak bildirimlerini yapıyor. Yani 11 sene evvelinin 1 milyar lirası ne kadar kıymetliyse sizin söylediğiniz bugünkü para da o. Peki montaj mı Amerika'dan alınan, şunlardan, bunlardan bahsedecek değilim. Bizim TRT'nin HD kanalı bu konuda bir çalışma yaptı. 'Oradaki teknik imkanlarla basit de olsa bir rapor verilebilir mi ' dedim. Konuşmanın tamamında alınan küçük örneklemeler 10 dakika 28 saniye olarak internete yüklenen konuşma kaydı 5 parçadan oluşuyor. Bu 5 ayrı parçanın içinde farklı konuşmalardan alınan cümle ve kelimelerin birleştirildiği gözlemleniyor. Hatta peşpeşe gelen bazı tekrar kelimelerin bile farklı zamanlarda yapılan konuşmalardan alındığı gözleniyor. 'Tamam, oldu, Sümeyye geldi mi' gibi kelimeler. Ayrıca para ve paranın miktarıyla ilgili yapılan konuşma bölümünde ses değişimleri hissediliyor. Bazı bölümlerdeki konuşmaların desibel olarak birbirine uyum sağlaması amacıyla filtrelendirildiği gözlemleniyor. Konuşmada birbiri üzerine çakışan cümle ve kelimeler yok. Bu konuşmada belli ayrı parçalardan alınan ya da tek parçadan alınan bölümlerden tekrar montajlanıp bambaşka bir diyalog geliştirilmiş. Yani baştan, sondan, ortadan alınan kısa cümleler ve kelimelerle sıradan bir konuşmaya dönüştürülebilir. Konuşmanın 6.48'inci saniyesinde Şehrizar'dan daire bölümünde, düşük desibelde verilen bir bayan sesi 'hayır' diyor. Ardından 'Sen nasıl bakıyorsun babacığım' diye devam eden bölümün ardından kadın ya da erkek sesi olduğu anlaşılmayan bir ses parçası, kalıntılar olarak konuşmada yer alıyor, diye uzun uzun bir şeyler yazmışlar."

Bunun resmi bir merciden, bilirkişiden alınan bir rapor olmadığını söyleyen Arınç, şöyle devam etti:
 
"Merak ettiğim için TRT'nin kendi imkanlarıyla, ilk planda ne seziyorsunuz bana iki kelime yazın dedim böyle bir şey getirdiler. Şimdi tanıdığım kadarıyla Sayın Başbakanımız düzgün insandır, ailesi, aile bağları güçlüdür. Namus anlayışına kefiliz, ahlakını biliriz, dindarlığından, çalışkanlığından, memleket severliğinden bir şüphemiz yok. Böyle paralar, milyonları milyarların hesabını yapacak bir insan değil. Bizden bin misli daha fazla çalışan bir insan günde kaç saatcik uyuyabildiğini bilmiyorum. Bir insana ayda 10 trilyon maaş verseniz bu başbakanlık yapılmaz."
 
"Bu konuşmalar, beni tatmin etmiyor. Ben bunların montaj, şu veya bu şekilde bir araya getirilmiş şeyler olduğunu düşünüyorum" diyen Arınç, bu tür dinlemelerin mahkeme kararıyla olması gerektiğini, ancak onun bir delil niteliği taşıyabileceğini söyledi.

'BAŞBAKAN ONURLU İNSAN'
Muhalefet partilerinin sert üslubuna karşılık Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da konuşmalarının sert olduğuna ilişkin görüşe, "yüzde yüz doğru, sert konuşuyor" yorumunu yapan Arınç, yıllardır Başbakan'ın yanında bulunduğunu, ilk defa bu kadar sert konuştuğuna şahit olduğunu belirtti.
 
Başbakan'ın bu kadar sert olmasını, olaylar karşısındaki feryat figanını, yakından incelediğini belirten Arınç, "Onurlu bir insan Sayın Başbakan. Bu kadar iftiralar, ithamlar kendi şahsıyla ilgili olsa bunları daha yumuşak bir üslupla karşılayabilirdi. Ama bir insanın evladı, bir insanın eşi bir insanın çocuğu, bir insanın namusu ve ahlakı payimal ediliyorsa, başbakan bunu hazmedemiyor. Bu onun için belki üslup bakımından bir eksikliktir ama haysiyetlİ bir insanın buna karşı vereceği tepki olarak birazcık anlayışla karşılıyorum. Keşke buna rağmen daha sert olmayan bir üslupla bunları karşılayabilse ama herkesin mizacı, herkesin tabiatı biraz farklı" diye konuştu.