Türkiye Barolar Birliği ve İstanbul Barosu, yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından kolluk kuvvet ile yargı mensupları arasında yaşandığı iddia edilen gerilimle ilgili açıklama yaptı.

Adli Kolluk Yönetmeliği’ne Danıştay’da dava açıldığını hatırlatan Türkiye Barolar Birliği, HSYK’nın yaptığı açıklamaya destek verdi.

Açıklamada özetle şöyle denildi:

“Yürümekte olan yolsuzluk soruşturmasında oğlu tutuklanan ve kendi hakkında fezleke düzenlendiği basın yoluyla öğrenilen İçişleri Bakanı'nın soruşturmayı yürüten emniyet amirlerini görevden alması; İstanbul Başsavcılığı'nın soruşturmaya yeni savcılar ilave etmesi ve bir dosyada da soruşturma savcısını değiştirmesi, toplumda soruşturmanın engellendiği yolunda güçlü bir algının ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir.

Bu süreçte Cumhuriyet tarihinde daha önce benzeri görülmemiş hukuka aykırılıklar birbirini izlemektedir. Trajik olaylara son örnek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın ve soruşturmanın kendisinden alındığı savcının basın yoluyla ilan edilen karşılıklı suçlamalarıdır.

İçinde bulunduğumuz süreçte yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirleriyle ve kendi içlerinde yaşanan hesaplaşmanın, toplum üzerinde telafisi uzun yıllar mümkün olmayacak yıkıcı etkilere yol açacağı muhakkaktır.

Yargının bir siyasi hesaplaşma arenasına dönüştürülmesiyle patlayan devlet krizinden çıkışın yolu, bu krizin taraflarından birinin yanında siyasi menfaat gözeterek yer almak değil, yurttaşın üstün menfaatine olacak şekilde, hukuk devleti ve demokrasiden yana ilkesel tavır almaktır.”

İSTANBUL BAROSU: ARTIK TUZ DA KOKTU
İstanbul Barosu’ndan yapılan açıklamada ise "Gelinen noktada artık tuz da kokmuştur" ifadesi kullanıldı.

Bazı kişilerin daha önceki soruşturmalardaki takındığı tavır eleştirilerek, “Attıkları bumerang dönüp kendilerini vurmuştur" denildi.

Baro’nun açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“Hukuk devletinde devlet erki başka güçlerle paylaşılamaz. Böylesi bir durumda buna imkan ve izin veren de hem siyaseten hem de hukuken sorumlu olur.

Yine hiç kimse, sandık iradesi arkasına sığınarak devleti başka güçlerle yönetemez, buna izin veremez, göz yumamaz, devlet gücünü kendi amaçları için kullanamaz, yargıyı ve diğer kurumları bir silah olarak kullanamaz, hukuku amaca uygun biçimde eğip bükemez, bu amaçla değişiklikler yapamaz, yargısal denetimi reddedemez.

Hukuk devletinde siyasi iktidar ve yürütme, emniyet yargıya meydan okuyamaz, emir ve talimat veremez, soruşturmaları engelleyemez, yolsuzlukları ört bas edemez, kendisi veya yandaşları için suç işleme özgürlüğü ve ayrıcalığı yaratamaz.

Kimse yargıya baskı yapamaz. Adli kolluğun mahkeme kararlarını ve bu doğrultuda savcının emirlerini yerine getirmemesi, amirlerin kolluğa bu yönde emir ve talimat vermesi suçtur.

Konusu suç teşkil eden emir ise yerine getirilemez. Buna karşılık yargı da elindeki gücü bir baskı aracı olarak kullanamaz, keyfi davranamaz, yalnız hukukun sınırları içinde hareket edebilir. Bunun dışında bir durum kabul edilemez. Çünkü demokrasi bir kurallar rejimidir ve herkes bunlara uymakla yükümlüdür.”