Üzerinden 80 yıl geçmesine rağmen Almanya’da Nazi ideolojisinin taraftarlarına hâlâ rastlanıyor. Günümüz Almanyası’nda neonaziler organik tarım sektörüne bile el atmış durumdalar.

İlk bakışta çelişkili gibi görünse de bu durum Almanya’nın bazı yörelerinde büyük sorun oluşturmaya başladı. Sektördeki dernekler alarm durumunda ve aşırı sağcıları aralarında görmek istemiyorlar.

Aşırı sağcı Nasyonal Demokrat Parti’nin (NPD) “nasyonal demokratik politikaların temelleri” adlı programında şunlar yazıyor: “Gıda maddeleri skandalları son yıllarda dramatik bir biçimde artmış bulunuyor. Bunun ardında yatan neden, insanlara ve doğanın bir parçası olan hayvanlara karşı gittikçe daha vicdansızca tavır alınmasıdır.” Bunlar, bir çevre örgütünden değil, aşırı sağcıların kaleminden çıkma sözler… .

HEINRICH BÖL VAKFI'NIN RAPORU
Aşırı sağcı görüşlerle doğanın korunması arasındaki bağlantı aslında yeni bir şey değil. Ancak uzmanlar, aşırı milliyetçi grupların çevre konuları üzerinden taraftar bulma çabasının gittikçe arttığını gözlemliyorlar. Siyasal olarak yeşil harekete yakınlığıyla tanınan Heinrich-Böll Vakfı, Nazilere atıfta bulunduğu, “kahverengi gömlekli çevreciler” başlığı altında geçen yıl bir rapor hazırlamıştı. Raporda, aşırı sağcı sempatizanların öncelikli olarak ekonomik açıdan nispeten daha geri durumda olan Almanya’nın doğusundaki Mecklenburg-Vorpommern gibi eyaletlerde toprak, çiftlik ve tarlalar satın aldıklarına ve böylece organik ürünler sektörüne adım atmaya çalıştıklarına dikkat çekiliyor.

Almanya'daki en büyük ekolojik tarım birliği olan “Bioland”ın yönetim kurulu başkanı Gregor Pöpsel şunları söylüyor: “Bizim sektörün (aşırı sağcılar için) özel çekici bir yanının olduğunu sanmıyorum. Ancak tabii arzu etmediğimiz sayıda belirli kişi ya da grupların organik tarım sektöründe ve bu konudaki temel görüşlerde varlık göstermesinin de önüne geçmek gerekiyor.”
Gregor Pöpsel Gregor Pöpsel

Sektördeki diğer kuruluşlar gibi Bioland kuruluşu da Heinrich-Böll Vakfı’nın geçen yıl ilgili raporunun açıklanmasıyla birlikte kendi içindeki aşırı sağcı üyeleri saf dışı bırakmak üzere önlemler almış. Bioland’ın yönetim kurulu başkanı Gregor Pöpsel aldıkları somut önlemlere ilişkin bilgi veriyor: “Geçen sonbaharda tüzüğümüze daha bir netlik kazandırdık ve açıkça şu paragraflara yer verdik: Bioland ırkçılara, ayrıca anayasa ve yabancı düşmanı eğilimlere ve diğer insanlık karşıtı tavırlara karşı çıkar ve bu prensip gereği üyelerini de birliğimizden çıkartabilir.”

Ancak somut olarak üye çıkartmalar henüz yaşanmadı. Bioland yönetim kurulu başkanı Gregor Pöpsel bu duruma açıklık getiriyor: “Aramızda, kuruluşumuz içerisinde aşırı sağ eğilimliler yoktur demek biraz cüretkâr bir iddia olurdu. Bu konuda yüzde yüz kesinliği olan ifadeler kullanmam mümkün değil. Ama yapmak zorunda olduğumuz ve harekete geçmek zorunda olduğumuz nokta şudur: Birileri dikkatimizi çektiği anda, o kişi kuruluşumuza ve savunduğumuz değerlere leke düşürmeden önce bizler tepki gösterecek durumda olabilmeliyiz.”

EKOLOJİ İLE AŞIRI SAĞIN ESKİ BAĞLANTILARI
Tarihçi Nils Franke, ekoloji ile aşırı sağcı ideolojinin bağlantısının Almanya’da daha nasyonal sosyalist dönemde başladığına dikkat çekiyor. Nils Franke, tüm Alman toplumunu kapsayan ilk çevre koruma yasasının 1935 yılında Hitler hükümeti tarafından kararlaştırıldığını söylüyor. Franke, ulusal yer altı zenginliklerinin ve çevrenin korunması düşüncesinin insanlara cazip geldiğini ve propaganda aracı olarak kullanıldığını belirtiyor.

Bioland yönetim kurulu başkanı Gregor Pöpsel, “organik ürünler yetiştiren ve satanların politik kafa yapısı konusunda emin olmak istiyorsanız, yanı başınızdaki organik mal satan, tanıdık, bildik dükkanlara gitmenizi tavsiye ederim” diye konuşuyor.