Akşam Gazetesi'nden Gürkan Hacır'ın bugünkü köşesinde yazdığı yazı şöyle:

Aday isimleri açıklandı, kıyamet de koptu. Ancak tarihte öyle liste savaşları yaşandı ki. Dikkat çekeni 1922'de muhaliflerin verdiği kanun teklifiydi. Atatürk, kendisini hedef alan muhaliflere öyle bir cevap verdi ki teklif reddedildi.

12 Haziran seçimlerinde yarışacak partilerin milletvekilliği aday listeleri açıklandı. Kıyamet de koptu. Özellikle CHP'nin listesi tam anlamıyla topa tutuldu. Sinan Aygün ve Mehmet Haberal'ın listede seçilecek yerlere konulması çok eleştirildi. Gerçi bu eleştirilerin kaynağı çoğunlukla listede kendine yer bulamayan aday adaylarıydı. Ama yine de parti tabanlarında genel bir memnuniyetsizlik oluştu. Ama çok partili tarihimizde hep tuhaf adaylıklar oldu... Nasıl mı?... Buyurun o halde... Birazcık komplo teorisi yaparak başlayalım mı?

1990'lardan bu yana Türkiye'de inanılmaz şeyler yaşıyoruz. Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye paketlenmesinden Erbakan Hoca'nın iktidardan uzaklaştırılmasına kadar onlarca tuhaf gelişmeye şahitlik ettik. Toz duman arasında farkına varamıyoruz ama yaşadıklarımız alt alta bir yazalım mı, ne dersiniz? Öcalan'ı paketlediler ve teslim ettirdiler, MHP'ye astırtmadılar. Ülkücüler iktidarda olmalarına rağmen çok istedikleri darağacını kuramadılar.

En büyük Anti-Siyonist olan ve tüm yaşamı boyunca İsrail'le mücadele eden Erbakan Hoca'ya İsrail'le en fazla askeri anlaşmayı imzalattılar. Türban yasağını hep propaganda olarak kullanan AKP'ye şimdi ne asker karışıyor ne de CHP!... Ama o parti bir tek türbanlı vekili Meclis'e sokamıyor.

Ee hal böyle olunca son bomba da CHP'ye kaldı. Ecevit'in ölümüyle ilgili iddialar ortalıkta dururken Ecevit'in vatanı sayılan Zonguldak'a Mehmet Haberal aday olarak yazıldı. (Haberal'ın Demirel'in adamı olup olmadığına veya neden Zonguldak'tan aday gösterildiğine bakmayın derim. Çünkü ondan önce Baykal'ın oğlu Ataç Baykal'ın nikah şahidiydi, onu hatırlayın yeter.)

Neyse... Geçelim bunları...

Parlamenter tarihimizde öyle liste savaşları oldu öyle tuhaf milletvekili adaylıkları oldu ki bugüne rahmet okuyabilirsiniz. Hayal kırıklığı yaşayan vekil aday adaylarına Atatürk'ün yaşadığı bir olayı anlatmak isterim. Tarih 1922 Aralık. Meclis'te Mustafa Kemal'e çok sert muhalefet yapan bir grup vardı. Onu tek adam olmakla suçlayan bir grup mebus kendince farklı bir yönteme başvurdu. Yeni dönemde yapılacak seçimlere ilişkin bir kanun teklifi verdiler. Bu kanun teklifinin 14.maddesi sanki sadece bir kişiyi tarif ediyordu.

'Büyük Millet Meclisi'ne üye seçilebilmek için Türkiye'nin bugünkü sınırları içindeki mahaller ahalisinden olmak zorunludur. Veya daire-i intihabiye dahilinde mütemekkin olmak zorunludur. Ondan sonra göçle gelenlerden Türk ve Kürtler iskan tarihinden itibaren beş sene geçmişse seçilebilirler.' Atatürk askeri görevler ve savaşlar dolayısıyla hiçbir zaman 5 yıl aynı mahalde oturmamıştı. Zaten doğum yeri de Selanik'ti. Bu yasaya göre milletvekili seçilemeyecekti. Peki bu teklifi veren üç milletvekili kimlerdi? Erzurum Milletvekili Süleyman Necati Bey, Mersin Milletvekili Salahattin Bey ve Canik Milletvekili Emin Bey. Atatürk çılgına dönmüştü. Hemen söz istedi.

'Bu tasarı, doğrudan doğruya, beni yurttaşlık haklarından yoksun bırakmaya yönelmiştir. On dördüncü maddesinde yazılı satırları gözden geçirecek olursanız, göreceksiniz ki; Büyük Millet Meclisi'ne seçilebilmek için, ya Türkiye'nin bugünkü sınırları içinde kalmış yerlerin halkından olmak ya da bu seçim bölgelerinden birinde yerleşmiş olmak, göçmen olarak gelmişse yerleşmesi üzerinden en az beş yıl geçmiş olmak şart koşuluyor.

Ne yazık ki doğduğum yer, bugünkü sınırlar dışında kalmış bulunuyor. Herhangi bir seçim bölgesinde beş yıl olsun oturup kalmış da değilim. Doğum yerim bugünkü sınırlar dışında kalmıştır ama bunda benim ne eksiğim, ne suçum var! Bunun nedeni, bütün ülkemizi, darmadağın etmek, yok etmek isteyen düşmanların dilediklerini tam gerçekleştirmekten alıkonamamış olmasıdır. Eğer düşmanlar amaçlarına tam ulaşmış olsalardı, Tanrı korusun, bu tasarıya imzasını koyan bayların memleketleri de sınır dışında kalabilirdi. Bundan başka, bu maddenin istediği koşul bende yoksa, aralıksız beş yıl bir seçim bölgesinde oturup kalamamışsam, bu da, yurda yaptığım yararlıklar yüzündendir. Eğer bu maddenin istediği koşulu kazanmaya özenseydim, İstanbul'u kazandırmakla sonuçlanan Arıburnu ve Anafarta savaşlarını yapmamaklılığım gerekirdi. Eğer ben bir yerde beş yıl oturup kalsaydım, Bitlis'i ve Muş'u aldıktan sonra Diyarbakır'a doğru ilerleyen düşmanın karşısına çıkmamaklığım, Bitlis ve Muş'u kurtarmayı gerçekleştiren ödevimi yerine getirememekliğim gerekirdi. Bu bayların istedikleri koşulları kazanmak isteseydim, Suriye'yi boşaltan ordularımızın kalıntısından Halep'te bir ordu kurarak düşmana karşı koymamaklığım ve bugünkü ulusal ant (Milli Misak) sınırlarını o günden çizip gerçekleştirmemekliliğim gerekirdi.

Sanırım ki ondan sonraki çalışmalarımı bilmeyen yoktur. Hiç bir yerde beş yıl oturamayacak kadar uğraşıp didinmiş bulunuyorum. Ben sanıyordum ki, bu yararlılıklarımdan dolayı ulusumun sevgisini, saygısını kazandım ve belki bütün İslam dünyasının da gözüne girmiş bulunuyorum. Bütün bu sevgilere karşılık, yurttaşlık haklarımın elimden alınmak isteneceğini hiç düşünemezdim.

Tasarlıyordum ki yabancı düşmanlar canıma kıymak yoluyla bu yönden yararlı olmaktan beni alıkoymaya çabalayacaklardır. Ama hiçbir zaman aklımın köşesinden geçmezdi ki yüce Meclis'te bunlarla bir düşünen iki üç kişi olsun çıkabilecek! Bunun içindir ki şimdi ben anlamak istiyorum: Bu baylar seçim bölgeleri halkının duygularını ve dileklerini mi dile getiriyorlar? Yine bu baylara karşı söylüyorum: Milletvekili olduklarına göre bütün bir ulusun da vekili sayılırlar. Peki, ulus bu baylarla bir düşüncede midir? Benim yurttaşlık haklarımı elimden almak yetkisi bu baylara nereden verilmiştir? Bu kürsüden, yüksek kurulunuza ve bu bayların seçim bölgeleri halkına ve bütün ulusa soruyorum ve karşılık istiyorum.'

Atatürk'ün nutku etkili oldu. Kanun teklifi reddedildi. Ve Meclis dışına düşme tehlikesini atlatmış oldu. 1923'te yapılacak seçimlerde ise sıkı bir temizlik yapmanın gerekli olduğunu düşündü. Ve bu temizliği de yaptı. Başta o teklifi veren üç milletvekili olmak üzere muhalif cephede yer alan birçok parlamenter Meclis'e giremedi.

TRABZON VEKİLİ KENTİ HİÇ GÖRMEDİ
Yakın tarihimizde de milletvekilliği adaylık seçimleri hep ilginç oldu ve tartışıldı. Mesela Sırrı Day gibi...

Sırrı Day, 1899 yılında İzmir Çeşme'de doğdu. İlk Meclis'te İktisat Bakanlığı yaptı. Hem tek parti döneminde hem de çok partili dönemde Trabzon milletvekilliği yaptı. Asıl ününü Saracoğlu hükümetlerinde oturduğu Bayındırlık Bakanlığı koltuğunda yaptı. Ama sıkı durun. Trabzon Milletvekili Sırrı Bey, hayatında hiç Trabzon'u görmedi. Dahası merak dahi etmedi. 10 yıla yakın milletvekilliği yaptığı kenti dünya gözüyle gezmedi, sorunlarını bilmedi. Ama illaki yeni döneme ilişkin çok renkli bir milletvekili portresi istiyorsanız. Erdal Aksünger'in internet sitesine girin derim. Bakın biyografisinde neler yazıyor CHP 6. sıra İzmir milletvekili adayımızın. 'Başarılı bir lise hayati olan Erdal Aksünger, iki yıl sınıf başkanlığı, bir yıl okul başkanlığı yapmıştır.'