Avrupa Komisyonu'nun Ortak Araştırma Merkezi'nin (JRC) bir araya getirdiği veriler, Avrupa'nın güneyindeki beş ülke; Fransa, Yunanistan, İtalya, Portekiz ve İspanya'da son on yirmi yıllık dönemdeki iklim tablosuna ilişkin farklı eğilimler ortaya koyuyor.

JRC'den bilimadamı Andrea Camia, doksanlı yılların başından itibaren yangınların sayısında artış görüldüğüne dikkat çekiyor.

Camia, son üç yılda ise yangınlarda düşüş görüldüğünü ve genel anlamda yanan alan miktarı da bu verilere eklendiğinde, tek bir eğilim belirlemenin güç olduğunu yıldan yıla yangınlarda farklılıklar görüldüğünü söylüyor.

Uzmanlar; bir yangının çıkmasında, o bölgede yaşayan insanların kasten ya da bilmeden yaptıklarının önemli olduğu ve yangınların ardındaki en temel sebebin insanlar olduğu görüşünde birleşiyor.

Bununla beraber hava koşulları, bir yangının ne kadar büyüyebileceğinde ve ne kadar hasar verebileceğinde etkili oluyor.

Uzmanlara göre Avrupa'nın iklimi de bir çok açıdan değişmeye yüz tutmuş durumda.

Yazlar kıta genelinde daha uzun sürerken, güneydeki ülkeler de daha fazla yağış alıyor.

Haziran ayında İskandinav ülkelerinde çok büyük yangınlar gözlendi, Norveç'te rekor büyüklükte yangınların çıktığı belirlendi.

Doktor Camis, "Normal yangın mevsiminin ve yangın bölgelerinin dışında uç noktalarda olaylar gözlemliyoruz. Mart ayında bile yangınlar yaşanıyor" diye konuştu.

Camis'e göre bütün bunlar yangına açık alanların büyümekte olduğuna ilişkin bir işaret.

Doktor Andrea Camis, bunun iklim değişikliğinin bir sonucu olup olmadığını söylemediklerini belirtiyor.

"SU % 50 AZALACAK"

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), bundan iki yıl önce gelecekte iklim koşullarının nasıl değişebileceğine ilişkin bugüne kadarki en kapsamlı çalışmayı yayımladı.

Bu raporda yer alan tahminlerde, Avrupa'nın güneyine ilişkin çarpıcı sonuçlar yer alıyordu.

Bunlardan belki de en dikkat çekeni, kullanılabilir su miktarının 2070 yılından itibaren Portekiz, İspanya'nın yarısı, Yunanistan, Türkiye, Fransa ve Hırvatistan'ın bazı yerleri ve diğer bir kaç ülkede, 1961- 1990 aralığına kıyasla yüzde 50'den fazla düşeceğini öngörüsüydü.

Ancak bunun sonucunda orman yangınlarının daha fazla zarar verip vermeyeceği, insan davranışlarına bağlı görünüyor.

Acaba insanlar daha fazla özen göstermeye başlarlarsa yangılar azabilir mi?


Toplumlar, risk yönetimine ve bir kez çıktıktan sonra yangınların kontrol altına alınmasına daha fazla yatırım yaparlar mı?

Avustralya, ABD ve Avrupa'nın bazı yerlerindeki itfaiye ekipleri son yıllarda çalışmalarını bu yönde programlar geliştirmeye ve uzmanlaşmaya kaydırmış durumdalar.

Bu anlamda örneğin "Yangın Paradoksu Projesi"ni yürüten uzmanlar, yangınların yangınlarla mücadelede kullanılabileceği görüşünü savunuyor.

Projenin adından da anlaşılabileceği gibi, mevcut yangınların önündeki bitki örtüsü yakılıp temizlenerek mevcut yangının ilerleyişi durdurulabiliyor ya da kasten çıkarılan ikinci ve daha küçük bir yangınla rüzgar akışından yararlanarak kontrollü olarak daha büyük yangınların önüne geçilebiliyor.

Bu ikinci seçenek tehlikeli gibi dursa da, Yangın Paradoksu Projesi'nden uzmanlar, Güney Amerika'da bu yöntemle sonuç alındığını görmüşler.

Projeyi yürüten ekipten doktor Rego, 2003 yazında Avrupa'daki sıcak dalgası sırasında büyük yangınlar görülen Portekiz'de bu yöntemlerin uygulanmaya başlandığını, ancak Yunanistan'da bunların yasak olduğunu belirtiyor.

İklim tahminleri doğru çıkarsa, Avrupa kıtasının büyük bölümünde orman yangınlarında artış görülecek.

İşte o zaman asıl mesele, toplumun buna vereceği yanıt olacak.

Portekiz şu aşamada yangın başlatma ve kontrol altında tutma konusunda eğitimli 20 itfaiye erine sahip; ancak gelecekte Avrupa kıtasında ateşe ateşle karşılık vererek savaşmanın avantajlarını gören daha pek çok ülke olabilir.