'Ay Tedirginliği'nde çocuk istismarı

'Ay Tedirginliği'ni izlediğinizde, Türkiye’nin dillendirmeyi yıllarca ertelediği konu, oyun bıterken yüzünüze bir tokat gibi patlıyor: Çocuk istismarı...

09.01.2010 - 16:19

'Ay Tedirginliği'nde çocuk istismarı

Özen Yula'nın 2002'de Bonn Bienali sırasında izlemeyi isteyip başaramadığım 'Ay Tedirginliği' adlı eserini İstanbul’da seyretme şansım oldu ve oyunun başından sonuna kadar, bu eseri Bonn’da izleseydim bende ne çağrıştırır diye düşünüp durdum.

Bonn’daki bir tiyatroda olsaydım, oyunun pardesülü, şapkalı erkek kahramanı, bana Sait Faik ya da Sabahattin Ali’yi anımsatırdı ama İstanbul’da nedense aklıma Kafka takıldı, mekanda pekala bir Doğu Avrupa şehri olabilirdi diye düşündüm. Mesela derdini şarkılarla anlatmaya alışmış sarhoşu bol, Güneş ışığı kıt, dönüşümü hızlı olan Estonya’nın başkenti Tallinn. Oyunu Bonn’da izleseydim, seri cinayetler ya da çocuk istismarı gibi tüyler ürpertici olayları Istanbul’a yakıştıramazdım muhtemelen. Ama Moda’daki Duru Tiyatro'nun izleyici koltuğunda otururken, bu tür konuları duymaya Avrupa’da alışmış olduğumuzun farkına vardım.


BİR ALMAN İZLESEYDİ...
Peki ya bunu ben değil de bir Alman izleseydi? Türkçe'ye has birkaç ince söz oyununun dışında bütün metin ona çok tanıdık ve şairane gelirdi. Aslinda hepimizin hikayeleri birbirine benziyor sonuçta. Esas mesele, o beynelminel dili yakalayabilmekte. İşte, Özen Yula bu dili sadece yazarken değil, oyunu yönetirken de yakalamayı başarmış.

SIRLAR, HESAPLAŞMALAR VE TEDİRGİNLİK
İki kişilik bir oyun 'Ay Tedirginliği'... 50'li yıllarda isimsiz bir kadın ve erkeğin Moda Sahili'nde karşılaşmasıyla başlıyor. Uzun bir süre bunun tesadüfi bir buluşma olduğunu sanıyorsunuz, zaten eser de size bir polisiye hikayenin içinde olduğunuz izlenimi vermiyor. Sahneyi aydınlatan Ay'ın, oyun boyunca havada asılı kalan tedirginliği kahramanların birbirlerine anlattığı hikaye sayısı arttıkça büyüyor. Paylaşılan sırlar ve yapılan hesaplaşmalar tedirginliği ağır bir iç sıkıntıya dönüştürüyor bir süre sonra. Yazarın sona bıraktığı katharsis de zaten bu sıkıntıyı haklı çıkartıyor. Çünkü Türkiye’nin dillendirmeyi yıllarca ertelediği asıl konu oyun bıterken yüzünüze bir tokat gibi patlıyor: Çocuk istismarı.

Oyunda kadını oynayan Sezin Akbaşoğullari’nin oyunculuğu, erkeği canlandiran Bekir Aksoy’un performansını bastırıyordu. Efektler de biraz daha başarılı olabilirdi belki. Ama yine de bu oyunu İstanbul’da Duru Tiyatro’nun samimi ortamında izlediğim için mutlu ayrıldım.

Yula, sadece 2001’de Cevat Fehmi Başkut Yılın En Başarılı Oyun Yazarı ödülünü değil Avrupa’da sahnelenmeyi de sonuna kadar hakeden oyununu, anne ve babası için yazdığını söyledi.

'Ay Tedirginliği'ni prestij olarak sahneye koyduğunu anlatan Yula, 9 aylığına, bir oyununu sahneye koymak için Amerika’ya gidiyor. Bu onun uluslararası alanda daha çok yer bulacağının da bir işareti, yolu açık olsun...

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...