MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, yarın Cumhuriyet'in kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının yıl dönümü olduğunu anımsattı.

Türkiye'nin, 8 yıldır AK Parti hükümeti tarafından yönetildiğini anımsatarak, bu sürenin bir siyasi partinin programını uygulaması için son derece yeterli olduğunu ifade eden Bahçeli, ''AKP ile birlikte gelişmiş, kalkınmış ve güçlenmiş Türkiye özlemlerinin yalnızca sözde kaldığını, umutlar ve beklentilerin hep boş çıktığını'' savundu.

''AKP iktidarı, milletimizin hak ettiği refahı getirememiş, çatışma, kamplaşma ve kutuplaşmadan beslenen siyaset uygulamasıyla 8 koca yılı israf ve heba etmiştir'' diyen Bahçeli, şöyle devam etti:

''Vatandaşla devlet arasındaki gerilimin yükseldiği, milletimizin bin yıllık kardeşliğinin sorgulandığı, kriz ve kargaşayla geçen yılların altında ezilen bir millet gerçeği bulunduğunu görmek lazımdır. AKP iktidarları süresince, ekonomi girdiği ağır bir krizle tahrip olmuş ve istikrarını kaybetmiş, sürdürülebilir kalkınma ortamı tesis edilememiş, yoksulluk ve yolsuzluk her tarafı sarmış, siyasetin alanı daralmış, devlet ile toplum arasındaki güven sorunu derinleşmiş, milletimiz farklılıklar temelinde tanımlanmış ve etnik tahrikler hız kazanmıştır. Bölücülük şımarmış, yayılmış ve kuvvetlenmiş, milli varlıklar haraç mezat elden çıkarılmış, küresel projelerin kanlı niyetlerine ortak olunarak, teşrifatçılık yapılmış ve yalan, karalamayla iç içe geçmiş bir yönetim anlayışı maalesef vasat bulmuştur.

Başbakan Erdoğan'ın, sekiz yıldır sergilediği hükümet etme anlayışıyla altı oyulmamış, dejenere edilmemiş hiçbir değer kalmamış, kanunsuzluk, vurgun ve yıkım bir kural haline gelmiştir. 'Demokratikleşme' diyerek, etnik bölücülüğün, 'özgürlük' diyerek canilerin cüret kazanmasına ortam hazırlanmış, bunları da ileri demokrasi maskesiyle örtme kurnazlığına şahit olunmuştur. Hakikaten Türkiye AKP iktidarıyla yorulmuş ve dermanı tükenmiştir.''

''Sorunların, Başbakan Erdoğan'ın sinirli ve asabi siyaset tarzı yüzünden cepheleşmeleri teşvik ettiğini ve toplumsal yapıyı birbirinden ayırdığını'' öne süren Bahçeli, ''Bugün bize üslup ve hoşgörü dersi vermeye çalışan Başbakan'ın, bunlardan ne kadar nasipsiz olduğu herkesin bildiği gerçeklerdir ve tüm çıplaklığıyla milletimizin malumudur. Bizim üslubumuzdan şikayet eden Başbakan'a hatırlatmak isterim ki eğer edep ve izandan mahrum birisi varsa, o da sözleriyle her şeyi gözler önüne seren kendisinden başkası değildir. Hırçın ve vicdandan azade bir siyaset anlayışının yegane sahibi yine aynı Başbakan'dır'' diye konuştu. Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Özellikle, bugünlerde iyice su üstüne çıkan terör örgütüyle görüşmeleri daha önce ifşa ettiğimizde, buna tahammülsüzlük gösterip bu iddiamızı şerefsizlikle, alçaklıkla suçlayacak kadar ağzı bozuk olan birisinin, birden bire masum bir rol takınması içine düştüğü ikiyüzlülüğü göstermesi bakımından anlamlı olmuştur. Aynı minvaldeki sözlerini Kosova seyahati öncesinde de yineleyen bu tükenmiş ruh halinin, siyasi haysiyet ve kalite açısından nasıl bir geri seviyede bulunduğuna artık şüphemiz kalmamıştır.

Başbakanlığı 'asma ve kesme yeri' olarak gören ve küçücük çocuklara bu şekilde öğüt veren, en galiz hakaretleri peşi sıra siyasi muhataplarına sıralayan, iftira ve çamur atma konusunda kimsenin boy ölçüşemeyeceği kişi de yine Recep Tayyip Erdoğan'dır.

'FİTNE SAÇAN DİLİNE HÂKİM OLSUN'
Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanlığını yapan bu zatın sahip olduğu siyasi nezaket ve saygı konusundaki sicili, bize tavsiye vermeye asla yetmeyecektir. Adap ve seviye konusunda bizimle boy ölçüşmesi söz konusu dahi olmayacaktır. Bizim Başbakan Erdoğan'dan öğreneceğimiz bir şey de yoktur. Önerim, bir bildiği ve inandığı varsa kendisine saklamasıdır ve fitne saçan diline hâkim olmasıdır.

Partimize yönelik olarak kullanılan kötü sözlerin mutlaka hesabı sorulacak, gönül veren milyonlarca kardeşimiz bu sinsi siyaset bezirganlığının haddini mutlaka bildirecektir.''

Taksim meydanındaki terör saldırısını düzenleyen kişinin, PKK mensubu olduğunun ortaya çıktığını hatırlatan Bahçeli, bu durumun kendileri için şaşırtıcı olmadığını söyledi.

'PKK, SİYASALLAŞTIRILIYOR'
''Taksim'deki hunhar eylemden hemen sonra yapılan kafa karıştırıcı ve hedef saptırıcı açıklamaların, PKK terör örgütünü aklamak için kolektif bir faaliyet olduğunu gösterdiğini'' ileri süren Bahçeli, şunları kaydetti:

''PKK'nın, şehir örgütlenmesi olan TAK ile önce paklaştırılması sonra aklaştırılması arkasından da siyasallaştırılması amaçlanmaktadır. Gelişmeler bir iyi, bir de kötü PKK imajı verilmek için yoğun bir propagandanın yapıldığına işaret etmektedir. Bölücü çevreler ve AKP hükümeti, Taksim vahşetini 'provokasyon' olarak niteleyerek, bir anlamda terör örgütü PKK'yı temize çıkarmak için el birliği yapmışlardır. Ortada PKK'nın şehir örgütlenmesinin düzenlediği hain bir suikast vardır ve bunun tevil edilmeye çalışılması abesle iştigaldir.

Ortada, cesedi parçalanmış olsa da Kandil'de eğitilmiş ve sınırlarımız içine girip saldırılar düzenleme konusunda görevlendirilmiş bir terörist bulunmaktadır. Bu cani rahatlıkla İstanbul'a gelmiş, ev tutmuş ve hatta hastalığı nedeniyle sahip olduğu yeşil kartla tedavi dahi olmuştur. Bu süre zarfında, yapacağı cinayetler için planlar yapmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da PKK'lı teröristin, hiçbir takibata uğramadan, elini kolunu sallayarak, Taksim'deki menfur eylemi için hazırlık yapmasıdır. Toplumda herkesin telefonunu dinleyen, takip eden AKP hükümeti, nedense, böylesi bir ortamda caninin eylem planını fark edememiş ve saldırıyı önleyememiştir.

Terör saldırısının ne zaman ve hangi vasıtaları kullanarak gerçekleşeceği genel hatlarıyla önceden tespit edilemiyorsa aklımıza güvenlik teşkilatının ne yaptığı ve hangi işlerle uğraştığı konusu gelecektir.

Canlı bombacının kimliğinin gecikmeyle açıklanması ve dikkatlerin PKK'dan uzaklaştırılmaya çalışılması bu düşüncemizi doğrular niteliktedir. AKP yetkililerinin, PKK'yı koruma ve aklama refleksi gösterdikleri ibretle görülmektedir.

31 Ekim 2010 günü, İstanbul Taksim meydanındaki PKK canlı bomba saldırısı sonrasında, bunun arkasında PKK'nın olduğu konusunda soru işaretleri ve kafa bulanıklığı yaratmak için sahneye çıkan da ne yazık ki bizzat Başbakan Erdoğan olmuştur.''

Bütün kabahatin ve suçun, PKK terör örgütü içindeki sözde kontrol edilemeyen gruplara yüklenmesinin, vahim gelişmelerin peşi sıra ortaya çıkacağını gösterdiğini ifade eden Bahçeli, ''Sayın Cumhurbaşkanının ise 'barış yolunda ilerlerken provokasyonların tuzağına düşülmemesini ve bu konuda kararlı olunmasını' tavsiye eden sözleri kaygılarımızı ister istemez daha da artmıştır. Üstelik dağdaki canilere, yanlışlarını düzeltme hususunda fırsat verilmesinden bahsetmesi, PKK terör örgütüne bakıştaki değişikliğin nerelere kadar uzandığını açıklıkla kanıtlamıştır'' diye konuştu.

Bahçeli, Başbakan Erdoğan'a, ''Dünyanın neresinde müebbet cezaya çarptırılan bir ayrılıkçı terör elebaşısı, hücresinden gündem belirleyebilmektedir ve örgütüne talimatlar yağdırmaktadır?'' sorusunu yöneltti.

Bahçeli, şöyle devam etti:

''Bu düşüklüğü hangi şeref ve haysiyetle izah etmek imkan dahilinde olacaktır? Türk milletinin geleceğini ve Türk devletinin kaderini, kod adı 'balıkçı' diye servis edilen meçhul ve karanlık bir kendini bilmez mi tayin edecektir? Devlet işleri ne zamandan beri bu kimliği ve sicili meçhul zevatlar tarafından yürütülmektedir? Başbakan'ın devlet yönetiminden anladığı bu mudur? Şehitlerimizin vebali, gazilerimizin hakkı bundan sonra nasıl taşınacak ve ne şekilde karşılanacaktır? İki cihanda bu muhterem kahramanların yüzüne nasıl bakılacaktır?

Gazetelerde yüzünü dahi göstermeyen ve AKP'den aldığı talimatla aracılık yaptığı anlaşılan bir çürümüş zavallı tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin müzakere masalarına oturtulması en hafif tabirle densizliktir ve alçaklıktır. İmralı canavarıyla ilgili görüşmelerin sorumluluğunu devlete atan Başbakan Erdoğan, sanki başkanı olduğu hükümeti hiçbir şeye karışmıyormuş gibi izlenim vermeye çalışmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı'nın da benzer eğilimde olması bizce çok manidardır. Zannedersiniz ki devletin bürokratları gündemlerini kendileri belirlemekte ve akıllarına estiği gibi hareket etmektedirler. Bütün devlet kuruluşları Başbakan'a bağlı olduğuna göre, kendisinin bilgisi ve onayı olmadan, bebek katiliyle görüşme yapılabilmesi ihtimal dahilinde bile olmayacaktır. O halde İmralı'yla, Başbakanlık arasındaki aracıların, devlet adına hangi kuruluşların ve kimlerin görüştüğünü Başbakan'ın açıklaması siyasi namus meselesi haline gelmiştir. Geldiğimiz bugünkü aşamada, AKP'yle PKK masaya oturmuş, kanlı bir pazarlık içine girmişlerdir.''

Bahçeli, ''Suriye ile yapılan suçluların iadesi anlaşması tam bir kepazelik'' olduğunu iddia ederek, ''Vatanımıza saldırılar düzenleyen Suriye asıllı PKK'lı teröristler böylelikle zımnen affa tabi tutulacaklardır. İster istemez burada hatırımıza, aynı sürecin ülkemizde de uygulanıp uygulanmayacağı hususu gelmektedir'' dedi.



'TERÖRÜN CESARET ALMASININ SORUMLUSU AKP'DİR'
Bahçeli, ''demokratik açılım'' çalışmalarına değindi. Bahçeli, ''(Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi) diyerek ısrarla sürdürülen PKK açılımı, maalesef Türk devletinin her kademesinde akıl tutulmasına ve gerçek niyetlerin belirmesine yol açmaktadır'' dedi.

''Terörün cesaret kazanmasının yegane sorumlusunun AKP Hükümeti ve 'açılım' denilen yıkım projesi olduğunu'' öne süren Bahçeli, ''Biz bunun için, 'Taksim'deki canlı bomba ne ise açılım da aynısıdır' demiştik. Nitekim, Başbakan Erdoğan bu sözlerimizin 'hezeyan' olduğunu ifade ederek, çirkin bir üslupla bize saldırmaktan geri durmadı. Eğer ortada bir hezeyan varsa bunun tarafı ve kaynağı İmralı ile el sıkışan ve Kandil'e barış çubukları uzatan siyasi güruhtan başkası değildir'' diye konuştu.

''Açılımın muhteviyatını bilen ve bu haliyle varacağı noktayı bugünden öngörebilen var mıdır? Karar ve vicdanına güvendiğim birçok değerli AKP'li milletvekilinden hangileri gerçekten de açılımın içeriğine vakıftır?'' sorusunu yönelten Bahçeli, şöyle devam etti:

''Milli birliğimiz, sahip çıkılarak, desteklenerek ve bütünlüğümüzü bozmaya çalışan hainlere hak ettikleri dersler verilerek muhafaza edilecek iken hükümetin aymazlığı ve art niyeti yalnızca Türk milletini bölmeye yarayacaktır. Bize göre yıkım projesi, küresel güçlerin hazırlayıp AKP'ye teslim ettiği ve terör örgütüyle mütareke yapmak için uydurulmuş ve sürece sokulmuş, altın kaseyle servisi yapılan bir zehirdir. Elbette bunu AKP'ye oy vermiş muhterem vatandaşlarımız önümüzdeki seçimlerde iyi değerlendirecek ve dağılmaya, parçalanmaya ve ufalanmaya kapı aralayan bu hükümete dersini vereceklerdir. Hiçbir AKP'li kardeşimin, Başbakan Erdoğan'ın yalanlarına kanacağını artık düşünmüyorum. Onların ferasetine güveniyorum. Her şey ortadadır ve yıkım koalisyonu Türk milletinin tarihi kudretine çarpıp yok olmaya mahkumdur.

Başbakan ve hükümetinin İmralı'nın ipine sarıldığı, Barzani'nin peşine takıldığı ve Kandil'in ağzına baktığı milli vicdanda tescil edilecektir. Bu takdirde Kandil sönecek, İmralı tükenecek, Erbil korkacak, Erivan ürkecek ve ihanete kol kanat gerenler geldikleri gibi gideceklerdir.''

Sıkıntılı bir dönem ve süreçten geçildiğini ifade eden Bahçeli, her gün milleti hayrete düşüren ve kaygılandıran olaylara muhatap olunduğunu söyledi.

Demokrasinin yalnızca biçimsel düzeyde savunulmasının, içerik ve özünün devamlı ihmal edilmesinin, birçok soruna davetiye çıkardığını belirten Bahçeli, ''Siyasi ahlaktaki zayıflama, işbirliği ve uzlaşma zeminindeki kayma ve her konunun milletimizi ayıran bir çıbanbaşı haline gelmesi AKP iktidarı döneminde fazlasıyla tesadüf ettiğimiz olumsuzluklar olmuştur'' dedi.

Milletin kendilerine verdiği muhalefet görevini en iyi şekilde yerine getirmeye çabaladıklarını ifade eden Bahçeli, ancak bir türlü dengeye oturmayan iktidar-muhalefet ilişkilerinden kaynaklanan sorunları yaşadıklarını belirtti.

''Takdir edersiniz ki bunun en başta gelen nedenlerinden birisi belki de en önemlisi, siyasi rekabet içinde olan partiler arasındaki güven bunalımıdır'' diyen Bahçeli, şöyle konuştu: ''İktidar ve muhalefet arasında karşılıklı işbirliği ve değer üreten bir siyasi rekabet ortamının tesis edilemeyişi birçok sorunun yaşanmasına neden olmaktadır. Şüphesiz, ihtiyacımız olan iyi niyet ve uzlaşma ortamını öncelikle siyasi sorumluluk taşıyan ve parlamentoda sayıca üstün bulunan iktidar partisi yerine getirmelidir. Ne var ki AKP hükümeti bu adımı hiç atmamış ve derin meselelerle ilgili görüş ve önerilerimize sürekli kapalı kalmıştır. Gerek Meclis çalışmalarında gerekse de milletimizi yakından ilgilendiren ve çözüm bekleyen acil konularda iktidar partisi çağrılarımıza duyarsız kalmış ve kendi bildiği gibi hareket etmiştir. Böyle olduğu içindir ki demokratik kültür gelişememiş, aksine var olan da tarumar olmuştur.

Muhalefet anlayışımızda, sürekli hükümet partisiyle çatışmak ve karalayıcı bir yaklaşım sergilemek hiç olmamıştır. Böylesi bir sorumsuzluğa da asla itibar edilmemiştir. Yarışmacı bir siyaset geleneğinin kurumsallaşmaması, ister istemez kaba ve hoşgörüsüz bir siyaset dilinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Şayet iktidar-muhalefet ilişkileri, milli konularda asgari mutabakatı yakalayamazsa, emin olun ki siyaset, itidali terk eden ve karşılıklı kör dövüşüne dönen bir yapıya bürünecektir. Bu bir çıkmazdır ve kendi kendi tüketen ilkellikten başka bir şey değildir.'' İktidar-muhalefet arasındaki irtibatın sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesinin, taraflar arasındaki tıkanmış olan diyalog kanallarını da açacağına dikkati çeken Bahçeli, ''Madem demokrasiyi yaşatmak istiyoruz o halde, iktidar ve muhalefet arasındaki sorunların da mutlaka makul ve meşru bir çerçevede aşılması gerekmektedir'' dedi.

Bahçeli, gelecek yıl Haziran ayında yapılması planlanan genel seçimin ardından oluşacak yeni Meclis yapısında geleneksel çatışma dinamiklerinin ortadan kaldırılmasına ve geniş bir perspektifle uygulanacak uzlaşma çabalarına çok ihtiyaç olduğunu belirterek, milletin kavga değil huzur, kriz değil refah, çatışma değil işbirliği ve cepheleşme değil birlik talep ettiğini söyledi.

'İPLİĞİ KOPMUŞ TESPİH TANELERİ GİBİ OLMAYALIM'
Ankara'da düzenledikleri, ''Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği'' adlı toplantıya da değinen Bahçeli, ''Geçmişte beraber olup da bir sebeple ayrı düştüğümüz tüm dava arkadaşlarımızı içine alan bir güç birliği yapmak maksadıyla yola çıkmış bulunuyoruz'' dedi. Bahçeli, ''Üç hilali gönlünde taşıyan, yanımızda olmasa da başarımız için dua eden ve uzaktan destek olan, şerefli mazimizde davamıza birlikte omuz verdiğimiz, ancak arzu etmediğimiz nedenlerden dolayı belirli dönemlerde bir arada olamadığımız dava arkadaşlarımızla tam bir kucaklaşma sağlayarak millet ve devlet bekasına sahip çıkacağız'' diye konuştu.

Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Biz uçurumun kenarında güreş tutulmayacağını bilecek kadar farkındalığa ve basirete sahibiz. Türk milletine bağlılıkta birleşenlerin, aynı çatı altında da bir araya gelebileceğine yürekten inanıyoruz. Kaldı ki bunu da zorunlu görüyoruz. Türkiye'yi yaşatmak, Türk milletini var etmek, devletimizi muktedir kılmak ve bekamız için güç birliği yapmak için tavizsiz ve ön şartsız yola koyulduk. Karşımızdakilerin nasıl bir düzen kurmak istedikleri belli iken kazanmaya ve başarmaya mecbur olduğumuz aşikardır. Ülkemiz, birbirinin gırtlağına sarılmaya hazır mevzilere bölünmüşken, üzerimizde hesapları olanlar rahatça hareket edebilecekleri vasatı bulmuşken, bizim böylesi bir tehdide duyarsız kalmamız elbette mümkün değildir.

Yaklaşık bin 300 yıldır aynı kıbleye dönmüş, aynı ağıtları yakmış, aynı türkülerle coşmuş, Yemen'den Cezayir'e; Bağdat'tan Viyana kapılarına, Kırım'dan Arabistan çöllerine ve Türkistan diyarına kadar anıları olan büyük milletimizin güç birliği yapmasının vakti gelmiştir. İpliği kopmuş tespih taneleri gibi darmadağın olmaya karşı durmak için bekamıza sahip çıkmalıyız. Bin yıllık kardeşliğimizi telef etmek için sıraya girmişlere fırsat vermemek için bir araya gelmeliyiz. Gafilleri uyandırmak, hainlere mukadder silleyi indirmek için güç birliği yapmalıyız.''