Bahçeli: Gül'e AKP kaynaklı blokaj yapılıyor

MHP Lideri Bahçeli, ''Türkiye'de sanki cumhurbaşkanı değil AKP'ye genel başkan seçilecektir. Sayın Gül'e AKP kaynaklı etkili bir blokaj yapıldığı görülmektedir'' dedi.

22.04.2014 - 11:01

Bahçeli: Gül'e AKP kaynaklı blokaj yapılıyor

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında konuştu.

MHP Lideri'nin gündeminde cumhurbaşkanlığı seçimi vardı.

Bahçeli, "Cumhurbaşkanına AKP'nin karanlık odaları değil, Türk milleti karar verecektir" ifadesini kullandı.

Zamanı geldiğinde kendi cumhurbaşkanı adaylarını açıklayacaklarını da söyleyen Bahçeli, ''Recep Tayyip Erdoğan'dan eşbaşkan olur ve olmuştur, belediye başkanı olur ve olmuştur, maalesef ki Başbakan da olur ve olmuştur, ne var ki Cumhurbaşkanı olmaz, olmamalıdır'' dedi.

Bahçeli'nin açıklamalarından öne çıkan satırbaşları şöyle:

''Teessüfle takip ediyoruz ki, Türkiye’de sanki Cumhurbaşkanı değil AKP’ye genel başkan seçilecektir. Zannedersiniz ki, önümüzdeki 10 Ağustos’ta AKP’nin kurultayı toplanacak, delegeler ismi önceden belli olan zatı seçecektir. Şu işe bakınız ki, Cumhurbaşkanı Seçimi’ne 110 gün kala sandıklar kurulmuş, oylar sayılmış, karar verilmiş, netice belli olmuştur.

Yani 110 gün sonra bir formalite yerine getirilecek, yasal bir zorunluluğun icabı istenmese de yapılacaktır. Demokratik kültürün, demokratik kuralların, demokratik teamüllerin, demokratik usullerin hilafına ne varsa Türkiye’de dolaşıma girmiştir. Yine görüyoruz ki AKP, Cumhurbaşkanlığını tekeline almış, üzerine kapaklanmış, mızmızlanarak neredeyse kimseye yar etmem demeye getirmiştir.

Önce şunu ifade etmek zorundayım ki, demokrasilerde hiçbir seçimin sonucu baştan belli değildir. Sandıktan kimin çıkıp çıkmayacağını, kimin seçilip seçilmeyeceğini kestirmek, kesin yargıya varmak bir defa demokrasinin ruhuna aykırıdır. Cumhurbaşkanı’na AKP’nin karanlık odaları değil, Türk milleti karar verecektir. 12’nci Cumhurbaşkanı’nın kim olduğuna dair son sözü; AKP’nin Başkanlık Divanı, MYK’sı, milletvekilleri veya bir başka organı değil, aziz milletimiz söyleyecektir. Siyasi kâhinlik, siyasi dalkavukluk ve saray soytarılığı yapanların milli iradeye saygısız davrandıklarını bilmeleri lazımdır. Cumhurbaşkanlığını çantada keklik gören ahmakların mahcubiyetten insan içine çıkamayacakları günler de inşallah yakındır.

30 Mart’ı takip eden günden itibaren AKP kanadından paylaşılan ve kamuoyuna servis edilen fikir yığını aslında doğrudan doğruya Başbakan Erdoğan izinli ve icazetlidir.

Önce Gül mü, Erdoğan mı tartışmaları gündemi aşırı derecede oyalamıştır. Kimi zaman bu ikili arasında becayiş öngörülmüş, kimi zaman mevcut yerlerini muhafaza edecekleri ileri sürülmüş, kimi zaman daha farklı formüller AKP’nin izbe odalarında kurgulanmış ve tedavüle sokulmuştur. Yerel Seçimlerden sonra, Sayın Gül’ün Cumhurbaşkanlığı süreciyle ilgili belirsizlikleri, 'otururuz konuşuruz' sözüyle giderme gayesi Başbakan’da yankı bulmuş ve paylaşılmıştır. Sayın Gül’ün bu ayın ilk günlerinde, 'Başbakan’a sürpriz yapmam, o da bana yapmaz, gelişmeleri manşetlerden öğrenmem' sözleri ise tam olarak yerini bulmamıştır.

Zira şu sıralar Sayın Gül sürpriz üzerine sürpriz yaşamaktadır ve itiraf etmese de aldatılmışın sızısına katlanmaktadır. Günlerdir 'görüşeceğiz, konuşacağız' diyen ikili, bir türlü buluşup da karara varamamıştır. Anlaşıldığı kadarıyla Başbakan Erdoğan Cumhurbaşkanlığı adaylığına çok istekli ve heveslidir.

Bunun için parti içi mekanizmaları çalıştırarak adaylık sürecine sağlam gerekçeler üretmektedir. Ne var ki kardeşim dediği, kader ortaklığı yaptığı, beraber parti kurduğu Sayın Gül’ü de havuz medyası, tetikçi sözcüleri ve yandaş kalemler marifetiyle alttan alta rencide etmeye ve karalamaya başlamıştır.

Sayın Gül’e AKP kaynaklı etkili bir blokaj yapıldığı görülmektedir. Parti genel başkanlığına ve Başbakanlık görevine oturmasına istekli ve itiraz edenlerin değişik zeminlerde seslerini yükselttikleri de bir gerçektir. Ayrıca 'borcumuzu ödedik, aradan çekilsin, Erdoğan isterse Cumhurbaşkanı olur, Gül de buna saygı duyar' beyanları açık bir şekilde Başbakan Erdoğan’ın lehine kulis faaliyeti yürütenlerin algı operasyonudur.

Görülüyor ki, Başbakan Erdoğan kararını çoktan vermiştir. Sadece prosedür gereği etrafına ve partisinin yetkili kurullarına danışmaktadır. Sayın Gül’ün karşısına çıkmadan tüm taşların yerine oturmasını ve elinin güçlü olmasını arzulamaktadır. Başbakan kardeşine oyun oynamakta, ayağına çelme takmakta, önüne takoz koymakta, kenara çekmek ve minderde tuş etmek için son kozlarını gözden geçirmektedir. Hele ki, Başbakan’ın; terleyen, koşan aktif bir Cumhurbaşkanı’ndan bahsetmesi, seçilmesi halinde ise yetkilerini tam olarak kullanacağını ve halkın Cumhurbaşkanı olacağını iddia etmesi Sayın Gül’ü rencide eden ve başarısızlığını rumuzlu sözlerle yüzüne vuran nezaketsiz bir tavırdır. Demek ki, son yedi yıldır Çankaya’da pasif duran, koşmayan ve terlemeyen bir Cumhurbaşkanı vardır.

Demek ki, son yedi yıldır, yetkilerini tam olarak kullanmaktan bihaber ve halkın Cumhurbaşkanı olmak gibi bir kaygısı bulunmayan bir kişi Çankaya’da oturmaktadır. Başbakan Erdoğan’ın maksatlı sözlerinden anlaşılan ve çıkan sonuç budur. Başbakan kişiliğinin alametleri arasında fazlaca yer eden Brütüslüğü dört ayaklı koltuk uğruna kadim arkadaşına da reva görmüştür.

Sayın Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığı için 'kimse cebimde demesin' diyerek ikazda bulunsa da, Başbakan Cumhurbaşkanlığı havasına çoktan girmiştir. Başbakan kararını vermiştir vermesine ama, AKP’nin başına kimin geleceğini, üç dönem kuralının ne olacağını, dahası Başbakanlığa hangi ismin layık olduğunu henüz netleştirememiştir.

Başbakanlık için farklı farklı isimler geçmektedir. Medyaya yansıdığı kadarıyla bu konuda parti içinde bir uyum ve görüş birliği henüz sağlanamamıştır. Kuşku yok ki, bunların hepsi, yapılan polemiklerin alayı şimdilik varsayımdan ibarettir. Az evvel de vurguladığım gibi, Cumhurbaşkanı’nı aziz Türk milleti seçecektir.

AKP’nin ne olacağını, iktidar ibresinin hangi partiyi göstereceğini yine aynı şekilde milletimiz tayin edecektir. Bunun dışındaki her söz ve mülahaza havanda su dövmek, boşa kürek çekmektir.

Başbakan çok erken davranmakta, planladığı yurt dışı seyahatleriyle Cumhurbaşkanlığına namzet olduğunun işaretlerini peşinen vermeye hazırlanmaktadır. Sayın Gül’ün geçtiğimiz hafta Kütahya’dan yaptığı; 'bugünkü şartlar çerçevesinde gelecekle ilgili siyaset planım olmadığını paylaşmak isterim' sözleri ise bir yönüyle gönlünden Cumhurbaşkanlığı geçtiğini, siyasete dönme konusunda iştahlı olmadığını göstermektedir.

Fakat Başbakan’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığına sımsıkı sarılması ve 'bu defa ben olacağım, kimseye yedirmem' imalı göndermeleri Sayın Gül’ün durumunu sancılı bir duruma sokmuştur. Başbakan Erdoğan karşısındaki bütün engelleri, muhtemel yol kazalarını bertaraf etme telaşındadır. Ancak Başbakan boş yere hayal kurmakta, kendisini boşu boşuna meşgul etmektedir. Zira 12’nci Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmayacaktır.

Devleti yıllardır zehirlemiş birisinden cumhurbaşkanı nasıl olacaktır. Türk milletinin birliğine nefret duyan hastalıklı bir ruhtan cumhurbaşkanı nasıl çıkacaktır? Kanundan kaçan 12 yıldır anayasa suçu işleyen devlet organlarını çatıştıran birisinden cumhurbaşkanı olması nasıl beklenecektir.

Cumhurbaşkanı olacak kişi önce Türk milletini zihnen ve ahlaken kabullenecektir. Cumhurbaşkanı olacak kişi temsil etmekle mükellef olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne saygı duymalı ve riayet etmelidir.

Çankaya köşkünde milletin birliği konusunda herhangi bir muammalı fikri olmayan, geçmişinde akçeli işlere bulaşmamış tertemiz bir kişi bulunmalıdır. Türk milleti topyekûn bakınca 'işte benim Cumhurbaşkanım' diyebilecek birisini bu yüksek göreve seçecektir.

Rüşvete elini kaptırmış birisi Çankaya’nın yollarını çıkamaz. Fitne ve fesattan örümceklenmiş yüreklerle Çankaya yokuşu aşılamaz. Mustafa Kemal’e ayyaş diyen, katliamcı yaftası vurma teşebbüsünde bulunan birisinden Gazi’nin emanetine liyakat istense de görülemez. Cumhuriyet’e şaşı bakarak Yeni Türkiye aylaklığına çivilenen bir aymazdan, eski diyerek değersizleştirdiği 29 Ekim 1923’ün 12’nci temsilciliğine talipkar olması bir anlam ifade etmez. Ezcümle, Recep Tayyip Erdoğan’dan eşbaşkan olur ve olmuştur, belediye başkanı olur ve olmuştur, maalesef ki Başbakan da olur ve olmuştur; ne var ki Cumhurbaşkanı olmaz, olmamalıdır.

Türk milleti kendisini ancak Başbakanlığa kadar taşımış, ancak bu kadarına rıza göstermiştir. Bundan sonrası kendisi adına karanlıktır. Bundan sonra gideceği ve oturacağı tek yer ise Yüce Divan’daki sanık sandalyesidir.

Gün gelecek, bugünlerde saygı duymadıklarının, kararlarını milli bulmadıklarının vereceği hükme boyun eğecektir. Şunu da söylemeden geçmek istemiyorum ki, Milliyetçi Hareket Partisi günü ve saati geldiğinde Cumhurbaşkanlığı’na yakışacak, bu makamın ağırlığını taşıyacak Türk milletinin güzide bir evladını mutlaka milletimize takdim edecektir. Ve 12’nci Cumhurbaşkanlığına pırıl pırıl bir isim, vatan ve millet konularında en küçük şaibesi olmayan, herkesin 'aradığım buydu' diyebileceği değerli bir arkadaşımız aday olacaktır.

Başbakan Erdoğan tüm hesaplarını Başkan olmaya göre yapmıştır. Geçtiğimiz günlerdeki bir konuşmasında Türk milletinin başkanını seçeceğini söyleyerek dilinin altındaki bildik baklayı çıkarmıştır. Bunun için muhtemel bir anayasa değişikliğiyle emeline ulaşmayı hedefine koymuştur. Başbakan kafasında Cumhurbaşkanlığına giden yol haritasını çoktan belirlemiştir.

Bu kapsamda Sayın Abdullah Gül devre dışı bırakılmış, tufaya gelerek kardeş kazığı yemiş ve meşgule alınmıştır. Başbakan Erdoğan kendisine mani olacak her ihtimali ortadan kaldırmak için kavga ve iftira seferine koyulmuştur. Aklınca, Anayasa engeline takılmamak amacıyla, en geç bu yılın Haziran ayının ilk haftasına kadar seçim sistemini değiştirerek önümüzdeki Genel Seçimlerde AKP’yi avantajlı bir duruma getirmeyi planlamaktadır. Daha sonra partiyi emanetçi ve emin olacağı birisine teslim etmeyi, arkasından da BDP-PKK desteğiyle Çankaya’ya çıkmayı ümit etmektedir.

Başbakan’ın hal ve tavırları bu yöndedir. Nihayetinde AKP’nin 25’nci Dönem Milletvekilliği Genel Seçimleri’nden alacağı sonuçlara göre ya Başkanlık vizesi alacak, ya partili Cumhurbaşkanlığı sistemini kuracak ya da avucunu yalayacaktır. Başbakan Erdoğan’ın Dar Bölge Seçim Sistemi’ni Meclis gündemine getireceklerini söylemesi aslında gelecekteki diktatörlük özlemini bugünden açık etmesine vesile olmuştur.

Hatırlanırsa, Başbakan Erdoğan, 30 Eylül 2013 tarihinde ilan ettiği ve PKK’nın umutlarını yeşerten demokratikleşme paketinde seçim sistemleriyle ilgili seçenekleri de sıralamıştır.

Kendisi o tarihte aynen şunları söylemiştir: 'Mevcut sistemle, yani yüzde 10 barajıyla devam edebiliriz. Barajı yüzde 5’e çekip, 5’li gruplandırmayla Daraltılmış Bölge Seçim Sistemini uygulayabiliriz. Ülke barajını tamamen kaldırarak, Dar Bölge Seçim Sistemini getirebiliriz.'

Başbakan’ın siyasal şartları dikkate almadan, temsilde adalet ve yönetimde istikrarı umursamandan her şeyi nalıncı keseri gibi kendine yontması kabul edilemez bir çapsızlıktır.

Biz henüz ham halde bulunan seçim sistemi tartışmasına ayrıntılı şekilde girmek istemiyor, bu konudaki değerlendirmelerimizi sonraya bırakıyoruz.

Ancak şunun bilinmesini isterim ki, hangi seçim sistemi olursa olsun Milliyetçi Hareket Partisi mücadelesini inanmışlıkla sürdürecek, hiçbir ayak oyunundan çekinmeyecek ve iktidar yolundan hiçbir tertip çeviremeyecektir.

Malumunuz 17 ve 25 Aralık 2013’te yakın zamanın en büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu yapılmıştır. Bu çerçevede İranlı avantacının ve rüşvet simsarının pislikleri de bir bir dökülmüştür. Bakanları rüşvet kümesine alan bu kişidir. Başbakan ve hükümetini kafesleyen ve şu ibretlik duruma bakınız ki kendisini hayırsever olarak kabullendiren bu sözde işadamıdır.

Hanedan mensuplarını menfaat karşılığında haram dolar ve Euro'ya boğan, bakan çocuklarını kara para esiri yapan bu kaçakçıdır. Şu günlerde yandaş medya mezkur hortumcuyu şişirme ve parlatma görevini üzerine almıştır. İsmi Sabah olan gece gibi karanlık bir medya organı sabıkalı rüşvetçiyle mülakat yapmış, görüşlerini kamuoyuna hiç utanmadan, hiç mahcubiyet duymadan aktarmıştır.

Kimlerin namına çalıştığı belli olan ve yandaş sirkine dönen bir televizyon kanalı da Türk bayraklı bir ortamda ekranlarını söz konusu kara paracıya açmıştır. Meğer bu İranlı anaforcu iyi bir yere dükkan açmış ve tam bir gayretle Türkiye’ye ne hizmetler yapmıştır da biz kadrini kıymetini bilememişiz.

Cari açığın yüzde 15’ni tek başına kapattığını, ülkemize döviz kazandırdığını, hiçbir yanlış ve alengirli işinin olmadığını söyleyen bu kişi aynı zamanda 17 Aralığı darbe olarak yaftalamıştır. Merak ediyoruz, İranlı şarlatan gazete ve ekrana çıkmadan önce Kısıklı’da Başbakan nezaretinde bir prova yapmış, sonra da birlikte selfie pozu vermişler midir?

Ya da önüne koyulan metni mahdumlardan kurulu kankaları yardımıyla sabah akşam ezberlemiş midir? Bize göre cari açığın yüzde 15’ni tek başına kapatan birisini Başbakan ya dışarından Ekonomi Bakanı olarak atamalı, ya da Hazine Müsteşarlığı’na, değilse bile Merkez Bankası’nın başına getirmelidir. Bunlar kesmiyorsa doğrudan doğruya maliyeyi bu rüşvet ustasına bağlamalı, hatta AKP’ye eşbaşkan olmasına yüreklice karar vermelidir. Veya AKP’nin önüne anıtını dikmeli, paralara resmini koymalı, pullara ismini yazdırmalıdır.

Nasılsa Başbakan çuvallamış, yolsuzluğun turnikesine ve yolgeçen hanına dönmüştür. Nasılsa her şeyin ayarı bozulmuş, hukukun tadı tuzu kaçmıştır. AKP’nin kara düzenine tamı tamına uyan bu olacaktır.

Twitter’in buzlanmasından sonra yolsuzluğun ve rüşvetin küllenmesi adına her şeyi mubah görenler için İranlı madrabazın cilalanıp gün yüzüne çıkarılması son derece doğaldır.

Ekonomik parametrelere göre konuşacak olursak baştan ayağa yanlış ve yalan bilgi veren bu İranlı’nın milletimizin huzuruna çıkarılması tam anlamıyla felakettir.

74 günde cezaevinden çıkartılan, Başbakan ve hükümetini 'yakarım sizi' diyerek tehdit ettiği anlaşılan bu fırıldak, neredeyse yunmuş Yusuf olmuştur. Bir gün Türkiye’de hâkimlerin olduğunu herkes görecektir. Bir gün adaletin kazanacağına herkes şahitlik edecektir.

Bir gün 17-25 rakamlarını kabus gibi gören Başbakan ve şürekası yargı önüne Allah’ın izniyle çıkacaktır. Ve Başbakan tarihe 17-25 Recep Tayyip Erdoğan olarak geçecek, hafızalara bu sıfatla kazınacaktır.''

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...