MHP Lideri Bahçeli, yine bir yazılı açıklamayla herkesi Türk bayrağı altında toplanmaya çağırdı.

İlişkili Haberler


PKK ile AKP’nin işbirliğinin saklanamayacak şekilde ortaya çıktığını öne süren Bahçeli, ‘Kürt açılımı’na yönelik olarak "Karar anı gelmiştir, herkes tavrını belirlesin" diye seslendi.

Devlet Bahçeli ‘Türk Milletinin Bekasına Yönelik Tehditler’ başlığı altında tam 12 sayfalık yazılı bir açıklama yaptı.

Sevr'e boyun eğen, Mondros'u imzalayan Osmanlı Hükümeti’nin girdiği küresel sarmalın benzerinin şu anda yaşandığını öne süren MHP lideri, önümüzdeki süreçte Türkiye'nin parçalanma ve konfederal devlet seçenekleri arasında tercih yapmaya zorlanacağını ifade etti.

Yapay azınlık ve alt kimlikler oluşturulmaya çalışıldığını kaydeden MHP lideri hükümeti sert dille eleştirdi:

"PKK ile AKP işbirliği saklanamayacak şekilde ortaya çıkmıştır. Bugün artık iyice netleşmiştir ki Türkiye, AKP iktidarı ile yabancı güçlerin elinde kontrol edilebilir, istikrarsızlık pozisyonunda ve denge noktasında tutularak muhafaza edilmek istenmektedir."

İHANETİN TARİHÇESİ
Bahçeli, ‘ihanetin tarihçesi’ diye tanımladığı dönemin özetini de yaptığı açıklamasında, TRT-Şeş'in kurulması, Türkiyelilik kavramının ortaya atılması, terör örgütüne kendileriyle görüşüleceğine dair kapalı mesajlar verilmesi ve Türkiye'yi oyalayan terörle mücadele koordinasyon mekanizmasından bahsetti.

MHP Genel Başkanı, önümüzdeki dönem için bazı öngörülerini de açıkladı: "Bebek katili de dahil olarak geniş kapsamlı bir af yasası çıkması beklenmelidir. Çıkarılan affın kapsamı genişletilecek, dağdan inecek olan örgüt mensuplarının siyasal haklardan yararlanmaları gündeme getirilecek ve mevcut örneklerinde olduğu gibi TBMM yolu açılacaktır. PKK terör örgütü listesinden çıkarılacak ve 40 bin kişinin ölümünden sorumlu kanlı örgüt ve arkasındakiler dünyanın gözü önünde aklanacaktır."

"KARAR ANI GELMİŞTİR"
Bahçeli, 12 sayfalık açıklamanın son bölümünde önemli mesajlar verdi.



''Türk milletini, kabile dürtüleriyle tahrik ederek yıkmaya çalışmanın, 'terörü önleyemedik o halde isteklerini kabul edelim' yaklaşımını 'fırsat' olarak dayatmanın hiç kimsenin haddi, hakkı ve harcı değildir"

AKP İktidarı'nın 7 yıl içinde Türkiye'yi sürüklediği tehlikeli gidişat artık Türk milletinin sabrını taşırma noktasına getirdi

Türkiye büyük bir kriz ve kaos ortamının 'stratejik düzeyde' çok yüksek tehdidi altındadır. Türkiye bölgedeki milli varlığına ve bekasına yönelik risklerle karşı karşıyadır. Türk milletinin kendisine dayatılan esaret ve yıkım sürecini büyük bir uyanışla elinin tersiyle iteceğinden kuşkumuz yoktur.
Ancak, bir işgal gücünün yapabileceği tahribata eş değer bir yıkım gerçekleştiren bu kimliksiz zihniyetin gerçek yüzünü görmüş olan milletimiz eminiz ki mutlaka tarihe gömecektir. Bundan 90 yıl önce dönemin küresel güçleri olan emperyalist devletlerin Türklüğe biçtiği geleceği reddeden milletimiz bu dayatmayı da reddedecektir. Giderek çatılan kaşlar, yaşanan hayal kırıklıkları, bocalamalar, öfke, hakaret bu yüzdendir.


Ne tesadüftür ki Anadolu'yu Türklere açan ve bu toprakları vatanlaştıran savaş ile bu tarihten tam 851 yıl sonra aynı gün başlatılan ve zaferle sonuçlanan savaş ebedi yurdumuzu Cihana tescil ettiren tarihi dönüm noktalarıdır.

1923 yılında, bedeli bitmez, tükenmez göçlerle, meşakkat ve kahramanlıklarla ve şehit kanlarıyla ödenerek kazanılmış Cumhuriyetin ve aziz milletin varlığı, bütünlüğü ve geleceğinin bugün büyük tehdit altında.

Bu, ecdadımız Osmanlı'yı parçalayan tarihi Şark Meselesi'nin günümüzdeki uzantısı, Lozan'da hevesleri yarım kalmış devletlerin milli varlığımızı ve var olma azmimizi kırmaya yönelik oyunun bir parçasıdır. Türkiye'de öteden beri sinsice uygulanan küresel operasyonun son aşamalarına, işbirlikçi AKP İktidarı'nın tam teslimiyete dayanan zihniyeti sonucu gelinmiştir.

Hükümet'in taşeronluğu ile yürütülen sistematik ve yıpratıcı yıkım projesiyle; Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel değerlerinin direnci ve dayanakları birer birer çekilmeye çalışılmakta, asırların kardeşlikle yoğurduğu Türk milletinin bekası kimlik, kültür ve kardeşlik istismarı ile karartılmak istenmekte, devleti ve milleti ayakta tutan değerler sistemi aşındırılarak, toplumun ve kurumların duyarsızlaştırılması için, milletin kendini savunma ve var olma refleksleri köreltilmeye çabalanmaktadır.

Durdurulamaması halinde kapatılması asla mümkün olmayacak kadar ölümcül yaraların açılacağı ve geri dönüşün mümkün olamayacağı bir fetret dönemi AKP ile Türkiye'nin önüne konulmuştur. Bu gelişme Sevr'e boyun eğen, Mondros'u imzalayan son Osmanlı hükümetlerinin girdiği küresel sarmalın benzeridir. Türkiye yaklaşık bir asır sonra yine uluslararası iktisadi ve siyasi mahkumiyetin neden olduğu stratejik denklemin içine hapsolmuş durumdadır.

Bu karanlık gidişe son verilemezse, Türkiye, önce iki dilli ve iki milletli can çekişen tek devlete, sonra çok dilli ve çok ortaklı bir federal devlet yapılanmasına doğru yol alacak.

Sürati teslimiyetin dozuna ve hızına bağlı olarak değişecek, bu aşamadan sonra ise Türkiye iki seçenek arasına sıkıştırılacaktır. Bunlardan birincisi, ayrı ayrı kimlik oluşturmuş ve milletten ayrılmış kardeşlerin ve coğrafyaların da birbirinden uzaklaştığı parçalanma ve küçülme sürecidir. Diğeri ise küresel gücün öncelik vererek dayatacağı model olan Irak'ın kuzeyini içine alacak ve aşiret reislerini kucaklayacak şekilde çok devletli ve milletli konfederal devlet yapılanmasıdır.

AKP tarafından ülkemizin sokulmaya çalışıldığı karanlık tünelin ve yıkım sürecinin başka izahı ve istikameti yoktur.

Sahibi ABD olan ve eş başkanlığını övünerek Başbakan Erdoğan'ın yaptığı Büyük Orta Doğu Projesi'nin Türkiye'ye dayattığı ve Başbakanı arkasından ittiği uçurum budur. Bu vesile ile ispat edilmezse ''namussuz'' olmakla suçlayan Başbakan Erdoğan'a 2004 yılında bir televizyon kanalında yaptığı konuşmayı hatırlatarak teslimiyet anılarına bakmasını öneriyorum. Başbakan Erdoğan, bu söyleşide sarf ettiği, 'Diyarbakır... İstiyorum ki şu anda Amerika'nın da 'Büyük

Orta Doğu Projesi' var ya 'Genişletilmiş Orta Doğu', yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir yıldız olabilir, bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım' sözüyle yakayı ele vermiştir. Kimin emrine girmek istediği, kime çalışmayı arzuladığı, hangi coğrafyalara yanaştığı, hangi yörelerimizi ayrıştırmak istediği gayet açıktır. Buradan sormak lazımdır, İslam dünyasına zulüm getiren kanlı

Amerikan Projesine talip olmak nasıl bir namus anlayışıdır? Genel esaslar talimatlandırılıp dayatılmaktadır, ayrıntıları fırsat ve açılım adı altında Hükümet'e bırakılmakta ve Başbakan tarafından tıpış tıpış yapılmaktadır.

''BU VAHİM SÜREÇ...''
Bir kez bile olsa millet kimliğinden geri dönüş yapacak asırlık sosyolojik süreçleri, devlet kurumlarının tavsiye kararları, hükümetlerin siyasi yorumlar�� ve sözde coğrafi kimlik tanımlarıyla durdurmak da henüz mümkün olmamıştır

PKK'nın yıllarca dağda savunduğu bütün ihanet fikirlerinin şimdi iktidar zihniyeti tarafından sözde barış ve demokrasi süreci olarak 'Kürt açılımı' tanımıyla savunulmaya başlandığını'' öne süren Bahçeli, ''bu vahim sürecin sonuç alması halinde ortada ne üniter devlet, ne milli devlet, ne Türk milleti kavramı ve birliği kalacak.

İktidara geldikleri günden itibaren hiçbir ahlaki sınır tanımaksızın milli ve manevi her değerimizin istismarı üzerine kurdukları hayasız teslimiyet siyaseti sonunda, AKP ve PKK aziz milletimizi tuzağa düşürmek için hazırladıkları kapana kendileri kısılmışlardır.

Başbakan'ın partimize yönelik öfkeli ve hırçın davranışlarının nedeni, yıllardır yabancı mihraklarla kucaklaşarak milletimize sinsice hazırladığı oyunun bozulmuş olmasıdır.

Temsil ettikleri ideolojik körlüğün tipik bir devamı olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığını kendi mevcudiyetleri için tehdit olarak gören ve intikam almaya çabalayan bu çarpık zihniyet şimdi milletin iradesine çarpmış ve paniklemiştir.

Ne var ki bizim tamamen millet ve devlet bekasının kaygısıyla geçmişte yaptığımız çağrı ve uyarılar bugün tehdit kapıya dayanıncaya kadar yeterince karşılık bulmamıştır.

Gündelik geçim kaygıları ile meşgul olarak günübirlik dertlerin peşine sürüklenmiş kamuoyu ve pusulasını kaybetmiş kurumlar, konulara duyarsız kalmış, gözü dönmüş Erivan, Erbil, Atina, Brüksel ve Washington Lobileri ise meydanı boş bulmuştur.

Bugün artık iyice netleşmiştir ki Türkiye, AKP İktidarı ile yabancı güçlerin elinde 'kontrol edilebilir istikrarsızlık' pozisyonunda ve denge noktasında tutularak muhafaza edilmek istenmektedir. Dozu hassas müdahalelerle ayarlanan örtülü destek ve açık sömürü döngüsü ile küresel güçler, ülkemizi diledikleri tavizleri alabilecekleri kıvamda tutmaktadırlar ve bu küresel senaryonun baş aktörü ise AKP zihniyeti ve Başbakan Erdoğan'dır.

AKP döneminde, teröre karşı mücadele için gerekli bütün birimlerin atıl hale getirildiğini, devletin güvenlik güçleri zaafa düşürülmüştür. AKP'den gördükleri imtiyaz ve izin ile etnik bölücülük yapan ve terörü desteklediğini saklamayan sözde yasal siyasi oluşumların, belediyeler ve malum sivil toplum örgütlerinin bu amaçla geniş bir şer cephesi oluşturdu.

''YIKIM PROJESİ''
(Fırsat) adı ile başlayıp, Kürt sorunu ile devam eden ve şimdi demokratik açılım olarak tanımlanan yıkım projesinin ülkemizi getireceği karanlık tablo bundan ibarettir. Bu öngörüler, kardeşliğimizin bozulmaması uğruna yıllardır sabırla ve sükunetle üzerine titrediğimiz milletimiz için günbegün yaptığımız tahlillerin tarihin ve bilimin ışığında oluşturduğumuz görüşlerin özetidir. Büyük ve kudretli bir aile olan Türk milletini, bekasına yönelen saldırılardan korumak hepimiz için vazgeçilmez bir milli görevdir. Bu oyunun bozulması için yüreğinde vatan sevgisi olan her bireyin şuurla ve dikkatle hareket etmesi tarihi bir sorumluluktur.

Bu itibarla, yıkım projesinde hükümetle elele tutuşan işbirlikçi palikarya haricinde kalan ve önünü ve arkasını görmeden sürece sıcak bakanları bir kez daha ve iş işten geçmeden tercihlerini analiz etmeye davet ediyorum.

Herkesi devletimizin kuruluş felsefesinde, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti ortak paydasında, Türk Bayrağı altında buluşmaya çağırıyorum. Bugün, hiçbir düşünce ve gerekçe bu milli sorumluluğun icabını yerine getirme misyonunun önüne geçmemelidir ve geçemez.

Türk milleti, bugünkünden daha karanlık bir tablo içinde, yokluk ve buhranlar arasından 29 Ekim 1923 günü bir güneş gibi doğabilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin bugün de aynı ruh ve ilham ile ayağa kalkmaması için hiçbir neden yoktur. Artık karar anı gelmiştir.