Türkiye Ali Tezel'i sosyal güvenlik uzmanı olarak tanıdı. Televizyon programları en çok izlenenler arasında yer aldı. Yıllarca çalışanların en çok merak ettiği "Ne zaman emekli olacağım? Ne kadar maaş alacağım" sorularına yanıt verdi.

Şimdi yıllardır sürdürdüğü çalışma hayatına yönelik çalışmalarını siyasete taşımaya karar verdi. Sosyal Güvenlik Müşavirleri Derneği Başkanı Tezel geçtiğimiz hafta CHP'ye katılarak siyasete atıldı.

Tezel'le neden CHP'yi tercih ettiğini, siyasi hayattan beklentilerini, Kılıçdaroğlu'nun SSK genel müdürü olduğu dönemi ve CHP milletvekili Muharrem İnce ile aralarındaki 'husumeti' konuştuk.

Sizi yıllardır sosyal güvenlik uzmanı olarak çalışanların sorularına çözüm üretirken gördük. Şimdi siyasete atıldınız. Nasıl karar verdiniz siyasete girmeye ve neden CHP'yi tercih ettiniz?
16 yıldır emek tarafından bakarak çalışanların sorunlarına çözüm getirmeye, sorularını cevaplamaya çalıştım. Bireysel olarak yapabileceklerimin sonuna geldiğimi düşünüyorum. Emek ve emekçiler adına bireysel çabalarla ancak buraya kadar başarı elde edilebilir diye düşündüm. Kurumsal bir çatı altında çalışmalar olması gerektiğini düşünüyordum ama nasıl yapacağımı kestirememiştim. Biraz da siyasete atılmak konusunda da kararsızdım. Siyaset zor ve meşakkatli bir iş. Gücümün buna yetip yetmeyeceği konusunda tereddütlerim vardı. Fakat CHP’den ısrarla talep gelince biraz da kadere teslim olmam ama kadere inanırım, kaderin burada olduğunu düşündüm.

Esas amacım siyasi partilerin temelinden kaynaklanıyor. Bir siyasi partinin 2 şeye cevap vermesi gerekiyor. Birincisi nasıl üreteceğiz? Yani bu ülkeyi yönetirken, ülkenin üretim araçları özel sermayenin elinde mi olacak? Kapitalist mi olacağız, yoksa devletin elinde olacak sosyalist mi olacağız veyahut karma mı olacak? bu soruya cevap vermesi gerekiyor. Bu sorunun dünyada cevabı belli üretim araçlarının devletin elinde kalması imkanı kalmadı. Yani sosyalist devletin globalleşen dünyada yaşama şansı yok gibi bir şey. Öyleyse siyasi partilerin vermesi gereken ikinci cevaba geliyoruz. Ürettiklerimizi nasıl paylaşacağız? Türkiye için söylersek 72 milyon bir yıl boyunca üretiyor. Biz buna Gayri Safi Milli Hasıla diyoruz. Ürettiğimiz bu ürünlerin yüzde kaçı işçilerin, emeklilerin, yüzde kaçı sermayenin olacak kararını bir siyasi partinin vermesi gerekiyor.

'PARTİLER ŞU SORUYA CEVAP VERMELİ'
Fakat son 20 yıldır benim partiler bu 2 soruya cevap vermek yerine önlerine bir perde çekti. Gayri safi milli hasılanın nasıl dağıtılacağına cevap vermekten çok ben daha milliyetçiyim, öteki ben daha dindarım, öteki ben daha laikim gibi esasen bir siyasi partinin değil bir derneğin peşinde koşacağı amaçlar peşine düştüler. Siyasette bir değişim yaşanması gerekiyor. Bu nasıl paylaşacağız sorusuna verecekleri cevapta düğümleniyor.

24 Ocak 1980 kararlarıyla beraber artık Türkiye’de emeğin, emekçilerin payı gün geçtikçe azalıyor. Bu da milliyetçilik, dindarlık, laiklik perdeleriyle gizleniyor. Vatandaşların oy kullanırken "hangi siyasi partiye oy verirsem benim GSMH’den alacağım pay artacak, gelirim artacak?" sorusuna cevap arayarak oy vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Ama bunu partilerin ne programlarında ne de basın açıklamaların da göremiyorum işte bu sebeple siyasette bir değişime ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Ben de emeğe ve emekçiye en yakın partinin CHP olduğunu düşünüyorum.

Şu anda emekçinin ve emeğin haklarında geriye gidişler de bekleniyor. Bunların başında da kıdem tazminatı geliyor. İyi bir ortam yakalandığında emekçilerin kıdem tazminatı ellerinden alınacak. Kıdem tazminatının kaldırılması, özel istihdam bürolarının işçi kiralayarak sendikal örgütlenmenin yok edilmesi, emeğin payının GSMH’den azaltılması çabalarının engellenmesi adına CHP’ye ihtiyaç var. Öte yandan esnek çalışma modelleri adı altında "istihdamı artıracağız" denilerek emeğin gelirinin azaltılması daha az ücretle daha az fazla çalıştırılması yöntemleri de deneniyor. Bu da esasen sermaye tarafının siyasi partilerde doğru örgütlendiğini, geniş halk yığınlarının ise söylediğim perdelerin arkasından yönetildiğini gösteriyor. Bunu engellemenin tek yolu var. Halka perdeleri açıp "gerçek bu, kral çıplak" demek. Bunun yolu da ancak bir siyasi partiden geçiyor.

Ülkemizde 9.5 milyon emekli var, bir de eşlerini saysak 19 milyon kişi yapar. Emeklilerin sadece bir partiye meyletmesi demek o partinin tek başına iktidara gelmesi demek. Diğer taraftan işçi, memur, esnaf 15 milyon emekçi var, eşleriyle birlikte 30 milyon. Yani 50 milyon seçmene ulaşıyorsunuz. Bu kesimlerin gerçekten haklarını savunacak bir yönetime ihtiyaç var.

'CHP BU HALİYLE GERÇEK SOL PARTİ DEĞİL'
Bu düşüncelerinizle CHP’nin şu andaki duruşu ne kadar örtüşüyor. İlk beyanlarınızda "Türkiye’nin gerçek sol bir iktidara ihtiyacı var" dediniz. CHP sizin “gerçek sol” tanımınıza ne kadar uyuyor? Bunun için ne yapması gerekiyor?
Şimdiki CHP’nin gerçek sol fikrimi karşıladığını düşünmüyorum. Ama bu yolda ilerleme çabası içinde olduğunu görüşmelerim sırasında gördüm. Sadece laiklik, Atatürkçülük vurgusuyla ancak bir dernek uğraşabilir. Bir siyasi partinin laiklik ve Atatürkçülük üzerinden oy toplama girişimlerini doğru bulmuyorum. Bir partinin GSMH’nin dağılımı nasıl olacak? bunun cevabını vermesi gerekiyor. CHP böyle bir değişimde. Bu yönde nasıl davranmaları gerektiği yönünde çalışıyorlar. CHP’nin sol diyebileceğimiz yani milli gelirden emekçi kesimin daha çok pay almasını savunan parti haline geleceğini bunu da açık bir şekilde söyleyeceğine inanıyorum. Artık bizim perdemizi çekmemiz gerekiyor. Laiklik ve Atatürkçülük evet kabul ama o perde gerçek amacı yansıtmıyor. Gerçek amaç, emekçi kesime ne kadar pay vereceğini deklare etmekten geçiyor. Bu deklarasyonu yaparsa o zaman gerçek sol parti olma hüviyetini kazanmış olacak.

Bu süreçte sizin katkılarınız neler olacak ?
Önümüzdeki 2 ay içinde İstanbul’da bir ‘Sosyal Güvenlik ve Çalışma Hayatı Kurultayı’ düzenleyeceğiz. Bu düşüncelerimi orada tartışacağız. CHP’nin sol bir parti hüviyetine, emekçiler üzerinden kazanabileceğini çalışmasını yapacağız. Ardından haziran ayındaki seçimler için seçim beyannamesi düzenleyeceğiz. Sosyal politikaların oluşturulmasında yer alacağım.

'SSK'YA SINAVLA GİRDİM'
Kemal Kılıçdaroğlu, kurultayda yaptığı konuşmada özellikle sizin de vurgu yaptığınız yoksulluk, işsizlik konusuna ağırlık vermişti. Kılıçdaroğlu’nun söylemi, CHP liderliğine seçilmesi tercihinizde etkili oldu mu?
Tabii ki etkisi oldu. Kemal Kılıçdaroğlu ile 1995 yılında tanıştım. O tarihte SSK Genel Müdürü'ydü, ben de SSK'ya Müfettiş Yardımcısı olarak girmeye çalışan birisiydim. İlk defa Kılıçdaroğlu zamanında torpil olmaksızın, ÖSYM sınavıyla kuruma girenlerdenim. Eğer Kılıçdaroğlu, o dönemde sınavla müfettiş almak yerine öncekilerin yaptığı gibi sözlü sınavla almış olsaydı kendi yandaşlarını alabilirdi. Kılıçdaroğlu, gerçekten hak edenlerin girmesi için sınav yaptı. Yaklaşık 5 yıl kadar o genel müdürdü, ben de müfettiş yardımcısıydım. Gerek bakanlığa gittiği, gerekse de kendi derneğinin çalışmaları sırasında telefonla, yüz yüze görüşmelerimiz oldu. Ama bu görüşmeler derinlemesine görüşmeler değil, hal hatır sorma, selamlaşma şeklinde görüşmelerdi. Siyasi anlamda görüşmemiz olmadı. Önümüzdeki hafta Ankara'da görüşeceğiz. Kılıçdaroğlu'nun sosyal demokrat söylemi benim CHP'ye girmeme etkili oldu.

'SOSYAL GÜVENLİK AÇIKLARININ ARTMASI TARAFTARIYIM'
Türkiye'nin gerçekten sol bir iktidara ihtiyacı olduğunu görüyorum. Çünkü halk aç, yolsuzluk diz boyu ama buna rağmen laiklik, milliyetçilik ve din üzerinden oy vermeyi düşünen halkında uyanması gerekiyor. Ülkemizde sınıf bilinci yok, önce sınıf bilincini oluşturmamız lazım. Emekçiler, emekliler, dar gelirliler hangi sınıfta olduklarını bilmiyorlar. Bunu bir anekdotla anlatayım. Bir çalışma bakanına 6 ay kadar danışmanlık yaptım. Kendisi Bursa’da konuşma yapıyordu. Konuşmasında "Ey vatandaşlar, sosyal güvenlik açığını azaltmak için elimizden geleni yapacağız, hatta sıfırlayacağız" dedi. Halk orada güçlü bir şekilde alkışladı. Aslında bakan orada "Emekli maaşınızı daha da düşüreceğim, bundan sonra sosyal yardım alamayacaksınız, hastanelerde para ödeyeceksiniz" diyordu. Ama halk bunu bilmediği için, sosyal güvenlik açıklarını azaltılmasının iyi bir şey olacağını zannediyor. Sosyal güvenlik açıkları demek zenginden alıp fakire vermek demektir. Sosyal güvenlik açığı ne kadar büyükse sosyal devlet ibremizde o kadar yüksek demektir. Ben sosyal güvenlik açıklarının daha da artırılması taraftarıyım. Umarım sosyal güvenlik açıkları Avrupa’da olduğu gibi 3 katına çıkar.



'KILIÇDAROĞLU İYİ Kİ SSK'DA AÇIK VERDİ'
'Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığı’na seçildiği zaman "SSK’yı ilk o zarara uğrattı. Sosyal güvenlik açıkları onun zamanında başladı. Nasıl parti, ülke yönetecek" diye eleştirilmişti…
SSK kar amaçlı bir anonim şirket değil. Adı üzerinde Sosyal Sigortalar Kurumu, toplumun sigortası, zenginden alıp fakire vermenin aracı, sosyal politikaları uygulayabilecek bir devlet kurumu. O nedenle açıkları onun zararı değildir. Halka ne kadar çok para verdiğini gösterir. Ben bu anlamda Kemal Kılıçdaroğlu’nu tebrik ediyorum. İyi ki ilk açıkları verdirmiş. İlk açıkları verdirdiği içinde Türkiye’yi ilk sosyal devlet yapan Kılıçdaroğlu’dur. Buna biz sermaye kesiminden bakarsak zarardır. Çünkü sermaye kesimi sosyal devleti değil kapitalist devleti savunur. Sosyal devlet, sosyal fayda düşünür. Kar veya zarar peşinde değildir. Sosyal fayda sağlayacaksa açık verir, açığı 2-3 katına da çıkarabilir. Türkiye'nin ilk sosyal devlet olduğu yıl Kılıçdaroğlu’nun SSK'da açık verdiği yıldır.

'AÇIKLARIN SEBEBİ DEMİREL'Dİ'
Kılıçdaroğlu dönemine kadar SSK açık vermiyor muydu? Neden onun döneminde başladı?
1987 yılında Turgut Özal hükümeti zamanında erkekler 43, kadınlar 38 yaşında emekli olurlardı. Özal bunu kadınlarda 50, erkeklerde 55 yaşa yükseltti. 1991 yılında erken seçim kararı alındı. Seçim döneminde Süleyman Demirel, "Özal’ın getirdiği emeklilik yaşını kaldıracağım" dedi. Bu beyanından sonra seçimlerden birinci parti olarak çıktı. Bugün biz bir parti kursak aynı şeyi söylesek yine birinci parti oluruz. Çünkü bu beklentide olan yaklaşık 15 milyon kişi var. Demirel seçimlerin ardından İnönü'yle kurduğu hükümette bu sözünü tuttu. 1992 yılından itibaren yaş şartı kalktığı için birdenbire 3 milyon emekli doğmuş oldu. Bu da SSK’nın gelir-gider dengesini bozmasına sebep oldu. Bunu Kılıçdaroğlu’na bağlayamayız Demirel’in etkisi var.

Siyasetten beklentileriniz neler? Milletvekilliği ve Çalışma Bakanı olmak ister misiniz?
Her siyasete giren kişinin gönlünde amaçlarına ulaşmak için bir yol vardır. Tabii ki partide bir nefer olarak çalışmakta güzel bir şey ama düşüncelerimizi gerçekleştirmenin yolu milletvekili ve bakan olmaktan geçiyor. Tabii ben de düşüncelerimi gerçekleştirmek için milletvekili ve bakan olmayı umuyorum ve bekliyorum. Ama olmazsa bu dünyanın sonu değil yine hem bireysel hem de parti çatısı altında yoluma devam ederim.

'BAKAN OLURSAM İLK İŞİM...'
CHP iktidar olması halinde çalışma bakanı olursanız yapacağınız ilk iş ne olurdu?
İlk yapacağım iş emeklilerin intibak yasasını çıkarmak olurdu. Çünkü emekliler bu anlamda çok mağdur. Özellikle 5.5 milyonluk SSK, 2 milyon Bağ-Kur emeklisi intibaka neden olan maaşların farkılılaşma sebebiyle almaları gereken rakamın üçte birini alıyorlar. İntibak yasası için elimden geleni yapar hatta onlarla mahkemelere gider onlarla beraber anayasa mahkemesinin kapısını aşındırırım. Bu sosyal güvenlik açıklarını artırır işte o zaman sosyal devlet oluruz.

Söylediklerinizi yapmak için ciddi bir kaynağa ihtiyaç var. Bunu karşılayabilecek bir bütçe var mı? Nasıl kaynak sağlayacaksınız?
Bu bakış açısına bağlı. Devleti yönetmek normal şartlarda apartman yönetmekten farklı değil. Apartman yöneticisi de önce giderlerini yazar sonra orada oturanlara "bu giderleri karşılamak için kişi başına 300 TL düşüyor, bunu verin" der. Devlet idaresi de aynıdır. Önce giderlerinizi sonra da o giderlere uygun gelirlerinizi yazarsınız. 24 Ocak 1980 kararlarıyla diyorlar ki önce gelirlerinizi yazın sonra da buna uygun giderlerinizi yazın. Sosyal güvenlikte de aynı şeyi yapıyorlar. Hayır, doğrusu önce giderleri yazmak sonra buna uygun gelirleri yaratmaktır. Gelirleri yaratmanın görevi de hükümete aittir. Bize şimdiye kadar kapitalist, liberal yaklaşımların söylediği ilkelere karşıyım. Önce intibakla oluşacak giderleri yazacağız, sonra bu giderleri karşılamak için topluma dönüp "şu kadar vergi vereceksiniz ya da prim ödeyeceksiniz" diyeceğiz. Toplumun tüm kesimleri o taşın altına elini sokmak, o emeklileri hak ettiği ücreti ödemek zorunda. Unutmayalım ki; şu anda çalışanlarda herkesin emekli olduğu gibi emekli olacak. Bugünün emeklisine para vermek istemeyen çalışan veya vergi veren kişi kendisi emekli olduğunda kendisine para vermesini, istemeye gücü yetmez.

CHP'ye katıldıktan sonra nasıl tepkiler aldınız?
Hep olumlu tepkilerdi, binlerce mail aldım. Sadece daha önce özellikle yandaş medya dediğim basın organlarında bundan 5-6 ay evvel bana yönelik yıpratma haberleri vardı. O haberleri tekrar gündeme getiren birkaç gazete oldu. Getirmeye de devam edeceklerdir. Çünkü düşüncelerle, fikirlerle savaşamayanlar arkadan vururlar. Ama hiç umursamıyorum çünkü ben ne yaptığımı bilen birisiyim. Başkalarının ne yaptığıyla, ne düşündüğüyle ilgilenmiyorum. Ben ne düşünüyorum ona önem veririm.

Halktan özellikle destek çok fazla, binlerce destek mail alıyorum. Bir de sokakta da bana özellikle soru sormak için çok yoğun ilgi vardı. Ama CHP'ye katılmamdan sonra o kadar iyi tepkiler alıyorum ki "İyi ki geldiniz sizin için CHP'ye oy vereceğim" diyen insanlar var. Sokakta, markette, trende karşılaşıyorum. Ben genelde toplu taşım araçlarını kullanmayı seven biriyim. Gideceğim yere tramvayla, otobüsle, vapurla giderim. Oralarda da halktan çok olumlu tepkiler alıyorum. Ben nereden geldiğimi biliyorum bu ülkenin nasıl beraber, barış içinde yaşayabileceğini biliyorum. Toplumun bir kesiminin Çin'e gitmek istemesi, bir kısmının AB'ye gitmek istemesi durumunda katarın nasıl ortadan kopabileceğini biliyorum. Katarın beraber AB yolunda ilerlemesi gerektiğini düşünüyorum. AB'ye girmesek de olur ama Avrupa Birliği normlarını yakalayacak bir seviyeye gelmesi için sadece sermayenin değil emekçi kesimin de AB seviyesine çıkarılması gerekiyor.

'İNCE İLE OLAYIMIZ BASINA YANSIYINCA MİLLETVEKİLİ OLDU'
Mart ayında yazdığınız bir yazıda Meclis ziyaretiniz sırasında CHP milletvekili Muharrem İnce'nin sizi tehdit ettiğini yazmıştınız. Şimdi kendisi CHP Grup Başkanvekili ve siz de CHP'desiniz. Geçmişte aranızda nasıl bir olay yaşandı? Neden tehdit edildiniz? 

Ben bana verilen görevi sonuna kadar layıkıyla yapmaya çalışan birisiyim. SSK'da baş müfettiş olarak görev yaptığım dönemde Yalova'da 5 iş yerini denetlemek için görev verdiler. Bir dersanede öğretmenlerin sigortasız çalıştırıldığı ihbarı vardı. Dersaneye gittim, kimliğimi gösterdim, görev kağıdımı verdim, müfettişim olduğumu ve denetleme için geldiğimi söyledim. Beni dersane müdürünün yanına aldılar. Muharrem Bey beni nezaketle karşıladı. Hatta "ayağım kırık, ayağa kalkamıyorum kusura bakmayın" dedi. Kendisinin o tarihte bakan olan Yaşar Okuyan ile bir husumeti varmış bundan haberim yoktu. Yaşar Okuyan da Yalovalı hatta sayın İnce, Yalova'nın girişine 'Yaşarova' yazdırmış. Bu da tepkiye sebep olmuş aralarında tartışma çıkmış. Denetlemeye başladım. "Müdür bey girişte 16 tane öğretmen resmi gördüm SSK belgenize bakıyorum burada öğretmen sayınız 2 gözüküyor. Sigortasız mı çalıştırıyorsunuz?" dedim. İnce, birdenbire celallendi, "Seni kim gönderdi, hangi bakanın adamısın sen" dedi. Ben de "Bakanlıkla alakası yok, ben denetlemeye geldim" dedim. "Denetletmiyorum burayı" dedi. Ben de polisten yardım isteme yetkim olduğunu hatırlattım ve en yakın polis merkezine gittim, yardım istedim. Ben 1-2 polis versinler işimi yapıp gideyim diye uğraşıyordum. Baktım bir otobüs dolusu polis hazırlattılar gittik. Denetim 10 dakika sürdü. Muharrem bey "Bu kadar mıydı?" dedi. "Evet, bu kadardı, celallenmeseydiniz" dedim. Bu arada yerel bir muhabiri de yanına çağırmış "Basının önünde mi yapıyorsunuz?" dedi. "Evet basının önünde yapıyorum. Gizli saklı bir şey yapmıyorum" dedim. O zaman yanılmıyorsam 100 bin lira ceza aldı. Denetleme sırasında bir de o dönemde kendisinin CHP il başkanı olduğu ortaya çıktı. İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nden dosya istediğimde bir partinin il başkanı olması sıfatıyla dersane sahibi ve müdürü olamayacağı söylendi.

Yaşadığımız bu olay kendisi içinde faydalı oldu. Olay basına yansıyınca milletvekili oldu. Her şerde bir hayır vardır. Ben aslında sayın İnce'nin yapısını da seviyorum. Dik duruşunu, konuşmalarını da seviyorum ama bu denetim yüzünden aramızda böyle bir husumet oldu. Benim adıma böyle bir husumet yok. Bu olay yüzünden sadece Meclis’te değil birkaç yerde de bu husumetini bana yöneltti. Ama ben düzeleceğini inanıyorum. Geçen hafta CHP'ye katılmam basında yer alınca bana aktarıldığını söylüyorum Muharrem İnce'nin de bulunduğu bir grupta kim olduğunu bilmiyorum birisi "Çalışma Bakanı belli olmuş Muharrem Bey" demiş o da "Hayırlı olsun" demiş. Aynı partinin çatısı altında kimseyle çalışmam demem, kim olsa çalışırım. Husumetinde doğru olmadığını düşünüyorum, umarım düzelir.