İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bir süredir Türkiye'nin gündemindeki iki isimle ilgili açıklamalar yaptı.

KHK'lar ile görevlerinden ihraç edilen ve yaptıkları açlık grevi esnasında geçtiğimiz salı günü tutuklanan öğretmen Semih Özakça ve akademisyen Nuriye Gülmen'le ilgili konuşan Soylu, şunları söyledi:

"DHKP-C terör örgütü üyesi olduğunu hiç söylediler mi? Dün de açıkladım. Siyaset, terör örgütlerinin kuklası olmamalıdır. Partiler ve milletvekilleri dikkatli olmalılar. Özellikle basın, doğru bilgiyi milletimizle paylaşmalıdır.

5 Mayıs’ta İstanbul’da yapılan operasyonda Sıla Abalay adlı bir DHKP-C mensubu etkisiz hale getirildi. Hepimiz babasının feryadını günlerce gazete ve televizyonlarda seyrettik. Bir babanın evladını DHKP-C'den kurtarmak için gayretini, nasıl dövüldüğünü, nasıl başarısız olduğunu ve örgüt mensupları tarafından nasıl işkence yapıldığını, tehdit edildiğini hep beraber takip ettik...

DHKP/C üyesi olduğunu, ihraç edilmelerinin çok öncesinde birçok kez bu sebeple gözaltna alındığını söylediler mi hiç? Defalarca gözaltına alınıyorlar, tutuklanmışlar. Devlet memuru, devletin maaş verdiği insanlar. Öğretmen ve akademisyen. Biz çocuklarımızı terörist olsunlar diye okula göndermiyoruz, çocuklarımızı terör örgütü mensuplarının eline asla emanet edemeyiz.

Akademisyen, bombalı eylem yapan bir terör örgütü adına açıklama yaparken tutuklanabilir mi? Nuriye Gülmen'in, Fehriye Erdal’a yaptıkları gibi şirin, güleryüzlü fotoğraflarını basıyorlar. Örgütün açık alan yapılanması içerisinde olduğu gerekçesiyle, hakkında yakalama kararı çıkartılmış, 9 Mayıs 2012 tarihinde hapse atılıtyor, 1 Nisan 2015’te salındıktan sonra örgüte yönelik operasyon sırasında gözaltına alınıyor ve adli kontrol ile yurt dışı yasağı alıyor. 10 Nisan 2015’te açığa alınıyor. Uzun bir liste var; afiş asma, örgüt adına basın açıklaması, DHKP-C mensuplarıyla ayını evde örgüt adına çalışma ve daha birçok eylem. Bunlar OHAL çıkmadan önce yaşanan şeyler... Yani bu kişinin DHKP-C ile doğrudan organik bir bağı söz konusu...

Sabahleyin saat 9'da eyleme geliyorlar, akşam ayrılıp evlerine gidip yiyip içip ertesi sabah yine 9'da eyleme geliyorlar. Defalarca doktorlar tıbbi sıkıntı ollabilir mi diye bakıyorlar, 'bizde hiçbir sıkıntı yok' diyorlar. Doktora gidip, kendi istedikleri gibi rapor vermedi diye, doktoru hedef göteriyorlar. Meclis'teki iki siyasi parti de buna sahip çıkmaya çalışıyor. Bu mu şimdi akademisyenm, eğitimci, devlert memuru...

Öğretmen Semih Özakça. Mardin Mazıdağ'da sınıf öğretmeniyken ihraç edilmiş. Bu kişinin silahlı terör örgütüne üye olma, kamu malına zarar verme, kemiklerin kırılmasına neden olacak şekilde kasten yaralama, terör örgütü propagandası yapma, görevi yaptırmamak için direnme suçlarından yürüyen ceza davaları olduğunu neden kimse yazmıyor.

Suç kariyerinden özetler.. 27 Mart 2015'te DHKP-C'nin memur alan yapılanmasının eylemine katılmış, gözaltına alınmış. 29 Aralık 215'te başka bildiri ve direnme eylemi nedeniyle yine gözaltı. Açlık grevine başladığı günden itibaren toplam 14 kez gözaltına alınmış, bu normal midir? Çocuklarımızı böyle bir kişiye emanet eder miyiz?

Bu iki kişinin yaptığı açlık grevi eylemine destek verenlerce yurt dışında yapılan eylemler de ortada. Bunun masum bir iş olduğunu kimse düşünmesin. Kanada Ottawa parlamentosu ve Beyaz Saray önünde, Paris'te, İsviçre'de, Brüksel'de etkinlikler düzenliyorlar. Oradaki DHKP-C mensupları ve aşırı sosyalistler yapıyor bunları. Bunların Türkiye'nin menfaati için, iyi bir hayır işi için buralarda bir eylem yaptığına kimse şahit değil...

Bunların aileleri ile de görüşüldü. 'Evlatlarınızı bu terör örgütü elinden kurtarın' diye açıkça söylendi. Kanunlar var, komisyon kuruldu, her şey açık bir şekilde incelenecek ve sonuca kavuşturulacaktır. Devletimiz terörün bütün unsurlarını her yerden temizlemeye inanmış halde. Teröre değil destek moral verene bile tahammülümüz yoktur..."