'Bankacılık işlemlerini 45 kat hızlandırdık'

IT alanında performans artıcı çözümleriyle hızla yükselen Riverbed, ‘EMEA bölgesinin kaplanı olarak tanımladıkları’ Türkiye pazarında büyük işler yapmayı hedefliyor.

01.11.2012 - 10:06

'Bankacılık işlemlerini 45 kat hızlandırdık'

İş dünyası çok hızlı ayak uydurması gereken bir dönüşüm süreci yaşıyor. Bilişim Teknolojileri (IT), bulut depolama ve uygulamaların öncülüğünde geleneksel altyapısını tamamen değiştirirken, işletmeler, teknoloji devlerinin sunduğu bulut ve uygulama hizmetlerine adapte oluyor. Peki, dönüşüm sürecinde yapılan tercihler ne kadar doğru? Yeni IT altyapıları ne kadar iyi işliyor? Düşük performans sorunu ortadan kaldırabilir mi? İşte tüm bu soruların cevabını performans artırıcı sektörün liderlerinden Riverbed cevaplıyor.  

Riverbed, iki yıldan bu yana Türkiye’de hizmet veriyor. Dünya genelinde 17 bin müşterisi olan Riverbed, yaptığı performans değerlendirmeleri ve performans artırıcı işlemlerle, şirketlerin IT dönüşümlerini maksimum değerde tamamlamarını ve sürdürmelerini sağlıyor. Google ve EMC gibi teknoloji devlerinin kendisine ortak olarak seçtiği Riverbed, şimdi ‘EMEA (Avrupa,Ortadoğu, Afrika) bölgesinin kaplanı olarak tanımladıkları’ Türkiye pazarında.

Riverbed Sistem Mühendisliği Müdürü Thomas Boele ve Türkiye Müdürü Serdar Yalçın, Riverbed’in sunduğu hizmetleri, IT dünyasına nasıl bir değer kazandırdıklarını ve Türkiye’deki planlarını ntvmsnbc’ye anlattı:

Riverbed’in geçmişi ve bugüne kadar olan faaliyetleri hakkında kısa bir bilgi verebilir misiniz?

Thomas Boele: Riverbed 2002 yılında kurulan bir firma. Kuruluş amacı, şirketlere veri uygulamaları hizmeti sunmak. İlk uygulamalarımızı 2004 yılında sunduk. 2009’da ürünlerimizi ve hizmetlerimizi çeşitlendirmeye başladık. Aynı yıl, IT alanında çözümler sunan Mazu Networks şirketini satın aldık. İstikrarlı bir şekilde büyümesini devam ettiren Riverbed, sadece veri analizi yapmaktan çıkarak hizmet alanını genişletti. Şirketlere ve bireylere sadece IT çevrelerinde ne olup bittiğini sunmanın ötesinde, işlerini doğru yapabilmeleri adına yardımcı olmaya başladık. İlerleyen yıllarda büyük satın alımlar gerçekleştirerek büyümeye devam ettik. Bu satın alımlardan önemli bir tanesi, 2010’da gerçekleştirilen ve uydu çözümleri sunan Global Networks oldu. Bir diğeri, 2011 yılında satın aldığımızı web içerik düzenleme şirketi Aptimize’dı. Aynı yıl, sanal ve bulut ortamları için veri ve trafik kontrol uygulamaları üreten Zeus Technology şirketini bünyemize kattık. Hizmet çeşitliliğini ve ürünlerimizi çoğaltarak, IT optimizasyonu alanındaki performansımızı iyice artırdık.

Serdar Yalçın: Riverbed 2002 yılında San Francisco’da kurulduktan sonra, temel olarak bant genişliği alanında hizmet vermeye başlayan bir şirket. İlerleyen yıllarda yapılan satın alımlarla Riverbed performans ölçümlemesi alanına girdi. Bu alan kapsamında, şirketlerin uygulamalarının ne kadar iyi performans gösterdiklerini görüntüleyecek çözümler geliştirildi. Riverbed, küresel iş bağlantılarının ve mesafelerinin artması üzerine çözümlerini geliştirerek kontrol yapan çözümler üretmeye başladı. Bugün Riverbed’in tüm ürünleri, IT performansını ölçmeye, kontrolünü yapmaya yönelik. Bu kontrol ve ölçümlerin kısaca ne amaca hizmet ettiğine örnek verirsek; birçok farklı lokasyonda bürosu bulunan şirketlerin bu büroları arasında kullanılan uygulamaların hızının artırılması, bu görüntülerin nasıl çalıştığının görüntülenmesi ve takip edilmesi, uzak bölgelerdeki IT ihtiyaçlarının minimize edilerek genel IT yapısında dengenin sağlanması verilebilir. Kısaca Riverbed’in IT performansına odaklandığını ve bu alanda belirlediği çizgide yoluna devam ettiğini söyleyebiliriz.

Riverbed’in şirketlerin performansları hakkında hazırladığı çok kapsamlı raporlar, yöneticilere nasıl bir fayda sağlıyor?

Thomas Boele: Yaptığımız çalışma sadece teknik değerleri sunmanın ötesinde uygulama kullanan her şirketin performansına katkıda bulunmak. İstanbul merkezli bir şirketseniz ve Çin’de veya başka bir uzak mesafede ürün üretmek istiyorsanız, kullandığınız uygulama ağından bir tanesini çekip çıkarılsa istediğinizi yapamazsınız. Yapacağımız işte başlangıç aşaması çok önemli. Şirketin faaliyetleri ne? Ne tür veriler dönüyor? İşlemler arasındaki ilişki nasıl? Sonuçta bir şirket hangi uygulamayı veya hangi tür veriyi kullanıyor olursa olsun, elde edeceği performans önemli.

Hazırladığınız raporlar bana araştırma şirketi Comscore raporlarını hatırlatıyor. Raporlarınızı ComScore çalışmaları gibi kamuya bilgi sunmak amaçlı olarak düşünebilir miyiz?

Thomas Boele: Bu raporlar daha çok bir pazarlama stratejisi gibi düşünülebilir. Şirketlere ne kadar iyi bir performans kontrolü sunarsanız o kadar ilgilerini çekebilirsiniz. Bu raporlar sadece hizmet verdiğimiz piyasanın dikkatini çekmek değil, sahip olduğumuz kapasiteyle performans görünümünü ortaya sunmaya yarıyor. Şirketlerin satın alımında veya birleşmesinde iki veya daha fazla IT altyapısı bir araya gelebiliyor, 10’dan fazla veri merkezi iç içe girebiliyor. Biz sunduğumuz çözümlerin nasıl bir değişim gösterebileceğini sunmak adına farklı noktalarda ölçüm yaparak bu karmaşanın nasıl bir performans gösterdiğini ve geliştirilmesi halinde performansın nasıl değişeceğini ortaya koyuyoruz.

Serdar Yalçın: Riverbed IT uygulamalarının daha hızlı çalışmasını sağlayan çözümler sunuyor. Bu sayede sağlık, kamu, telekomünikasyon ve finans gibi her sektörde kullanılabilen çözümler sunuluyor. Amaç, uygulamaların ve IT altyapısının çalışma hızını artırmak.

Birçok firma IT altyapısını geliştirmek ürünler sunuyor. EMC, Google, Microsoft… Sizin farkınız ne?

Thomas Boele: Son 10 yıldaki gelişimimize bakarsak, bugün küçük-büyük ölçekli olarak küresel alanda 17 bin şirketle çalışıyoruz. Sunduğumuz performans artırıcı çözümlerin yanı sıra şirketlere her zaman yardımcı olan, danışmanlık yapan bir yönümüz de oldu. Ağızdan ağıza yayılan bilgiyle Riverbed’in adı ve dolayısıyla sunduğu hizmetin alanı da genişlemeye başladı. Riverbed, IT optimizasyonunda son yıllarda adı öne çıkan bir şirket oldu. En önemli kısım da bence bu.

Serdar Yalçın: Burada iki kritik nokta olduğunu söyleyebilirim. Birçok büyük ve başarılı şirket geleceğin IT altyapısını oluşturmak için çalışıyor. Bulut bilişimde, Büyük Veri dediğimiz çok büyük boyuttaki verinin aktarılması gibi alanlarda önemli çalışmalar yapılıyor. Riverbed, IT’nin gelişen her yeni alanına performans katkısında bulunmak istiyor ve bu alanlara performans katmanları getiriyor. Eğer bu yapılmazsa, soru işaretleri doğuyor. İki parametre karşımıza çıkıyor: Bu güvenli mi ve acaba doğru çalışacak mı? Riverbed işte burada devreye giriyor. Örneğin Microsft’un bulut için sunduğu Office 365 iletişim ve işbirliği hizmeti var. Riverbed bu hizmeti 100 katına kadar hızlandırabiliyor. Böylece Türkiye’deki bir KOBİ veya başka bir kurum, örneğin Microsoft’un İrlanda’daki veri merkezindeki Office 365’i çok düşük bir maliyete çok hızlı ve etkin bir şekilde kullanabiliyor.

Riverbed gelecek 5-10 yılın IT teknolojilerini oluşturacak gelişimleri çok yakından takip eden ve bu gelişimleri sağlayan şirketlerle çalışan bir firma. Microsoft ve EMC gibi bu alandaki başarılı şirketlerle beraber hareket ediyoruz.

Riverbed Sistem Mühendisliği Müdürü Thomas Boele. Riverbed Sistem Mühendisliği Müdürü Thomas Boele.

Yaptığınız işlemleri daha iyi anlayabilmemiz için bir örnek verebilir misiniz?

Thomas Boele: Örneğin çalıştığımız büyük bir firmanın hem ABD’de hem de Avrupa’da bürosu olduğunu ve şirket içinde birçok alt bölüm olduğunu düşünelim. Farklı bir kıtadaki bir çalışanın bir bölümün verilerine erişebilmesi için belli bir IT altyapısı altında belli basamaklar izlemesi, gereken izni alması gerekecektir. Sunucuyla aranızda olan mesafe de, bant genişliği gibi sebeplerde dahil olmak üzere gerekli veriye erişim hızını uzatacaktır. Okyanus ötesindeki mesafelerde bu süre daha uzun oluyor. Riverbed zaman sıkıntısını ortadan kaldıran çözümler sunuyor. Şirketler farklı bölgelerdeki büroları veya ortaklarıyla olan IT bağlarını güçlendirmek için kendileri veya ortakları aracılığıyla bize başvuruyor. Şirketler etkinlik, veri performansı, bölümlerin otomasyonu gibi konularda bir yol haritası sunabilmemiz adına bize geliyor.

Serdar Yalçın: Halkbank Türkiye’deki en büyük müşterilerimizden bir tanesi. 450 şubelerinde Riverbed çözümleri kullanılıyor. Şubeden bankaya yapılan ana bankacılık uygulamaları biz 45 kat hızlandırabiliyoruz. Bu gerçekten çok kritik bir avantaj. Banka şubesine giden bir vatandaş her zaman aldığı bir hizmeti bizim artık 45 kat daha hızlı alabiliyor. Bir diğer önemli örnek olarak medikal alanda görüntüleme merkezlerini gösterebiliriz. Birçok şehirde klinikleri olan görüntüleme şirketleri var ancak çekilen MR’ı analiz edecek doktor bulundukları yerde olmayabiliyor. Riverbed, bant genişliği bağlantıları sayesinde normalde 30 dakikada gönderilebilen bir MR verisini 5 dakikada gerekli olan yere iletilmesini sağlıyor. Böylece çok kısa zaman içinde doktorun gerekli değerlendirmeyi yaparak hastaya geri dönmesi mümkün oluyor, hasta memnuniyeti artıyor. Bugün Türkiye’de hastaların önemli sıkıntılarından bir tanesi böylece giderilmiş oluyor.

Şirketlerin teknolojinizi kabul etmesini nasıl sağlıyorsunuz?

Serdar Yalçın: Şirketlerle görüşmemizde, donanım ve uzmanlarımızı alarak ilk önce bir ispat çalışması yapıyoruz. Tıbbı verilerin belli bir sürede nasıl bir noktadan diğerine aktarıldığını gösteriyoruz. Böylece karşılıklı güven oluşmuş oluyor. Hizmetlerimizi her zaman bu şekilde tanıtıyoruz.

Kısa bir süre içinde Riverbed ile benzer çözümler sunan EMC ve Google Enterprise’ın EMEA başkanlarıyla konuşma şansım oldu. Her iki marka da oldukça başarılı. Sizin onlarla olan ilişkiniz kaçınılmaz olarak rekabete girmiyor mu?

Thomas Boele: Hayır, aramızda rekabet söz konusu değil. EMC önemli bir teknoloji üreticisi. EMC ile olan işbirliğimizde, ürettikleri teknolojinin iletilmesi ve çalışmasına yardımcı oluyoruz.  Google’da birçok alanda şirketlere hizmet sunuyor. Bu bizim açımızdan çok olumlu çünkü onların internet ve belli ağlar üzerinden iletmek istedikleri hizmeti müşterilerine ulaştırmalarında yardımcı oluyoruz. Kısaca her iki şirkete ürettikleri teknolojileri ulaştırmaları alanında yardımcı oluyoruz.

Serdar Yalçın: Biz her iki şirketle sundukları çözümleri geliştirmeleri aşamasında destek veriyoruz. EMC ve Google’ın sertifika verdiği ve sunduğu ürünler kapsamında Riverbed’in ürünleri de piyasaya sürülebilir.  Google ve EMC’nin bulut hizmetinin hızlanmasında yardımcı oluyoruz. İnternet içindeki Akamai ağı ile çözümlerimizi sunarak, Google uygulamalarına şirketlerin 50-100 kat daha hızlı erişilmesini sağlıyoruz.

Serdar Yalçın: Bir strateji olarak işbirliğine yöneliyoruz çünkü amacımız performansı artırmak. Ortaklarımız ise uygulamanın müşteriye ulaştırılmasını içeren ana işlemle uğraşıyor. Ulaştırılmak istenen verinin daha hızlı gönderilmesinde biz devreye giriyoruz. Örneğin EMC’nin büyük veri işlemleri hem bu verilerin hızlı bir şekilde iletilmesini hem de bu verilere erişimin etkin bir şekilde yapılmasını sağlıyor. Bu kapsamda aramızda tam bir işbirliği var. Sektörde bu anlamda özel bir noktada olduğumuzu söyleyebilirim.

Riverbed’in birçok farklı alanda çok detaylı araştırmalar yaptığını, bu araştırmalarda çok spesifik rakamlar sunduğunu görüyoruz. Bu raporların ana amacı nedir?

Serdar Yalçın: Riverbed’in amacı, bir işlemin daha hızlı gerçekleştirilmesini sağlamak. Kısaca tüm işimiz rakamlar üzerinde dönüyor. Kısaca bugün 100 müşteriye hizmet ediyorsanız, nasıl 200 müşteriye hizmet edersiniz, bunu cevaplamak gibi. Olimpiyatlar hakkında bir haber bir milyon tıklanıyorsa, acaba bir diğer haberi 1.5 milyon kişi tıklayabilir mi? Eğer bu haberlere tıklandığında sayfanın açılması 8 saniye sürüyorsa, ‘Acaba bunu dört saniye düşürebilir miyiz?’ gibi sorular üzerine odaklanıyoruz. İşimiz tamamen analitik bir sonuca dönük. IT’de, yaptığınız işin anında rakamlarla ölçülmesini sağlayan işlemler oldukça az. Biz bu yüzden rakamlarla ilgilenmeyi de ayrıca seviyoruz.

Thomas Boele: Örneğin Olimpiyatlardaki 100 metre yarışları. Herkesin merak ettiği bir yarış ve haberine çok okunuyor. Eğer yarışa ait haberin sayfasının açılma süresi 10 saniye ise biz bunu 7 saniyenin altına indirmek istiyoruz. Çünkü bilimsel rakamlar psikolojik sınırı 7saniye olarak gösteriyor, insanlar bu kadar süre beklemeye sabrediyor. Bu süreyi 5-6 saniyeye indirmeye çalışıyoruz.

Riverbed Türkiye Müdürü Serdar Yalçın. Riverbed Türkiye Müdürü Serdar Yalçın.

Bu raporların hizmetlerinizi ve performansınızı tanıtmanız adına oldukça yararlı olduğunu söyleyebilirsiniz?

Thomas Boele: Evet, çok güçlü bir pazarlama şekli. Sahip olduğunuzun teknolojinin altını çizdiği gibi müşterilerin de ilgisini çekiyor. Bugün sosyal medya ve basın alanında talep edilen hızı rakamlarla gösterebiliyoruz. Türkiye’de Olimpiyatlar esnasında milyonlarca insanın görmek istediği bir yarışı nasıl daha etkin ve hızlı bir şekilde izlenebileceğini anlatıyoruz. İnsanların nasıl düşündüğünü, ne beklediğini gösterdiğimiz gibi bir bakış açısı da oluşturmuş oluyoruz.

Bulut hizmetiniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Thomas Boele: Bu alanda Akamai ile birlikte hareket ediyoruz. Akamai Google gibi birlikte çalıştığı şirketlerin veri depolarını kullanıyor. Biz veri merkezleri kullanmıyoruz.

Türkiye’den beklentileriniz nedir? Müşteri sayınızı ağırlıklı olarak Türkiye’de artırmak istiyorsunuz?

Serdar Yalçın: Riverbed’in Türkiye’deki faaliyetleri 2010’da başladı ve kısa sürede büyük bir hız yakaladı. Türkiye’deki genel tablo, veri performansı piyasası için son derece iyi. Türkiye’de sahip olduğumuz telekomünikasyon altyapısı, mobil uygulamalar, genç nüfus, tarihsel ve coğrafi özellikleri düşünüldüğünde, Türkiye’de her bireyin ulaşabileceği veri miktarı çok büyük. Büyük Veri’ye ulaşımda ve kullanılmasında çözümlerimizi sunmak adına Türkiye önemli bir piyasa. Hem Avrupa’nın hem de giderek kritik bir bölge halini alan EMEA’nın bir parçası. Müşteri sayımızda hızla artıyor. Hem kamu hem de özel sektörde performans yükseltmek isteyen çok fazla şirket bulunduğu için Türkiye’den beklentimiz çok yüksek.

Özelikle Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da birçok ülke Arap Baharı nedeniyle kamu ve özel sektör altyapılarında darbe aldı ve IT altyapılarını geliştirmeye çalışıyor. Böyle bir dönemde Ortadoğu ülkeleri ve Türkiye’yi nasıl bir tabloda yer alıyor?

Thomas Boele: Bana sorarsanız Türkiye bölgenin kaplanı. Genç nüfus ve büyüme hızıyla Türkiye’de başarı elde etmek isteyen potansiyel de artıyor. Almanya’da nüfus daha yaşlı. Ancak Türkiye’de bir şeyler yapmak isteyen insanlar çok daha fazla. Bölgeye genel olarak bakıldığında, özellikle nüfusun büyüme hızı göz önüne alındığında Türkiye piyasası gelecek için çok fazla başarı vaat ediyor. Arap Baharı’nın yaşandığı Libya ve diğer ülkelere gitme şansım olmadı ancak bu ülkeler için de büyük fırsat bulunduğunu söyleyebilirim. Eğer sahip olduğumuz teknolojiyi iyi sunarsak kritik bölgelerdeki insanlar da bundan oldukça yararlanmak isteyecektir.

IT ve mobil altyapısı olarak ülkeler arasındaki farklılığa kısaca değinmek gerekirse, İskandinav ülkelerini çok gelişmiş olduğunu söyleyebiliriz. Finlandiya kendi kendisine mobil yeniliklere adapte olmuş bir ülke. 3G altyapıları çok güçlü. Almanya’daki ise optik teknolojiler alanında önemli gelişimler yapılıyor. Kısaca bir ülkede sahip olduğunuz kaynakları belli bir alanda AR-GE’ye harcarsanız, insanlara faydalı olacak bir altyapı oluşturabileceğinize inanıyorum.

Yakın gelecekte şirketlerin bulut teknolojisine ve bahsettiğiniz IT dönüşümlerine adapte olabileceğini düşünüyor musunuz?

Thomas Boele: ABD ve Avrupa’da insanlar yeni teknolojilerle ilgileniyor. Ancak özellikle bu teknolojileri önceden kullanmaya başlamış olanlar bir sonraki adımları, gelişmeleri de yakından takip ediyor. Bugün aralarında çok büyük üreticilerin de yer aldığı büyük firmalar buluta geçmeyi planlıyor. Ancak bu aşamada bulut hizmeti sağlayıcıların ve yerel girişimcilerin, yerel yasalarla uyumluluğa dikkat etmesi gerekiyor. Firmalar bulut altyapılarını nasıl kuracaklarını, hangi uygulamalardan yaralanmaları gerektiğini, bu uygulamaları ve diğer hizmetleri kimden alacaklarını çok iyi belirlemeli.

Türkiye’de bu adaptasyon süreci nasıl? Şirketlere danışmanlık yaparken, bu teknolojiyi tanıtırken zorluk yaşıyor musunuz?

Serdar Yalçın: Şirketlerin sahip olduğumuz teknolojiler konusunda belli tereddütler yaşadığını görüyoruz. Büyük etkinliklerde, analiz şirketlerinin düzenlediği konferanslarda olsun, her zaman şirketlerin belli soruları sorduğunu görüyoruz. ‘Acaba bulut bilişim doğru tercih mi?’ gibi bir sürü soru hala soruluyor. Özellikle bulut bilişimde şirketler verilerinin güvenliği konusunda tereddüt besliyor. ‘Verilerimizi bir başka kurumun korunması altına vermek ne kadar mantıklı?’ diye düşünüyorlar. Bir diğer önemli soru da, verilerin buluta aktarılması halinde ne kadar kolay ve hızlı erişileceği konusundaki şüpheler. Ancak hem performans hem de güvenlik üreticileri bu şüpheleri ortadan kaldıracak çözümler sunuyor. Dolayısıyla Türkiye’de bulut teknolojisi kabul görmeye başladı, hatta televizyonda reklamlarına rastlıyoruz. Büyük firmaların kendilerini bu alanda öne çıkarması ve güvenlik ile performans çözümü sunan firmaların da beraber hareket etmesiyle, müşteriler güven kazanmaya başladı.

Karşılaştığımız bir diğer konulardan biri, maliyet. Müşteriler performans artacağı için bunun belli bir maliyeti olacağını düşünüyor ve bunu soruyor. Bunun cevabını, geri dönüş hesabımız veriyor. Bir şirketin işlemlerini hızlandırarak, yaptığı maliyeti ortalama 12 ayda geri dönüştürebiliyoruz. 12 ayda geri dönüşü olan bir IT yatırımını Türkiye’de sunmak da müşteriler için bir avantaj. Özellikle finans sektörü buna çok olumlu bakıyor. 12 aydan sonra Büyük Veri ve diğer tüm dijital işlemler üzerine çok daha rahat odaklanıyorlar. Teknolojimizi sunarken de maliyet hesabını yapıyor ve belli sürelerde yatırım maliyetinin ne kadar olacağını, geri dönüşümün ne zaman sağlanacağını gösteriyor. Böylece müşteriler ileriye dönük IT planlarını da çok daha rahat bir şekilde yapabiliyor.  

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...