Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı NTV ve Star TV ortak yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Erhan Ertürk'ün moderatörlüğündeki programda Erdoğan; NTV Yayın Koordinatörü Nermin Yurteri, Star Haber Koordinatörü Nazlı Öztarhan ve Sabah Gazetesi Başyazarı Mehmet Barlas'ın sorularını yanıtladı.

İşte Erdoğan’ın kritik açıklamalarda bulunduğu röportajın tam metni:

Erhan Ertürk: Türkiye'nin en can yakıcı sorunuyla, terör meselesiyle başlayalım. 'Oslo görüşmeleri devam edebilir ya da İmralı ile görüşülebilir' yaklaşımı siyaseten ciddi bir risk anlamına da geliyor. Sorunun çözümü yolunda bu risk nasıl alınacak? Ya da terör sorunun çözümünde muhatap kim olacak? İmralı mı olacak, Oslo görüşmeleri gibi terör örgütünün Avrupa’daki ya da Kandil’deki elebaşları mı olacak?

Recep Tayyip Erdoğan: Öncelikle şu anda kamuoyu araştırmalarında terör sorunu öncelikli olarak önümüze çıkıyor. Siyaseten bu işin riskini almak eğer, siyasete soyunmuşsanız, bu işte kararlılığınız varsa, hayatın bir risk olduğunu görerek siyasetin de ekonominin de hepsinin bir risk alanı olduğunu göreceksiniz. Bizler de zaten bu riski alarak yola çıktık. Burada farklı siyasi temsilciler olaya tehdit olarak bakıp bizi eleştirebilirler veya bu şekilde, bu sürece yaklaşabilirler. Geçmişte çok farklı kurumlar sakın bu alana girmeyin yanlış olur demişlerdir. Ama bu şekilde yaklaşanlar, kendileri aslında bu işi yapmışlardır. Bir Başbakan olarak ben arkadaşlarımı, daha önce Emre Bey (Eski MİT Müsteşarı Emre Taner), döneminde de yine İmralı'ya gönderdim, aynı şekilde Oslo’ya gönderdim. Daha sonra Hakan bey döneminde de aynı adımları attık. Şu anda da yine bu bir enstrümandır elimizde gerekli gördüğümüz anda yaparız. İmralı için de yaparız Oslo için de yaparız. Daha farklı bir zemin de varsa değerlendirmelerimizi yaparız. Bu alanlara gireriz ve bu konuda da bizim en önemli enstrümanımız Milli İstihbarat Teşkilatımız'dır. Dünyada bütün ülkeler eğer terörle bir mücadelesi varsa terör dışı alanlarda atması gereken bazı alanlar varsa burada istihbarat teşkilatlarını bu işi için kullanırlar. Şu anda eğer dünyada bütün istihbarat örgütleri birbirleri ile iç içe girmişlerse bunun sebebi zaten budur. Bugün Türkiye'nin istihbarat teşkilatı dünyanın çok değişik istihbarat örgütleriyle devamlı görüşür, istihbarat alışverişiden bulunurlar. Şu anda da böyle bir sıkıntı ile iç içe bulunan istihbarat teşkilatı burada kimlerle bu işin çözümü için görüşmelerde bulunacaksa bunu yapar. Zaman zaman örgütün değişik ayakları olabilir. Zaman zaman da bu tecrübeyi yaşamış olan ülkelerin istihbarat teşkilatları olabilir. Şu anda bizim de MİT’imiz böyle bir adım atılması gerekirse bu adımı atabilir.

Nermin Yurteri: Daha sonra Oslo süreci ile ilgili neden masadan kalkıldığı sorulduğunda bir samimiyetsizlik gördük o nedenle 'kalktık' dediniz. 'Ben elimden geleni yaptım karşılık bulmadı' dediniz. Burayı biraz daha açabilir misiniz?

Recep Tayyip Erdoğan: Biz son seçimlerin öncesine milli birlik ve kardeşlik projesiyle ilgili adımlarımızı attık, Habur süreci de o sürecin içindeydi. Halkımız Habur’u aslında diğer muhalefetin değerlendirdiği gibi değerlendirmedi. Bunun için bize yüzde 50 oy verdi. Oslo ile ilgili süreçte burada yapılan görüşmeler olmuştur ama bunların daha sonra belli medya gruplarına servis edildiğini gördük. Burada istihbarat teşkilatımız özel görüşmeler yapıyorsa bu görüşmeleri belge diye servis etmek en önemli yanlıştır. Belge olması için bunun altına tarafların imza koyması lazım. İmza yok, işin aslı belli değil. Sadece orada konuşulanları isteyen istediği şekilde bir yazıya dökebilir, buna ilaveler yapabilir, eksik olarak bunu ortaya koyabilir. Burada birçok başlık var ki bunlar eksik. Görüşülmemiş şeyler görüşülmüş diye verilmiş ve 'bunlar uygulamaya girecek' diye de bir taahhüt yok altında. Bunların hepsinden benim haberim var ama benim onadığım veya bizim ilgili birimlerimizin onadığı bir şey de söz konusu değil. Böyle bir onama yoksa bu bir belge niteliği kazanmaz. Bunu birileri almış, hemen değerlendirme sürecine girmiştir. Yargı bunu değerlendirme sürecine girmiştir, medyadan alarak. Burada medya da samimi davranmamıştır. Böyle bir sürecin içine medyanın bu şekilde atlaması, girmesi bu ülkenin geleceği için terörle mücadelede bu ülkenin çıkarları için iyi olmamıştır. Medya bunu ne MİT’le ne de hükümetimizle bir değerlendirme yoluna gitmemiştir. Buradan çok büyük bir prim toplarız diye bu işin içinde kendisini bulmuş veya girmiştir. Bunlar tabi ülkede bizim dayanışma noktasında desteklerini almamız gereken medya noktasından da iyi bir imtihan olmamıştır. Biz burada bu samimiyetsizliği bu servisin yapılmasını doğru bulmadığımız için bu adımı bu şekilde attık. Yoksa MİT Oslo ile adayla ilgili görüşmelerini çok açık net samimi bir şekilde ortaya koymuş.

Burada benim müsteşarımla ilgili atılan adımın arkasında ben varım, gönderen benim. Bir istihbaratla ilgili müsteşar bir başkanında bir başbakanında en yakın mesai arkadaşıdır. Bu göreve gönderen benim. Gönderen bensem beni hesaba çekin niçin kalkıp müsteşarımı alıyorsunuz? Burada dürüst davranılmasının gereğini istiyorum. Yargının buradaki seçtiği yöntemi ben doğru bulmadım ve bununla ilgili olarak o anda atılan adımların öncelikleri itibariyle yanlış olduğunu gördüğüm için o çıkışımı o gün yaptım bugün de yaparım yarın da yaparım.

Mehmet Barlas: Görüşmeler Oslo’da yapılıyor. Yabancı bir ülkede yapılan çok gizli toplantıdan belge sızdırılması, sadece o toplantıya katılan tarafların işi olmayabilir. Norveç istihbaratının işi olabilir, Norveç’teki İsrail istihbaratının işi olabilir. Ben bu konudaki uzmanlarla konuştuğum zaman hep bu kuşkuyu seslendirdiler. 'Türkiye'nin başına iş açmak isteyen ya da siyasi istikrarı sabote etmek isteyen bir yabancı dış güç de o konuşmaları dinleyip bu belgeleri de dışarı sızdırıp Türkiye'yi karıştırmak istemiş olabilir' dediler. Hiç araştırıldı mı bu?

Recep Tayyip Erdoğan: Bizim yaptığımız araştırmalardan tam tersine diğeri çıkıyor. Bu ev sahipliğini yapanlar tarafından böyle bir şeyin yapıldığını hissettiğimiz, bunu tespit ettiğimiz andan itibaren oralarda bir daha bu tür toplantıları bir daha yapmak mümkün değil. Ya da Norveç’i bundan sonra çok farklı bir değerlendirmeye tabi tutarız.

Nazlı Öztarhan: Bölücü terör örgütü ile bu noktada görüşmeyi ne kadar etkili ne kadar güçlü buluyorsunuz. Her gün şehit haberleri geliyor, analar ne yazık ki ağlıyor. Bu noktada çözüm planınız ne olacaktır ve bu görüşmelerde hiçbir şekilde 'özerklik' sözü verildi mi, Öcalan’a ev hapsi gündemde olabilir mi?

Recep Tayyip Erdoğan: Somut adımlar noktasında bizim iktidarımız en cesur adımları atmıştır. Hatta operasyonlar noktasında 30 yıllık süreç içinde hangi iktidarlar döneminde ne kadar operasyon yapılmış ne kadar şehidimiz var, hangi iktidar döneminde bunları rakamlarla verdim dün akşam. Bunlara baktığımız zaman en düşük operasyon yapılan dönem bizim dönemdir. Zirve yaptığı dönemler var ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar ortağı olduğu dönemlerdir. Şehit sayılarına baktığımızda yine zirve yaptığı dönemleri oralarda görüyoruz. Şu anda bu şehit sayısında önemli olan terör örgütünün çok daha farklı silahlanmaları yapabilme imkanını yakalamıştır. Silahlı güç olma noktasında hiçbir dönemde bu silahlanma gücünü bulamamıştır. Bir de bölge çok farklı bir bölge ve yerleşim alanları itibariyle özellikle Hakkari olsun Şırnak olsun bu bölgelerdeki yerleşim ve oralarda mücadeleyi verdikleri alanlar çok farklı alanlar. Buraları gezip gören birisi olarak o hali görünce buradaki mücadelenin askerimiz açısından da polisimiz açısından da ne denli zor olduğunu görüyoruz. Bütün bunlara rağmen askerimiz olsun polisimiz olsun buradaki mücadelesini kararlılıkla veriyor. Düne kadar terör örgütünün muhatabı bireydi ama artık terör örgütü alan hakimiyeti gibi bir gayretin içine girmiştir. Bu gayretinde başarı olamamıştır. Bugün yine Çukurca’da onlara gereken dersi vermiştir askerimiz. Çözüm noktasına bakıyorsunuz bazı bölücü terör örgütüyle berabermiş gibi davranan ve açıklama yapanlar var. Silahlar sussun diyorlar. Silahın susması çözüm değil ki. Eğer silah eldeyse bir tahrik unsurudur silahın bırakılması bir çözümdür. Eğer bölücü terör örgütü silahı bırakacaksa o zaman biz de hükümet olarak bu operasyonları minimize ederiz. Ama askerin de polisin de silahı bırakması gibi bir şey söz konusu olamaz. O onun bir enstrümanıdır. Tüm insanımızın güvenliği için yanında taşımaktadır. Bizim çözüm için eğer İmralı’ya Oslo’ya arkadaşlarımız gitmişse bunlar çözüm için en kararlı şekilde atılmış adımlardır. Ama ne şahsım ne arkadaşlarım bu konuda millete ihanet içerecek bir istihbarat vermemiştir. Ama terör örgütünün mensupları bunu vermişlerdir. Bu ara gerek ana muhalefetin genel başkanı gerekse diğer uzantılar bazı şeyler söylüyorlar. Çözüm için bir araya gelelim diyorlar. Biz çözüm için hiç kaçmadık ki... Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı bizden randevu istedi diğerleri vermezken, biz 'gelin' dedik.

Nazlı Öztarhan: Selahattin Demirtaş istese verir misiniz?

Recep Tayyip Erdoğan: O ayrı bir konu. Terör ile kim iç içe bu önemli. Terörle iç içe olanla neyi konuşacağız. Ben dedim ki terör örgütü ile mücadele ama siyasi uzantıları ile müzakere dedim.

Nazlı Öztarhan: Hala aynı noktada mısınız?

Recep Tayyip Erdoğan: Nasıl olayım aynı noktada. Bu partinin 9 milletvekili teröristlerle kucaklaşıyor, öpüşüyorlar yanak yanağa bir taraftan da bizimle görüşme. Şimdi nasıl olacak da ben teröristle yanak yanağa olan onunla sarmaş dolaş olan bir eş başkanla konuşacağım. Ben bununla konuştuğum zaman bu ülkedeki şehit anneleri bu ağlayan analar bir başbakan olarak beni onlarla masada gördüğü zaman ne derler? Ben bir tane şehit annesinin gözyaşını bunların hiç birine değişemem. Eğer bunlar bu konuda samimi olsaydılar, dürüst olsaydılar bunlarla oturur hakikatten bu konuları müzakere ederdik. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı bu konuda samimiyse dürüstse, 3 ayı aşkın bir zaman oldu, geldiler genel merkezimizde görüştük. Yanımda üç arkadaş, kendi yanında üç arkadaşı. Dedim bırakın diğerlerini biz ikimiz bu işte eğer çözüm üretebiliyorsak birlikte üretelim ondan sonra eğer yasa çıkarılacaksa yasa çıkaralım. Yürütme olarak yapmamız gereken burada ilginç şeyler çıkarsa bunları yapalım. Bu illa da asker veya polis işi değildir. Bunun dışında yapılabilecek ne var? Diplomatik, sosyoekonomik, psikolojik ne varsa hepsini yapalım. Bölgede şu anda parti olarak iki parti var. Biri AK Parti’dir birisi BDP’dir. Ben diyorum ki niçin Cumhuriyet Halk Partisi niçin MHP bölgede yok. Sadece bir tabela partisi olarak orada bulunmak yetmiyor. Eğer biz demokratik bir mücadele vereceksek, bir demokrasi mücadelesini hukuk mücadelesini bölgede vereceksek, bu partiler de orada bulunmalı. Halkın arasına karışmalı. Bunu yapmalı ki halkı bir defa bölücü terör örgütünden ve onun uzantılarından ayıralım ve araya bir bariyer koyalım. Bu bariyer demokrasi bariyeridir. Bu bariyeri araya koyduğumuz anda orada her şey değişmeye başlar. Oradaki Cumhuriyet Halk Partisi’nin de MHP’nin de herhalde gönüldaşları vardır.

Nazlı Öztarhan: 'Parlamentoda gerekeni yaparız' dediniz. Bu dokunulmazlıkların kaldırılması anlamına mı gelir planda bu var mıdır? Varsa bu 8 milletvekili için mi geçerlidir yoksa daha kapsamlı mıdır?

Recep Tayyip Erdoğan: Hakkında fezleke hazırlananlar. Bunlar bireysel olarak parlamentoya geldiği anda bizim bu noktadaki bakışımız artık bunların parlamentoda, çünkü eğer siz bölücü terör örgütü ile birlikte yürüyecekseniz onların yeri parlamento değildir, onların yeri Kandil’dir. Orada devam etsinler. Burada partimin takınacağı tavır çok açık ve nettir. Parlamentonun dışında mücadelelerini sürdürebildikleri kadar sürdürsünler.

Nermin Yurteri: BDP’nin kapatılmasıyla ilgili konuşmalar da oldu.

Recep Tayyip Erdoğan: Parti kapatılmasına karşıyım ben. Anayasa değişikliği zamanında da 'partilerin kapatılması artık anayasamızdan çıkarılsın' diye biz mücadele ederken, ne Cumhuriyet Halk Partisi ne MHP ne de BDP hiçbirisi bizim yanımızda yer almadılar. Bizim içimizde de 3-4 kişi gitti onların yanında yer aldı ve biz 330’u yakalayamadık. Yakalayabilseydik zaten bugün partilerin kapatılması olayı da tarih olacaktı. Biz partilerin kapatılmasına kesinlikle karşıyız. Suç işleyen kimse bedelini o ödesin diyoruz.

Mehmet Barlas: Önümüzde 3 seçim var. Genelde demokrasilerde seçim dönemlerde radikal icraatlar yapılmaz, radikal çözüm de üretilmez. Şimdi PKK ile çözüm konusunda bir diyalogda Oslo’ya benzer bir yansıma olursa bu size oy kaybettirir. O bakımdan kamuoyunu 'çok kısa vadede hiçbir konuda çok ciddi çözüm olmaz bu çözümler üç sene sonrasına ertelenmeli' gibi bir beklentiye sokmak daha doğru değil mi?

Recep Tayyip Erdoğan: Bu konuda beni bu 10 yıllık başbakanlığım döneminde de izliyorsunuz. Bir defa popülizmi reddeden bir siyasetçiyim. Ne gerekiyorsa onu söylerim. Öyle söylemlerim vardır ki bunu bazıları milliyetçi söylem olarak ifade etmiştir. Ben de çıkıp demişimdir ki 'bu söylemimi milliyetçi söylem olarak kabul ediyorsanız ben o anlamda milliyetçiyim.' Burada da yerel seçimler öncesinde atılması gereken adım neyse otururum bunu konuşurum arkadaşlarımla rahatlıkla sonrasında da o adımı atarım. Habur konusunda eğer biz bununla dağı çökerteceksek bu adımı atalım dedik. Eğer orada bölücü terör örgütünün uzantısı olan siyasi parti dürüst davransaydı oraya dökmeseydi taraftarlarını yandaşlarını Habur çok daha olumlu bir istikamette gelişebilirdi. Ama onlar provoke ettiler. Burada da biz kesinlikle milletimizin ülkemizin menfaati neyse bu adımı atarız. Pazar günü yapacağımız açıklamalarda birçok şeyi göreceksiniz. Biz orada bir yol haritasını açıklarken 2013’ü de 2015’i de orada göreceksiniz 2023’ü de göreceksiniz. Biz böyle çıktık bu yola ve hiç zaman da bunlardan taviz vermedik. Bu ara bazı zamlar yaptık. Bize dediler ki 'bu ara zam yapılır mı, bir sene sonra seçim var.' Biz battıktan sonra mı zammı düşüneceğiz. Yunanistan yanı başımızda bakın ne halde görüyorsunuz. İspanya ne halde, İtalya ne halde görüyorsunuz. Bunun bedelini halkımıza çok daha ağır olarak asla ödetemeyiz.

Nermin Yurteri: Sonuç itibariyle terör sorununu çözerek içeride ya da dışarıda bazı odaklar bu sorunu Recep Tayyip Erdoğan’a çözdürmek istemiyor gibi bir düşünce hiç aklınızdan geçti mi?

Recep Tayyip Erdoğan: Olabilir. Bunu bizim çözmemizi engellemek isteyenler olabilir. Birinci derecede Batı bu işi bizim çözmemizi istemiyor. Almanya istemiyor, Fransa istemiyor ve bize yardımcı olmuyorlar bu konuda. Ülkelerinde terörist başlarına cirit attırıyorlar. Parasal kaynak oralarda. İskandinav ülkeleri bu işe tam manasıyla yataklık yapıyorlar. Onların yüzlerine söylediğim için burada açık açık söylüyorum. Hani suçluların iadesi? Bir taraftan Avrupa Birliği’nde kalkıp 'bu PKK bölücü terör örgütüdür' diyeceksiniz. Ondan sonra da bunların bütün temsilcileri ülkenizde elini kolunu sallayarak dolaşacak. Ve gelecek bir belediyenin müsaadesiyle çadırını kuracak orada para toplayacaklar. Milyonlarca Euro buradan terörizme kaynak oluşturacak, bunlar sizde var. İnsan kaçakçılığı yapıyorlar, esrar, eroin kaçakçılığı yapıyorlar ve bunlar sizin korumanız altında göz yumuyorsunuz bunlara. Bunun neticesini aldıracak bir uluslararası kurum da yok.

Erhan Ertürk: Balyoz davasında karar çıktı, geldiğimiz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Recep Tayyip Erdoğan: Konuyla ilgili olarak ben birincil mahkemenin bu konuda bir çok çalışmayı yaptığını biliyorum ve geniş tabanlı bir çalışmanın yapıldığını biliyorum. Biz de bunu adalet bakanlığımız vasıtasıyla takip ettik ne oluyor ne bitiyor diye. Fakat bu süreci özellikle gerek avukatlar olsun gerek sanıklar olsun zaman zaman provoke ettiler. Mahkemeye gelmeyişler mahkemede bütün yargı heyetini hakaretlerle tahrik etmeler vesaire filan bütün bunlara rağmen bu kadar zaman içinde bitmesini bile ben başarılı buluyorum. Neticesi itibariyle ayrı bir konu benim ilgi alanım içinde değil gerekçesini görmeden de burada bir değerlendirme yapma noktasında değilim. Bir Yargıtay süreci var. Burası nihai bir sonuç değil Yargıtay’ın vereceği karar nedir bilemiyoruz. Biz hakkaniyete uygun bir kararın Yargıtay’dan çıkmasını bekleriz. Gerekçeleri ortaya konulduktan sonra çok daha rahat bir değerlendirme fırsatı bulacağız. Tabi bizim baştan beri söylediğimiz şey TSK’dan içeri alınan muvazzaf kadronun tutuksuz yargılanması benim başından beri temennimdi. Ama kararı bu şekilde verdiler bu şekilde yürütüldü artık Yargıtay’da takip edip temennim hakkaniyete uygun bir netice çıksın.

Nazlı Öztarhan: Son dönemde TSK ile yakın çalışıyorsunuz, eleştirildiğinde sahip çıkıyorsunuz.

Recep Tayyip Erdoğan: Eleştirildiğinde demeyelim hakarete uğradığında.

Nazlı Öztarhan: Size bir başbakan değil bir baba bir eş olarak Recep Tayyip Erdoğan olarak bu soruyu sormak istiyorum. O gün o görüntüler yansıdığında benim için acıdı ertesi gün babalıktan ve kocalıktan men olayları gündeme geldi siz bunu nasıl değerlendirdiğiniz?

Recep Tayyip Erdoğan: Bir defa babalıktan kocalıktan men gibi bir şey söz konusu değil. Ben hukukçu değilim benim alanım ekonomi ama arkadaşlarımın bana söylediğine göre böyle bir şey söz konusu değil. Herkes normal olarak görüşme şeyi neyse aynı şekilde buradaki ziyaretlerini yapacaktır. Hatta nasip olursa bu yeni dönemde, ki Pazar günü açıklayacağım şeylerden birisi budur, içerdeki mahkumlarla ilgili olarak bu süreç içinde belki buna tutukluyu da katacağız görüşmelerde belli sürelerde eşler birbirleri ile diyelim ki 24 saat cezaevi içinde değil onun dışında hazırlanmış olan odalarda görüşebilecekler. Eşi ile bir araya gelme imkanını vereceğiz ki buna aile görüşmesi olarak böyle bir adımı atacağız. Bu ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum olanlar için bile geçerli olabilecek. Yeter ki o süre içinde oradaki şartlara uygun hareket etmiş olsunlar. Oradaki ağlama vesaire hepsi anlık oradaki verilen kararın neticesinde ki tablolardır. Doğaldır duyguların dışarı vurulmasıdır.

Mehmet Barlas: Balyoz meselesinde benim takıldığım bir nokta var. Sanki hiç askeri darbe girişimi olmamış, hiç silahlı kuvvetler için bu tür örgütlenenler olmamış ve geçmişte de sanki hiç darbe olmamış gibi müthiş bir feryat var bir kesimden. Ben size Başbakan olarak değil de 28 Şubat’ta belediye başkanlığından alınan şiir yüzünden hapse atılan siyasi haklarından yoksun kılınan bir vatandaş olarak bakıyorum. Bir de siz demiştiniz ki ileride ben bu Balyoz’un kitabını yazacağım. Bunu hukuki anlamda sormuyorum bunu olayların içinde yaşamış bunu mutazarrır olmuş hapse atılmış görevinden alınmış bir Türk vatandaşına soruyorum. Türkiye'de hakikatten darbe girişimi, Balyoz örgütlenme yok muydu?

Recep Tayyip Erdoğan: Ben 28 Şubat’ı yaşadım ondan öncesini de tabi yaşadım o da öğrencilik yıllarımız 12 Eylül’ler. Bu arada bir de TRT’de Ali Adnan dizisi var bu ülke bunu da yaşadı. Bu ülkede özellikle Cumhuriyet Halk Partisi zihniyetinin fiilen içinde bulunduğu veya fikren içinde bulunduğu bir çok darbeler olmuştur. Son geldiğimiz dönemde ise bu tür darbelerle alakalı olarak bir şeyi görmek lazım. Bir neticelenen darbeler var bir de teşebbüs edilip de neticelenemeyen darbeler var. Partimizin kapatılmasına teşebbüs edilecek bir fikri adım atıldı bunun içinde siyasiler var ana muhalefet partisinin genel başkanı çıkıp bizim partimizle ilgili kapatılma olayı başladı; hamdolsun ki Ankara’da yargıçlar var. İktidar partisi kapatılıyor Türk demokrasisi için bir yüz karası ve ortada ciddi hiçbir şey yok. Sadece ideolojik yaklaşımlar sadece gazete başlıklarıyla kapatılıyor ve ana muhalefet partisinin genel başkanı bu açıklamayı yapıyor. Bunun 28 Şubat’ında ben belediye başkanlığından alındığımda, ben Milli Eğitim Bakanlığı'nın talim terbiye kurulunun bir şiirinden bunu okuduğum için alınıyorum. Şimdi ise CD’leri dinliyorum şok oluyorum ki YAŞ toplantılarından birlikte olduğumuz bir arkadaş, yolculuklarımızın olduğu bir arkadaş ben bunu sesinden dinleyince inanın o CD’yi dinlemesem inanmayacağım. Ama dinleyince şoklara giriyorum nasıl böyle bir şey olur diyorum. O zaman ilk defa bir sivil mahkemede böyle bir sürecin olması alsında Türk demokrasisi adına çok önemli. Burada Türkiye bir değişimi dönüşümü demokrasi adına yaşıyor. Bundan dolayı şu anda aleyhte bazı kampanya yürütenler ki bana göre çok cılız bir kampanya bekledikleri neticeyi alamıyorlar çünkü ortada bir vaka var. Türkiye'de darbelerle bir yere gidilmesi değil artık Türkiye'de halkın kazanması milletin kazanması demokrasinin kazanması çok önemli. Bu başarıldığı zaman Türkiye işte sıçramaya devam edecektir. O zaman küresel sermaye Türkiye'ye çok daha farklı iltifat edecektir. Çünkü küresel sermaye bir ülkeye girerken orada demokrasiyi arıyor. Bu ülkede dikta varsa buraya küresel sermaye gelmez ama demokrasi varsa gelir. Bunu ortadan kaldıracak bir sürecin başlaması noktasında biz demokrasiyi şurada fırsata dönüştürdüğümüze inanıyoruz.

Nermin Yurteri: Eğer sayın Aytaç Yalman ve sayın Hilmi Özkök bu girişimlerden haberdar ise o dönemde neden acaba görevden alınmadı söz konusu komutanlar veya soruşturma başlatılmadı ve tanık olarak dinlenmediler?

Recep Tayyip Erdoğan: Şüpheli olarak dinlenmediler tanık olarak dinlendiler. Yargı bu paşalarımızı da dinledi. Hilmi Paşa’mızın durumu malum 4 yıl Genelkurmay başkanlığı yaptı. Genelkurmay Başkanı olarak ben Hilmi Paşa’mızla da gayet iyi çalıştım. Bütün paşalarımızla gayet iyi çalıştım. Bu konularla ilgili zaten bize düşen bir şey söz konusu değil. Bunlar sadece muhatapları bu işin zaten Genelkurmay başkanlarımızın kendileriydi görüşmeleri gerekenle zaten yargı yaptı. Belki bundan sonrada süreç içinde çağıracakları olur mu olmaz mı bunu bilemem.

Nermin Yurteri: 'Türkiye'de darbe ihtimali artık tamamen gündemden kalkmıştır' diyebiliyor musunuz efendim?

Recep Tayyip Erdoğan: Biz artık böyle bir şeyi düşünmek istemiyoruz bu ülkenin evlatları da bunu artık kitaplarından silmiş vaziyetteler böyle bir şeyi yaşamak istemiyoruz. Bu millete artık kimsenin bu bedeli ödetmeye hakkı yok.

Erhan Ertürk: Darbeleri araştırma komisyonu çalışmalarını tamamladığında ne çıkacak ortaya, ne bekliyoruz komisyonun çalışmasından?

Recep Tayyip Erdoğan: Komisyon sadece adeta bir yol göstericidir.

Mehmet Barlas: Sizi de davet ettiler mi komisyona?

Recep Tayyip Erdoğan: Hayır. Belki ihtiyaç duyarlarsa çağırırlar.

Nermin Yurteri: 27 Nisan’ı da bu çerçevede görüyor musunuz?

Recep Tayyip Erdoğan: 27 Nisan’ı ben bir muhtıra olarak değerlendirmeyi düşünmüyorum o kadar güçlü bulmuyorum. O muhtıranın hiçbir fiili yanı yok, yaptırımı yok eğer muhtıraysa.

Nazlı Öztarhan: Cumhuriyet Halk Partisi’nin sahip çıktığı ama AK Parti’nin eleştirdiği bir TSK’dan şimdi AK Parti’nin desteklediği ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin eleştirdiği bir TSK noktasına gelindiği öngörülüyor. Ne değişti, kim değişti. Asker mi, AK Parti mi, Cumhuriyet Halk Partisi mi?

Recep Tayyip Erdoğan: Buna değişme demesek, normalleşme desek nasıl olur? Bu bir normalleşme sürecidir. AK Parti-TSK ilişkileri olarak değerlendirirseniz bunu, değişim olarak alırsak yanlış olur, bu bir normalleşmedir. Ak Parti hiç bir zaman TSK’ya karşı olmamış ki. Tam aksine silahlı kuvvetlerini her zaman sahiplenmiş ve benim her zaman mesela silahlı kuvvetler tanımım şudur; ben silahlı kuvvetlere her zaman peygamber ocağı olarak bakmışım. Ben Mehmet’ime Mehmetçik olarak bakarken bunu küçük Muhammet anlamında biz değerlendirmişiz. Bizim aldığımız terbiye bu, biz ordumuzu böyle tanımışız. Burada orduya saygı bizim tabanımızda hiç kimse ile mukayese edilmeyecek derecede fazladır. Fakata burada zaman içinde maalesef arzu edilmeyen bazı şeyler olmuş. Ordumuzu yönetenlerin yaklaşımların bu noktada yanlışlar olmuş. Bu yanlışlar giderildikçe millet nezdinde ordu-millet kaynaşması çok daha ilerilere gidecektir. O tarihteki güzellikleri o dönemleri yeniden yakalamanın hasreti var milletimizde. Böyle bir normalleşme sürecini ben görüyorum ve bu normalleşme süreci de inanıyorum ki ordumuzun gücünü daha da arttıracaktır. Şu anda silahlı kuvvetler dağ taş demeden hakikatten bölücü terör örgütü ile mücadele veriyorsa bu mücadelenin arkasında o moral değerler var. Genelkurmay Başkanı şu anda gidip karargahta bir operasyonu yürütüyorsa bu moral değerlerinin nereye tırmandığının alametidir. Ne diyorlardı bir ara 'Ankara’da oturulup bu iş yürütülmez.' İşte buyurun şu anda Ankara’da oturan değil gidip harekat merkezinde oturup oradan operasyonu yöneten bir Genelkurmay Başkanı ve ekibi var. Zaman zaman kuvvet komutanlarımızla birlikte sürekli arazideler. Bütün oradaki karargah komuta kademesini yanında gördüğü zaman onların motivasyonu çok daha farklı oluyor. Emniyet aynı şekilde. Bizim bakanlarımız sürekli o bölgelere gidip geliyorlarsa oradaki moral değerleri yükseltelim. Ama burada en önemli şey bana göre merkezlerden biri de medyadır. Burada da bizim yazılı ve görsel medyanın desteğine çok ihtiyacımız var.

Nermin Yurteri: Bugün sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği ve WikiLeaks belgelerine dayandırdığı bir iddia var. Amerikan Büyükelçisi 6 Haziran 2003’te geçtiği bir kriptodan bahsediyor sayın Kemal Kılıçdaroğlu. Amerika’nın muhalif generallere karşı sizi desteklemek için anlaşma yaptığınızı öne sürüyor bu kripto. Ne diyorsunuz bu iddialara?

Recep Tayyip Erdoğan: Siz inanıyor musunuz buna? Bakın bunların hepsi palavra. Ben sayın Kemal Kılıçdaroğlu’ndan tazminat almaktan bıktım ama o ödemekten bıkmadı. Bu da yargıya gidecek çünkü orada kullandığı bir ifade var 'hain'. Bir ana muhalefetin genel başkanı veya bir siyasetçi bu ülkenin başbakanına hain diyemez. Bu ülkenin başbakanlığına gelmiş olan bir insan kalkıp bu ülkenin malını mülkünü şusunu busunu bu tür basit şeyler karşılığında asla satamaz. Biz bu ülkeyi 236 milyar dolar milli gelirden almış, yaklaşık 772 milyar dolar milli gelire ulaştırmış 2011 itibariyle bir kadroyuz. Nasıl oluyor da biz böyle ucuz şeyler karşılığında burada kalalım bilmem ne yapalım sen bize sahip çık ey Amerika diyip bunun karşılığında böyle bir şeyi vermiş olacağız. Bunu şimdi kendisinin bizzat ispatlaması lazım eline WikiLeaks’le ile ilgili bir kitap verilmiş bundan okuyacaksın Recep Tayyip Erdoğan’ı ekibini suçlayacaksın. Ben arkadaşlarıma gerekli talimatı verdim bununla ilgili davayı açacaksınız diye. Bakın benim Kayseri belediye başkanıma takıldı belediye başkanım da ondan bol bol tazminatı alıp vatandaşa, halka sucuk yediriyor. Yeni döneme girerken biz böyle girilsin istemedik ama böyle giriyor bununla mı biz terörle mücadele edeceğiz. Bu anlaşılır bir şey değil çok yanlış oynuyor çok yanlış gidiyor. Eğer siyaseti böyle başarabileceğini zannediyorsa bu millet hiçbir zaman bunları iktidar yapmaz. Millet bizim arkamızda millet AK Parti’nin ne denli doğru yolda olduğunu ne denli bu noktalara taviz vermediğini biliyor. Biz ne Amerika’ya ne Rusya’ya ne buraya milletimizin hiçbir değerini hiçbir menfaat karşılığında değişmeyiz bu konuda kararlılığımızı milletim zaten biliyor. Bildiği için de zaten bize desteğini en güzel şekliyle verdi ve veriyor.

Mehmet Barlas: Sayın başbakanın medya ile ilişkileri konusuna girmek istiyorum. Şimdi size karşı haksız eleştiriler var bunları ben de beğenmiyorum açıkçası. Yazılarımda da kınadığım çok oldu. Ama bir de size yönelik haklı eleştiriler var onları da bir paket içinde alıp hepsini reddediyorsunuz. Mesela FSM köprüsünün bakıma alınması şöyle eleştirildi; Hiçbir ön hazırlık yapılmadı ve İstanbul’da trafik tıkanınca Ulaştırma Bakanı devreye girdi. Önce '30 Ağustos’ta açacağız' dedi sonra anlaşıldı ki hazırlık yapılmamış, çok az işçi çalışıyor. Ondan da 10 gün önce açıldı. Bu haklı bir eleştiriydi ve bunun sonucunda gelecek sene Boğaziçi Köprüsü de bakıma alınacak bundan ders alındı. Şimdiden çalışmalar başladı. Mesela siz bunu da Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün onarımı bile eleştiriliyor diye aldınız. Oysa bu sizin daha sonraki icraatınıza olumlu bir katkıydı. Yani her eleştiriyi ille reddedip zaten bize karşı haksızlık yapılıyor demek yerine bazı eleştirilerin doğru olduğunu kabul edip daha yumuşak bir üslup takınsanız daha iyi olmaz mı?

Recep Tayyip Erdoğan: O dönem içinde gazetelerin, televizyonların sürekli olarak nasıl bir saldırı içine girdiğini gördünüz istisnasız hepsinin. Ve bunu yaparken burada da bu çalışma hazırlıksız diye bir şey yok hazırlıklar vardı. Burada yüklenici firmanın beceriksizliği olmuş olabilir. Fakat söz verilen tarihten önce burası yetiştirildi mi? Yetiştirildi.

Mehmet Barlas: Ama iki ay İstanbul’un trafiği tıkanır mı?

Recep Tayyip Erdoğan: İstanbul derken belli bir bölgenin trafiği. Bu köprüde iki ay gibi bir süre içinde buranın tamamıyla kazınıp bu hale getirilmesi olayı kolay değil, zor bir iş. Burada yeni bir uygulama yapıldı çok farklı bir asfalt uygulamasına gidildi, daha uzun süreli dayanıklılık olsun diye. Orada özellikle bu halatlar vesaire FSM’de çok farklı. Mesela 1.köprüde bu yaşanmayacak. En uygun zaman okulların tatil olduğu mevsimdi çünkü İstanbul daha boş okul taşıt araçları tamamen ortadan çekiliyor ve izinler o dönemde kullanılıyor ama buna rağmen bu yaşandı. İstanbul trafiğine günde 400 araç giriyor. Bizimde halkımız sağolsun toplu taşıma kültürüne yeni yeni adapte oluyor. Ama biz de hata etmiş olabiliriz, doğrudur. Affola diyelim. Mesela şimdi HGS ile ilgili bir şey başlatıyoruz. Birikmiş kartlarında geçiş imkanı olduğu için hemen ona geçmiyorlar. 

Mehmet Barlas: Sadece o değil postanelerde satılıyor sadece kuyruğa giriyorsunuz KGS gibi bankalarda da satılsaydı bu iş kolaylaşırdı yaygınlaşırdı.

Recep Tayyip Erdoğan: Her banka bunları kabul etmez.

Erhan Ertürk: Kongre Pazar günü ve Adalet ve Kalkınma Partisi’ni önümüzdeki yıllara taşıyacak yeni yönetim şekillenecek. Yönetim şekillenirken neye bakılacak kriter ne olacak?

Recep Tayyip Erdoğan: Birinci derecede tabi ehliyet ve liyakat.

Nazlı Öztarhan: Sadakat?

Recep Tayyip Erdoğan: Buna gönül vermiş olan kişi zaten bu sadakat içinde buraya gelecektir. Ama sadece sadakat yetmiyor ehliyet ve liyakatte önemlidir. Sadece sadakat olmaz. Bir hocamın çok güzel lafı vardı 'oğlum' derdi; 'siyasette tekkeye derviş aramayacaksın, bu işi yapacak ehil insan arayacaksın.' Olaya böyle bakarsak o zaman doğru istikametteyiz. Hem yine dinamik bir kadro ve yüzde 30’u aşağıda kalmayacak aşacak bayan arkadaşlarımız hem asılda olacak hem yedekte aynı şekilde olacak. Parti disiplin kurulunda yine aynı şekilde. Bu şekilde güçlü, yenilenmiş, temsil kabiliyeti olan bir ekibi inşallah oluşturacağız. Ben merkezli olmayan, biz merkezli bir kadro ortak akla değer veren bir kadro oluşturma gayretimiz var. MKYK’da bu değişiklik olacağı gibi MYK’da da tabii bir değişikliğin içine gireceğiz. Tüzük değişikliğinde gerek genel başkan, ilçe başkanı, belde başkanı bunların üç yıl aralıksız bu görevde bulunmalarına bir ara verme şeyini tüzüğümüzde çok daha açık ve net koyacağız.

Nermin Yurteri: Bu son kongreniz olacak, önümüzde cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Cumhurbaşkanı adayı olacak mısınız?

Recep Tayyip Erdoğan: Biz bir kongreye gidiyoruz ve bu üç yıllık demek ki üç yıl genel başkanlık sürecimiz var eğer başka aday çıkmazsa. Ama bunun yanında önümüzde yerel seçim var bunu çok başarıyla atlatarak partimizin o trendini en azından korumak gibi bir süreç var.

Nermin Yurteri: Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle genel seçimleri birleştirmeyi düşünür müsünüz?

Recep Tayyip Erdoğan: Hayır böyle bir şey gündemimizde yok. Biz bu yerel seçimi erkene alışımızın sebebi bir mevsim koşulları iki aynı yıl içinde iki seçim yapmayalım istedik. MHP de bu olumlu yaklaşımı gösterince bugün sayın Bahçeli ile birlikte bütün milletvekili arkadaşlarımız imzaladık ve Meclis'e gönderdik hemen süratle de bunu zaten inşallah yasasını çıkaracağız.

Nermin Yurteri: Her seçim döneminden sonra sizin balkon konuşmalarınız merakla bekleniyor ve balkon konuşmaları yapıyorsunuz. Oylarınızı artırarak yaklaşık 10 yıldır iktidardasınız. Yüzde 52yi temsil ediyorsunuz. Öncelikle yeni bir anket yaptırdınız mı, oy oranlarıyla ilgili söyleyeceğiniz bir not var mı?

Recep Tayyip Erdoğan: Sürekli yaptırıyoruz bizim yaptırdığımız öyle bir tane değil. Son gelen önümde 5 tane firmanın anketi var. 5 şirketin ortalamasında şu anda biz 52.1’de görünüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi 24.2’de görünüyor MHP 13.3, BDP 6.2’de görünüyor.

Nermin Yurteri: Yüzde 52.1 dediniz kalan yüzde 48 için biz onların da hükümeti olmayı başardık diyebiliyor musunuz, geçtiğimiz 10 yıla baktığınızda? Örneğin 'imam hatipleri terörist yetiştirmediği için mi kapattınız' sözleriniz çok eleştirildi. Diğer yüzde 48 için neler söylersiniz?

Recep Tayyip Erdoğan: Şu anda bizim bu yüzde 48’in hükümeti olmadığımızı kimse iddia edemez. Diyelim ki size belediye başkanlığı verilmedi şuradan bize belediye başkanlığı verilmeyen o belediye acaba bizim iktidarımızdan önceki dönemde olduğu gibi paraları kesildi mi? Biz hepsinin parasını aynen verdik, hizmet götürmeden acaba bir aksama yaptık mı? Örneğin İzmir, örneğin Antalya, örneğin Mersin... Mersin’i şu anda biz Akdeniz oyunlarına hazırlıyoruz. Mersin’i biz teklif ettik halbuki orada halk partili bir belediye var. Bilinir ki bu tür oyunlar hep belediyeler tarafından hazırlanır ama yük bizim üzerimizde. İzmir’de de yine biz yüklendik oradaki bütün harcamaları biz milli bütçeden yaptık. Biz yola çıkarken bir şey söyledik ne etnik milliyetçilik yapacağız ne bölgesel milliyetçilik yapacağız ne de dinsel milliyetçilik yapacağız. Biz 75 milyonun iktidarıyız. Biz 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarının iktidarıyız ve biz her inanç gurubunun iktidarıyız hepsini eşit mesafedeyiz. Bu anlayışla bu yolda yürüdük ve böyle yürümeye de devam edeceğiz. İmam hatiplerle ilgili açıklamada da maalesef 28 Şubat’ın neticelerinden birisidir o da. Niye kapattılar imam hatipleri? İmam hatiplerden bir araştırma yapıldığı zaman oralarda bir terörist çıkmasını filan göremezsiniz. Sizin imam hatipleri kapatma gerekçeniz ne? Onlar bu ülkenin çocukları değil mi? Sen çocuğunu göndermeyebilirsin ama bırak gönderen göndersin. Üniversite imtihanların girdiği zaman diğer düz liseden girenler hangi hakka sahipse o da aynı hakka sahip olsun niye onu katsayıya tabi tutuyorsun? İmam hatip okuluna gitmeyenler teröristtir demedim ki. 'Buradan terörist çıkmıyor diye mi kapattınız' diyorum. Şu anda millette bir rahatlama oldu görüyor ki önümüz açıldı katsayı denilen olay düzeltildi bu aslında bir haksızlığın giderilmesi. Şimdi ben imam hatip mezunuyum çocuklarım öyle ben çocuklarımı kendi ülkemde okutamadım. Erkek çocukların katsayıya takıldı halbuki başarılı. Harvard’a girecek puanı tutturduğu halde maalesef gidemedi. Aynı şekilde kızlarım muhatap oldu başörtüsünden dolayı gidemedi. Okul kapıların okula sokulmayan kızlar daha geçen İzmir’de ne oldu sınıfa sokmayan öğretmen mahkum edildi. Bir taraftan demokrasi diyeceğiz özgürlükler diyeceğiz öbür taraftan da kalkacaksın başörtüsünden dolayı kızı okula sokmayacaksın. Burada yazılı ve görsel medya o öğretim üyesine sahip çıkıyor o yavrulara sahip çıkmıyor. Ama başka konularda bakıyorsunuz kıyamet kopuyor. Bizim buradaki bütün itirazımız bütün mücadelemiz ayrımcılıktadır bu ayrımcılık olmasın bu ülkede.

Mehmet Barlas: Acaba Türkiye'de gerçek bir islamafobi mi var bir kesimde?

Recep Tayyip Erdoğan: Bir kesimde maalesef var. Bize de şaşırıyorlar zaten sizin ülkede nasıl oluyor da kızınız üniversitede okumuyor da gidiyor Amerika’da okumak zorunda kalıyor. Amerika’da okuyabiliyor Türkiye'de halkının yüzde 99’u Müslüman okuyamıyor.

Nazlı Öztarhan: Her genel seçimde milletvekili listelerinin üçte birini değiştirdiniz. Partide ve kabinede çok şaşıracağımız değişiklikler olabilir mi? Bazı bakanlarımızı gelecek yılki yerel seçimlerde büyükşehir belediye başkanı adayı olarak göstereceğiniz söz konusu mu, var mı belirli isimler?

Recep Tayyip Erdoğan: Şimdi kabine ile bu tür değişiklikleri yapmak her zaman olabilir. Bütün mesele oradaki performanstır. Şahsım olarak bu tür performans ölçümlerini hep yaparım. Gelen şikayetler olsun teşkilatımın şikayetleri olsun, milletvekillerimin şikayetleri olsun bunları kaile almadan yapamam. Ayrıca kendi değerlendirmelerim de var. Şu anda bütün meşguliyetimiz kongre. Biz Türkiye'de sistemi oynuyor şu anda bakan yardımcılığı müessesini getirdik. Bu aslında başkanlık sisteminin dolaylı bir şekilde uygulamasıdır.

Erhan Ertürk: Oraya doğru mu gidiyoruz?

Recep Tayyip Erdoğan: Eğer milletim isterse oraya doğru gidilir. Anayasayla olması gereken bir şey. Şu anda partiler arasında bir mutabakat sağlanabilirse bu olur. Benim burada üç önerim var; başkanlık sistemi olabilir bunu halkımın aydınlarımızın iyi tartışması lazım, yarı başkanlık olabilir veya partili cumhurbaşkanlığı sistemi olabilir.

Erhan Ertürk: Halk oylaması gündeme gelir mi bu konular için?

Recep Tayyip Erdoğan: Halk oylamasına gidebilmek için de 330 lazım. 330 olduğu zaman halkımıza gitmekten de yanayım halkımıza bunu iyi anlatmamız lazım. Eğer hakikatten bizim çok daha hızlı kararların alınması çok daha sistemin iyi çalışması, yolsuzlukları vesaireyi minimize edecek bir sistem derseniz kontrol mekanizmaları itibariyle başkanlık sistemi veya yarı başkanlık sistemi. Bir tarafta temsilciler var öbür tarafta senato var. Daha kendi içinde birbirini denetliyor. Siz bir büyükelçiyi mesela atayamazsınız. Şuanda ben atayabiliyorum. Ama orada senatodan geçmesi gerekiyor, bakıyorsunuz yargıyı onlar atıyor. Çok daha ilginç mesela sistem içinde yargıyla ilgili olarak parlamentonun çok daha farklı bir işlevi yüklenmesi lazım. Nasıl işte şuanda Sayıştay’ı parlamento seçiyorsa burada da aynı şekilde yargıyı parlamento seçebilmeli. Bunları ülkenin gündemine sokmamız lazım çünkü Batı diyoruz dünya diyoruz o zaman gelişmiş ülkelere bakalım bunların üzerinde çalışalım. Çalışıyorsak bunları görürüz ama çalışmıyorsak sadece ülkemizin içinde kapalı devre çalışırsak bunları göremeyiz.

Mehmet Barlas: Bu konuda eğer batı ülkelerini ele alırsak, başkanlık sistemini baştayan Amerika Birleşik Devletleri'nde hem yatay hem dikey kuvvetler ayrılığı var. Yani aynı şekilde ülkenin yerel yönetimlerine de sırasında vergi koyması sırasında milli muhafız yetiştirme... Yani bunların da konuşulması lazım. Temel hak ve özgürlükler konusunda batı ülkelerinin bizden daha farklı örnekleri var. Hep birlikte aldığımız zaman Türkiye'de tabu olan konular gündeme geliyor. Kürt realitesinden bahsettiğiniz zaman yerel özerklikten bahsediliyor. Şu anda Amerika’daki eyalet sistemi bu. Bunu konuştuğumuz zaman vay Türkiye'ye bölünür mü? İşiniz kolay değil yani.

Erhan Ertürk: Doğalgaza zam yapılacağını siz söylediniz yine ve zam oranının çok yüksek olmayacağını söylediniz.

Recep Tayyip Erdoğan: Ekim başında var sadece yüzde 10-15 gibi bir şey ondan sonra daha düşünmüyoruz.

Nermin Yurteri: Ekonomi yönetiminde bir sorun var mı? Say��n Babacan ve sayın Çağlayan içinde gaz ve fren laflarının çokça geçtiği bir polemik içindeler.

Recep Tayyip Erdoğan: Bunu sorun olarak görmeyelim ben ekonomi yönetimindeki arkadaşlarımın başarılı olduğuna inanıyorum. Zaman zaman bakış açılarında bazı farklılıklar olabilir ama gerek Ali Bey olsun gerek Mehmet Bey olsun gerek Zafer Bey olsun Nihat Bey olsun Cevdet Bey olsun sürekli bir aradalar sürekli konuları istişare ederler. Ama zaman zaman bazı konulara farklı yaklaşımlar olabilir. Biz ekonomi de bir defa mali disiplinden taviz vermek gibi bir şey asla düşünmüyoruz. Ama bu mali disipline de kimse frene basmak olarak ele almasın.

Nermin Yurteri: Sisli bir hava var mı ekonomi de?

Recep Tayyip Erdoğan: Türkiye'de değil dünyada sisli hava var. Ama Türkiye bu süreci de yine en az zararla atlatacak bir ülkedir. Biz bir defa çok temkinli gidiyoruz kamu harcamalarındaki tasarrufa dikkat ediyoruz daha da artırıyoruz. Ben bir süreç daha başlattım kamudan kamuya gayrimenkul satışları serbesttir ama kamudan özele satışları bizzat kurduğum bir ekiple kontrol altına aldım. Örneğin özele madenler veriliyor filan baktım rakamlar çok çok ucuz basit. Buralarda önce ekspertizi bu ekip çıkaracak ondan sonrada buradan olması gereken rakam şu olmalı. Eğer böyle bir rakamı verebiliyorlarsa girsinler ihaleye alsınlar ama veremiyorsa kusura bakmasınlar. Bunlar bir defa bizim cari açık denilen olayımızda da bize çok ciddi olumlu artı değerler katacak. İncelemeler biraz zaman alıyor ama bu ekip belki artacak bunları yakın takibe almak suretiyle buralardan çok ciddi imkanların geleceğini görüyoruz. Maalesef geçmişte buralar çok rahat verilmiş ve hakikatten çok farklı imkanları ülkemizdeki farklı bildiğiniz yerlerde şu anda kullanıyor. İsim vermeye gerek yok ama işin üzerine ciddi kararlı bir şekilde gideceğiz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın bu noktada çok önemli bir işlevi var o da bütün performansıyla bu gayreti ortaya koyacak çünkü Türkiye özellikle yeni plan süreci içinde de inşallah kalkınmış bir ülke olarak güzellikleri de yakalamak durumunda.

Mehmet Barlas: Ya Beşar Esad üç sene, bizim üç seçim sonuna kadar dayanırsa ne yapacağız?

Recep Tayyip Erdoğan: Gidicidir ama o zamanı bilemem ama çok yakın zamanda gidicidir.

Mehmet Barlas: Bugün bir komutan isyancılardan ayrılıp yanına geçmiş Esad’ın.

Recep Tayyip Erdoğan: Oradan tam aksine muhaliflerin yanına geçenler çok çok fazla.

Mehmet Barlas: Bu konuda Obama sizi hayal kırıklığına uğratmıyor mu, Amerika’nın tutumu ya da?

Recep Tayyip Erdoğan: Şu anda tabii Obama’nın seçimini çok önemsiyorum. Burada asıl hayal kırıklığına uğradığım bir yer de Rusya’dır. Çünkü böyle bir katliama Rusya’nın sessiz kalmaması gerekirken Rusya ne yazık ki bu katliamın yanında yer alıyor. Bunu kendileriyle de görüştüm bunun yanında yer alamazsınız dedim. Rusya yanında yer alınca Çin de yer alıyor. Ben Çin’le de görüştüğüm zaman biz BM Güvenlik Konseyi'nde 'artık sizin düşündüğünüz gibi düşünüyoruz iki kez veto kullandık ama bundan sonra kullanmayacağız' dediler yine kullandılar. İran’ı ne anlamak ne anlatmak mümkün değil. İran’ın şu anda ölçüsü nedir bu ölçüyü ben kendilerinden alabilmiş değilim. Burada halkını acımasızca katleden uçaklarla bombalayan şu anda 30 bini aştı 50 bine doğru giden bir tablo var. Bu tablo karşısından hala Beşar’ın yanında yer almak onunla sarmaş dolaş olmak anlatırlı ve anlaşılır değil. Bu hesabı herhalde tarihe kolay veremezler.

Nazlı Öztarhan: Cumhuriyet Halk Partili vekillerin iddiaları var Özgür Suriye Ordusu lideri Riyad el Esad Apaydın kampında olduğuna yönelik..

Recep Tayyip Erdoğan: Özgür Suriye Ordusu lideri filan değil nereden çıktı? Oradan bize sığınan albaylardan birisi.

Nazlı Öztarhan: Biz silah yardımı yapıyor muyuz Özgür Suriye Ordusu'na?

Recep Tayyip Erdoğan: Biz Suriye’ye lojistik destek, oradaki muhaliflere halka veriyoruz. Bunun içinde gıda var, giyecek var ilaç var vesaire. Şu anda Suriye’nin çok farklı ülkelerde farklı bu noktada desteğini alan veren bir çok işadamları olduğu gibi farklı ülkelerden bu şekilde destek verende var. Türkiye'nin böyle bir desteği söz konusu değil biz lojistik anlamda desteğimizi veriyoruz vermeye de devam edeceğiz. Bizim en önemli desteğimiz kamplar bu kamplardaki bütün Suriyeli kardeşlerimizi orada misafir ediyoruz.