Başbakan Binali Yıldırım, TBMM Genel Kurulunda, 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı'nın tümü üzerinde hükümet adına yaptığı konuşmada, tasarıların hazırlanmasında, Meclis gündemine getirilmesinde emeği geçen Maliye Bakanı Naci Ağbal ve ekibine, Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelere katkı sağlayan bakanlara ve milletvekillerine teşekkür etti.

Bu sabah geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar'ın vefatından duyduğu üzüntüyü paylaşan Yıldırım, "Hakk'ın rahmetine uğurladığımız değerli kardeşimiz, yol arkadaşımız, kurucumuz İbrahim Çağlar'a Allah'tan rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum. Değerli bir kardeşimizdi. Genç yaşta, zamansız, beklenmedik ölümüyle bizi, bütün iş alemini büyük bir üzüntüye gark etmiştir, mekanı cennet olsun." diye konuştu.

ABD'nin, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yıldırım, "Kudüs, Miraca açılan kapının eşiğidir. Kudüs, yeryüzünün ikinci mescididir. Kudüs, insanlığın mabedi, tevhidin simgesi, tarihimizin ayrılmaz parçasıdır. Sezai Karakoç'un dediği gibi, 'Gökte yapılıp, yere indirilen şehrin adıdır Kudüs.' Kudüs, üç büyük semavi dinin merkezidir. Kudüs, sana aziz Türk milletinden selam gönderiyoruz." ifadelerini kullandı.

ABD yönetiminin büyükelçiliğini Kudüs'e taşıyacağını dünyaya duyurduğunu anımsatan Yıldırım, şöyle devam etti:

"Amerikan yönetiminin bu kararı hem uluslararası hukuka hem Birleşmiş Milletlerin Kudüs konusunda aldığı bütün kararlara terstir, aykırıdır ve yok hükmündedir. Bunu Cumhurbaşkanımız defalarca açıklamıştır. Dünyada hiçbir ülke, hiçbir vicdan sahibi bu kararı onaylamadı, onaylamaz. Bütün dünya biliyor ki bugün İsrail, Kudüs'te işgalci konumundadır. Bu kararla yıllardır acı çeken, barış bekleyen bölgedeki sorunları çözmek yerine ateşe benzin dökülmüştür. Bu kararı alanlar ne yazık ki Ortadoğu'da barış istemediğini alenen ortaya koymuştur.

Bu durum bölgede var olan sorunları çözmeye katkı sağlamadığı gibi küresel terörün de yayılmasına zemin hazırlayacaktır. Amerikan yönetimi bu kararla bölgedeki krizi, kaosu daha da derinleştirecek yeni bir planın sinyallerini de vermektedir. Çözüm; ancak Birleşmiş Milletler kararlarına uygun olarak taraflar arasında varılacak nihai bir anlaşmayla mümkündür. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin Kudüs gündemli toplantısında sorunun müzakeresinden öteye geçilememiş, bağlayıcı karar ne yazık ki alınamamıştır. Birleşmiş Milletlerin dengesiz yapısının küresel sorunlara çözüm üretmekte yetersiz kaldığı ortadadır."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetin günlerdir Kudüs konusunda dünyanın vicdanını harekete geçirdiğini belirten Yıldırım, Rusya Başkanı Vladimir Putin'in bugün Türkiye'de olmasının tesadüfi olmadığını söyledi.

"MESELE ÇOK CİDDİ"

Başbakan Yıldırım, 13 Aralık Çarşamba günü de İslam İşbirliği Zirvesinin Türkiye'nin ev sahipliğinde toplanacağını hatırlatarak, çok sayıda devlet ve hükümet başkanının toplantıda bir araya geleceğini aktardı.

Yıldırım, "Mesele çok ciddidir. Bölge barışını değil, aynı zamanda küresel barışı da tehdit etmektedir. Burada uluslararası toplumun ve İslam ülkelerinin yapması gereken tek şey bir ve beraber hareket edilmesidir. Bilinmelidir ki yıllardır barış için bedel ödeyen Filistin halkı bu haksız, hukuksuz, kibirli karar karşısında asla yalnız değildir. Yüce Meclisimiz bu konuda gerekli hassasiyeti göstermiş ve bütün parti gruplarının yayınladıkları ortak bildiriyle Filistin halkının yanında olduğunu dünyaya ilan etmişlerdir. Bilinmelidir ki bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türkiye, Filistin'in Filistin halkının yanında olmaya devam edecektir." diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Filistin meselesi ve ABD yönetiminin aldığı kararla ilgili değerlendirmelerinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın bütün liderleri aradığı halde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı aramadığını söylediğine dikkati çeken Binali Yıldırım, "Doğru. Cumhurbaşkanımız ile Trump arasında görüşme olmadı. Çünkü Cumhurbaşkanımızın düşüncesi bellidir, görüşü bellidir. Olsa olsa Trump bunu bildiği için aramaya dahi cesaret edememiştir." dedi.

Yıldırım, yaşananlara rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Kudüs ile ilgili gelişmeler başlamadan önce İslam İşbirliği Teşkilatının başkanı olarak bütün liderlerlerle gerekli telefon diplomasisini yaptığını ve kısa sürede Kudüs konulu, Birleşmiş Milletlerden sonra en büyük toplantının Türkiye'de gerçekleşmesini sağladığını ifade etti.

"BİZİM İÇİN İSRAİL'İN BAŞKENTİ TEL AVİV"

Kudüs'te şu anda İsrail'in birçok devlet kuruluşunun yer aldığını anlatan Başbakan Yıldırım, şunları kaydetti:

"Biz, Kudüs'ü asla ve asla İsrail'in başkenti olarak tanımadık. İsrail ile Filistin arasında çözüm oluncaya kadar da tanımayacağız, bu nettir. Efendim neden Tel Aviv, İsrail'in başkenti olarak yazılmamış, internet sitesinde. Elimde anlaşmalar var, 1996 yılında merhum Demirel İsrail'e resmi ziyaretinde 6 adet anlaşma yapmış, 6'sını da Kudüs'te yapmış, Kudüs'te imzalamıştır. Bunları yaptı diye Türkiye, Sayın Demirel Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak mı tanımış? Elbette değil. İki şeyi birbirine karıştırmamamız lazım; bizim büyükelçiliğimiz Tel Aviv'dedir. Bizim için İsrail'in başkenti Tel Aviv'dir. Ama bu konuda İsrail ile uluslararası camia arasında bir mutabakat yoktur. Onlar Kudüs diye iddia ediyor, biz de Kudüs'ü kabul etmiyoruz, olay bundan ibarettir. Ama bizim Kudüs'te büyükelçiliğimiz var. Kimin büyükelçiliği? Filistin devletinin büyükelçiliği. Başka milletlerin orada Filistin büyükelçiliği yok."

"ABD SON ZAMANLARDA TÜRKİYE'Yİ HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATTI"

Başbakan Yıldırım, müttefik olduğu düşünülen ABD'nin son zamanlarda Türkiye'yi hayal kırıklığına uğrattığına dikkati çekti.

Yıldırım, ABD'nin, 15 Temmuz kanlı darbe girişimi üzerinden 1,5 yıl geçmesine rağmen terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen'in yargılanmadığını, faaliyetlerinin kısıtlanmadığını ve iadesine ilişkin tek bir adım atılmadığını söyledi.

Söz konusu ülkenin DEAŞ ile mücadele adına PKK'nın uzantıları PYD ve YPG ile iş birliğini ısrarla sürdürdüğünü ifade eden Binali Yıldırım, bu iş birliğinin Türkiye'nin ulusal güvenliğine, terörle mücadelesine, bölgesel barışa zarar verdiğini vurguladı.

ABD'deki Rıza Sarraf'la ilgili davada, "Türkiye'de yapılan bazı ticaretlerin ABD'nin menfaatlerine zarar verdiği" şeklinde bir iddianın bulunduğunu belirten Yıldırım, "Bu dava ne yazık ki hukuki dayanaktan yoksun, tamamen siyasi bir dava." ifadesini kullandı.

Davanın duruşmalarının canlı yayınlandığını, FETÖ'cülerin kendilerini seferber ettiğini, tanıklar arasında FETÖ'cü firari polis bulunduğunu kaydeden Başbakan Yıldırım, "Bu dava, FETÖ'nün Amerika Birleşik Devletleri'nde, 15 Temmuz'da Türkiye'de yapamadığını Amerikan yargısını kullanarak yapmaya çalıştığı işten başka bir şey değil." diye konuştu.

Yıldırım, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, "Sarraf davasını gelin tekrar açalım" dediğini, bunu söylerken de Sarraf için "Şarlatan, sahtekar" ifadelerini kulandığını anımsattı.

Sarraf hakkında 17/25 Aralık'tan sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma açıldığını, burada takipsizlik verildiğini, itirazı inceleyen 6'ncı Sulh Ceza Mahkemesi'nin de itirazı reddettiğini anlatan Binali Yıldırım, şunları kaydetti:

"Adı geçen bakanlar hakkında bu yüce Meclis soruşturma komisyonu kurmuş, komisyon raporunu hazırlamış, soruşturmaya gerek olmadığına karar vermiş. Genel Kurula gelmiş, Genel Kurulda bu değerlendirilmiş ve Genel Kurulda bu soruşturmanın açılmaması yönünde yüce Meclis kararını ortaya koymuş. Şimdi Amerika'da bu davanın sanığı olarak yola çıkan, mahkemeye gelmeden tanığa dönen şahsa bir bakalım. Bu şahıs diyor ki; 'Ben yalan söylersem, ceza almadan kurtulacağım'. Doğru, bunu söylüyor ve yalanlarıyla da kurtulmak için önüne geleni karalıyor, suçluyor.

Sayın Kılıçdaroğlu'na katılıyorum, biz şarlatanın söylediklerine mi itibar edeceğiz, yoksa yüce Meclisin kararına mı itibar edeceğiz? Tabii ki yüce Meclisin kararına itibar edeceğiz, yalancının söylediklerine göre amel edemeyiz. Bütün bunlar 17/25 Aralık darbe girişimde, FETÖ'nün ortaya koyduğu o darbe girişiminde, konuşulmuş, görüşülmüş yeni söylenen, ortaya çıkan hiçbir şey yoktur. Dolayısıyla böyle bir girişime de ihtiyaç yoktur. "

AB İLE İLİŞKİLER

Türkiye ile AB'nin 54 yıllık tam üyelik süreci bulunduğu, olumsuzluklara rağmen tam üyeliğin Türkiye'nin stratejik hedefi olmaya devam ettiğini dile getiren Yıldırım, sürecin daha fazla uzamamasını ve bu hedefin sonuçlandırılmasını beklediklerini bildirdi.

AB'nin bir karar vermek zorunda olduğunu belirten Başbakan Yıldırım, AB'nin ya içine kapanacağını, küçüleceğini ya da çeşitliliği, kapsayıcılığı, çok sesliliği, çok kültürlülüğü esas alan güçlü bir şekilde geleceğe yürüyeceğini ifade etti.

Bunun da ancak Türkiye'nin tam üyeliği ile gerçekleşebileceğine işaret eden Yıldırım, 18 Mart 2016'da varılan anlaşmadaki hususların hayata ge�irilmesinin zamanının geldiğini vurguladı.

Başbakan Yıldırım, burada vize serbestisi, Gümrük Birliğinin güncellenmesi, mültecilerle ilgili konuların ivedilikle ele alınmasını teklif ettiklerini söyledi.

Kıbrıs meselesinin artık AB üyeliğini tıkayan bir konu olmaktan çıkarılması gerektiğinin altını çizen Yıldırım, 2014'de Güney Kıbrıs Rum tarafında yapılan referandumun, Türkiye'nin tam üyeliği konusunda ciddi bir engele dönüştüğünü kaydetti.

Suriye'deki gelişmelere de değinen Binali Yıldırım, geçen yıl sonunda Halep'te ilan edilmesi sağlanan ateşkesi ülke çapına yaymak için Astana'da üçlü bir iş birliği süreci başlattıklarını hatırlatarak, Astana kararlarının etkisiyle alanda şiddetin azaldığını ve siyasi çözüm sürecinin çalışmaya başladığı anlattı.

Yıldırım, nihai çözümün, teröre bulaşmamış bütün unsurların içinde olacağı, toprak bütünlüğü ve siyasi birliği sağlanmış bir Suriye Devleti'nin yeniden inşası olduğunun altını çizdi.

Irak'ın huzur, refah ve istikrarının Türkiye için hayati olduğuna işaret eden Başbakan Yıldırım, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin, Irak'ın siyasi birliği ve bütünlüğüne meydan okuyan gayrimeşru referandum girişimi karşısında Irak Hükümeti'nin yanında olduklarını hatırlatarak, bunu yaparken asla Kürtleri hedef almadıklarını söyledi.

Sorunların kısa sürede Irak Anayasası çerçevesinde çözüme kavuşmasını istediklerini kaydeden Yıldırım, "DEAŞ ve PKK, Irak ve Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit ediyor. Bu çerçevede, Irak ve Suriye'de nüfuz alanını genişletmeye çalışan PKK, PYD, YPG terör örgütlerinin bölgeden tamamen sökülüp atılması için iş birliğimiz ve dayanışmamız devam edecektir. Bu sırada, Irak Hükümeti'nin, mevcut sınır kapısını tam kontrol altına almak suretiyle ekonomik ilişkilerimize ivme kazandırmak için önümüzdeki günlerde Gaziantep'te geniş katılımlı bir toplantı gerçekleştirilecek." şeklinde konuştu.

Yıldırım, baştan beri Katar’la bölge ülkeleri arasındaki ihtilafın bir an önce dostane şekilde çözümlenmesi için aktif rol oynadıklarını, gelinen noktada bu çabaların sonuç verdiğini görmekten memnuniyet duyduklarını söyledi.

Yemen, Libya ve Somali’de uzun zamandır devam eden bölünmüşlüğün ve iç çatışmanın sonlandırılması için yoğun temaslarının sürdüğünü anlatan Yıldırım, bugünlerde Myanmar'da, insan haklarının ayaklar altına alındığını, büyük bir trajedi ve etnik kıyımın yaşandığını belirtti. Yıldırım, "Myanmar Rohingya Bölgesi'nde yaşayan Müslümanlar maalesef ülkelerinden, yerlerinden atılmış, köyleri ve evleri yakılmış durumdadır. Bu insanlık suçuna sessiz kalan dünyayı harekete geçiren de Türkiye olmuştur, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmuştur. Orada insani yardımları en önce ulaştıran ülke Türkiye olmuştur. Önümüzdeki günlerde bu ülkeye yapacağımız ziyarette buradaki sorunları yerinde göreceğiz ve gerekli yardımların koordinasyonunu bizzat yapmış olacağız." diye konuştu.

"TERÖR ÖRGÜTÜ AĞIR DARBE ALMIŞ VE KATILIMLAR BİTME NOKTASINA GELMİŞTİR"

2017 yılının terörle 35 yıllık mücadelede en etkin, sonuç alıcı bir mücadelenin yılı olduğunu vurgulayan Yıldırım, şöyle devam etti:

"Bu başarıda siyasi kararlılığın sonucu olarak güvenlik, istihbarat birimlerimizin tam bir uyum içinde çalışmasının büyük etkisi vardır. Vatandaşlarımız da bu süreçte güçlü bir iradeyle terörün ve terör örgütünün tam karşısında yer almıştır. Terör örgütü ağır darbe almış ve teröre katılımlar bitme noktasına gelmiştir. Yurt içinde çaresiz kalan bölücü terör örgütü varlığını sınır ötesine taşımaya çalışmaktadır. Ancak şu bilinmelidir ki terör ister içeride ister dışarıda olsun; mutlaka yok edilecek, vatandaşımızın can ve mal güvenliği mutlak suretle sağlanacaktır. Terörle milletimiz arasında asla ve asla bir bağ kalmayacaktır."

Başbakan Yıldırım, Fırat Kalkanı Bölgesi'nin terör örgütü PKK ve DEAŞ’tan tamamen temizlendiğini ve 70 bin Suriyeli'nin yurtlarına döndüğünü bildirdi.

SÜLEYMAN ŞAH KARAKOLU AÇIKLAMASI

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Süleyman Şah Saygı Karakoluna ilişkin iddialarını anımsatan Yıldırım, "Şunun bilinmesini istiyoruz ki tarihi haklarımız konusunda çok hassasız. Süleyman Şah Saygı Karakolu'nun yeri Türkiye'nin mülküdür, orada Türkiye'nin bayrağı dalgalanacaktır. Kısa vadede güvenlik sebebiyle burası boşaltılmış. Suriye'deki işler yoluna girdikten sonra aynen orada bu Süleyman Şah Saygı Karakolu tekrar faaliyete geçecektir." dedi.

Terörün azalmasının ekonominin canlanmasına ivme kattığını, bölgedeki otellerin turistlerle dolup taştığını dile getiren Yıldırım, terörden arındığı için bölgede ekonomik canlılık, yeniden yapılanma, TOKİ ve alt yapı faaliyetlerinin en güzel şekilde devam ettiğine dikkati çekti.

Bunu en son Hakkari'ye programsız yaptığı bir ziyarette çok yakından gördüğünü anlatan Yıldırım, ay yıldızlı bayrağıyla meydana koşan on binlerin kendilerini coşkuyla karşıladığını ve o zaman artık bu topraklarda terörün yer bulamayacağını gördüğünü aktardı. Yıldırım, "Terör bitecek ve ülkemizin bütün çocukları geleceğe umut ve güvenle bakacak. Zira, sadece terörü ve teröristleri değil, senelerdir gençlerimizin istikbalini karartan karamsarlığı ve umutsuzluğu da ortadan kaldırıyoruz." diye konuştu.

"TÜRKİYE'NİN İMKAN VE KAYNAKLARINI TÜRKİYE İÇİN KULLANDIK"

Başbakan Yıldırım, 2017'nin Türkiye için kazanımlarla dolu bir yıl olduğunun altını çizerek, Türkiye'nin imkan ve kaynaklarını yine Türkiye için kullandıklarını söyledi. Kötü ve karamsar senaryoların, yazanların elinde kaldığını ve yeni hükümet sisteminin halk oylaması ile kabul edildiğini belirten Binali Yıldırım, "Anayasa değişikliği olursa büyüme durur, ekonomi krize girer." diyenlerin siyaseten iflas ettiğini, "Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilirse Türkiye dünyadan tecrit edilir." diyenlerin de mahcup olduğunu anlattı.

Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Çevremizdeki bütün olumsuzluklara rağmen Türkiye'nin büyümesi sürdü. Hem terörle mücadele ettik hem de barışa hasret kalan komşularımızın yarasını sardık, yanında yer aldık. Tökezlemeden dünyanın en büyük projelerini tek tek hayata geçirdik. Türkiye büyüdü. Bize 'kaybedeceksiniz' diyenler bir kez daha kaybetti. Milli irade bir kez daha kazandı. Hiç şüpheniz olmasın 2018 ve takip eden yıllarda Türkiye güven içerisinde, istikrarla kalkınmasını sürdürecektir. Bizim hedefimiz ve yolumuz Cumhuriyetimizin 100. yılına giderken Türkiye'yi Gazi Mustafa Kemal'in işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmaktır. Bu yol Türkiye'nin refah, esenlik yoludur. Bu yol adaletin ve hakkaniyetin yoludur. Bu yol huzurun, demokrasi ve hukukun yoludur. Bu şerefli yolda ülkemize hizmet imkanı verdiği için Rabbimize hamd ediyoruz. Türkiye, umudun vicdanın adıdır. Türkiye adaletin, merhametin adresidir."

Adaletin mülkün temeli olduğunu, demokrasi ve hukuk düzeninin kalkınmanın ve refahın da güvencesi olduğunu belirten Yıldırım, bugüne kadar adalet sistemi ile ilgili biriken sorunların çözülmesi için birçok reform gerçekleştirdiklerini, yargı bağımsızlığı ile yargının tarafsızlığı ilkesini anayasaya taşıdıklarını, kurumların aldığı ağır yaralara rağmen yargı sisteminin FETÖ darbe girişiminin ardından hızla toparlanarak çalışmaya başladığını hatırlattı. Yıldırım, yoğun iş yüküne rağmen hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan ve gece gündüz darbe davalarını sonuçlandırmak için gayret eden bütün yargı mensuplarına teşekkür etti.

Yıldırım, adalet hizmetlerinin hızlanması için kurumsal kapasitenin güçlendirildiğini, 15 yılda 230'un üzerinde adalet sarayının hizmete açıldığını, hakim ve savcı sayısında 16 bine ulaşıldığını ve sadece 15 Temmuz'dan sonra 108 yeni mahkemenin kurulduğunu, yargı mensuplarının kuyumcu titizliğiyle haklıyı haksızdan, suçluyu suçsuzdan, mağduru mücrimden ayırmak için yoğun bir çalışması olduğunu söyledi.

"BÜTÇE, BÜYÜMEYİ, İSTİHDAMI, YATIRIMI DESTEKLEYEN BİR BÜTÇEDİR"

2018 yılı bütçesinin AK Parti Hükümetinin hazırladığı 16. bütçe olduğuna işaret eden Yıldırım, şu değerlendirmede bulundu:

"Bu bütçe mali disiplini esas alan, insan odaklı, gelecek on yılları da göz önüne alan bir bütçedir. Bu bütçe, büyümeyi, istihdamı, yatırımı destekleyen bir bütçedir. Bütçe, güven ve istikrarı önemseyen, koruyan bir bütçedir. Eğitim, altyapı yatırımlarını öncelikli olarak ele alan özel sektörü destekleyen, vatandaşın refahını artırmaya yönelik bir bütçedir. 2018 yılı bütçemizin hedefi mali disiplini devam ettirmek, büyümeyi, istihdamı arttırmak, gelir dağılımını daha da iyileştirmek olacaktır. İktidara geldiğimizde bütçe açığımız milli gelire göre yüzde 11,5'tir. Bu oran 2017'de yüzde 2'nin altında, 2018'de yüzde 1,9 olacak. Bu ne demektir? Gelişmiş ülke ortalamaları ve Maastricht Kriterlerine göre çok daha iyi bir konumdadır. 15 yıl içinde, sadece bütçeyi büyütmekle kalmadık; bütçeyi daha etkin kullandık, milletten gelen kaynağı milletin ihtiyacına harcadık.

Bütçeyle ilgili eğer biz, Gayri Safi Milli Hasıla'nın yüzde 11,5'i kadar faiz ödemesi yapsaydık Türkiye 700 milyar faiz ödemeyecek, 2,6 trilyon faiz ödeyecektik. Yani 1,9 trilyonluk bir tasarruftan bahsediyoruz. Hani, 'bu işler nasıl yapıldı?' diyorsunuz ya, işte bu tasarrufla yapıldı. Bu köprüler, barajlar, hastanelerin hepsi faize gidecek paralardan tasarruf yapıldı, milletten gelen kaynak milletin ihtiyacına harcandı. Yani bu, sizin hesap uzmanlığınızın alanına girecek kadar büyük bir mesele değil. Vatandaşın kolayca anlayacağı bir iş."

Yıldırım, bugün açıklanan büyüme rakamının yüzde 11,1 olduğunu anımsatarak, "Dünyada başka böyle bir büyüme var mı? Yok. Bu da Türkiye'ye yakışır, iki kat büyüme." ifadesini kullandı.

Bu yıl sonu itibarıyla büyüme oranının yüzde 6,5 ile 7 arasında gerçekleşeceğini vurgulayan Yıldırım, bunun tesadüfle olmadığını dile getirdi.

Yıldırım, 2017'ye girerken yine bu bütçe görüşmelerinde felaket senaryolarının hazırlandığını, "iflaslar olacak, ekonomik kriz gelecek ve Türkiye bu sarmaldan çıkamayacak." şeklinde görüşlerin ileri sürüldüğünü anımsatarak, hayata geçirilen tedbirlerle şu anda sonucun ortada olduğunu söyledi.

Başbakan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"2018, 2017'den daha güzel olacak. Hiç merak etmeyin. Enflasyon da düşecek, büyüme de devam edecek, üretim, istihdam, yatırım ve ihracatta da yine artış devam edecek. Bu sene ihracatta bütün yılların rekorunu kırarsak şaşırmayın. Bir ay sonra o da belli olacak. Şu anda hesaplara göre, Aralık ayı hariç, 155 milyar, yıllık bazda bir ihracat rakamına ulaşmış durumdayız. Dolayısıyla son 15 yılın en yüksek ihracat değerine bu yıl sonu itibarıyla ulaşmayı hedefliyoruz."

"MİLLİ DURUŞ LAFLA OLMAZ"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Ege adalarıyla ilgili de değerlendirme yaptığını ve AK Parti iktidarları döneminde bu adaların, Türkiye'nin elinden çıktığını, işgal edildiğini ileri sürdüğünü ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Lozan'ın değiştirilmesi konusundaki değerlendirmelerine göndermede bulunduğunu hatırlatan Yıldırım, "Lozan, Türkiye ile 11 ülke arasında yapılmış, modern Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu belirleyen bir anlaşmadır." dedi.

"Lozan Antlaşması'nın değiştirilmesinden kasıt, Sayın Cumhurbaşkanımızın orada, Yunanistan'da bunu dile getirmesinin arkasındaki sebep şudur; Yunanistan, soydaşlarımızın hakları Lozan'da net olarak belirlenmesine rağmen, bunları uygulamaktan kaçınıyor, Türk kelimesinin kullanılmasına bile izin vermiyor, kimliklerini ifade etmesine izin vermiyor, müftülerinin seçilmesine izin vermiyor." diyen Yıldırım, "Peki göz göre göre bir anlaşmayı uygulamayan ülkeye, hem de evinde 'Bunun değişmesi lazım gelir' demenin neresi yanlış? İşte milli duruş budur arkadaşlar. Milli duruş lafla olmaz. Milli duruş, ülkesini dışarıda şikayet etmekle olmaz, ülkenin menfaatini her yerde savunmakla olur." değerlendirmesinde bulundu.

"Ege adalarından tek bir çakıl taşı dahi iktidarımız döneminde gitmemiştir." ifadesini kullanan Yıldırım, Ege adalarıyla ilgili ilk anlaşmazlığın Kardak krizi ile ortaya çıktığını ve Türkiye'nin bu konuda tavrını net olarak ortaya koyduğunu belirtti.

Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in, 1998 yılında "Ege denizinde, gri alanlar dediğimiz aşağı yukarı 132 parça taş yahut adacık var." sözlerini anımsatan Yıldırım, şunları söyledi:

"Yani aidiyeti Lozan Antlaşmasıyla tespit edilmemiş, biz diyoruz ki 'Bunlar size ait değil', onlar diyor ki 'Bunlar size ait değil." Bu bir ihtilaflı konudur. Bugün devam eden konu da aynı şekilde devam ediyor.

Biz, şunun bilinmesini isteriz. Bu adalar, bu formasyonlar, kaya parçaları, irili ufaklı şeyler o günün teknolojisiyle anlaşmaya dahil edilmemiş ve üzerinde bir mutabakat sağlanmamış. Ege ne bir Yunan gölüdür, ne bir Türk gölüdür. Ege, Türkiye'nin ve Yunanistan'ın arasında sorun alanı değil, ilişkilerini daha geliştirmesi için önemli bir denizdir. Onun için Türkiye'nin hak ve menfaatlerinin, en ufak bir halel gelmemesi için ne gerekiyorsa yaparız. Türkiye kuru gürültülere pabuç bırakacak bir ülke değildir. Bunu herkesin bilmesi lazım."

"ALTYAPI PROJELERİNİ TESADÜFE BIRAKAMAZSINIZ"

Kılıçdaroğlu'nun, kamu ihaleleriyle ilgili de değerlendirme yaptığını anımsatan Yıldırım, şu bilgileri verdi:

"Örneğin son iki yılda, Ulaştırma Bakanlığında, 4 bin 400 ihale yapılmış 21. maddeye göre. 21 nedir? (b) var (c) var; (b) davetiye usulü, (c) de güvenlik yolları. 21 (b)'ye göre 4 bin 440 ihaleden 139'u yapılmış. Davet edilen firma sayısı 362, ihale alan firma sayısı 109. Davete 3 tane firma çağıracaksınız, en az üç tane. Ama bu ihalelerde kaç firma çağrılmış? 6 firma çağrılmış yani rekabet tesis edilmiş. En az 6. Daha fazla olanı var, 8 çağrılanı var, 10 çağrılanı var. Dolayısıyla 7 ile 10 arasında firmadan teklif alınmış. Altyapı projelerini tesadüfe bırakamazsınız. Altyapı projelerinde ehliyet, yeterlilik her zaman önemlidir. Söylendiği gibi, ihalelerde bu şekilde bir sorun yoktur."

Diğer bir konunun da, kamu özel ortaklığıyla gerçekleştirilen işler olduğunu dile getiren Yıldırım, bu işin oniki sene kitabını yazdığını ve her satırını ezbere bildiğini vurguladı.

Binali Yıldırım, "Türkiye bu dönemde elli yıldır gündemimizde olan dev projeleri birer birer tamamlamıştır. Osman Gazi Köprüsü'nü hatırlayın, elli yıl konuşuldu, 5 sefer ihalesi yapıldı ama hiçbirinde başarılamadı çünkü oraya ayıracak devletin parası yoktu. Ama geldik, bunu kamu özel ortaklığıyla yaptık ve şimdi hizmete girdi. Bunun parası ne kadar? Bunun parasını söyleyeyim: 6,5 milyar dolar. Ne var bunda? İstanbul'dan İzmir'e kadar otoyol var 421 kilometre ve Osman Gazi Köprüsü var. Köprüyü açtık, Bursa'ya kadar yolu da açtık ve şimdi, Bursa ile İzmir arası devam ediyor, 2019'da orayı da açacağız. Böylece, İzmir-İstanbul iki saat elli dakika Kemal Bey. İzmir Milletvekilisin, dolayısıyla kara yoluyla gideriz. Ama bilmiyorum tabii Osman Gazi Köprüsü'nden geçtin mi, geçmedin mi? Fakat çok güzel. Vatandaşı körfezden, çileden kurtaran çok güzel bir hizmet, dört dakikada geçiliyor." diye konuştu.

Bu sırada CHP Grup Başkanvekili Engin Altay'ın, "Pahalı, çok pahalı Başbakanım" sözleri üzerine, Yıldırım, "Engin Altay, en pahalı hizmet olmayan hizmettir, bunu aklından çıkarma." ifadesini kullandı.

YILDIRIM'DAN, KILIÇDAROĞLU'NA ESPRİLİ CEVAP

Yıldırım, Kılıçdaroğlu Ankara-İstanbul arasında kamyonla ilgili bir değerlendirmede bulunduğunu, "kamyoncuların büyük sıkıntı içerisinde olduğunu ve artık bıçağın kemiğe dayandığını" söylediğini hatırlattı.

Başbakan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Evet, şimdi, Sayın Kılıçdaroğlu, teşekkür ediyorum bu konuyu gündeme getirdiğiniz için. Ankara-İstanbul arası gidiş-geliş bin kilometre değil, 850 kilometre. Burada bir eksik var. Yol ücreti… Gerçi sen yürüyerek gittin ama yürüyerek ölçülmez bu. Hayır, otoyol parası falan ödenmediği için olabilir. Otoyol ücreti 89 değil, 70 lira. İkinci otoyol dediğiniz Kuzey Marmara Otoyolu 123 lira değil, 104 lira. Yavuz Sultan Selim Köprüsü 77 lira değil, 30 lira. Sefer başı 100 lira yağ bakımı bedeli değil, 50 lira. Yakıt dışındaki masraflar, dediğin gibi 379 değil, 255 lira. Şimdi, yani hesap uzmanlığı burada da çöktü, kusura bakma."

Bu sırada, bazı CHP milletvekillerinin, "Hangi kamyona? Kaç dingilli kamyon?" şeklindeki sözleri üzerine, Yıldırım'ın, "Sayın Kılıçdaroğlu'nun dediği kamyondan bahsediyoruz." cevabı Genel Kurulda gülüşmelere neden oldu.

Yıldırım, daha sonra şunları söyledi:

"Bunu dinleyince aklıma bir şey geldi onu da söyleyeyim. Adamın biri kurban mevzusundan bahsediyormuş. Çocuğu olmayan Hz. Davut, Allah'a dua etmiş, 'Ya Rabbi bana bir kız çocuğu ver, onu da kurban edeyim' demiş. Dua tutmuş, kızının adını Ayşe koymuş, gel zaman git zaman, çocuğun kurban edileceği zaman gelmiş, Hz. Davut kızı yatırmış, tam boğazını kesip kurban edecekken, Azrail, gökten bir keçi göndermiş. 'Kızı bırak, al bu keçiyi kurban et' demiş. Dinleyenlerden biri dayanamamış: 'Yahu bunun neresini düzelteyim; Hz. Davut değil İbrahim; kız değil erkek; Ayşe değil İsmail; Azrail değil Cebrail; keçi değil, koç."