Baykal partisinin genel merkezinde yaptığı basın toplantısında şunları söyledi: "Bu açılım çalışması başlayalı daha bir ay olmadı. Çok derin tartışmaların çıkmasına, ulusal birlik ve beraberliğin sarsılmasına neden oldu. Bunların hepsi Türkiye'de gerilimin tarafı olmaya başladı. Sanatçılar bölünmeye başladı. Toplumun her kesimine mensup insanlar süreçten olumsuz etkilenmeye başladı. Suçlamaların hedefi olmaya başladı.

Bu gelişmelerin ardında hükümetin sanki düğmeye basılmış gibi başlattığı süreç yatıyor. Bu süreç takvim telaşı ile ele alınıyor. Her iddianın gündeme getirileceği bir süreç... Bu süreç sonunda büyük barış ortamının ortaya çıkacağı iddia edilmektedir. Ve bunun nasıl olacağı konusunda hiçbir ipucu verilmemiştir.

TOPLUMDA BÖLÜNME KAYGISI BAŞLADI
Gözyaşı dinsin sözleri altında çok farklı noktaya mı gidiliyor endişesi yaygınlaşmaktadır. Toplumda bir bölünme kaygısı başlamıştır.

Başbakan'ın küfür noktasındaki söylemleri insanlar arasında çatışmaya neden olabilir. Nereye vardığı belli olmayan bu süreç olumsuz sonuçlara dönebilir.

SÜRECİN HEDEFİ BELLİ DEĞİL
Hükümet bir şey yapmak istiyor ama ne yapması gedrektiğinin adını koyamıyor. Yapmak istediğini söyleyemiyor. Bunları başkalarının ağzından topluma yansıtıyor. Sürecin hedefi belli değil amacı belli değil. Ortada ayrıntı yok. Bu tabloyu toplum görünce rahatsızlık duyuyor

CHP bu sürecin içine girmeyi reddetmiştir. Biz CHP olarak hangi limana demirleyeceğini bilmediğimiz, rotasını bilmediğimiz gemiye binmeyiz. Süreç netleşmeden işbirliği mümkün değildir.

Ortaya çıkan birinci gerçek hükümetin herkesle görüşüyorum adı altında bir müzakere yürüttüğüdür. Bir müzakere süreci içerisindedir.

Biz bu konuda DTP, İmralı ve Kandil'in birbirinden farklı talep ortaya koyamayacaklarını hepsinin aynı olduğunu başta söylemiştik. Ama gelinen noktada DTP'liler ısrarla İmralıyı işaret ediyor.
İmralı, DTP ve Kandil arasında bir anlayış birliği vardır.

PKK'NIN PROJESİ AÇISINDAN DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK
PKK'nın projesi açısından değişen bir şey yok. İmralı'dan yapılan açıklamalar milleti ayrıştırmak olduğunu, örgütlemek olduğunu, her alanda kendi kararlarını alarak yönetme anlayışı içerisinde olduğunu ortaya koymuştur. Yaratılmak istenen atmosferin gerçekçi olmadığı açıkça görülüyor. PKK ayrı bir devlet arayışı içindedir.

Hükümetin terör karşısındaki konumu son dönemde açık bir biçimde değişmiştir. Türkiye yıllarca terörü ortadan kaldırmak için mücadele etmişlerdir. Türkiye bu mücadelede büyük acılar kayıplar yaşamıştır. Ama milletimiz hiçbir zaman terörle mücadeleyi bırakalım ve teslim olalım etkisi altına girmedi. Ama bu hükümet döneminde terörle mücadele yerine müzakereye döndü ilişkiler... Terörle mücadele kolay değildir. Terörün tam anlamıyla kalkacağını garantilemişseniz 'bu sorunu çözdüm' diyebilirsiniz...

AMAÇ SİLAHLARIN BIRAKILMASI DEĞİL Mİ?
Türkiye öyle bir manzara var ki hem müzakere ediliyor hem de silahların bırakılmayacağı söyleniyor. Amaç silahların bırakılması değil mi? Hem müzakere yapacaksınız hem de silah bırakmayı kabul etmeyecekler ve böyle açıklama olmayacak ama siz gene de müzakereyi önlemeyip temasları sonlandırmayacaksınız.

Bununla gelinen nokta terörün bitirilmesi değildir. Müzakerenin gerçek amacı, Türkiye'de etnik kimliklere siyasal, milli kimlik kazandırma sürecini harekete geçirmektir.

Anadolu'da 1000 yılda kurulan kültüre Türkler dendi. Bu süreç 1. Dünya Savaşı'ndan sonra denendi. İşgalciler 'Anadolu'dan Türkleri atacağız' derken Kürtleri de kastediyordu.

Etnik kimlik ile siyasi kimlik farklıdır. Bu konuda Başbakan'ın ağır vebali vardır. Etnik kimlimlere bu kadar sıklıkla vurgu yapması yanlıştır. Herkesi kapsayan bir milli kimliğimiz var.

Milli kimlik Anayasa'da belirlenmiştir. Bu girişimlerle etnik kimliklere milli kimlik yolu açılıyor. Her ülkenin milli kimliği farklıdır, etnik kökeni farklıdır.

BU BİR BÖLÜNME PROJESİDİR
Buradaki amaç Anayasa'daki Türk milli kimliği anlayışını kaldırmaktır. Bu amaçla üniversitelerde anadillerde kürsü oluşturulacak, ilkokullara seçmeli ders konulacak. Bu bir bölünme projesidir. Bunu demokrasi olarak yutturmak mümkün değildir. Demokrasi etnik parçalanmayı öngörmez."

2009 TARİHLİ RAPOR DA VAR
Baykal, Başbakan Erdoğan'ın ''susturmaya yönelik bir üslup tercih ettiğini, hakaret ederek, küfrederek yıldırmaya çalıştığını'' savundu.

''Türkiye'nin önündeki bu projenin uzun süreden beri uluslararası ilgi ve katkıyla şekillendirildiğini'' iddia eden Baykal, bunun çok açık, yalın bir gerçek olduğunu söyledi. Siyasette 2007 tarihli bir rapordan bahsedildiğini, bir de 2009 tarihli bir rapor olduğunu ifade eden Baykal, Türkiye'nin bu konularına ilişkin yüksek bir uluslararası ilginin kendisini gösterdiğini anlattı.

ABD'deki Atlantik Konseyi isimli kuruluşun 13-15 Nisan 2009 tarihinde Washington'da yapılan toplantısını hatırlatan Baykal, toplantıya, 14 Türk ve Iraklı siyasetçinin de katıldığını kaydetti. Toplantıya katılanlar arasında Norveç'in Washington Büyükelçisi'nin de bulunduğuna dikkati çeken Baykal, Norveç hükümetinin bu çalışmaların gerçekleşmesi için fon tahsisi ettiğini, çalışmaları finanse ettiğini savundu.

Baykal, Türkiye'den giden kişilerin ''Anayasa'daki Türklükle ilgili maddenin değiştirilmesine'' yönelik talep ortaya attıklarını, maddenin Türk temsilcilerinin ısrarı üzerine rapora girdiğini ileri sürdü. Raporda, ''PKK üyelerine kademeli af çıkarılmasının, DTP'li tutukluların serbest bırakılmasının, Anayasa'daki Türk kelimesinin çıkarılmasının, Türk Ceza Kanunu'nun çeşitli maddelerinin kaldırılmasının'' önerildiğini anlatan Baykal, ''Yargının katı ve hesap vermeyen niteliğine son verilmesi talep edildi. Yargının hizaya getirilmesi istendi. O da hükümetin bir projesidir. 'Ankara Öcalan ile görüşmeyi kabul etmeyebilir ama DTP'liler etkili bir muhatap olabilir, bu meseleyi çözer' denildi. Bu çerçevede yeni düzenleme ve reformların yapılması istendi. Bu açık gerçek, bunun örtülebilir, kamufle edilebilir bir tarafı yok'' diye konuştu.

Türkiye'de düğmeye basılmışcasına bir ay önce harekete geçilmesinin ve bu süre içinde İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın ''işini gücünü bırakıp gece gündüz bu işle uğraşmaya yönelmesinin'' bir tesadüf olmadığını savunan Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bunun altında hiç kuşku yok Türkiye'ye yönelik bir yol haritasının uygulanması beklentisi vardır. Hükümet de buna girmiştir. Cumhurbaşkanı'nın bahsettiği olay herhalde işte budur. 'Eğer biz şimdi kendimiz hareket geçmezsek başımıza başka işler açılır' derken kastettiği herhalde budur. Bunun saklanır, gizlenir bir tarafı yoktur. Başbakan öyle ağır hakaretler, küfürler söyleyerek bu gerçeğin konuşulmasını engelleyemez. Olayın bu niteliği çok açıktır. Başbakan'ın telaşından bu konunun önemli ve hassas bir konu olduğu ortaya çıkmıştır. Artık şunu çok iyi bilmemiz lazımdır; Türkiye bu konuyu başkalarının yönlendirmesinde ele alırsa bu Türkiye'ye de bölgeye de yarar getirmez.

Türkiye'de yaşayan hiçbir kesime de yarar getirmez. Bunun somut örneklerini çevremizde görüyoruz. Biz kendi gerçeklerimizi herkesten çok daha iyi biliyoruz. Bu sorunlarımızın çözülmesi için ne yapılması gerektiğini de biliyoruz, o konuda üzerimize düşeni de elbette yapıyoruz ve bundan sonra yapmaya da devam edeceğiz.

Şu çok iyi görülmelidir, Türkiye her türlü telkini, baskıyı göğüsleyerek bir yandan terörle mücadelesini en ciddi şekilde götürmelidir. Öte yandan, toplum içindeki ayrışmaları ileri götürmek için değil, ortadan kaldırmak için, ayrışmaları bütünleşmeye, kaynaşmaya dönüştürmek için üzerine düşenleri yapmalıdır.''

CHP'nin bu konuda çok ciddi hazırlıkları olduğunu, 20 yıl önce ilk kez kendilerinin ''etnik kimliklere özgürlük'' dediklerinin söyleyen Baykal, o dönemde etnik kimliklerin devlete bir tehdit oluşturmadığı, oluşturmaması gerektiği anlayışını dile getirdiklerini belirtti. Bugün de aynı anlayış içinde olduklarını kaydeden Baykal, partinin 1989 tarihli raporunun bugün büyük ilgi çektiğini ifade etti. ''Keşke 89'da o rapor bugünkü ilgiyle karşılansaydı, gereği yerine getirilseydi de Türkiye bu noktalara gelmeseydi'' diyen Baykal, şu anda bu konuda dile getirdikleri düşünceler ile o rapordaki görüşler arasında hiçbir fark olmadığını vurguladı. Baykal, ''(Devlet etnik kimlik körü olmalıdır) demiştik. Bu anlayış şimdiki anlayışımızdır da'' dedi.

Yaşanan süreçte ''terörle bir yere varılmaz'' sözünün boş olduğunun anlaşıldığını savunan Baykal, ''Terör uygulayanlar belli bir noktada taleplerini müzakere konusu haline dönüştürmeyi başarmış gözükmektedirler. O nedenle 'terörle bir yere varılmaz' iddiası bir safsata haline gelecektir eğer bu müzakere süreci kaygı duyduğumuz şekilde gelişecek olursa'' dedi. Üniter devlet söylemine dikkati çekmek istediğini belirten Baykal, şöyle konuştu:

''Herkes üniter devlet diye başlamaktadır ama üniter devlet sözü milli kimliğin bölünmesi düşüncesini kamufle etmek için kullanılamaz. Üniter devlet, devlet üniter ama millet parçalanmış, millet etnik kimlikler millileştirilerek, siyasallaştırılarak dağıtılmış öyle bir şey olamaz. Üniter devlet sözü milletin parçalanmasının kamufle edilmesi için kullanılamaz. Kullanılmamalıdır.

Bu tarihi bir ayrım noktasına geldiğimizi bize gösteriyor. Türkiye gerçekten tarihi bir dönüm noktasındadır. Nitekim İmralı'dan yapılan açıklamalar, 'Yapmakta olduğumuz iş Atatürk'ün devlet kurmasına eşit değerde bir iştir' denilmektedir. Evet, gerçekten öyledir.

IRAK'TA NE ÇIKTIYSA, YUGOSLAVYA'DA NE ÇIKTIYSA
Eğer bu düşünceler hayata geçirilir, Türkiye milleti çözülmek istenir ve bu konuda adımlar atılırsa bu, Türkiye Cumhuriyeti anlayışının artık sonuna gelinmiş olduğunu, yeni bir devlet düzeninin, siyasi düzenin başlayacağı noktasına gelmiş olduğumuzu ortaya koyacaktır. Böyle bir tarihi ayrışma içindeyiz.

Bu ayrışmanın sonunda güzellik, kardeşlik, barış, demokrasi, insan hakları çıkar diye düşünenler vahim bir yanılgı içindedirler. Bu sürecin sonunda çatışma, gerginlik çıkar. Irak'ta, Yugoslavya'da ne çıktıysa Türkiye'de de o çıkar. Şimdi sessizce bunu geçiştiririz, dilleri, kimlikleri ayrıştırmaya başlarız diye çıkılacak yolun sonu hüsrandır. O nedenle herkesin tarihi sorumluluğunu üstlenmesini bekliyorum. Herkese olağanüstü büyük sorumluluk düşüyor. Geldiğimiz noktada özellikle etnik dillerde eğitim yapılmasına yeşil ışık yakarak milleti ayrıştırma politikasına sahip çıkanlar, destek verenler, bu sürece göz yumanlar, bu sürecin sorumluluğunu üstlenmeyi içlerine sindirenler bilinmelidir ki ister kişiler ister kurumlar olarak tarihi bir ayıbın vebalini, sorumluluğunu üstlenmektedirler. Bu, Türkiye'yi ilk kez resmi dil dışında bir eğitim ve öğretim sürecine zaman içinde çekmeye ve milleti ayırıştırmaya, bölmeye, parçalamaya yönelik işleyeceği çok açık olan bu sürece göz yumanlar, kim olurlarsa olsunlar hiç kuşku duymuyorum tarihi bir ayıbı üstlenmiş olacaklardır.''

Bu çok vahim bir projedir. Ağır söz söylemek istemiyorum ama sözlerim yeterince ağırdır diye düşünüyorum. Kimsenin kalbini kırmak istemiyorum ama bunun bizim milli birliğimizi, beraberliğimizi, Türkiye Cumhuriyeti'nin ortaya koyduğu temel siyasi kimliği tahrip etmeye yönelik tehlikeli bir teşebbüs olduğundan hiç kuşku duymuyorum. Bunu anlatarak bunu önlemeye çalışıyorum. Bunu gerçekleştirme konusunda somut adımlar atacak olurlarsa herkes bilsin ki ilişkiler çok farklı bir noktaya gelir. Türkiye'deki siyaset nitelik değiştirir. Bunu Türkiye'ye kabul ettiremezler.

Türkiye'nin huzurunu bu kadar kolayca bozmalarına Türkiye'nin göz yumması söz konusu olamaz. O nedenle herkes aklını başına alsın ve Türkiye ile oynamasın. Üç günlük iktidarları kaldı, giderek ayak, iç dış baskıları ve o çevrelerin bekleyişlerini karşılayacağız, tatmin edeceğiz diye kendilerine emanet edilmiş olan Türkiye'yi perişan etmesinler.''

MGK BİLDİRİSİ KAYGILARIMIZI GİDERMEDİ
Baykal gazetecilerin MGK'nın son açıklamasıyla ilgili soruya şu yanıtı verdi: "MGK'nın görüşmeliri gizlidir. Yapılan açıklamaya bakıyoruz. Açıklamadaki Milli Birlik vurgusu çok önemli. MGK bildirisi kaygılarımızı gidermedi. Bilmeden bu sürece katkı vermek yanlıştır. MGK çalışmanın içeriğini biliyor mu? Yapılan sürecin nereyle gideceği belli değil. Bu olayın götürülüş tarzı çok değişik anlayışlara sahip insanları sürecin parçası haline götürme teşebbüsüdür. Birileri süreci desteklemek zorunda kaldı."