Baykal, partisinin Kars Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlediği mitingde yaptığı konuşmada, Kars'ın tüm Türkiye'nin gönlünde özel bir yere sahip olduğunu belirtti.

Mitinge katılanlara, ''Geliriniz gideriniz tutuyor mu? İşler yolunda mı? Kars'taki çiftçi, besici, köylü vatandaşlarım hayatından memnun mu? Hayvancılık, besicilik canlandı mı? Fiyatlar yükseldi mi? Hayvan sayısı arttı mı? Devlet kombinalar kurup hayvanları en yüksek fiyatla alıyor mu? Sütçülük canlandı mı? Yem fiyatları ucuzlayıp süt fiyatları katlandı mı? Kars'ta yaşayan çiftçilerimiz, besicilerimiz ekonomik bakımdan daha güçlenmediler mi? Zenginleşmediler mi? Esnafın yüzü gülüyor mu? Hayatından memnun değil mi? Kazancı artmadı mı? İşler çoğaldı mı? Piyasa hareketlendi mi? Emeklilerin durumu da iyi değil öyle mi? İşsiz gençlerimizin durumu nasıl, iş bulabiliyorlar mı?'' şeklinde sorular yöneltti.

Meydandakilerden ''Hayır'' yanıtı alan Baykal, şöyle konuştu:

''(Türkiye katlanarak zenginleşiyor) diyorlar. Kars'a o zenginlik gelmedi mi? Çiftçiye, hayvancıya, besiciye uğramadı öyle mi? Kars'taki fabrikalar ne oldu? Et Balık ne oldu? Dünyada Kars denilince akla hayvancılık, besicilik, et gelir. Ne oldu buradaki kombinaya, ne oldu buradaki Et Balık Kurumuna? Et Balık Kurumu kapandı mı? Kars denilince süt, peynir kaşar akla gelirdi. Ne oldu süt fabrikası? Harabe mi oldu? Elinizde bir şeker fabrikası kaldı. O da özelleştiriliyor mu? İşçiler çıkarılıyor değil mi?''

SİZİN AKLINIZ DOĞU ANADOLU VE KARS ÇÖKERKEN NEREDEYDİ?
Türkiye'de ciddi bir ekonomik kriz yaşandığını ileri süren Baykal, konuşmasına şöyle devam etti:

''Türkiye ekonomik çöküntü içinde, iş yerleri kapanıyor. İşsizlik patladı. Ama bunlar yeni yeni fark ediliyor Türkiye'nin genelinde. Kars'ta şimdi milletin kriz dediği olayı yıllardır yaşıyorsunuz. Şimdi (tedbir paketi) diyorlar. Elbette tedbir arayışına girecekler, ekonomi gidiyor, bunlar seyrediyor. Tedbir alın ama insanın içinden şu soruyu sormak geçiyor. Sizin aklınız Doğu Anadolu ve Kars çökerken neredeydi? Niye o zaman tedbir aramadınız? Tedbiri sanayide arıyorlar. Güzel arasınlar, ama bu memleketin çiftçisi yok mu? Hayvancısı, besicisi yok mu? Onların tedbire ihtiyacı yok mu? Onlar krizde değil mi? Onlar bunalımda değil mi? Onlara bir şey düşünmüyor musunuz? (Bunlar alıştı zaten) diyorlar. (Bunlar oylarını da bizim için uygun kullanıyorlar, ne lüzum var onlarla uğraşmaya) diyorlar değil mi? Onlar öyle diyorlar da siz onlara bir şey söyleyecek misiniz? Bir cevabınız olacak mı? 29 Martta o cevabı kerle (kuvvetle) bekliyorum, APS ile bekliyorum.''

ŞİMDİ DEMOKRASİYİ İŞLETECEKSİNİZ
Demokrasilerde hükümetlerin hata yapabileceğini de dile getiren Baykal, ''Bu ihmal karşısında vatandaş eğer gerekeni yapamazsa, o yanlışa boyun eğerse, o haksızlığı içine sindirirse bu olumsuzluğu kabul ederse, işte o zaman demokrasi işlemez olur. Şimdi demokrasiyi işleteceksiniz'' diye konuştu.

Mehmet Atay adlı bir çiftçinin Ziraat Bankası'ndan aldığı tarımsal kredi ile ilgili bir belgeyi de vatandaşlara gösteren Baykal, şunları söyledi:

''Mehmet Atay eski para ile 4 milyar liralık tarımsal kredi kullanmış. Ödemeye çalışmış tam ödeyemeyince temerrüte düşmüş. Buna rağmen (borcum borçtur, ödemeliyim) demiş. Ana para borcu 878 milyona indirmiş. 4 milyar, 878 milyona inmiş. Altına da temerrüt faizi 38 milyar 648 milyon yazıyor. İşte burada. Adam temerrüte düşmüş, (aman ana parasını ödeyeyim) diye gayret etmiş, 4'ü 3'e, 3'ü 2'ye, 2'yi 1'e, 1'i 878 milyona indirmiş. Sonra yazıyı almış (senin 38 milyar 648 milyon temerrüt borcun var. Buna bir banka sigorta ve muamelat vergisi 1.9 milyar ekliyorum, bir de icra ve takip masrafı 2.5 milyar ekliyorum senin borcun 43 milyar 959 milyondur haberin olsun arkadaş) diyor. Manzara bu, bunlar herkesin yaşadığı olaylar.''

İŞTEN ATILMANIN NE DEMEK OLDUĞUNU BİLİR MİSİN?
Söz konusu durumu Türkiye'nin acı gerçeği olarak nitelendiren Baykal, şöyle devam etti:

''Temerrüte düşünce Allah muhafaza bittin. Yakayı kaptırdın mı bittin. Temerrüt faiz oranları yüzde 5, başka ülkelerde yüzde 1. Başbakana (şunlara bir tedbir getir) diyoruz. Tedbirin ne olduğunu da 7 madde ile söylüyorum. (Şunları uygula) diyoruz. Bize (bu borç sahipleri dürüst insanlar değil) diyorlar. En son açıklaması, (kredi borcu olan insanlar dürüst değil) diyor. Bu insanları bu hale düşüren sensin. Bu hale düşen insanlar borcunu ödemek için, ana para borcunu ödemek için helali haramı düşünüyor. (Borcum borç) diyor, (ödemem lazım) diyor. Sen de ona çıkıp (sen dürüst değilsin) diyorsun. Adam işinden atılmış, oğlu okulda okuyor, gelmiş (okula temizlik kolu için para istiyorlar 2 milyon) diyor.

Adamın cebinde para yok. (Veremem) diyor. Çocuk okula söylüyor, okuldan koluna yazı yazıyorlar (temizlik parası ödenecek) diye. Lisedeki çocuğunu okuldan alıyor işten atıldığı için. Bu insanlara (dürüst değilsin) demek yapılabilecek en büyük haksızlık ve adaletsizliktir. Bunu söyleyen Başbakan sen işten atılmanın ne demek olduğunu bilir misin? Sen işsiz kalıp evine ekmek götürememenin, okuldan para istiyorlar diyen çocuğuna 2 milyon lira verememenin nasıl bir ıstırap olduğunu bilir misin? Sen bunu bilmezsin. Senin çocuklarını, arkadaşların, eşin, dostun ABD'de okuturlar. Ama o işten atılanın çocuğunu ABD'de okutacak arkadaşı yok. Devlet olması lazım, devlet de de yok.''



Deniz Baykal, ''Türkiye'nin gerçeklerini yaşıyorsunuz. Ülkenizde yaşanan yolsuzlukları da biliyor musunuz? Deniz Fenerini biliyorsunuz değil mi? Nelerin yaşandığını biliyorsunuz değil mi?'' diye sordu.

''Eskiden yolsuzluk kişisel olaydı. Haram, helal bilmeyen çıkardı, elinde bir imkan varsa yolsuzluk yapardı'' diyen Baykal, şöyle devam etti: ''Şimdi olay değişti. Şimdi yolsuzluk artık teşkilatlı, örgütlü, şirketleşmiş, dernekleşmiş. Tek başına değil, cemaat halinde yapılıyor. Yaparken de kanunu, mevzuatı kullanıyorlar. Bunu göz göre göre uyguluyorlar. Almanya'da çıkmışlar Ramazan günü cami cami dolaşmışlar. Her yerde Allah, peygamber, din, iman lafları...

Herkese demişler ki bu Ramazan fitrelerinizi, yardımlarınızı bize verin. Yoksulları doyuralım, giydirelim. Bizim vatandaşlarımız da vatan hasreti içerisinde, elindekini, avucundakini vermiş. Parayı, din, iman diye toplamışlar. Yani dinin gereğini yerine getir diyor. Allah, peygamber, din, kitap, Kur'an diye para topluyor. İnsan yolsuzluk yapar da bu yolsuzluğa dini, imanı, Allah'ı, peygamberi alet etmek hangi vicdana sığar. Bunlar sadece paralarını aldıkları insanları değil; Allah'ı, peygamberi, Kur'anı da aldatıyorlar.''

Baykal, Almanya'da toplanan paraların kurye aracılığıyla Türkiye'ye getirildiğini öne sürerek, şunları kaydetti: ''Bankadan değil, kuryeyle çantanın içerisinde geliyor para. Türkiye'ye getirip, Türkiye'de kendi şahıslarına ait şirket ve televizyon kanalı kuruyorlar. O televizyon kanalında ne yapıyorlar? Gece gündüz Recep Tayyip Erdoğan. AK Parti aşağı, AK Parti yukarı. Yani milletin fitresi, zekatı bunların siyasi reklamına harcanıyor. Olur mu böyle bir şey?

Bu günahın, haramın, yetim hakkı yemenin ötesinde. Alman hükümeti bunları duyunca hemen harekete geçti. Yakaladı, yargıladı ve bir kısmını mahkum etti. Biz soruyoruz; Sen niye harekete geçmiyorsun? Bize diyor ki yazı yazdım. Nereye yazı yazdın? Almanya'ya. Adamlar yazı gönderiyor diyor ki biz bunları yakaladık. Mahkum ettik. Ama asıl elebaşıları sizde. Türkiye'de onları yakalayın. İsimlerini veriyorlar. Şimdi bu diyor ki dosyayı yazıyla istedim. Aylar geçti dosya yok. Bu suçu işleyenler bizim vatandaşlarımız, aldatılanlar bizim vatandaşımız. Elin Alman'ı mahkum etmiş. Senin emniyetin, jandarman, savcın, hakimin, kanunun, hukukun, vicdanın yok mu? Sen neden seyrediyorsun?''

Dosyayı Almanya'dan getirttiklerini öne süren Baykal, ''Başbakan bize diyor ki; Kırtasiyecilerde kırmızı kaplı dosya çok. Kırtasiyecilerde kırmızı kaplı dosya çokmuş. Sen dosyanın kırmızı kabını bırak da içine bak içine'' diye konuştu. Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a söz konusu yolsuzluğu yapan kişiyi tanıyıp tanımadığını sorduklarını ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Başbakan önce tanımıyor demek ister gibi oldu sonra sustu. Çünkü anlaşıldı ki çocukları bacanakmış. Bu dosya ne oldu? Tercüme edilecekmiş. Dosya Almanca'dan, Türkçe'ye tercüme edilecekmiş. Aylardır tercüme bekliyoruz. Desene gönlüm yok. Bu yolsuzluğun üzerine yürümek istemiyorum. O insanları mahkum etmek istemiyorum desene açıkça. Bu yolsuzluk dünyada görülmemiş bir yolsuzluk olduğu için konuşuyoruz.''

TELEKOM VE TÜPRAŞ'IN SATIŞLARI
Baykal, Türkiye'de birçok yolsuzluk yapıldığını ifade ederek, ''Mesela bir Telekom satışı yapıldı. Telekom'un taksitlerinden fazla her yıl kazancı var. Yani Telekom'u alan bir yıllık karını aldıktan sonra o yılın taksidini ödeyerek cebine de bir miktar para kalacak. Tarlanın taşıyla tarlanın kuşunu vurdular'' diye konuştu. ''Bizim Telekom'un karıyla, Telekom'u bizim elimizden aldılar'' diyen
Baykal, şöyle devam etti: ''Lübnanlı Hariri ailesine sattı. Sattığı sırada bir de kanun çıkardı. Sizin KDV'nizi yüzde 10 düşürdüm dedi. Fiyat belli olduktan sonra yüzde 10 KDV düştü. Ya bu para kimin cebine gitti? Sen parayı kime verdin? Hisse alındı mı? Ne oldu? Tüpraş'ı sattılar İsrail'li bir iş adamı Ofer'e. Tanıyor musun dedik. Sabah tanımıyorum dedi. Öğlen tanıdı. Çünkü fotoları çıktı. Yüzde 14.75'i, 750 milyon dolar. Tüpraş'ın satışı, kanunla, mahkeme kararıyla ortaya çıktı ki yolsuzluktur. Bunların hesabı sorulmadı. Daha çok var. Bunların hesabı sorulacak. Ne zaman sorulacak? CHP iktidar olduğu zaman. Kars CHP'ye destek olduğu zaman.''

Kars'taki mitinge çevre illerden gelen partililerin de katıldığı gözlendi. Sunucunun Baykal gelmeden önce yaptığı ''29 Martta AKP'ye (one minute) demeye hazır mısınız ?'' anonsu partililer tarafından alkışlandı. Boynunda Karsspor atkısı ile kürsüye gelen Baykal, konuşmasına başlamadan önce ön tarafta bulunan vatandaşlardan açtıkları pankartları diğer vatandaşları görmesine engel olduğu gerekçesiyle indirmelerini istedi. Baykal'ın konuşması zaman zaman ''Başbakan Deniz'', ''Başkan Naif'' ve ''Vur vur inlesin, AKP dinlesin'' sloganlarıyla kesildi. Mitingin sonunda Baykal ve Kars Belediye Başkanı ve CHP Adayı Naif Alibeyoğlu vatandaşlara karanfil attı.