Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında, 29 Mart yerel seçimlerinin sonuçlarını değerlendirdi.

İktidar partilerin, yerel seçimlerde oylarını 3-5 puan artıracaklarına işaret eden Baykal, bakanların, seçim bölgelerine kamp kurduklarını ve devlet imkanlarının seferber edildiğini ileri sürdü. ''Bunun ek ağırlığı yok mu?'' diye soran Baykal, şöyle devam etti:

''Yüzde 38,5 değerlendirirken, bunu da dikkate almak zorunluğu vardır. Bu faktör, muhalefette geçerli değildir. Muhalefet yerel seçimde handikaplıdır, iktidar avantajlıdır... Bütün valileri seferber edeceksiniz. 'Sosyal yardım' diye olmadık şeyleri dağıtacaksınız. Bu vesileyle Tunceli halkının demokrasi bilincini yürekten kutluyorum. Bütün bu baskıları etkisiz kılacak bir sağduyu, demokratik olgunluğu, erdemi, siyaset bilincini ve öz saygıyı sergilemişlerdir.''

CHP, GÜÇLENEREK ÇIKTI
Baykal, CHP'nin güçlenmiş bir parti olarak seçimlerden çıktığını, bütün handikaplara rağmen, oylarının anlamlı şekilde yükseldiğini savundu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Güneydoğudaki seçim sonuçlarıyla ilgili değerlendirmesini görmezden gelemeyeceklerini belirten Baykal, Erdoğan'ın, ''Güneydoğu'da demokratik seçim ortamı yaşanmadı, baskı, şiddet egemen oldu. Bu sonuçlar, o nedenle böyle ortaya çıktı'' dediğini söyledi.

Türkiye'de yapılan seçimlerin demokratik olmadığından şikayet eden kişinin sıfatının, Başbakan olduğuna dikkati çeken Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Seçimlerin güven içinde, demokratik ortamda gerçekleştirilmesini sağlamakla yükümlü olan kişidir. Görev, sorumluluk onundur. Onun yapması lazım. Başbakan, Güneydoğu'dan şikayet ediyor, kendisini Güneydoğu karşısında sanki muhalefet partisi gibi hissediyor. Ne kadar acı, ne kadar düşündürücü, garip manzara. İpin ucunu kaybetmiş. DTP'yi taklit ederek, 'Ben de DTP'yim' diyerek, DTP ile benzeşme yarışı içine girerek, bölgede etkili olmanın söz konusu olmadığı ortaya çıkmıştır. Çünkü bölge, AKP'nin samimiyetine, ciddiyetine inanmamıştır, bu aldatmacaya alet olmamıştır.''

NATO GENEL SEKRETERLİĞİ SEÇİMİ
Baykal, konuşmasında, Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in, NATO Genel Sekreterliği'ne seçilmesi sürecini de değerlendirdi. Avrupalı devlet adamlarının, Rasmussen'in adaylığını uygun gördüğünü dile getiren Baykal, böyle bir adaylığın ne ifade ettiğinin, soğukkanlı şekilde düşünülmesi gerektiğini vurguladı.

Yaşanan karikatür krizinin, çok ciddi olduğuna ve görmezden gelinemeyeceğine işaret eden Baykal, 1 milyarın üzerinde kişinin duygularının rencide edildiğini belirtti. Baykal, insan hakları ve basın özgürlüğünün; kutsal inançları ve mukaddes olarak bilinen şeyleri aşağılamak için fırsat olarak kullanılmasının, hiçbir yerde anlayışla kabul edilemeyeceğini bildirdi. Danimarka'da yürürlükteki 1938 tarihli kanuna göre, bir başka dini aşağılamanın yasak olduğuna dikkati çeken Baykal, ancak kanunun 1938'den beri uygulanmadığını ifade etti.

Baykal, ''Bu ülkenin bu konuda gereken duyarlılığı göstermemiş Başbakan'ı, Genel Sekreter olarak öneriliyor. Ayrıca, PKK terör örgütüne sahip çıkan, destek olan bir televizyon kuruluşu oradan yayın yapıyor. Bu engellenemedi. Bunu anlatamadık, düşünce, yayın özgürlüğü diye kabul ettiler. Bunun, NATO için de uygun bir seçim olmadığını vurgulamak lazım'' diye konuştu.

PROPAGANDA ARACI HALİNE GETİRDİ
Bu konuda çok büyük yanlış yapıldığını ifade eden Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bunu ''propaganda aracı haline getirdiğini'', kamuoyu önünde düşünülen adayı desteklemeyeceğini ''gösterişli'' şekilde ilan ettiğini öne sürdü.

Baykal, bu ilanın, atamanın engellenmesine değil, zamanından önce gerçekleştirilmesine neden olduğunu belirterek, ''Bu atama için 1 Ağustosa kadar süre vardı. Ortalık yerde, kamuoyu önünde, meydan okuyarak, tahrik edici biçimde bu konu belki ortaya atılmamış olsaydı, bu konuların, gerçeğin daha iyi anlatılması imkanı olabilirdi. Rasmussen, düşünülenden daha erken Genel Sekreterliğe geldi'' görüşünü savundu. Bunu, ''dış politika skandalı, zafiyeti'' olarak nitelendiren Baykal, şöyle devam etti:

''Daha önce dönemin Danimarka Dışişleri Bakanı, Genel Sekreter olmak istedi, ABD sahip çıktı, bu göreve gelmek üzereydi ama Fransa, 'Şu kadar yıl önce bir demeç verdi, benim Pasifik'teki nükleer denemelerimin, insanlığa, çevreye zarar verdiğini söyledi, ben kabul edemem' diyerek, engelledi. Bu tamamen şahsi bir mesele, göreviyle ilgili değil. Başbakan'ın, 3 gün önce, karikatür krizi karşısında gerekeni yapmadığını söylediği kişinin Genel Sekreter seçilmesi, Başbakan'ın oyuyla mümkün olmuştur. 3 gün önce hayır diyeceksin, 3 gün sonra seçeceksin. Bari ilan etme, önceden temasını yap.''

Türkiye'nin, AB'ye üyelik sürecinde, Fransa nedeniyle bazı bölümlerin müzakereye açılamadığını anımsatan Baykal, şimdi ise Fransa'nın, NATO'nun askeri kanadına katılımına ''evet'' denildiğini belirtti.

Baykal, Fransa'ya, ''Sen müzakereler konusundaki vetonu kaldır, ben de buradaki vetomu kaldırayım'' denilebileceğini ancak bunun yapılmadığını söyledi. Baykal, ''Efelik yapacağım, onu engelleriz, bunu tutarız söylemiyle kalktıktan sonra, böyle reel kayıplar yaşanıyor'' dedi. Hükümetin Ermeni politikası nedeniyle Azerbaycan'ın gönül kırıklığı, can sıkıntısı içine girdiğini öne süren Baykal, Azerbaycan Devlet Başkanı'nın söz verdiği halde İstanbul'da dünkü toplantıya gelmediğini hatırlattı. Baykal, ''Ermenistan ile dostluğu sağladık mı bilmiyorum ama Azerbaycan'ı kırmayı başardık'' diye konuştu.