Baykal: Ergenekon savcılık darbesidir

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Ergenekon soruşturmasında son gözaltılara tepki göstererek, yargı sürecini, ''Bu, bir darbedir. AKP, darbesidir. Daha da acısı, savcılık darbesidir'' diye niteledi.

Anadolu Ajansı 14.04.2009 - 17:32

Baykal, partisinin TBMM Grup toplantısında, Ergenekon soruşturması kapsamında son gözaltıları değerlendirdi.

Ergenekon davasını, örgütünün ne olduğunu, ne zaman kurulduğunu, yöneticilerin kimler olduğunu soran Baykal, Genelkurmay Başkanlığının ''Ben böyle bir şey bilmiyorum'', MGK Genel Sekreterliği yapmış kişilerin ''Benim haberim yok'' dediklerini; böyle bir örgütten askerin, sivilin, istihbarat kuruluşlarının haberi olmadığını ileri sürdü.

Baykal, ''iddianamede, örgütün 1960'lı yıllardan bu yana etkin olduğuna'' yer verildiğini belirterek, şöyle konuştu: ''Var da nasıl var, kim kurdu, kim yönetti? Bu örgüt AKP'ye karşı kurulmuş örgüt mü? Evet, öyle anlaşılıyor. Ama iddianameye bakıyoruz, AKP'nin daha adı yokken var. O zaman kime karşı kurulmuş, kim kurmuş, o zamanki hedefi neymiş? Ama Ergenekon ürkütücü bir kavram olarak Türkiye'ye yerleştirilmeye çalışılıyor. Ergenekon çimentosu beyinlere aktarılıyor. Yanlış işler varsa takip edin.''

İDDİANAME AYRIDIR, İTHAMNAME AYRIDIR
Davanın, ''ciddi, güvenilir, sağlam bir hukuki dava niteliği taşımadığını'' savunan Baykal, Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk'un, ''40 yıllık hukuk hayatımda böyle iddianame görmedim'' dediğini söyledi.

Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Sayın Selçuk, sadece siz değil, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir hukukçu böyle bir iddianame görmedi. Böyle iddianame olmaz, kapsamı belli değil, tanık mı, sanık mı, şüpheli mi belli değil, böyle iddianame olur mu? Oradaki her lafın bir bağlantısı olacak.

İddia olacak, herkesle ilgili iddianame ise somut olaylara dayalı sağlam kanıtlara dayalı bir iddianame olacak. İddianame ayrıdır, ithamname ayrıdır. İddianamede somut bir iddia olacak, kanıtlara, şahıslar, bağlantılar olacak. Eni sonu belli olacak. Mahkeme iddianameyi tanzim etmek durumundadır. Yığınla isim, niçin hangi bağlantıyla nasıl belli değil, birbirini tanımayan insanlar, aynı terör örgütünün birinci derecede sorumluları olarak orada yer alacak. Bir karmaşa...''

ÖCALAN YARGILAMASI BİLE KISA SÜREDE BİTTİ
Baykal, ''meşru, geçerli, olması gereken türden bir iddianame var mı, yok mu?'' tartışması yapıldığını ifade ederek, terör örgütünün ele başı Abdullah Öcalan'ın yargılandığı davanın kısa sürede bitirildiğini anımsattı.

Baykal, ''Bir yıldan daha kısa süre içinde Türkiye'nin en büyük gerçek bir terör örgütüyle hukuki hesaplaşması bir yıldan kısa içinde tamamlandı. Bir yandan, bu dava (Ergenekon) görülmeye başlanmış, yargılama yürüyor, bir yandan iddianame hazırlanıyor. Böyle bir yargılama dünyanın neresinde görülmüş? Böyle bir şeyi mazur görmek mümkün değil'' diye konuştu. İddianamenin, bir hahamım işkenceyle alınan ifadelerine, gizli tanık beyanı ve mülakatlara dayandığını anlatan

Baykal, şöyle dedi: ''Gizli tanık ilgi çekici bir isim. Davanın temel hedefleri şunlar: Danıştay cinayeti, aslında bir Ergenekon cinayetidir. Cumhuriyet mitingleri, aslında bir terör örgütünü planlayıp uyguladığı, hükümeti yıkmaya dönük bir faaliyettir.

Gizli tanık, ablasını öldürmekten, öz yeğenini satarak fuhşa zorlamaktan hapis cezası almış, Cumhuriyet Gazetesinin bombalanması olayından müebbet hapis cezası almış. Bu kişi, Danıştay davası sırasında Atatürk hakkında çok ağır iftiraları çekinmeden yapmış. Böyle bir kişi, Ergenekon davasının en temel dayanak noktalarından birisi. 'Danıştay cinayetini, Ergenekoncular işledi' diyecek. İddiasını, önce mahkemeye, sonra Türkiye'ye kabul ettirecek.

Akıl bu kadar kendinden geçti mi? Sorumluluk, vicdan diye bir şey yok mu?'' ''Herkesin kendine göre bir Ergenekonu var, herkesin hesaplaşılmasını istediği biri var. O da içine girsin diyor. Herkes kendi hesabını Ergenekon üstünden götürmeye çalışıyor'' diyen Baykal, Ergenekon'un korku sembolü haline geldiğini bildirdi.

TÜRKAN SAYLAN'IN NE İLİŞKİSİ VAR?
Baykal, davanın başından beri, ''hukuki değil, siyasi dava'' olduğunu söylediklerini anımsatarak, ''Yok, zaman zaman silah bulundu. Yok, Güneydoğu'da yapılan zulümlerin sanıkları ortaya çıktı. Bunlar takip edilir. Bu konuda bir mesele yok. Türkiye'de mafya gerçeği, devlet bürokrasinde yer alıp da kendi çıkarları doğrultusunda faaliyet gösteren insanların mevcudiyeti biliniyor. Bunlar, elbette incelenecek ama olay bu değil. Türkan Saylan'ın bunlarla ne ilişki var?'' ifadesini kullandı.

Ergenekon soruşturmasına ilişkin anlattığı gerçekleri, pek çok kişinin bilmesine rağmen, açıktan söylemeye cesaret edemediğini ileri süren Baykal, ''Ben de bu işe bulaştırılırım korkusu içinde, hukuka saygımız var, ama Türkan Hanım'ı da niye alıyorsunuz? Türkan Hanım'ı alma, al götür demeye götürüyorlar... Ayıptır. İşin özü, temeli yanlış'' dedi.

MEHMET HABERAL İLE TÜRKAN SAYLAN'I ANLATTI
Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal gibi toplumda saygın, önemli bir kişinin gözaltına alındığını, ancak gözaltının nedeninin izah edilmediğini ileri süren Baykal, şöyle konuştu: ''Niye alındı, nedir suçu? Türkan Hanım, çok ciddi sağlık sorunuyla karşı karşıya olmasa gözaltına alınacak. Çünkü bütün şube başkanları gözaltına alınmış. Niye alıyorsunuz? Bu dernek, bir terör derneği mi? Bu konuda var mı bir gerekçeniz, açıklamanız? Yok. Aldık, gitti. Böyle bir durum olabilir mi? Türkiye, buna seyirci kalabilir mi? Ortada açıklama yapılmayınca, hepimiz düşünmeye başlıyoruz.

Mehmet Haberal, bu toplumun yetiştirdiği en seçkin, en değerli, sorumluluk duygusu en yüksek, en üretken aydınlarından birisi. Üniversite kurmuş, Türkiye'de böbrek nakli olayının kurucusu. Ben, 1974 yılında Maliye Bakanıyken gece uçakla saat 2-3'de Ankara'ya gelirdim. İndiğim zaman bakardım karşımda Mehmet Haberal. 'Mehmet Bey, ne yapıyorsunuz burada?' diye sorardım. 'Sizin uçakta böbrek var onu bekliyorum' derdi.

Yurt dışından getirilen böbreği, bizzat kendisi sabaha karşı saat 2'de alıp heyecanla, doğru dürüst selamlaşma bile yapamadan, koşar ameliyatına giderdi. Yüzlerce insanı, bu konuda uzman olarak yetiştirdi. Hocaların hocası... Bu kadar hizmet vermiş, üniversite kurmuş, öğrenci yetiştirmiş, doktor yetiştirmiş, saygıdeğer bir insan. Binlerce aileden hayır duası alıyordur Mehmet Haberal. Bu insanı, niye alıyorsunuz? Alındığı zaman aklına ne geldi. 'Eyvah ameliyata girecektim, ne olacak' diyor. Hastası da 'Biz seni bekleriz hocam' diyor. Bu insanı, niye alıyoruz? Terör örgütü kurmuş, Türkiye'yi, Anayasayı, rejimi çığırından çıkaracakmış... Bu kadar hakşinaslıktan uzak, insanlara saygı göstermekten uzak bir anlayışla devlet yönetilir mi?''

29 BİN ÖĞRENCİYE BURS
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği(ÇYDD) Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan'ın, 29 bin öğrenciye burs verdiğini, 36 bin genç kızı okula çektiğini anlatan Baykal, şöyle devam etti: ''Bu insanı niye alma gereği duyuyorsunuz? Bütün hayatını, çağdaş eğitim projesine adamış. Bu eğitim projesini mi engellemek istiyorsunuz?

Yani çağdaş eğitim anlayışı, Türkiye'de devletin dışında sivil toplum girişimiyle desteklenilsin, yaygınlaştırılsın, kızlar okula gitsin, öğrenciler hiçbir baskıya maruz kalmadan özgürce yetiştirilsin. Çağdaş, anayasanın öngördüğü laik demokratik Cumhuriyetin genç, aydın insanları olarak yetiştirilsin. Bunu mu istemiyorsunuz, engellemek istiyorsunuz?''

KÜÇÜK AYRINTIYA DİKKAT
Baykal, küçük bir ayrıntıya da dikkati çekmek istediğini belirterek, şunları kaydetti: ''Dün bu insanlar gözaltına alındığında tarih, 13 Nisan 2009'du. 13 Nisan, eski takvimle 31 Mart'tır. Tam 100 yıl önce, 31 Mart 1909'da yaşanan olayların yıldönümünde bu tutuklamalar yapılmıştır. Bunun altında ne yatıyor bilmiyorum. Gözaltına almayı kararlaştıranlar, acaba tarihsel bir rövanş düşüncesi içindemiydiler, bilmiyorum. Eğer onlar öyle bir düşünce içinde değilse, tarih, Türkiye ile çok derin bir ironi içine girmiştir.

Tarih, Türkiye'ye çok anlamlı bir uyarı yapmıştır. Düşünüyorum, böylesine acı olayların yaşandığı sırada, acaba Türkiye'de yüksek sorumluluklar üstlenmiş olmak nasıl bir duygudur? bu olaylar yaşanırken, bu olaylarla doğrudan irtibatı olmasa da Türkiye'nin tarihi sorumluluğu üstlenmiş mevkilerde, makamlarda bulunmak, bu gelişmeleri televizyonlardan izlemek, gazetecelerde okumak acaba nasıl bir duygudur? Acaba ne hissediyorlar, ne düşünüyorlar?''

BU, BİR DARBEDİR
Hukuk, anayasa, adalet, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün bir yansıması olarak hiçbir şekilde anlaşılamayacak bir süreç yaşandığı ifade eden Baykal, sözlerini şöyle tamamlandı:

''Bir acı, karanlık dönemdir. Bu dönemi planlayanlar, uygulayanlar, yönlendirenler, destek olanlar, seyirci kalanlar, tarih içinde sorumluluklarını üstlenmişlerdir. Biz, bu manzarayı ortaya koymak, kabul edilemez bir manzara olduğunu anlatmakla görevliyiz.

Bu, hiç şüphe yok bir terördür. Terör, herkesin kendi enstrümanlarıyla, yetkisiyle, olanaklarıyla yapabileceği bir şeydir. Şimdi böyle terör bir terör uygulanıyor. Bu uygulamalar, hiç şüphe yok bir darbedir. Darbe, sadece tankla, topla, silahla, üniformayla yapılmaz. Darbe böyle de yapılır ve yapılıyor da. Türkiye, bu darbeyi yaşıyor.

Bu darbenin içinde, darbeye karşı hukuku savunmakla, insan haklarını savunmakla sorumlu, görevli mercilerin, makamların bulunduğuna tanık olmakta hepimizi derinden yaralıyor. Ama yaşananın bir darbe olduğu gerçeği, maalesef gözlerden saklanamıyor. Bu, bir darbedir. Elbette siyasal bir darbedir, bir AKP darbesidir. Daha da acısı, bu bir savcılık darbesidir.''

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...