CHP Genel Başkanı Baykal, Aydın'ın ilçelerindeki çeşitli ziyaretlerde bulunmak ve açılışlara katılmak üzere geldiği İzmir'de gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İlişkili Haberler


Deniz Baykal, ''Kürt açılımı diye başlayan, sonra mahcup bir şekilde Kürt lafı unutularak demokratik açılıma dönüştürülen, şaka yapar gibi milli birlik politikasına dönüştürülen politikayla ilgili yeni şeyler söylemek gerekiyor'' dedi.

Baykal, “Maalesef bu durum topluma çok ciddi zarar vermeye başlamıştır. Türkiye'yi derin bir kimlik sıkıntısı içine sokmaya başlamıştır. Ülkemiz etnik kimlik dayatmasına maruz kalmıştır. Bu tartışmalar bizi ayrıştıran, birbirinden uzaklaştıran, birbirinden kaygı duyan insanlar haline dönüştürmeye başlamıştır. Bu fevkalade sakıncalı bir gelişmedir'' diye konuştu.

Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın demokratik açılım sürecindeki temaslara ve CHP ile de görüşebileceklerine ilişkin sözlerini kastederek, ''biz bu yanlış yolculuğunuzda sizin yol arkadaşınız olmayacağız. Sizin zaten yeterince yol arkadaşınız var. Size bu yolculuğunuzda en kısa zamanda durum değerlendirmesi yapıp, tekrar kendinize yeni bir yol haritası çizmenizi tavsiye ediyorum. İmralı'dan gelen yol haritası değil, size Anadolu'da Kürt kökenli insanların ezici çoğunluğunun da dahil olduğu, milyonlarca insanımızın arzu ettiği istikamette bir yol haritası içine kendinizi sokmanızı tavsiye ederim'' diye konuştu.

Baykal, ''Hükümetin demokratik açılım politikasının hiçbir somut sonucu olmamasının Türkiye'yi çok ciddi rencide ettiğini, rahatsız ettiğini ve herkesi üzen gerilimler yaşanmasına neden olduğunu'' belirterek, Hükümetin de nereye varmak istediğini açıkça ilan etmediğini, bilinçli olarak işi belirsiz tuttuğunu savundu.

Gelinen noktada, insanların yeniden durum değerlendirmesi yaptığını belirten Baykal, şunları söyledi: ''Hükümet önce 'Bu bir devlet politikası' demiştir. Bir süre sonra devletin bazı temel kurumlarının bu konudaki tutumunun, Hükümetin takdim ettiği gibi olmadığı ortaya çıkmıştır. Bugün bu politikanın arkasında kim var belli değil. Devlet politikası derken, bir takım kurumları kullanma anlayışının ortaya çıktığı görülmüştür. Sayın Başbakan, Başbakan sıfatıyla değil, Genel Başkan sıfatıyla DTP yönetimiyle görüşmüştür. Anlaştıkları açıklaması yansıtılmıştır. Ama bugün gelinen noktada DTP, dağ fare doğurdu değil, fare bile doğuramadı noktasına gelmiştir. İktidar ne yapacağını bilmiyor. Herkese yeşil ışık yakıp, herkesi tahrik ediyor, herkesi davet ediyor. Bilerek tavır takınma zorunluluğu ortaya çıkınca, tedirginlik kendisini gösteriyor. Başbakan yaptığı açıklamalarla, onun güvenirliği konusunda var olan kuşkuları daha da artırmıştır. Ne yapacak, ne yapmayacak belli değil. Her şey yapabilir, hiçbir şey yapmaz durumu da mümkündür. Böyle bir belirsizlik manzarası da vardır.''

Türkiye'nin çok sakıncalı bir etnik ayrışma baskısına maruz bırakıldığını savunan Baykal, şöyle devam etti: ''Başbakan'ın bizimle ilişki kurma ihtiyacı içinde olduğunu görüyoruz. Biz arkasında kim var bilmediğimiz, nereye varacağını görmediğimiz, Türkiye'ye hangi zararları vereceğini şimdiden gözlemlediğimiz bu sürecin hiçbir şekilde parçası olmayacağımızı Sayın Başbakan'ın bilgisine sunmak istiyorum. Sayın Başbakan yanlış bir yola çıkmıştır. Şu ana kadar Türkiye'ye çok ciddi zararlar vermiştir. Bizi bu yolculukta yol arkadaşı olarak bulamayacaktır. Yanlış politikadan büyük sıkıntı çekilmektedir. İmralı'dan gelecek düşünceleri, önerileri örtbas ederek, kamuoyunu eksik bilgilendirerek, yanıltmaya çalışarak, izlemekte olduğu bu sürece CHP'yi katamayacaktır. Bunu çok net şekilde bilmesi gerekiyor. Yapılması gereken şeylerle ilgili tekliflerimiz çok açıktır. Başbakanın derdi, sorunun çözümüne yardımcı olacak adımlar atmanın ötesinde görünmektedir. O konuda bizim belli mesafe içinde olmamız çok doğaldır.''

Baykal, Türkiye'deki sorunun, yaşanmakta olan terörün nasıl etkisiz kılınacağına ilişkin olduğunu, iktidarın terörü demokratikleşme dediği bazı adımları atarak önleyebileceği umudunu taşıdığını belirtti. Terör konusunun ayrı, demokratikleşme konusunun ayrı olduğunu bildiren Baykal, şunları kaydetti: ''Terörü etkisiz kılma yolu, toplumu etnik ayrıştırmaya tabi tutmak değildir. Etnik ayrışmayla terör ancak teşvik edilebilir. Kürt kökenli vatandaşlarımızın ezici çoğunluğu, huzur, barış içinde yaşama kararındadır. Hükümet bu insanları yok sayarak, bu insanları Türkiye'de ayrıştırmayı amaçlayan dar grupları, bu insanların sözcüsüymüş gibi kabul ediyor. O talepleri karşılayıp terörü engelleyebileceği yanlışı içindedir. O insanların temsilcisi değildir PKK. Kürt kökenli insanlar, diğer kökenlere mensup insanlar gibi toplumun ayrılmaz parçasıdır. Birileri 'Siz ayrısınız' demeye başlıyor, onları o noktaya çekecek politikalar uyguluyor, bu politikalarda en büyük desteği iktidar bunlara veriyor. İstediği kadar 'Muhatap almam' desin. İstediği kadar teklifleri kamuoyundan saklasınlar. İş geliyor, 'Öcalan ne diyorsa, odur' noktasına. Onlar öyle diyor da Kürt kökenli vatandaşlarımız öyle mi diyor? Milyonlarca Kürt kökenli vatandaş kan dökmek mi istiyor? Kesinlikle hayır. Hükümet niye onları muhatap alıyor, niye o tuzağa düşüyor?''

NE YAPACAKSAN YAP AMA BÖLME
Baykal, Aydın'ın Didim ilçesi Akbük beldesinde Belediye Başkanı Elçin Sandalcı'yı ziyaret etti ve belediye binası önünde vatandaşlara seslendi.

Baykal burada yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Öyle bir hava yarattılar ki herkes, Türkiye'de bir kimlik bunalımı içinde sürüklenmek zorunda oldu. Herkese 'Senin soyun ne, sopun ne, nereden geliyorsun, aslın ne?' Sana ne arkadaş? Biz burada 70 milyon insan huzur içinde yaşıyoruz. Ne diye etnik kimliğimizi ortaya çıkararak birbirimizle karşı karşıya getirmeye çalışıyorsun? Türkiye şimdi her işi gücü bıraktı, bu etnik gerilimi yaşıyor. Yanlış olmuştur. Yanlış, gereksiz. Ne yapacaksan çık yap. Memleketin ihtiyacı neyse yap, ama insanları bölme, parçalama.

Anaların gözyaşını durdurmanın yolu, Türkiye'yi bölmek isteyenlere 'Gel arkadaş ne istiyorsun? Sana istediğini vereyim, çok da isteme, şimdilik bununla idare et, gerekirse sonra bakarız' diyerek anlaşma yapmak mı? Böyle şey olur mu? Bu memlekette, Türkiye'nin doğusunda, batısında, her yerinde, milyonlarca Kürt kökenli kardeşimiz, huzur barış içinde yaşıyor. Yaşamaya da devam edecek. Onlar onlar bizim öz kardeşlerimiz. Bu memleketin parçası. Bu memleketin bir tapusu var. O tapu 70 milyon insanda aynı anda var. Hepsi kardeş, ne olursa olsun, mezhebi, inancı, kökü, kökeni ne olursa olsun.

Şimdi birileri çıkmış, 'Türkiye'yi böleceğiz' diye savaş açmışlar. Kürt kökenli insanların temsilcisiymiş gibi ortaya çıkmaya çalışıyorlar. Hükümet de bu tuzağa düşüyor. Onları Kürt kökenli insanların temsilcisiymiş gibi kabul ederek, onlarla doğrudan ya da dolaylı, açık ya da gizli temaslar yaparak müzakereler yapmaya çalışıyor. O insanlar, en fazla, bu memleketin milli bütünlüğü içinde yer tutmuş olan milyonlarca Kürt kökenli insanımızı rahatsız etmektedir. Onlar, en büyük huzursuzluğu bu nedenle çekmektedirler. Onları ne PKK temsil eder, ne başkası. Onlar kendi özgür tercihleriyle vatandaş olarak anlayışlarını ortaya koyarlar. Onları ayırmaya çalışmanın hiçbir anlamı yok.

Şimdi DTP diyor ki 'Muhatap biz değiliz, muhatap Öcalan'. Biz bu işin başında demiştik ki DTP ile Öcalan fark etmez. Bunlar henüz hiçbir somut sonuç alamadılar ama şimdiden milleti tedirgin, huzursuz ettiler. Milleti durduk yerde bir kimlik baskısı altına soktular. Biz düşünmüyoruz bile kim kimdir? Hepimiz Türk Milletinin parçasıyız. Niye bunu engellemeye çalışıyorsun? CHP bu konuda en çok kafa yormuş partidir, en çok rapor üretmiş, çözümü olan partidir. Bunların hepsini 20 yıldan beri söyleyip duruyoruz. Senin ne istediğini bilmeyen, bir o kapıya, bir bu kapıya giden, her gidişinde milleti telaşlandıran politikanın parçası olmayız.

CHP milletin yanındadır, Türkiye'nin ulusal bütünlüğüne inanan Kürt kökenli vatandaşlarının yanındadır. Etnik kimliği şu ya da bu olmuş bütün vatandaşlarının yanındadır. Gerçek barışın, huzurun kardeşliğin yanındadır. Önümüzdeki seçimlerde bunların hepsinin hesabını soracağız inşallah.''