Mastermind bilgi yarışmasının birincisi Evren Levent Demir, 1976 doğumlu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Demir, halen serbest avukat olarak çalışıyor. Sezonun ‘Mastermind’ı unvanını alan Demir'in başarısının sırrını, kendi ağzından dinledik.

Mastermind yarışmasına katılmaya nasıl karar verdiniz? Bu yarışmanın herhangi bir para ödülü olmamasına karşın, Mastermind’a katılma sebebiniz neydi?

Normalde herhangi bir bilgi yarışmasına katılmaktan zaten zevk alan biriyim ama Mastermind gibi, sorma ve cevaplamaya dayalı, yani sadece işin özü ile ilgili bir yarışmaya katılmaya karar vermek benim için hiç zor olmadı. Soruları doğru bilmekten başka bir şeyin gerekmediği ve sorulara doğru cevaplar verdiğiniz sürece bütün bir sezon devam edebildiğiniz bir bilgi yarışması fikri bana çok çekici gelmişti. Küçük yaşlardan beri, okuyan ve araştıran bir insan olarak, etrafımdakilerin “çok biliyorsun madem şunu da cevapla bakalım” diyerek bana bir sorgucu edasıyla sürekli soru sormalarına alışığım. O nedenle, Mastermind benim için çok uygun bir yarışmaydı.

Açıkçası, başta yarışmanın ödülünün ne olduğunu bile bilmiyordum. Hatta, bu turu geçeceğim, sonra ne olacak, kimlerle kaç tur oynayacağım gibi yarışma prosedürü ile ilgili konular hakkında bile çok fazla bilgi sahibi değildim. Tek düşündüğüm şey, oraya çıkacağım, Altan Bey soruları soracak, ben cevaplayacağım şeklindeydi. Soruları doğru cevapladığım sürece, yarışmanın para ödülü olup olmamasının dahi hiçbir önemi yoktu. Beni tanıyan ve bana güvenen insanları mahcup etmemek her şeyden daha önemliydi. Siyah koltuktan, “evet, iyi cevapladım” diyebilerek kalkabilmeliydim, onu da yapabildiğimi düşünüyorum.

Yarışmanın para ödülünün olmaması ile alakalı en çok sıkıntıyı ise, çevremdekilerin “bu kadar çok şey bildin, neden para ödülü” vermiyorlar sorularını cevaplandırırken çektim.

Siyah koltuğa ilk oturduğunuzda neler hissettiniz?

İlk yarışmamda çok farklı duygular içindeydim elbette. İlk oturduğumda, çok bir şey düşünemedim. Çünkü, aynı zamanda, hem bir stüdyonun ortasında olmanın gerginliği, hem birazdan Altan Bey’in soracağı soruların neler olduğunun merakı içerisinde koltuğu çok fazla düşünmemiştim. İkinci kere yarıştığımda ise, artık koltukta oturmanın keyfini çıkarmaya başladım. Başkaları ne hissetti bilmiyorum ama benim en üzüldüğüm anlar, sürenin bitip, koltuktan kalkma zamanının geldiği anlardı.

Seçtiğiniz ‘uzmanlık alanı’ konuları oldukça ilginç, cevaplanabilmesi için gerçekten ‘ilgi alanı’na girmesi beklenen, hatta kapsadıkları konular bakımından zor diyebileceğimiz alanlar... Bu uzmanlık alanlarını seçmenizdeki sebepler neydi? Uzmanlık alanı sorularını zor buldunuz mu?

Uzmanlık alanı elbette kişiye göre değişen bir durum. Ben de bazı bölümlerde, yarışmacıların seçtikleri bazı uzmanlık alanlarının zor olduğunu düşünmüştüm. Ama elbette herkesin geçmişinden gelen bir birikimi var ve bunlar da ortaya çıkmak için böyle fırsatlar bekliyorlar. Mesela, ben ikinci turda 19.yüzyıl Rus Edebiyatı üzerine yarışmıştım, zira üniversite yıllarımın tamamını Rus klasiklerini okumaya adamış biri olarak, bu başlığın benim için çok uygun olacağını düşünmüştüm. Ama, açıkçası, yarışmadan önce yarışacağım alanı söylediğim bazı arkadaşlarımın “çok zor, bütün bir yüzyıl Rus edebiyatını nasıl bilebilirsin” söylemleri veya başka bir konu seçseydim daha iyi olacağını ima etmeleri sonunda, ben bile bir ara şüpheye düştüm. Herhalde yapamayacağım, dedim. Ama neyse ki ben haklı çıktım, hatta bu bölüm en rahat uzmanlık alanı yarışması oldu benim için. Diğer uzmanlık alanlarım da aynı şekilde geçmişten beri üzerine okuma ve araştırma yaptığım konulardı. O nedenle açıkçası çok zorlanmadım. Bir de, üç yarışmada da üç ayrı uzmanlık alanını bilerek verdim, aslında bunu daha çok yarışmacının yapacağını düşünüyordum ama sanırım başka kimse yoktu. Mastermind olma iddiası taşıyan birinin her turda farklı uzmanlık alanları vermesinin gerektiği şeklinde, belki doğru belki yanlış, bir takıntım vardı. Bunu kendi açımdan gerçekleştirebildiğim için de mutluyum.

Uzmanlık sorularının yarısının uzmanlık iddiasında olan biri için kolay, diğer yarısının ise daha detaylı bilgi isteyen sorular şekilde ikiye ayrıldığını düşünüyorum. Matematik bir hesap yapmadım, yaşadıklarım ve seyrettiklerimden ötürü bende oluşan bir algı bu. Ama yine de, kendi uzmanlık alanlarım açısından bakacak olursak, “zor soru ama güzel bir detayı yakalayıp sormuşlar” dediğim bazı sorular oldu ama “bu ne kadar bilinmesi imkansız bir soru” dediğim ve bu nedenle şikayet ettiğim her hangi bir soru yoktu. Genelde memnundum diyebilirim.

Genel kültür alanında da oldukça başarılı yarışmalar geçirdiniz. Sorulara böylesine seri cevaplar verebilmenizi ilgi alanlarınızın genişliğine bağlayabiliriz sanırım. Bu başarının sırrını sizden dinleyebilir miyiz?

Aslında bu genel kültür konusunu şu şekilde özetleyebilirim. 4,5 yaşında okuma yazmayı öğrendim, 6 yaşında çok okumaktan gözlerim bozuldu ve gözlük takmaya başladım. 4,5 yaşından beri hiç bırakmadığım tek şey okumaktı ve şimdiye kadar bundan dolayı da hiç pişman olmadım. Eğer bir genel kültür varsa, tek sebebi budur.

Seri cevaplandırmak ise, biraz daha farklı bir durum. Zira ne kadar çok şey bilirseniz bilin, tüm bildikleriniz siyah koltukta aklınıza gelenler kadardır. Karanlık bir yerde tek ışık altında, karşınızda sürekli size sorular yönelten birine karşı doğru cevabı zamanında vermek kesinlikle çok kolay değil. Bu durumu yenebilmek için, koltukta oturduğum sürece sadece Altan Bey’e odaklandım ve sanki ikimiz bir odadaymışız gibi düşünmeye çalıştım. Seri cevaplar bu konsantrasyonun sayesinde geldi.