NTV

Bir anneden nefret etmenin sebepleri

Türkiye
Bir anneden nefret etmenin sebepleri

İstanbul Film Festivali’nde gösterilen, 20 yaşındaki Xavier Dolan imzalı ‘Annemi Öldürdüm’, bir anne-oğul ilişkisi merkezinde aile içi ilişkiler ve cinsel kimlik temalarını mercek altına alıyor.

Annesinden nefret eden eşcinsel lise öğrencisi Hubert, sürekli kavga ederek ona hakaret eder, onu küçümser. Annesiyle yaşamaktan bıkmıştır ve ona katlanamadığını da her fırsatta dile getirir. Ve Hubert ergenlik çağındaki en büyük sorunundan, annesinden nasıl kurtulacağını düşünmeye başlar.

‘J’ai tue ma mere/ Annemi Öldürdüm’de anlatılan ilişki sıradan bir ebeveyn-çocuk çatışmasından çok çok uzakta. Ergenlik dönemindeki bildik sorunlar baş gösterse de, ‘Annemi Öldürdüm’de bunun ötesinde bir durum var. Anne de oğul da bir yandan geçmişi özler, gizlice eski fotoğraflara bakar, eski günleri anar ama diğer yandan Hubert’in annesine tahammülü dahi yoktur. Annesinin yemek yemesinden, zevklerinden iğrenir. Okulda annesinin öldüğünü söyler. Arabada, evde, dışarıda, her yerde kavga ederler. Bu aslında kafası karışık ilişkinin özeti gibidir. Aile içi cinnete gidebilecek bir aşk-nefret ilişkisi bir anlamda.

‘Annemi Öldürdüm’de hikaye devam ederken araya giren bölümlerde Hubert’in videoya kaydettiği konuşmaların önemli bir işlevi var. Bu konuşmalar bir şeyin altını çizmekten çok Hubert’in kafa karışıklığını ve kızgın olmadığı zamanki duygularını anlamamamıza yardımcı oluyor. (Filmin temposunu bozmayan bu kayıtların bir süre sonra hikayedeki işlevi de anlaşılıyor.)

Bu kayıtlardan ve genel olarak Hubert’in sarf ettiği cümlelerden annesine olan duyguları konusunda kafasının karışık olduğunu anlayabiliyoruz. Hubert, annelik yapmadığı takdirde annesini sevebileceğini defalarca dile getirir. Annesinin kılına zarar verebilecek birini öldürebileceğini de söyler ama diğer yandan en sevdiği yüz kişi sıralamasına annesinin giremeyeceğini de rahatlıkla/ama bunun normal olmadığını bilerek ekler.

EŞCİNSEL OĞUL…
Hubert’in eşcinsel olması da ana-oğul ilişkisinde önemli bir yer kaplıyor. Filmin ilk yarısında çocuğun eşcinselliği öne çıkmıyor ama annenin öğrenmesiyle ikisi arasındaki uçurum daha da büyümüş oluyor. Ama burada anneyi, oğlunun eşcinsel olmasından çok bunu bir başkasından öğrenmiş olması daha çok rahatsız ediyor. Bu ayrım da, annenin de eskiye olan özlemini gösteriyor ama film boyunca anne bunu değiştirmek için bir çaba göstermiyor. Annenin oğluyla arasının iyi olması adına – belki de yanlış bir şey yapmadığını düşünerek – bir çaba gösterdiğini görmüyoruz. Tam tersine Hubert’in görüyoruz.

Ama Hubert için ‘sorunun asıl kaynağı şudur’ diyemiyoruz – ki filmin başarıyla yaptığı şeylerden biri de ahlak dersi vermeye, büyük tespitlerde bulunmaya kalkışmaması – çünkü sorun sadece annesiyle yaşa(yama)ması değil. Ergenlik bunalımları, hiçbir şeyin eskisi gibi olmaması, cinsel tercihi, yaşadığı boşluklar vs… değil. Gerçek hayatta olduğu gibi bunların toplamı ya da karışımı…

‘Annemi Öldürdüm’ merkezine bu ana-oğul ilişkisini alsa da cinsel kimlik, sınıfsal ayrımlar, varoluşsal arayışlar, ilk gençlik sorunları gibi temaları da es geçmiyor. Biraz da bu ilk film olma durumu (İlk filmini çeken çoğu yönetmende birden fazla konuyu anlatma durumu gözlenir) yer yer gereksiz ayrıntıların bulunmasına neden oluyor ama bunlar dramatik yapıya zarar vermediği ve asıl hikayenin akışını bozmadığı için filmin gücünü zayıflatmıyor. Ara ara yapılan edebi alıntıların ise içerikten çok biçimsel katkısı oluyor.

KARŞILIKLI DÖKTÜRÜYORLAR
Filmin en güçlü yanlarından biri de ana-oğul rolleriyle karşılıklı döktüren Xavier Dolan ve Anne Dorval oluyor. Çoğu sahnede aynı karede yer alan iki oyuncu da bütün hissiyatı seyirciye geçirmekte hiç sıkıntı çekmiyor ve abartılı oyunculuklar sergilerken diğer yandan sade oynamayı gerektiren sahnelerde bu geçişi dozunda – yani olması gerektiği gibi ayarlayabiliyorlar.

Başrolde yer alan 20 yaşındaki Xavier Dolan aynı zamanda filmin yönetmeni. Ve bu genç yaşta çektiği ilk tecrübesi ‘Annemi Öldürdüm’le sözünü sakınmayan ‘sert’ bir filme imza atıyor ve geride üzerinde uzun uzun düşünülecek sahneler ve diyaloglar bırakıyor.