ABD'de bulunan Başbakan Erdoğan, Brookings Enstitüsü'nde konuşma yaptı.

Konuşmasında AK Parti iktidarı dönemindeki Türkiye ekonomisine değinen Erdoğan, iktidara geldiklerinde IMF'ye olan borcun 23.5 milyar dolar olduğunu hatırlattı ve "Bu borcu takır takır ödedik. Şimdi IMF'ye borç vermek üzere müzakerelerimiz sürüyor" dedi.

Erdoğan konuşmasında 'çözüm süreci'ne de değindi. Sürecin başlamasıyla 4 aydır herhangi bir terör saldırısı gerçekleşmediğini söyleyen Erdoğan; her türlü ayrımcılığı reddettiklerini söyledi, "Bizim için İstanbul ne ise Van da odur" dedi.

Yeni anayasa çalışmalarına yönelik "Ölumlu yaklaşımlarımıza devam edeceğiz" diyen Erdoğan, Meclis'in tatile girmesiyle uzlaşma sürecinin de sona ereceğini düşündüğünü dile getirdi.

Erdoğan, CHP ve MHP'nin şiddetle karşı çıktığı 'başkanlık' sisteminde ısrarcı olmayacaklarının mesajını verdi ancak, "Parlamento veya milletimiz 'evet, bu sisteme geçiyoruz' diyorsa bu sisteme geçilir" dedi.



Erdoğan'ın konuşmasından satır başları şöyle:

"Filistin meselesi, Osmanlı'nın yıkılmasının ardından ortaya çıkmış meseledir. Bu boyutuyla Filistin meselesi yeni Türkiye'yi de çok yakından ilgilendirmektedir. Yani 'size ne' diyenlere aslında cevap burada yatmaktadır.

1920'de kurulan ilk Meclis Türkiye'nin ahengini yansıtıyordu. Zorlu bir 90 yıl yaşadık demokrasiye geçme mücadelesi verdik. İleri demokrasi konusunda kararlılığı olan bir iktidar var şu anda. Bugün bölgesel bir güç ve küresel aktör haline geldik.

Son 10.5 yıl Türkiye'de demokrasinin özellikle de millet egemenliğinin güç kazandığı, ileri standartlara kavuştuğu, geri dönülemez kazanımlar elde edildiği bir dönem oldu. Türkiye'nin 10 yıllardır çözülemeyen sorunlarına eğildik.

Herhangi bir etnik grubun veya bölgenin partisi değiliz. 81 vilayetin tamamında varız. Türkiye'de artık siyasetin anlamı ve işlevi değişmiştir. 12 yıl önce Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşayan Türkiye, artık dünyanın en büyük 17. ekonomisi.

Türkiye, 1947 yılında IMF'nin faaliyetlerine başlamasından sonra fona hemen üye olmuştur. 2001 yılındaki krizin ardından, yani biz iktidara geldiğimizde Türkiye'nin IMF'ye borcu 23.5 milyar dolardı.

IMF'ye 'bize siyasi yaptırım konusunda dayatma yapmayın' dedik. İktidarımız döneminde IMF'ye borcumuzu takır takır ödedik. Şu anda da IMF'ye borç vermek üzere müzakerelerimiz sürüyor. Sonuçlandığında fona 5 milyar dolar borç vereceğiz.

Türkiye'nin dış borcunun şu anda milli gelire oranı yüzde 36. 12 yıl önce Türkiye'de ekonomik hep krizler konuşuldu. Bizden önce iktidarların ömrü 16 aydı. Bu şekilde mali ve siyasi istikrar olmaz.

Bir ülkede güven yoksa istikrar da olmaz. Bu güven ve istikrar tablosu içinde adımlarımızı attık. Özel sektörü yatırıma teşvik ettik. Devlet kendi elindeki fabrikaları da özel sektöre devretti.

'İSTANBUL BOĞAZI'NI KURTARACAĞIZ'
Türkiye'de artık ekonomik büyüme, çılgın projeler hep konuşulur. Şimdi önümüzde yeni ve çok önemli bir yatırım var. Karadeniz'i Marmara'ya bağlayacak proje, Süveyş ve Panama kanalını sollayacak.

Boğazımızı dev tankerlerin geçişinden ve olası felaketlerden kurtaracağız. Onun için Kanal İstanbul'a büyük önem veriyoruz. İhaleyle ilgili hazırlıklarımızı yaptık. Artık Türkiye dünyayı değil, dünya Türkiye'yi konuşacak.

ÇÖZÜM SÜRECİ
Çözüm süreci de hayati bir süreçtir. Türkiye'de siyaseti ve sosyal yaşamı özellikle de ekonomiyi etkileyecek adımı atıyoruz. Türkiye son 30 yılını terörle geçirdi. 40 bin cana ve 350 milyar dolar mali kayba neden oldu.

Terör bölgenin huzuruna da ağır darbe vurdu. Terörle mücadele ederken, terörü doğuran nedenlerin de üzerine gittik. Doğu ve güneydoğu bölgelerine yatırımlar yaptık.

Ayrımcılığı reddettik. Daha önceden böyle bir ayrımcılığın yapıldığını görmezden gelemezdik. 76 milyon vatandaşımız bizim için birdir. Bölgesel milliyetçilik de yapmayacağız. İstanbul ne ise Van da bizim için odur.

Bölgeye yaptığımız yatırımlar aynı kararlılıkla devam ediyor. Bölgede şu anda bahar havası esmektedir.

Şu anda farklı bir uygulama ile 63 akil insan Türkiye'yi dolaşıyor. Bu 63 vefakar dost, bir ortak paydada buluştular; 'ülkemizde barış havasını nasıl egemen kılarız'. Onlar bir ortak paydada bir mücadelenin içine girdiler.

Türkiye bölücü terör örgütü nedeniyle son 4 aydır herhangi bir saldırı olmuyor. Terörsüz, şiddetsiz, korkusuz bir ortamda kalkınma mücadelemizi çok güçlü bir şekilde sürdüreceğiz.
Bu yeni sürecin sabatoj ve tahriklere açık bir süreç olduğunu hatırlatmak isterim.

Güçlü bir Türkiye'den rahatsız olanlar var, tedbirlerimizi ona göre alıyoruz. Barış çabalarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz, demokrasiyi ve insan haklarını savunmaya devam edeceğiz."

YENİ ANAYASA ÇALIŞMALARI
Erdoğan'ın konuşmasını tamamlamasının ardından soru-cevap kısmına geçildi.

Gelen soru üzerine yeni anayasa çalışmalarına değinen Erdoğan, şunları söyledi: "Şu ana kadar muhalefetin olumlu yaklaşımlarını göremedik. Son olarak Meclis Başkanı partilerden önerilerini aldı. Şu ana kadar mutabık kalınan madde sayısı 40. 1.5 yılda buraya geldik. Biz olumlu yaklaşımlarımızı devam ettireceğiz. Meclis Başkanı bunu ne kadar devam ettirecektir bilmiyorum ama sanırım Meclis'in kapanmasıyla bu süre sona erecektir."

BAŞKANLIK SİSTEMİ
Bu, gerek rahmetli Özal'ın gerek Sayın Demirel'in, onların da sürekli gündeminde olan, konuşulan bir konuydu. Bizim dönemde de zaman zaman medya mensubu arkadaşlarımızın soruları üzerine bunun incelenmesinin, bunun üzerinde durulmasının faydalı olacağını söylemişimdir ve 'benim kanaatim nedir' derseniz, ben başkanlık sisteminden yana olduğumu söylemişimdir. Şu anda da söylüyorum.

Bunun için illa da ABD'deki başkanlık sistemi olacak diye bir şey yok. Bu konuda dünyada 100'ü aşkın ülkede gelişmiş, gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerde başkanlık sisteminin uygulamaları var. Tüm bunları inceleyip bunlardan şöyle orta noktada bir başkanlık sistemi tezi çıkarılabilir ve ondan sonra da bu referanduma gidilecekse referanduma gidilir veya Parlamentoya sunulacak Parlamentoya sunulur, ondan sonra nihai karar verilir. Bizim olmazsa olmazımız değildir. Eğer Parlamento veya milletimiz 'evet, bu sisteme geçiyoruz' diyorsa bu sisteme geçilir. Çünkü şu andaki mevcut sistemimiz, şöyle geçmişe baktığımız zaman, bizi getirdiği nokta ortadadır. Demek ki bu işin reforme edilmesi gerekir diye düşünüyorum.

FİLİSTİN MESELESİ
"Biz Filistin meselesine iç mesele hassasiyeti içerisinde yaklaşıyoruz. El Fetih ve Hamas uzlaşmadan İsrail-Filistin meselesi konusunda bir netice alınamaz. Hamas sürece katılırsa İsrail'le yapıalcak görüşmelerin süratle sonuçlanacağını düşünüyorum."

'KARARI SADECE ABD İLE TÜRKİYE ALAMAZ'
Suriye'deki sıkıntı, hava hakimiyeti noktasında. Suriye'de rejim füze kullanıyor, şu anda NATO tespitlerine baktığımızda, 283 füze atışı yapmış vaziyetteler ve yine elde edilen bazı bilgiler var ki 'sarin' diye ifade edilen kimyasal da kullanıyorlar. Böyle bir durumu da söz konusu. Tüm bunların şu anda insanlığın önüne getirilmesi lazım. BM Güvenlik Konseyi'nin önüne getirilmeli, hatta BM Genel Kurulu'nda tartışılmalı. Nitekim biliyorsunuz, son olarak bir oylama bu konuyla ilgili yapıldı ve bu oylamada BM Genel Kurulu'nun sürece böyle bir incelemenin başlatılması sürecine olumlu baktığını görüyoruz.

Cenevre süreciyle ilgili benim ipe un sermek düşüncemle ilgili, doğrudur. Şu anda bizim Cenevre sürecinin uzatılması diye tanımlayacağımız bu süreçte asıl hedefimiz, burada benim fikrimdeki değişme diyebilirsiniz veyahut bir gelişme de diyebilirsiniz. Rusya ile Çin'in de bu sürece katılımını sağlama bakımından kısa süreli bir adım atılabilir. Eğer Cenevre süreci ki dün Sayın Obama orada bir ifade kullandı, Esad'sız bir süreçten bahsetti, Esad'ın olmadığı bir süreç zaten birinci Cenevre sürecinin de ana başlıklarından bir tanesiydi. Yoksa Esad'ın olduğu bir geçiş hükümetiyle veya onun yönlendireceği bir geçiş hükümetiyle bu işin çözülmesi mümkün değil, bunu zaten muhalifler de kabul etmez. Ama şu anda burada atılan adımlar içerisinde dikkat edilirse Hür Suriye Ordusunun ortaya koymuş olduğu tavır ortadadır, özellikle Suriye'deki koalisyon güçlerinin yeni bir seçimi yapılacak, bu belirlendiği andan itibaren çok daha farklı bir dönem başlayacaktır. Bu farklı dönem içerisinde Rusya ile Çin, onların da bu sürece katılımını getirecek bir 2. Cenevre süreci bizim açımızdan da destek bulmuştur.

İRAN'A YAPTIRIMLAR
Önce ABD ve Avrupa Birliği'nin İran'a yaptırımlar konusunda bu uygulama süreci içerisinde bizim de özellikle ham petrol ithalindeki bir yaklaşımımız vardı ve bu ham petrol ithalini bizler de ciddi manada azalatmış durumdayız. Bunun birçok nedeni var. Fakat şu andaki süreçte de bu azalma zaten devam ediyor. Tabii milletler takdir edersiniz ki kendi menfaatlerini gözeterek, bu tür adımları atarlar. Ben şu anda ham petrolü nereden daha ucuz alıyorsam oraya döneceğim, doğalgazı nereden daha ucuz alıyorsam oraya yöneleceğim. Bu, benim en tabii hakkımdır, ülke olarak. Yeter ki bunu bulabileyim. Şu anda ham petrol noktasındaki hakikaten İran'dan ithal ettiğimiz petrol ciddi oranda düşmüştür. Geçenlerde Petrol Bakanı da geldiklerinde kendileriyle bu konuyu görüştük. 'Bu yaklaşım içerisinde zaten böyle bir sürecin de devamı mümkün değil' dedik kendilerine. Bundan sonra daha da azalır mı konusuna gelince, bunu gerek ihtiyacımız gerekse zaman gösterecektir.