Bourne'nun Mirası'nı yıldızları anlattı

Bourne efsanesi bu hafta gösterime girecek 'Bourne'nun Mirası’ ile devam ediyor. Başrol oyuncusu dahil ekibin değiştiği yeni filmi yıldızlarından Edward Norton ve Rachel Weisz anlatıyor...

Haberler 28.08.2012 - 11:33

Bourne'nun Mirası'nı yıldızları anlattı

Son yılların en iyi aksiyonlarından Bourne serisi bu hafta gösterime girecek 4. filmle devam ediyor. Robert Ludlum'un romanlarından uyarlanan 3 filmlik ilk seri Matt Damon ile bütünleşirken her senaryoda ortak yazar olan Tony Gilroy, bu sefer yönetmen koltuğuna da oturuyor. Yeni CIA ajanı Aaron Cross rolünde yer alan Jeremy Renner'a Rachel Weisz, Edward Norton, Stacy Keach ve Oscar Isaac gibi isimler eşlik ediyor.

Filmin yıldızlarından Edward Norton ve Rachel Weisz seriyi, yeni filmi ve karakterlerini anlattı:

Öncelikle yönetmen Tony Gilroy’dan bahsedelim. Michael Clayton’da sahne düzenini tamamen anlatan bir sahne var; Tom Wilkinson’ın öldürüldüğü sahne. O sahneyi hatırlıyor musun bilmiyorum.
Elbette hatırlıyorum, muhteşem.

İnanılmaz derecede soğuk ve inanılmaz derecede gerçekçi. Bourne’da birçok şey buldum. Aradaki bağı hissettiniz mi?
Kesinlikle. Bence bu harika bir gözlem. Bence Tony’nin yönetmenliğinde teknik bir hassasiyet var.

Detaylara çok önem verilmiş.
Evet, öyle ve bence filmde Rachel’ın evine onun için geldikleri sahne harika. Laboratuvar sahnesi gelmiş geçmiş en dehşet verici sahnelerden biri. Fakat bir şekilde senaryoyu okuduğum zaman, evine geldikleri sahne bana Michael Clayton’daki sahneyi hatırlattı, ki onun da harika olduğunu düşünmüştüm.

Bence bu gerçek aksiyonlardaki garip ve detaycı hassasiyet, tematik bir biçimde Tony’nin filmlerinde var olan gariplikle paralel çünkü gözlemlediğiniz şeye ek olarak, Mıchael Clayton’daki kötü karakterin aslında şirket olduğunu düşünüyorum. Gerçek kötü, insanların etik değerlerini kapsayan ve onları sıkışmış ve bir anlamda aşağılanmış hissettiren sistem. Bence baskıya karşı bir korkumuz var ve bu korku Tony’nin filmlerinde işleniyor. Bunu seviyorum. Bu onun yaptığı ve benim takdir ettiğim şeylerden biri.

Senaryolarında, Tony karmaşık karakterlerden, durumlardan ve karmaşık ahlak anlayışlarından korkmuyor. Sizin karakteriniz “Ben olmazsa olmazım” diyor. Bunu görebiliyor musunuz? Bunu da tartıştınız mı?
Elbette. Michael Clayton’la paralellik kurduğunuz için söylüyorum, bence senaryodaki en güzel yerlerden biri, Tom Wilkinson’ın telefona bıraktığı mesajda ona olan şeyi anlattığı yer. Diyor ki; “Benim ruhuma olan şey bu, değişmem gerektiğini ve doğruları söylemem gerektiğini farkettim.” Filmin içinde, benim karakterimin Jeremy Renner’ın canlandırdığı karakterle konuştuğu, bilinci ve ruhuyla ilgili kriz geçirdiği bir yer var. Karakterimin kötü şeyler yapmanın gerekliliğini meşrulaştırdığı konuşma beni gerçekten rahatsız etti. Bence Tony’nin gücü bu. Bence gerçekten heyecanlı filmler yapıyor ama aynı zamanda çok düşündürücüler. İçlerinde gerçek fikirler var.

Bu ayrıca bir casus öyküsü de, değil mi? Bu film, bir bağımlının eroin temin etmek için dünyayı dolaşmasını anlatan bir film olarak görülebilir. Tony’nin işlerindeki ilginçlik de bu ikilikten geliyor. Bu oyuncu için ne anlam ifade ediyor?
Bence bu muhteşem çünkü konuştuğumuz tüm bu şeylerin sonunda Tony’nin karakterlerinin çoğu ne iyi ne de kötüler. Onlar gölgeli ve çelişkili karakterler. Jeremy’nin karakteri bile böyle. O da yaşamı için mücadele eden biri. Ama hiçbir şekilde masum değil. O gönüllü bir katılımcı. O hapları istiyor. Gücü istiyor. Eski haline dönmek istemiyor, o da suç ortağı. Benim karakterim son derece sert ve çok ağır şeyler yapıyor ama bunlardan keyif almıyor. O bunları talihsiz ve olumsuz bir sonuç olarak görüyor. Bu bir oyuncu açısından harika bir şey çünkü karikatür bir karakter canlandırmıyorsunuz. İkilemleri olan insanları canlandırıyorsunuz ve bu çok ilginç bir şey.

Gişe rekorları kıran filmlerde bu tarz karakterleri bulmak zor mudur?
Evet.

Böyle bir filmde oynamaktan tereddüt mü edersiniz yoksa burada Tony faktörü önemli mi?
Sanırım tereddütlerim, yapmak istediğim şeylerin kendi sınıfının en iyisi olmasını istememden kaynaklanıyor. Tony inanmamı sağladı. Bunu tekrar yapmasına şaşırmıştım ama sonra benim ilgimi çekmeyi başardı.

Bir önceki Bourne filminde, sanırım Paul Greengrass ve Tony tek bir beyin gibi çalışıyorlardı.Tony, CIA’deki sahne düşünülürse beynin sağ tarafıydı, Paul de aksiyon sahnelerinin adamıydı. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Francis Coppola bir filmin en iyi ve en kötü yanının işbirlikçi olması olduğunu söylemişti ki ben bunun hep çok komik olduğunu düşünmüşümdür. Bu ilk üç film için de, Doug Liman ve Paul Greengrass, Matt, Tony ve Danny mükemmellerdi. Bu şeyler birçok kişinin emeğiyle bir araya geliyor ve herkes iyi olunca iş de iyi oluyor. Bence Tony harika bir yönetmen ve çok güçlü bir kadro oluşturdu. Bu film serisinin kalitesini beğenen insanların, filmlerin onlara çok tanıdık gelen bazı şeylerle olan tutarlılıklarını hissedeceklerinden eminim.

Kariyerinizin son üç ayında önce sizi gelmiş geçmiş en garip ve iddiali bir film olan Moonrise Kingdom'da gördük. Ardından bir gişe filminde görüyoruz. Size gelen projelerin çeşitliliğini nasıl açıklıyorsunuz?
Bilmiyorum. Belki de Wes Anderson kısa pantolonla iyi görüneceğimi düşünmüş olabilir. Tony’yi bu filmde de giymem için ikna etmeye çalıştım ama işe yaramadı.

Neden? Bir test mi yaptınız?
Bu iki filmi yaptım ve ikisi de benim için büyük zevkti. Çok eğlenceliydi çünkü filmleri birbirlerinden çok farklı olsa da, Wes ve Tony’nin benzer yanları var. İkisi de hem yazıp hem yöneten, son derece hassas insanlar ve ikisinin de işlerini çok beğeniyorum. Bu benim için harika bir yıl. Filmlerine hayran olduğum bu insanlarla çalıştığım için çok mutluyum.

Bourne efsanesiyle ilgili son bir sorum daha var. Önceki üç filmin yönetimi anlamında her şey çok daha değişik çünkü artık kamera daha hızlı ve kahramanı her yerde takip edebiliyor. Bu filmin de aynı çizgide olduğunu düşünüyor musunuz?
Oyuncu kadrosuna ek olarak, bence bu filmde olağanüstü bir artı daha var ki o da Robert Elswit. Bob bana göre bizim sektördeki en iyi görüntü yönetmenlerinden biri. Son 20 yılda en iyi ve en farklı filmleri o çekti. Bu beni çok heyecanlandırdı çünkü bu filmde, filmi mükemelleştiren bir estetik olacağını düşündüm. Bence o ve Tony harika bir iş çıkardılar. Bence bu biraz farklı. Tarz anlamında bazı şeyler diğer filmlerle benzerlik taşıyor. Aslına bakarsanız, şunu söylemem gerekir ki, filmleri sevmeme rağmen, Bourne filmlerinin bu tarzı yarattığını söyleyemem.



Bu üçlemenin bu kadar popüler olmasının nedeni nedir sizce?
Bence Bourne üçlemesi çok gerçekçi olduğu için o kadar popüler olmuştu. Bu bir aksiyon-drama ama bir süper kahraman filmi değil. Çok gerçekçi. İçindeki akrobatik hareketler insana oldukça gerçekçi ve zekice geliyor. Bence güçlü heyecan verici filmler her zaman tutar.

Bu bir devam filmi ama aslında pek de öyle değil. Her şey değişmiş ama her şey aynı duruyor. Kendi adınıza bu filmde tol almak konusunda tereddüt ettiniz mi?
Hiçbir tereddütüm olmadı. Bu filmi Tony Gilroy yazıp yönetti. İlk üç Bourne filmini de o yazdı. Bu yüzden Bourne dünyası ve efsanesinin tamamının mimarı o. O, Bourne dünyasını yeryüzündeki herkesten daha iyi biliyor diye düşünüyorum. Bu yüzden onunla çalışmak fikri beni çok heyecanlandırdı. Ayrıca ben büyük bir Michael Clayton hayranıyım. O filmi de o yazıp yönetti. Bu yüzden Tony’yle çalışmayı çok istedim.

Michael Clayton’da benim çok sevdiğim bir şey var. Yönetmenliğinin soğukluğu, sahne düzenlemesi. Avukatla olan ilk cinayet sahnesi buna bir örnek. Bu durum sete nasıl yansıyor? Bu soğukluk, aksiyon sahnelerinde yönetmenin gösterdiği aşırı detaycı tavır sete nasıl yansıyor?
Bu çok ilginç. Ben bunu hiç soğukluk olarak düşünmemiştim. Evet, sanırım haklısın.

Yani, bu filmdeki cinayet de biraz öyle, değil mi? Laboratuardaki? Onda da aynı şey var.
Ben buna soğukluk demezdim. Ben buna hiper-gerçekçilik derdim. Duygusuzlaştırılmış, çekicilikten uzak ve inanılmaz derecede gerçek derdim. Bu benim için soğuk değil. Daha çok gerçekte olan şeyi rapor etmek gibi. Gerçek, soğuk değildir. Gerçek, bir hikayeyi anlatmanın en sıcak, en dolu dolu ve en zengin yolu. Her şeyin çok fazla abartıldığı ve en uç noktada belki de soğuklaştığı birçok film izlemişizdir ama bence bu film sıcak, yakın ve gerçek.

O bunu nasıl yapıyor?
Bu onun zevki. Bu onun gözü. Bir filmin ahengini yönetmen belirler. Bazen bir film yönetmeni filme zaten hakim olan o ahengi bile sabit tutamaz ama Tony gerçekçi bir ahenk tutturuyor. Yönetmenin işi de bu zaten. Bu benim için gizemli bir şey. Bu onun içgüdüsü.

Gerçekçilikten bahsediyorsunuz ama aşırı olan bir şeyin içinde oyunculuğunuzu nasıl gerçekçi kılıyorsunuz? Filmin her anı aksiyon dolu. Oynarken aynı anda nasıl gerçekçi oluyorsunuz?
Bu işte çıta çok yüksek. Bu oldukça sıradışı bir hikaye. Dram dediğimiz de çoğu zaman böyle bir şeydir zaten. Benim işim bu. İşim, her an, her sayfada ve her sahnede oynadığım rolü gerçekçi kılmak.

Filmin beğendiğim yanı büyük bir casus aksiyon filmi olması. Ama her şeyi bir kenara bırakırsak aslında bu, iyileşmeye çalışan bir bağımlının hikayesi. Siz de böyle baktınız mı? Bu hoşunuza gitti mi?
Evet! Bence bu oldukça insani ve ilişkilendirilebilir bir şey.

Sizin oynadığınız karakterin hikayedeki rolü nedir? Bourne efsanesine nasıl uyum sağladı?
Jeremy Renner’ın ve benim oynadığımız karakterlerin ikisi de bu hikayede yeni. İlk üç Bourne filminde gerçekler ortaya çıkıyor. İşin başında kimin olduğunu öğreniyoruz. Eğer ilk üç filmde işin başında kimin olduğunu bildiğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bilmiyordunuz. Kuklanın efendisinin kim olduğunu öğreneceksiniz. Ben, Jeremy Renner’ın oynadığı karakterin de içinde bulunduğu devlete ait bir araştırma projesinde çalışan bir bilim insanıyım. Onun oynadığı karakter benim kobayım gibi bir şey ama birlikte atılıyoruz. Ben onsuz hayatta kalamam, o da bensiz. Sonradan ortaya çıkıyor ki, ikimiz de yaşama sıkı sıkıya bağlıyız. Ben bilim insanlığından savaşçılığa geçiyorum çünkü yaşamayı çok istiyorum. Ölmek istemiyorum.

Jeremy harika bir oyuncu ama Bourne için doğru oyuncu mu, emin değildim. Filmden bir kare gördüm ve tereddütüm sona erdi. Sette de öyle mi oldu?
Evet, o muhteşem bir başrol oyuncusu. Tehlike, ağırbaşlılık, sınır, empati, hassasiyet, ne ararsanız onda var. Her türlü role girebilecek bir oyuncu. Bence o olağanüstü yetenekli ve çok büyük bir yıldız.

Aksiyondan ziyade diyalogun olduğu sahnelerde ikiniz nasıldınız? Uyumlu çalışabildiniz mi?
Onun o yakın ve yoğun diyaloglu sahnelerde oynamaya bayıldım. İkimiz de çok benzer şekilde çalışıyoruz. İkimiz de iş hakkında konuşmaktan hoşlanmıyoruz. Sadece işimizi yapıyoruz. Tony prova almaz bile. Bu Jeremy’nin de benim de hoşumuza gitti. Gerçekten çok iyi vakit geçirdik.

Diğer aksiyon filmleriyle karşılaştırıldığında Bourne serisi, oyunculardan çok daha fazla şey taleb ediyor. Karakterleri, aksiyon türünün içinde inşa ediyor. Bu yüzden bu tür size artık daha çekici mi geliyor?
Evet. Bu kadar karmaşık karakterlere sahip olup bu kadar zekice ve gerçekçi pek fazla aksiyon filmi hatırlamıyorum. Ben aksiyon filmler konusunda uzman değilim ama karakterleri nedeniyle Bourne üçlemesinin hayranıydım. Ben filmlerde gerçekçiliği seviyorum. Bu yüzden de Bourne filmlerini çok seviyorum.

Bunun gibi büyük bir gişe filmi yapmak bağımsız bir filmde oynamaktan gerçekten farklı mı?
Genelleyecek olursam ben bağımsız film çekmeyi daha zor olduğu için daha çok seviyorum. Bir filmin çekilmesi için uğraşmayı, çabalamayı hatta para yatırmayı seviyorum. Ama beni çeken ilginç karakterler oynamayı da seviyorum. Filmin büyük ya da küçük bütçeli olması benim karakterimi etkilemez.

Bourne’un Mirası’nın sonu oldukça açık uçlu. Sizi gelecekteki Bourne filmlerinde görecek miyiz?
Bir film daha olursa oynamayı çok isterim. Henüz hiçbir şey okumadım. Yazılan bir şey olduğunu da sanmıyorum. Ama olabilir de. Dediğiniz gibi, gelecekte ne olacağı belli değil.

Sayfa Yükleniyor...