Başbakan Yıldırım: Bu çürümeye artık 'dur' deme zamanı gelmiştir

Başbakan Binali Yıldırım sosyal medya dilinin gençler arasında geçerli bir yazı diline dönüşmeye başladığını belirterek, "Dilimizi kısırlaştıran, nesiller arasındaki iletişimi yok eden, Türkçe'den ziyade nevzuhur bir kuş dilini andıran bu çürümeye artık 'dur' deme zamanı gelmiştir" dedi.

Anadolu Ajansı 15.08.2017 - 14:13 | Son Güncelleme : 15.08.2017 - 16:39

binali yıldırım.jpg

Başbakan Binali Yıldırım, Beştepe'de, Yunus Emre Enstitüsü tarafından Cumhurbaşkanlığı himayesinde düzenlenen Uluslararası Türkçe Yaz Okulu Kapanış Töreni'ne katıldı.

Yaz okulu programının hayırlara vesile olmasını dileyen Yıldırım, Yunus Emre Enstitüsü'nün 60 ülkede, 5 kıtada faaliyetlerini sürdürdüğünü, 10 bin öğrenciye Türkçe eğitimi verdiğini, ayrıca uzaktan eğitim yöntemiyle ilave olarak 20 bin öğrenciye de ulaştığını söyledi.

Günümüzde diplomasinin sadece ülkeler arasındaki resmi temaslarla yapılan bir iş olmadığına değinen Yıldırım, artık diplomaside gençlerin de büyük bir payının olduğunu bildirdi.

Yıldırım, gençlerin ülkelerinde Türkiye'nin birer gönül elçisi olacağına işaret ederek, program boyunca gençlerin Türkiye'nin doğusunda, batısında birçok ile gittiklerini, orada insanlarla tanıştıklarını, doğal güzellikleri gördüklerini ifade etti.

"EN BÜYÜK DÖNÜŞÜMÜ DIŞ POLİTİKADA GERÇEKLEŞTİRDİK"

Programdan faydalanan gençlerin kendi ülkeleri ile Türkiye arasında dostluk ve kardeşliğin gelişmesine köprü olacaklarını vurgulayan Yıldırım, şöyle devam etti:

"Yaptığınız iş çok güzel bir iş. Bu işe vesile olan Yunus Emre Enstitüsü'nü de bu vesileyle tebrik ediyorum. Bugün artık enerjiden sağlığa, eğitimden kültüre, turizmden sanata birçok alanda diplomasi kavramının kullanıldığını görüyoruz. Ülkeler, kültürel ve tarihi derinlikleriyle orantılı olarak ellerindeki her imkanı bu dış politika aracına dönüştürmenin gayreti içinde. Dünyadaki konumumuzu belirlemede askeri kapasitenin yanında, eğitim, sanat, kültür, teknoloji alanında bulunulan yer, küresel bakışa yapılan katkı açısından çok önem arz ediyor. Türkiye olarak biz bu değişim sürecinin dışında olmadık olmayacağız. Son 15 yıl içinde zamanın ruhuna uygun bir şekilde dış politikada araçlarımızı zenginleştirme konusunda büyük hamleler yaptık. Bu süreçte en büyük dönüşümü dış politikada gerçekleştirdik."

Yıldırım, Türkiye'nin 2005'ten itibaren Afrika kıtasına açılım politikasını hayata geçirdiğini, bugün 40'ın üzerinde Afrika ülkesinde büyükelçilik açan ve 45'e yakın ülkeye doğrudan uçuşları başlatan ülke konumuna geldiklerine dikkati çekti.

Doğrudan ulaşım alanında Türkiye'nin Türk Hava Yolları ile Afrika kıtasında bir numara olduğuna işaret eden Yıldırım, Yunus Emre Enstitüsü, TİKA, AFAD, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Maarif Vakfı, Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü gibi kurumları hayata geçirip veya yeniden yapılandırarak, Balkanlarda, Orta Asya'da, Avrupa'da, Afrika'da velhasıl 5 kıtada eğitim ve sosyal destek alanında çok büyük hizmetlere başladıklarını aktardı.

Başbakan Yıldırım, Türkiye'nin bugün milli gelirine oranla en fazla dış destek veren ülke olarak kayıtlarda yerini aldığını, dünyadaki tüm dış desteklerin oranı bakımından birinci olan ABD'den sonra geldiklerini dile getirdi.

"İTİBAR SUİKASTINA BOYUN EĞMEDİK"

Bunu görmek için uzağa gitmeye gerek olmadığını, 3 milyon 200 bin Suriyeliyi 6 yıldan fazla bir süreden beri misafir ettiklerini belirten Yıldırım, şu görüşlere yer verdi:

"Özellikle daha önceki yıllarda yeterince varlık gösteremediğimiz kültür ve eğitim diplomasisi alanına son yıllarda büyük önem verdik. Türkiye uzun yıllar boyunca komşularıyla, medeniyet coğrafyasındaki kardeşleriyle dünyanın farklı bölgelerine yayılmış, sayıları 100 milyonları bulan soydaşlarıyla gerektiği kadar, olması gereken ilişkiyi maalesef kuramadı. Kendi değerlerine yabancı, hatta düşman bir zihniyet ülkemizi ekonomik, ticari, askeri ve kültürel olarak tek bir merkeze mahkum etmeye çalıştı. Türkiye ne zaman yeni bir arayış içine girse bazı çevreler tarafından irtica fobisiyle hortlatılmış eksen kayması gibi tartışmaları devreye sokmuşlardır ama biz bu bel altı vuruşlara asla itibar etmedik, itibar suikastına boyun eğmedik. Ülkemizin istikbalini hedef alan bu saldırıların her birini de birer birer boşa çıkardık. Biz doğuya bakınca sorun ve bataklık, batıya bakınca refah ve uygarlıkgören bir anlayışa da teslim olmadık. Çünkü Selçuklu ve Osmanlı'nın bakiyesi üzerine kurulan cumhuriyetimiz ne doğuyu ne de batıyı ihmal etme lüksüne sahip değildir."

Türkiye'nin Selçuklu devletinin sembolü olan çift başlı kartal gibi bir yüzü Doğu'ya diğer yüzü de Batı'ya dönük bir şekilde bundan böyle de yoluna devam edeceğini vurgulayan Yıldırım, şunları kaydetti:

"Ülkemizin dış politika değerlerine ödün vermeden, tarihimizle, coğrafi konumumuzla kültürel derinliğimizle mütenasip şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bizim için şu veya bu kuruluşun çıkarı değil ülkemizin içinde bulunduğu dostluk ikliminin önemi her şeyden önce gelir. Politikalarımızın odak noktası da milletimizin değerleri ve hassasiyetleridir."

Başbakan Yıldırım, yaptığı konuşmada, geleceğe dair en önemli yatırımın insana yatırım olduğunu akıllarından çıkarmadıklarını bildirdi.

Yıldırım, bunun için özellikle kültür ve eğitim diplomasisinde süreklilik gösteren sabır ve samimiyet gerektiren uzun vadeli işlere çaba harcadıklarını ve kaynak ayırdıklarını söyledi.

Bu süreç içerisinde dilin korunması, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması, inceliklerinin ve ahenginin muhafazası gibi hususlara çok önem verilmesi gerektiğine işaret eden Yıldırım, "Dil sadece bir iletişim aracı değildir, dil aynı zamanda kültürümüzün, değerlerimizin taşıyıcısı, milli kimliğin sembolüdür. Nihat Sami Banarlı'nın ifadesiyle, kelimeler asırlar boyunca tek tek işlenmiş söz mücevherleridir. Milletin olduğu gibi kelimelerin de tarihi vardır. Atalarımız dilimizdeki kelimelerle düşünmüş, onlarla yaşamış, birbirlerini bu kelimelerle tanımış ve sevmişlerdir" diye konuştu.

"Dilimizde tevarüs ettiğimiz her kelime milli bir sanatla işlenmiştir. Kendi fonetiğimizle, musikimizle ortaya çıkan kelimeler Üstad Necip Fazıl'ın çok veciz bir şekilde ifade ettiği gibi milli hançeremizde yoğrularak nesilden nesile aktarılmıştır." ifadesini kullanan Yıldırım, dilini kaybeden bir milletin hafızasını, benliğini hatta inancını da kaybedeceğini dile getirdi. Yıldırım, ana dilleriyle bağları zayıflayan toplumların zamanla sürüleşmesi, sömürgeleşmesi ve kimliğini kaybetmesinin kaçınılmaz olduğunun altını çizdi.

Dünya tarihine ve Türk tarihine bakıldığında bu durumun sayısız örneklerinin görülebileceğini anlatan Yıldırım, "Avrupa kıtasındaki soydaş toplulukların önemli bir bölümünün dilleriye bağları kopunca nasıl başkalaştıklarını hepimiz görüyoruz. Aynı şekilde Afrika'da sömürgecilerin işgal ettikleri yerlerde insanların inançlarıyla beraber dillerini de hedef aldıklarına şahit oluyoruz" dedi.

"OSMANLI İDARESİNDE KALAN BÖLGELERDE DİLLER MUHAFAZA EDİLDİ"

Başbakan Yıldırım, birçok Afrika ülkesinde yerel dilde konuşmanın hor görüldüğün, öğrenilmesi ve öğretilmesinin yasaklandığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Öyle ki Afrika'da sömürgeciliğin dinini ve dilini benimsemeden sosyal, siyasi, ekonomik hayatta var olmak adeta imkansız hale gelmiştir. 600 yıl boyunca cihana hükmetmiş Osmanlı ile dönemin diğer büyük devletleri arasındaki en büyük fark budur. Osmanlı hiçbir zaman yönetimi altındaki insanların dinini, dilini, kültürünü yok etmek gibi bir politika izlememiştir. Onun için asırlarca Osmanlı idaresinde kalan bölgelerde bugün insanların inançlarını, dillerini, kültürlerini aynen muhafaza ettiklerini görüyoruz.

Batılı sömürgecilerin çok daha kısa sürede kontrol altında tuttukları yerlerde durum ortadadır. Kuzey Afrika'da 50 yıl gibi kısa bir sürede orada yaşayan insanlar ana dillerini terk etmiş ve sömürgeci ülkelerin dillerini resmi dil olarak kabul etmek zorunda kalmıştır. Benzer sorunlar Orta Asya'da da yaşanmıştır. Sovyetler Birliği döneminde Orta Asya Türk topluluklarının dilleri ve dinleri de önemli ölçüde saldırıya uğramıştır."

"BU ÇÜRÜMEYE ARTIK 'DUR' DEME ZAMANI GELMİŞTİR"

Binali Yıldırım, ataların miras bıraktığı kıymetli iki değerden birinin şehit kanlarıyla sulanmış vatan toprağı, diğerinin de Türkçe olduğuna işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:

"Dilimizi korumak, geliştirmek ve zenginleştirmek için verdiğimiz kavga aynı zamanda bir beka mücadelesidir. Kültür emperyalizmine karşı en güçlü savunma, öncelikli olarak ana dilimizi korumaktan geçiyor. Son dönemlerde sosyal medya aracılığıyla genç kuşaklar arasında giderek yaygınlaşan ve dilimizi tahrip anlamına gelen uygulamalar konusunda dikkatli olmanızı tavsiye ediyorum. Ne yazık ki sosyal medya dili, gençlerimiz arasında geçerli bir yazı diline, iletişim diline dönüşüyor. Anlamsız kısaltmalar, aralara serpiştirilen yabancı kelimeler, bozuk cümleler giderek sıradan hale geliyor. Dilimizi kısırlaştıran, nesiller arasındaki iletişimi yok eden, Türkçe'den ziyade nevzuhur bir kuş dilini andıran bu çürümeye artık 'dur' deme zamanı gelmiştir."

Milli bir seferberlik ruhuyla çalışarak, gençlere sözün, dilin, asırlık tecrübelerin taşıyıcısı olan kelime ve kavramların değerini en iyi şekilde anlatmak gerektiğini vurgulayan Yıldırım, "Türkçe'nin bu topraklarda kök bulmasında ve yaşamasında büyük emeği olan Yunus Emre'nin dediği gibi 'Sözünü bilen kişinin yüzünü ağ ede bir söz, sözünü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz. Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı, söz ola ağulu aşı bal ile yağ ede bir söz'. Evet, işte bu bilinci herkese özellikle de gençlerimize anlatmamız, aşılamamız gerekiyor" diye konuştu.

Yunus Emre Enstitüsü'nün Türkçe Yaz Okulu programına katılan ve programı başarıyla tamamlayan tüm öğrencileri kutlayan Başbakan Yıldırım, "Ülkelerinize döneceksiniz, ailelerinizle tekrar bir araya geleceksiniz ve Türkiye'de geçirdiğiniz bu bir aylık tecrübeyi onlarla paylaşacaksınız. Ümit ederim ki bu program, Türkiye'de bir ay içerisinde geçirdiğiniz zaman, sizin bundan sonraki hayatınız için çok önemli bir tecrübe olacak ve burada kurduğunuz dostlukları, kardeşlikleri gelecek dönemdeki hayatınıza taşıyacaksınız" dedi.

Sayfa Yükleniyor...