Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, NTV canlı yayınına konuk oldu.

Oğuz Haksever'in sorularını yanıtlayan Arınç'a, ilk olarak gündemin sıcak maddesi, Balyoz davası ve gerekçeli kararı soruldu.

"Bu kararlar, Baloz davasının sonuca ulaştığını gösteriyor" diyen Arınç, "Deliller sahte ve üretilmiş ise mahkemenin verebileceği başka bir karar yok" dedi.

Arınç, "paralel yapı" ile mücadelenin 'kırmızı kitap' olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne girip girmeyceğine ilişkin soruya da yanıt verdi.

'Kırmızı kitap'ta "legal görünümlü illegal görünümlü yapılanmalar" ifadesinin kullanıldığını belirten Arınç, "Fetullah Gülen’le ilgili olarak şu örgütün faaliyetleri veya buna karşı alınacak tedbirler şeklinde münhasıran bir tabir getirilmedi. Sadece böyle bir tehdit söz konusu değil bunun benzerleri bugün vardır bundan sonrada olabilecektir şeklinde bazı tabirler yapıldı" diye konuştu.

Muhalefet partilerini de "paralel yapı"yla mücadele üzerinden eleştiren Arınç, şunları söyledi:

"Hükümetlere karşı ve devletlere karşı mücadele eden bir topluluk varsa bununla her hükümet mücadele eder. Bu sadece AK Parti'nin meselesi değil. Bu insanlarla geçmişte yakın ilişki içerisinde olmam bu düşüncemi değiştirmez. Her cemaatin bir dini topluluk olarak devlete talip olmaması gerektiğini düşünürüm.
Bu devleti benim yönetmem lazım dedikleri anda buna bütün hükümetlerin karşı çıkması lazım. Bu nedenle bütün partilerin mücadele etmesi lazım. Ama onlar AK Parti'nin hedef alındığı dönemde onlarla işbirliği yapmayı da seçebilir."

"ÇÖZÜM SÜRECİ MASADA"

Çözüm sürecinin halen devam ettiğini söyleyen Arınç, seçim sürecine işaret ederek "Ne bizim çözüm süreci için her gün düşünecek bir halimiz var ne HDP kanadının ne de İmralı’nın böyle bir beklentisi var" ifadesini kullandı.

Başbakan Yardımcısı, HDP'nin parlamentoya girememesinin çözüm sürecini etkilemeyeceğini ifade ederek, "Çözüm sürecini başlatan zaten biziz. Bu süreci bugün HDP ile götürüyoruz. Olmazsa başka aktörlerle de, dışarıda olsun içeride olsun, bu süreci götürebiliriz" diye konuştu.

"SİYASETİ BIRAKMAYI DÜŞÜNDÜM"

"2002'de parlamentoya girdikten sonra beklediğimiz sıkıntıları hemen burnumuzun dibinde bulduk" diyen Arınç, "Bize yapılan edepsiz tavırları hala hatırlıyorum, bu insanlar bizim için iyi şeyler düşünmüyordu" değerlendirmesini yaptı.

Arınç, 2007 yılında Meclis Başkanlığı görevini yürütürken Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı seçmeyi çok istediğini belirtti.

Ancak buna imkan verilmediğini dile getiren Hükümet Sözcüsü, şöyle devam etti: "27 Nisan gününün Meclis Başkanı bendim. O bildiriye ne kadar üzülmüşsem, 367 kararına ne kadar üzülmüşsem, 27 Nisan bildirisine hükümetin verdiği o soylu, o cesur, o erdemli cevap benim için o kadar sevindirici olmuştu. 2007 yılından sonra siyasete ara vermeyi düşündüm. Devam dediler nasıl olsa seçeceğiz, 4 ay sonra seçtik. Zor günler geçirdik."

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç'a yöneltilen sorular ve alınan yanıtlar şöyle:

Balyoz davasının gerekçeli kararı açıklandı ve delillerin kesin olarak sahte olduğu yolunda kararlar var. Vatandaşın hukuka güveni için yapılacaklar var mı?

Bu kararların verilmiş olması en azından Balyoz davasının sonuca ulaştığını gösteriyor. İçindeki isimler kamuoyunun çok yakından hatırladığı yüksek rütbeli subaylardan başlayarak devam eden bir davaydı. Bir gazetede yayınlanan ve adına belge denilen kağıtlar yazıldığı zaman bunların ciddiyeti üzerinde bir dava açıldı. Tutuklamalar oldu, dava uzun süre devam etti. Mahkumiyet kararları verildi ve bildiğim kadarıyla Yargıtay kararların büyük bir kısmını tasdik etti. O sırada anayasa mahkemesi bireysel başvurular yeniden yargılamalar ve sonunda beraat. Eğer deliller sahte ve üretilmişse veya üzerinde oynanmış ve elverişsiz hale gelmişse mahkemenin vereceği başka bir karar yok. Buna benzer Ergenekon davası var yine başka davalar var aynı ölçekte olmasa da. Yine eski emniyet müdürlerinden Hanefi Avcı için verilen karar vardı. O da 4 küsur yıl cezaevinde yatıktan sonda bir şekilde tahliye edilmişti. Onunla ilgili de Yargıtay bozma kararı vermişse yeniden yargılama sonunda esastan bozma olunca mutlaka o da beraata yönelecektir diye tahmin ediyorum. Bu davalar yargılanan kişiler bakımından, iddialar bakımından önemlidir . Üçüncüsü de yargının durumuna bakmamız gerekiyor. Aslında bu kararları veren mahkemeler önceden özel yetkili mahkemeler olarak biliniyordu. Savcıları özel yetkiliydi. Özel yetkili mahkemelerin yargılama usulleri de çok farklıydı. Daha sonraları bunlar kalktılar yetkileri ağır ceza mahkemelerine devredildi. Buradaki iddia bu hakimler ve savcıların emniyette hazırlanan bir takım bilgi ve belgelerle hareket ettikleri, irade birliği içinde oldukları ve sonunda delil mahiyetinde sayılmaması gerekirken sanıkların aleyhlerinde kullanılan delil dururuma geldiği ve ağır cezalara müstehak oldukları. Yani bu kararları vermiş olan hakimleri, onlarla irade birliği içinde olan savcılar, zaman zaman tahliye kararlarının retleri, zaman zaman duruma dışındaki bazı tutum ve davranışlar böyle bir sonucu hazırlamışsa yani yargı makamlarının tarafsızlığından veya adaletsizliğinden şüphelenilebilecek ortaya çıkacak bir iddia varsa belki onların aleyhine de dönecek bir süreçten bahsedebiliriz. Geçtiğimiz günlerde bazı kişiler için adliyede yetkileri dahilinde olmamasına rağmen işlemler yapıldı. Son iki yıldan bu yana sulh ceza hakimlikleri var. Tutuklama tahliye gibi yani yargı dışında sadece o hakimin karar vermesi gereken durumlarda kim varsa onlar hakkında bir reddi hakim talebinde bulunuldu. Hakimlerin bilgisi dışında ve onların bir görüşü alınmaksızın. Asliye ceza hakimi bunların tamamını kabul etti ve sulh ceza hakimlerinin hepsini reddetti. Ondan sonra ortada sulh ceza hakimi kalmadığı için tahliye taleplerini bir başka asliye ceza hekimliğinde sonuçlandırdılar. Tam tahliye edilecekken bir başka sulh ceza hakimi bu yok hükmünde bir karardır, bizim olan işlemlerden haberimiz yok, tahliyeye ilişkin bir kararı biz vermeliydik veya en azından reddedileceksek 'geriye kalanlar bunu yapmalıydı' dedi. HSYK el koydu, Adalet Bakanlığı el koydu, kararlar yok farz edildi ama o iki asliye hakimi hakkında önce HSYK’nın kendi dairesi görevden el çektirdi müfettiş raporlarıyla da kendileri mahkemeye sevk edilip tutuklandı. Bu gelişmeleri birlikte düşünmek de mümkün. Geçmişe yönelik hukukta bir adaletsizlikle ilgili en azından HSYK’nın yapacağı şeyler vardır ve bunlar suç teşkil ediyorsa haklarında dava da açılabilir diye düşünüyorum.

Son MGK’da yine paralel yapı diye tanımlanan oluşumla ilgili bazı bilgiler vardı açıklamada. Kırmızı kitaba yani devletin güvenlik belgesine bu tür oluşumların girip girmeyeceğiydi merak edilen. O ne aşamada efendim?

MGK, anayasamızda yer alan bir kuruluş. Oradaki görüşmeler ve kararlar tamamen gizli, sonradan yayınlanan bildiri hangi konuların görüşüldüğüne yönelik bir bilgi. Sadece alınmış olan MGK kararının herhangi birisi açıklanması veya bir merciden talep edilmesi halinde MGK’nın kendi içinde toplanıp buna da bir karar vermesi lazım. Benim bulunduğum süre içinde 28 Şubat veya başka bir şeyle ilgili kararı biz ilgili mahkemesine gönderdik. Şimdi bu kapsamda sayın cumhurbaşkanımızın belli yerlerde yaptığı konuşmalarda bazı açıklamaları var. Paralel devlet yapılanmasına ilişkin bir tehdit ve tehlikenin artık Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne girdiğine dair. Bu doğrudur. MGK Genel Sekreterlik Kanunu’nun galiba ikinci maddesinde de MGK Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi'ni hazırlar ve onaylanmak ve tatbik edilmek üzere bakanlar kuruluna sevk eder diyor. Bakanlar kurulunun da alacağı karar kesindir. Şu anda alınan karar Bakanlar Kurulu'na gönderilmiştir daha Bakanlar Kurulu'nda görüşülüp gereği yapılacaktır. Ancak burada Türkiye Cumhuriyeti'nin milli menfaatleri, milli hedefleri, savunma politikaları, komşularıyla ilişkileri, geleceğe yönelik perspektifleri ayrıntılarıyla yazılıdır. 0 ve 5’li yıllarda genellikle değişeme uğruyor. Legal görünümlü illegal yapılanmalar adıyla sadece bu cemaatten örgüte dönmüş paralel devlet yapılanması dediğimiz olguyla ilgili değil şu anda mevcudiyeti düşünülebilecek veya gelecekte de başka cemaatler olabilir, başka sosyolojik bikrimler, başka yapılanmalar olabilir, farklı düşüncelere sahip gruplaşmaların adeta devlete ikinci bir alternatif gibi yapılanması olabilir bir genel tarif içine sokuldu. Yoksa Fetullah Gülen’le ilgili olarak şu örgütün faaliyetleri veya buna karşı alınacak tedbirler şeklinde münhasıran bir tabir getirilmedi. Sadece böyle bir tehdit söz konusu değil bunun benzerleri bugün vardır bundan sonrada olabilecektir şeklinde bazı tabirler yapıldı. Bunlara karşı yapılacak mücadelenin hukuk çerçevesi içinde veya hukuk devleti ilkelerine uygun olarak yapılabileceği de büyük harflerle yazıldı. Yasal zeminde faaliyetleri yürüten herkes cemaat de olsa özgürdür. Ama bu varoluşlarını devleti ele geçirmek hükümete paralel bir yapı kurmak ve devletin bütün kurumlarını kendi emir ve talimatları doğrultusunda yönetebilmek için bir oluşum meydana gelmişse onun korkması lazım. 

Yine de bu tür bir karar böylesine bir ifade karşısında istihbarat teşkilatının, emniyetin veya diğer devlet organlarının bazı refleksleri olur diye bir takım değerlendirmeler var.

Bu tür yapılanmalar gücünü mutlaka medyadan alabilir, ticari kuruluşlardan alabilir, yurtiçi yurtdışı bağlantılardan alabilir, kendilerine eleman temin etmek üzere okul dershane benzeri yapılanmalardan olabilir. Çünkü adanmışlık ruhu içinde bir yapılanmada siz görev aldığınızı ve size talimat veren kişinin de bürokratik yapılanma içindeki amiriniz veya daha üstünüzdeki kişiler değil de kendi yapılanmanızın içindeki yargı ile ilgili olmayan kişilerse bunların bir tehlike olduğunu üşünmeniz lazım. Benim şuna imza atma yetkim yok ama öyle bir numara yapayım ki buna imza atayım ve buradan bir sonuç çıksın. Buna birisi talimat veriyor. O kişi kim? Sen şunu şöyle yapacaksın, şu dosyaya şöyle karar vereceksin diyor. Bunu söyleyen herhangi bir yerdeki birisi. O kendi planlamasını yapmış. Kendi ideali kendi hedefi için bir proje yapmış. Bu projede o hakimi, o savcıyı, o emniyet mensubunu, o valiyi, o kaymakamı, o polisi kullanabiliyorsa bu bir illegal yapılanmadır. Bugün bunlar Gülen cemaati üzerinden gidiyor derseniz emin olun o cemaate benzer başka topluluklarda vardır. Ama onlar bu güne kadar siyasete, devlete, hükümete talip olmadılar. Bundan sonra onlarında iştahları kabarır böyle bir şey yapmaya kalkarlarsa bu böyle olabilir. Hiç dini veya hizmet eksenli bir toplulukta olmayabilir. Her şeyi planlamışlardır ve devleti ele geçirmek için ne yapmak gerekir onu başka bir bazda da harekete geçirmek isteyenler olabilir. Maddi güçleri olmalıdır diyelim ki bankaları, medyası güçlü olmalıdır, bürokraside güçlü olmalıdır. Oralara kilit noktalara insanlar yetiştirmelidir. Bunları düşünenler bu kapsam içinde değerlendirilecek. Biz bu olayı habersiz yaşasaydık belki ileride çok daha büyük tehlike haline gelecekti.

Eğer farkına varmasaydık dediniz, ne olurdu?

Hükümetler yıkılırdı, siyaset çökerdi, TBMM güçsüzleşirdi, yargı elden çıkmış olsaydı zaten şuanda da yüzde 20’ler seviyesinde yargıya güven. İnsanların adalete olan duygusu çok zayıfladı. Hukuk kendi kendine restore etmeli. Bir çok insan kötü örneklere bakarak gittikçe ümitsizleşiyor. Yargının kendi içinde bir ahlak reformunu adalet reformunu geliştirmesi lazım. Adalet ortadan kalkardı, siyaset itibar kaybederdi. Bir bakan, bir milletvekili bir başbakan hakkında tutuklama kararının çıkması, bir yüksek bürokrat diyelim MİT Müsteşarı'na savcı gel bakalım senin ifadeni alacağım diyor. O zamanki yaşanan şartlarda biz anlamını çok iyi biliyoruz gel seni içeri atacağım demektir bu. Kanun var diyorsun gelsin ifadeni alayım diyor. Hiç yetkisi olmadığı halde tahliye kararına imza atan hakim bir bakan hakkında bir başbakan hakkında tutuklama kararı çıkarsa al bunu infaz et diye birisine verse altında hakimin imzası mührü var ben bunu uygulamak zorundayım diyecekler. Halbuki diyemezler. Bir bakanın yargılanması için meclis soruşturmasından geçmesi lazım. Bir bürokratında soruşturma izni verilip ondan sonra yargılanması lazım. 28 Şubat’ta bunu gördük biz. Sayın Tayip Erdoğan hakkında AK Parti’yi kurduğumuz günlerde biliyorum Rize’de 10 sene evvel yaptığı konuşmanın bandını bulmuşlar Ankara Cumhuriyet savcısı seni ifadeye çağırıyor dediler. Tayyip bey bizi topladı böyle bir şey var beni çağırıyorlar ne dersiniz dedi. Biz yıllarca avukatlık yapmış insanlarız ve başımıza da geldiği için efendim zaman aşımı var, aflar var siz burada bir suçta işlememişsiniz merak etmeyin. Nuh Mete Yüksek ifade alacak Ankara Cumhuriyet Adliyesi’ne geldik. Biz dışarı bekliyoruz 10 dakika sonra çıkacak diye. 2 saat sonra bir haber geldi mahkemeye sevk ediliyor tutuklama talebiyle. 146/1’den mahkemeye sevk etti tutuklama talebiyle. Bereket akıllı ve vicdanlı bir hakime denk geldik adam güldü geçti serbest bırakılmasına diye karar verdi. Bunları yaşayan insan böyle hakimlerin savcıların olduğunu bildiğimizden bir de böyle bir darbenin arkasında hükümet ne hale gelebilecekti düşünmek lazım. Çok şükür bir badire yaşamadan Türkiye bazı şeylerin farkına vardı .

Sizin tarafınızdan bakıldığında bu mücadelenin neresindesiniz?

Bir defa hükümete karşı, siyasete, devlete karşı mücadele den bir grup, bir cemaat, bir paralel devlet yapılanması varsa bununla her kurum mücadele eder her hükümet mücadele eder. Bu sadece AK Parti’nin meselesi değildir. Dolayısıyla benim geçmişte bu insanlarla yakın ilişki içinde bulunmam onara güven duymam, bazı hizmetlerine katılmış olmam benim bu düşüncemi değiştirmez. Her cemaatin bir dini topluluk olarak hayırdan başka bir şeyi düşünmeyen insanların bir araya geldiği bir topluluk siyasete devlete talip olmaması gerektiğini düşünürüm. Bu devleti ben yöneteceğim, benim yönetmem lazım dedikleri anda kendi kurallarını dayatmaya kalktıkları anda buna her hükümetin karşı çıkması lazım. O yüzden bu yapılan mücadele AK Parti’nin kendi mücadelesi değil bundan sonraki partilerin iktidarlarında mücadelesidir. O yüzden onların da bugünkü mücadeleye katkı vermesi lazım. Ama onlar AK Parti’nin hedef alındığı bir işte kendilerini bir kenara çekip onlarla işbirliği yapmayı da arzu edebilirler. Şimdi bir mücadele yürüyor. Bu mücadelenin hukuk devleti ilkeleri içinde hukuka ve vicdana uygun olması lazım. Bu arada kurunu yanında yaş da yanabiliyor. Fakata böylesine eşeledikçe altından daha kirli ve zor ilişkilerin çıktığını gördüğümüz bir meselede bunlara şimdi sabretmek lazım. Ama bugün ve yarım bizim sadece hukukun karşısına elimizdeki delillerle bunların bugüne kadar ne yaptıkları konusunu somut olarak getirmemiz gerekir. Açılan davalar var, iddianameler var bunların sonuçlarını beklemek lazım. Ama sırf mücadele ediyorum diye masum insanlara da zarar verecek noktaya gelmemeliyiz. Bu işleri yapanlar bin kişiyse belki 1 milyon kişi de bunlardan habersiz bu güzel hizmetler devam etsin diyerek sempati duymuş olabilir. Bu sempatizan kitlesini de suçlu kabul edersiniz eskilerin düştüğü bir yanlışa düşersiniz. Yani Kürt, masum, vatanına devletine bağlı Kürt kardeşlerimizle PKK terör örgütünü bir araya getirmemek lazımdır. Bir araya getirirseniz bütün Kürtler eşittir PKK’lı demiş olursunuz diye düşünenlerdenim ben. Yani sempati duymuş, okullarına gitmiş olabilir, yazdıkları hoşuna gitmiş olabilir, vaazları, konuşmaları, kitapları hoşlarına gitmiş olabilir. O bu insanların aynı zamanda bu yapılan kötülükleri bildiği ve onayladığı anlamına gelmez. Derler ki bir gemide 10 kişi olsa, 9’u cani olsa birisi masum olsa. O masumun hatırı için o gemiyi batıramazsınız derler. Yani bir masum olma ihtimali bulunuyorsa bir toplulukta o zaman hepsi de bu işi yapmıştır diyip hepsini cezalandırmak gibi bir tedbiri düşünmemek lazım. Son zamanlarda Manisa’da yaşanan bir olay var benimde seçim bölgem. Gittim fakat emniyet müdürüyle görüşme imkanım olmadı. Sivil toplum örgütlerine baskın yapılıyor. Bunların içinde işadamları örgütü var, eğitim gönüllüleri derneği var, aktif öğretmenler derneğiydi galiba giriyorlar dosyalarına bakacaklar ama güpegündüz polisler geliyor ve insanlar dışarıda bir endişe içinde. Bunlar masum STK’lar bunların bir terör evi gibi basılıp deşifre edilmesi o insanlar için çok hayati bir önemde. O yetmemiş gibi bugünde 5 derneğe baskın yapılmış. Acaba bunlar kurban derisi topladı mı, bağış yaptı da bu bağış öbür tarafa mı gitti bunlar çok yanlış. Bunlar aynı zamanda hükümete karşı bir komplo olarak yapılmış olabilir. Ben Manisa’da oy istemeye gittim 4 dönem milletvekili seçildim. Bana oy verin ey Manisalı diyeceğim. Bana demezler mi; 'yıllardır senin arkadayız sana güveniyoruz ama sende bizim sevdiğimiz adamları örgüt evi gibi basıyorsun? Ben sana nasıl oy vereyim?' derse ben ne diyeceğim. Hakların yeterli delil bulunmadıkça bu yeterli delilde artık makul şüphe kuvvetli ihtimal bunların ötesine geçmesi lazım. Manisa’nın eşrafı bunlar. Doğrusu emniyet müdürünü çağırıp nedir bu yaptığın diye soramadım vaktim olmadı ama bugüne yine aynı şeyler devam edince size sorunca söyleyeyim. Akıllı bir mücadele, vicdanlı bir mücadele, hukuk içinde bir mücadele ve yargı kararlarına bağlanmadıkça herkesi masum sayan bir mücadele yapmamız lazım.

Çözüm süreci ne durumda? Başbakanda teminatımızdır dedi ne demek istedi? Çözüm süreci tavsıyor mu?

Çözüm süreci var, masada ama fiilen seçim sürecindeyiz. Ne bizim çözüm süreci için her gün düşünecek şunu da yapalım diyecek bir halimiz var ne HDP kanadının ne de İmralı’nın böyle bir beklentisi var. Eğer Nevruz’da verilen sözler hemen yerine getirilebilseydi PKK kongresini toplayarak silahları bırakma ve dışarı çıkma kararı alabilseydi bu sürecin çok iyi bir noktaya geldiğini ve bundan sonrasının çok daha kolay gideceğini gösterebilirdi. Bu olmadı. Esasen Kandil’den yapılan konuşmalarda da bunun şu anda mümkün olmadığı söyleniyor biraz da hoşumuza gitmeyen tavırlar içinde söyleniyor. Doğrusu şu anda biz böyle bir toplantı yapılacak karar alınacak beklentisi içinde değiliz. Ama bu sürecin iyi devam etmesini ve sonuca ulaşmasını istiyoruz. Burada bizim partnerimiz eğer HDP ise onlarında aynı ciddiyeti, aynı samimiyeti göstermesi lazım. Göstermiyorlar. Süreç bitmez ama zaman zaman durur ve harekete geçer. Şu anda da HDP’nin bir sözü işin bam telidir. Demirtaş biz hükümete zerre kadar güvenmiyoruz demişti. O zamana çözüm süreci sizin açınızdan bitmiş demektir. Bende tam aksine size güvenmek zorundayız birlikte bir süreci götürüyoruz. Ondan sonra da 10 madde üzerinde anlaşıldı diyor. Yani günübirlik siyaset yapıyor HDP tarafı bizde mevcudu muhafaza etmeye çalışıyoruz. Ama bir tek şeye riayet ediliyor biz de o konuda çık ısrarlıyız kamu düzenini bozacak hiçbir işe prim vermiyoruz. En son Ağrı’da yaşanan olaylardan sonra o tarafta asayişi bozacak büyük bir taşkınlık olmadı.

Parti olarak girdiği için HDP parlamentoda bulunmama olasılığı da var. Bu etkiler mi çözüm sürecini?

Etkilemez. Çözüm sürecini başlatan bizdik sonra partner olarak onlara ihtiyaç oldu. Bu süreci bugün HDP ile götürüyoruz orda bir kesilme olursa başka aktörle de dışarıda olsun içerde olsun bu konuyu götürecek noktadayız. Biz ne kadar söz sahibiysek bu konuda belli kişide o kadar söz sahibi. Canı nasıl isterse karşı tarafla olan ilişkilerini götürüyor.

Bir ara veriyorsunuz bu ara mı gerçekten? Bir dönem bekledikten sonra yeniden milletvekilliğini düşünür müsünüz?

Bir dönem bekledikten sonra tekrar milletvekili olmak için ara vermiyorum. Ama Allah güç gelmesin biz şimdilik bu dönemde aday değiliz ve en azından bir 4 yıl kendi hayatımızı kendi siyaset anlayışımızı parlamento dışında götürmeye çalışacağız. 4 sene sonrasına bağlayıcı bir şey alırsam Gayretullah’a dokunur diye korkuyorum. Eşimle verdiğim karar oydu siyasi hayatımızı bir noktada bitirelim kendimize dönelim diye düşünmüştük. Ama şimdilik bir dört yıl milletvekili değiliz.

Sizin statünüzde olanlarla ilgili 3 dönemlik olanlarla ilgili bir mekanizma düşünülüyor mu veya siz böyle bir şeyi ister misiniz?

Ben arzu etmedim. Sayın Başbakanımız birkaç defa bizimle bir araya geldi sağolsun, bizleri milletvekili tanıtımları övücü ifadeler kullandı, ödüller verildi bunlar bu dönem ara verecek milletvekillerimiz açısından da onurlandırıcıdır. Biz kendisine bu vefasından dolayı çok teşekkür ediyoruz. Sayın Başbakanımız bizlerden genel merkezde istifade edebileceğini, MKYK üyeliğinde istifade edebileceğini, danışman olarak istifade edebileceğini ve genel merkezde parlamento grubunda yeni genç milletvekillerimizin hizmet içi eğitimi diyelim böyle bir mekanizma kurulursa bunu arzu ettiğini ifade etti. Bir çok arkadaşımız siyasetten kopmak istemiyorlar. Bana sorarlarsa ben fikrimi söylerim şu anda onu açık etmeyeyim.

12 yıldır ülkeyi yöneten AK Parti iktidarının önemli isimlerinden birisiniz, en zor olay neydi AK Parti hükümetleri için?

AK Parti’de hep zafer hep başarı gördük. Ben Refah, Fazilet, Milli Selamet dönemlerini de bilen bir insanım o dönemlerde de çok sıkıntılarımız olur ama seçim başarılarını çok zor kazanırdık. Biz 2002’den sonra 9 seçimi başarı ile geçirmiş bir partiyiz. Ama ilk 2002’de parlamentoya girdikten sonra beklediğimiz bir takım sıkıntıları hemen burnumuzun dibinde bulduk. Ben meclis başkanı oldum Abdullah bey başbakan oldu. Bu parti uzun ömürlü olmasın diye çalışanlar vardı bir kısmında haberdardık. Bazı davaların beraatlar sonuçlandığı duyunca biraz eski günleri hatırlıyorum. Adalette de yargı hukukunda da delil çok önemlidir. Delilde en ufak bir tereddüt sanığın lehine yorumlanır. Bu İslam’da da vardır. Ben 2002’den en az 2007-2008’lere kadar bu ismi geçen pek çok zevatın bize bakışını, bizim aleyhimizde bazı söz ve davranışlarını bizzat yaşamış bir insanım. Bunlar ceza verdirmeyi gerektirmez çünkü iddialar başka iddialar. Yan yana durduğumuz halde bir meclis başkanına hatır sormayan, elini sıkmayan, düşmanca bakan hatta kürsüye çıktığı zaman gözümüzün içine baka baka bize laiklik üzerinden irtica üzerinden ders vermeye kalkan bazı edepsiz tavırları ben hala hatırlıyorum. Bizim için iyi şeyler düşünmüyordu bu insanlar ama bunun için ceza evine atmak lazım değildi. Ben meclis başkanı olarak cumhurbaşkanı seçmeyi çok isterdim. Abdullah Gül’ün aday olduğu seçimde buna izin vermediler. 27 Nisan gününün meclis başkanı benim. O bildiriye ne kadar üzülmüşsem, 367 kararına ne kadar üzülmüşsem ki yüz karasıdır, 27 Nisan bildirisine hükümetin verdiği o soylu, cesur, erdemli cevapta benim için o sevindirici olmuştu. 2007’den sonra siyasete ara vermeyi düşünmüş çok üzüldüm. 4 ay sonra seçtik. Ben bir ara 85-86’da 5 yıl ağır hapse mahkum oldum. Eşim hamileydi çocuğumuz doğmak üzereydi neredeyse kapıya polisler gelip hadi cezaevine diyeceklerdi. O acı günleri hatırlayabilirim. 27 Nisan çok büyük bir haksızlıktı. Partinin kapanma davasında çok endişe etmiştim 4 partisi kapatılmış birisi olarak.

Anı yazmayı düşünüyor musunuz?

Elim kalem tutmuyor o konuda başarısızım ama bazı arkadaşlar nehir söyleşi yapalım onların içinden bir şeyler çıkaralım diyorlar veya ben söyleyeceğim onlar hatıralarımı yazacaklar.