Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, NTV canlı yayınında Ahmed Arpat'ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Bülent Arınç, Kuzey Irak'ta PKK'ya yönelik operasyonlar sırasında bir köyün bombalandığı ve sivillerin hayatını kaybettiği iddiasına sert tepki gösterdi. Arınç, çözüm sürecinde gelinen noktayı da değerlendirdi.

Hükümet adına analar ağlamasın söyleminden terörün kökü kazınana kadar operasyonlara devam söylemine gelindi. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bu sorunun yanıtını ülkeyi yönetenler ya da hükümet versin dedi. Bu noktaya nasıl gelindi?

Maalesef PKK'nın saldırıları acımasız biçimde devam ediyor. Şüphesiz ahlak dışı, kalleşçe pusular kurarak, polisimize, askerimize masum insanlara karşı yürütülen bir saldırı var. 2009'dan başlayarak 2012 sonunda da ete kemiğe bürünen bir çözüm sürecinin içindeydik. Hükümet çok sabır harcadı, siyasi iradesini kullandı bu işi çözmek için. Bütün olumsuzluklara rağmen bir gün başarıya ulaşacağız, bu ülke terörden kurtulacak, örgüt silahını bırakacak yurtdışına çıkacak, bir rehabilitasyon süreci içinde de geçmişin yaralarını saracağız, artık cenaze gelmeyecek, bin yıldır birlikte yaşayan insanlar tekrar bu dostluğun tadını tatmış olacaklar diye çok masumane çok insani bir düşüncenin içindeydik.

Zaman zaman verilen mesajlarda bu ümidimizi kuvvetlendirdi. 2013 Nevruz'unda Öcalan'ın mesajı artık silahlar sussun fikri ve siyaset konuşsun, Türkiye dışına çıkın talimatıydı. Göstermelik birkaç çıkışın dışında herkes olduğu yerde kaldı. Şehir yapılanmasında da ileri adımlar attıklarını gördük. Buna rağmen yine çözüm sürecinde en iyi noktaya gelmek için çabaladık. Süreç içinde örgüt ve örgüt bileşenlerinin insana yönelik, cana yönelik, mala yönelik yol kesmeler haraç almalar kendi kendilerine mahkemeler kurmalar sadece karakollara saldırmayan, sadece askere eve polise pusu kurmayan bir süreç geçirdik. En sonunda da Kobani dolayısıyla zannediyorum 50'den fazla insanımızın hayatına mal oldu, pek çok kamu malı tahrip edilmişti. Bundan sonra kamu güvenliği esastır bu güvenliği zedeleyecek hiçbir şeye müsamaha etmeyiz. Kamu güvenliği esas olacak çözüm sürecide buna uygun devam edecek denildi. Bu senenin Nevruz'unda da yine Öcalan'ın PKK kongresini yapsın ve silah bıraksın, dışarıya çıksın, eylemsizliği tahkime dilmiş hale getirsin dedi. Bu da yerine getirilmedi. Son haftalarda da işte artık PKK silahıyla ortaya çıktı.

Bir taraftar DAEŞ'in faaliyetleri bir taraftan PKK'nın faaliyetleri karşısında hükümetimizde bütün terör örgütlerine eş zamanlı operasyon başlattı. Her gün canlarımızı yitirdik. Bütün şehitlerimize rahmet diliyorum. Bu operasyonlarda insani amacı her zaman gözetiyoruz. Son dönemde zannediyorum Zergele isimli bir yere yapılan operasyonlarda sivillerin hedef alındığı söylendi. Bu PKK terör örgütünün ve onun propagandasını yapan unsurların alçakça bir yalanıdır. İşin içinde görevli bir başbakan yardımcısı olarak söylüyorum ki ilk günden bugüne kadar ne içerde ne dışarı masum insanlara ve sivillere zarar verecek hiçbir operasyon yapılmadı. Hatta bazı operasyonlar sivillere zarar verebilir endişesi ile ertelenmiştir.

Çözüm süreci bizim son ümidimiz olarak baktığımız ve AK Parti olarak bizden önceki hiçbir partinin ve hükümetlerin sahiplenmediği ama bizim sadece silahla yapılan ateşe ateşle karşılık vererek başarabileceğimiz sonuç alacağımız bir süreç olarak görünmedi. 30 senede fazladır süren bu terörün eylem yapmaz hale gelmesi, sadece ve sadece siyasi ve sosyal bir takım unsurların yerine getirilmesi ile mümkün. Bunu da ete kemiğe büründürdük geçen sene Temmuz ayında terörün sonlandırılması ve toplumsal bütünleşmenin tekrar temini maksadı ile 6 maddelik bir kanun çıkardık.

Biz hükümet olarak siyasi ve sosyal bütün tedbirleri almak suretiyle örgütün silah bırakması bugüne kadar da eylemlere karışmış ve ya karışmamış olanlar için bir rehabilitasyon sürecinden geçirmek suretiyle hem Türkiye'ye gelişler hem de bunların topluma kazandırılması konusunda adımlar atmıştık. Bu süreci 2009'dan beri engellemeye bitirmeye çalışan unsurlar var. Türkiye içinden de bu süreci bitirmek isteyen, böyle bir şey olmaz diyen, peşinen reddedenlerde var. Ama hükümet sabretti.

Peki ne oldu da birden bire sabır taşı çatladı? 7 Haziran'da AK Parti beklediği oyu alamadı ve siyaset değişikliğine gitti eleştirisi var.

Bu çok zor olan bir sürecin basit bir sorusu. 7 Haziran seçimdir HDP yüzde 13 ile barajı aştı. Buna saygısızlık etmeyi aklımızdan geçirmeyiz. Halk oy verdikten sonra isteyerek veya istemeyerek, gönlüyle veya tehditle, alınan sonuca kimse itiraz etmediğine göre HDP2nin barajı aşmasının bu toplumsal bütünleşmeye ve çözüm sürecine de hız kazandırması siyasi aktörlerin daha da güçlenerek seçimden çıkması elbette takdir edilecek bir şeydi. 7 Haziran'a kadar PKK'nın yaptığı eylemlerin çok kalın bir dosya haline gelmesi mümkün. Yol kesiyorlar, iş adamlarını kaçırıyorlar, iş makinelerini yakıyorlar, işçileri tehdit ediyorlar, mahkemeler kurup ceza kesiyorlar. Biz bunları bitirin sonlandırın diyoruz. Kobani bahanesiyle bir çok silahlı eylem yaptılar. Türkiye'nin fiilen müdahale etmesi söz konusu değildi. Oradan 192 bin kişiyi konuk ediyoruz. Kuzey Irak'tan gelen peşmerge güçlerini hem silahlarını hem askerlerini Türkiye üzerinde geçirdik. Kobani dolayısıyla Türkiye'nin yaptığı olumsuz bir şey yok yani. Bunun üzerine 7 Haziran'dan Suruç olayına kadar yine bu kadar dolu PKK'nın yaptıkları. En sonunda iki polisimizi Ceylanpınar'da evlerinde uyurken alçakça şehit ettiler. Bunun bir tek anlamı olabilir; Biz sizin polislerinize bile evlerine girer yataklarında kafalarına sıkar öldürürüz. Bunu kim yaptı? Geçmişte biz yapmadık derlerdi, bizimde kontrol edemediğimiz bazı çeteler var onlar yaptı derlerdi. Tam aksine HPG bunu üstlendi. Hatta bunların yayın organlarında da HPG'li gençler iki polisin cezasını verdi diye bununla iftihar eden yazı yayınlandı. MİT'in istihbaratı ve diğer istihbaratlar kendi yayın organlarının Cemil Bayık'ların, Kalkan'ların ve diğerlerinin bütün söyleriyle yapılan operasyonlar örtüşüyor. Bunun üzerine bir operasyon kararı alındı. Suruç sebebiyle DAEŞ'in Türkiye içinde eylem yapma hazırlığı polislerimizin vurulmasından önceki eylemler sebebiyle de, PKK zaten çözüm sürecini bitirdik diye 6 aydan beri söylüyordu.

Ortada artık bir çatışmasızlık kalmadı. Mesela HDP yüzde 13 oy alıp meclise girmiş bir siyasi parti, bu ortamda hükümetin veya AK Parti'nin gel oturalım bu işi konuşalım demesi gerekmez mi? Demirtaş'ın çağrısı vardı siyasi partilerle görüşelim diye hükümetten bir yanıt gelmedi.

HDP'nin de, HDP'ye destek olan medyanın da, HDP propagandası yapan pek çok kişinin de bu işlerde çok başarılı olduğunu söylemem lazım. Sayın başbakanımız siyasi parti liderlerini hiç birisini ayırt etmeden ziyaret etti. Ziyaret edildiği gün dahi bu eylemler başlamıştı. Bizim onlara söylediğimiz tek bir şey, madem güçlenerek çıktınız, üstelik sizin barajı aşmanız için size bu oylar verildi emanet oyların hakkını vereceğiz dediler ama Kandil'den azar geldi. Kandil'den bağımsız bir siyasi politika güdemiyorlar. Bunun çok sebepleri var. Sayın başbakanın o gün onlara söylediği de; PKK terör örgütünün silah ve şiddete dayalı eylemlerinin sona erdirilmesi konusunda HDP'nin aktif olması. Ama bir taraftan eş başkanlarından birisi biz sırtımızı PYD'ye yasladık diyor. Evet PKK bunları yapmasın. PKK'nın üstlendiği bir saldırıda iki insan üç insan hayatını kaybediyor. Ey PKK bırak bu silahı, bunları yapma, bu alçaklıktır, bu insanlara karşı niye bu katliamı yapıyorsun diyemiyor. Bizim organik bağımız var biz onlara kötü bir şey söylemeyiz demek bu. Ölenlerde Anadolu çocuklarıydı peki öldürenler? Malazgirt için elimizde kayıtlar var, Ceylanpınar için kayıtlar var telsiz kayıtları. Kadife eldivenlerle okşayarak aman yapmasan daha iyi bizi rezil ediyorsun değil.

Yani HDP ile kapıyı kapamadınız?

HDP ile değil çözüm sürecinin olmazsa olmaz bir sonuç olduğuna inanıyoruz. Bu bize siyaseten kaybettirebilir. 2015'te 9 puan kaybettirdi. Bazı yerlere gittiler dediler ki barajı aşamazsak Kobani olaylarında yaptığımız gibi her tarafı yakar yıkarız. Bazı yerlere gittiler çözüm sürecini barajı aşarsak güçlendiririz dediler. Her yere her yöreye uygun bir propaganda süreci yürüttüler. AK Parti ve sayın cumhurbaşkanımızın karşıtlarını bir potaya getirdiler, bizden farklı sebeplerle oy aldılar Cumhuriyet Halk Partisi'nden farklı sebeplerle oy aldılar, LGBT'lerden ve diğerlerinden farklı sebeplerle aldılar yüzde 13'lük bir emanet ortaya çıktı. Şimdi HDP bunu iyi kullanmak zorunda. Şiddeti ve terör örgütünü reddeden pek çok milletvekilinin HDP içinde olduğunu biliyorum. Şimdi görev onlara düşüyor aslında. Ağırlıklarını koymak suretiyle parti ile örgütün eylemleri arasına kalın bir duvar çekebilirlerse biz yine bir partner olarak çözüm sürecinde istifade etmek isteriz.

Çözüm süreci ile ilgili Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin bazı eleştirileri vardı ve geldiğimiz noktada eleştirilerin haklı olduğunu gördük dediniz. Milliyetçi Hareket Partisi sıralarından da alkış aldınız.

2009'dan beri başbakan yardımcısıyım ve Habur girişlerinden itibaren çözüm sürecinde zaman zaman durma, ilerleme, zaman zamanda biraz daha fazla ileriye gitme görüldü. Biz bu örgüt ve bu örgütün eylemleri ile kesin olarak aramıza mesafe koymaya çalıştık. Çatışmasızlık süreci içinde rahat seçimlerin geçmesi, halkın huzur duyması, herkes dağlara çıkıyordu piknik yapıyordu, esnaf dükkanlarını açıyordu güzel bir hayattı. Fakat onlar bunu yeniden güçlenmek, silahlanmak, devrimci halk ayaklanması için uygun ortamı bulmak amacıyla sinsi bir şekilde kullandılar. Bizim o zamanki düşüncemiz onlar eylem yapmadıkça bizde operasyon yapmayacağız. Bu yüzden belki bellerinde ellerinde silahlarla birileri bir yerden bir yere geçmişlerdir ama biz bunu yine verdikleri söze uygun bir hareket zannederek belki göz yummuştuk bunlara. Ama onlar bu süreci ilerisine bir hazırlık ve hükümeti en zayıf anında vurmak üzere bir operasyon olarak düşündüler. Kobani hepimizin gözlerini fal taşı gibi açtı. Demirtaş'ın sokaklara çıkın çağrısını ve sosyal medyada paylaşılan ölüm çağrılarını gördük.

Kandırıldık mı, aldatıldık mı yoksa iyi niyetliydik mi diyorsunuz? 

Kandırıldık bir hükümet için kabul edilecek bir şey değil. Aldatıldık da değil ama biz çok iyi niyetliydik. Sadece ülkemizin huzura kavuşmasını, binlerce insanın hayatını alan terörün bu şekilde bitirilebileceği konusunda çok ümitliydik. Biz bunları söylem olarak da destekledik. Ben yine bir vesileyle Gültan Kışanak ve arkadaşlarını 1980'de Diyarbakır cezaevinde reva görülen zulümleri anlattığım bir konuşma sırasında herkes empati yapsın belki bu zulmü yaşan herkes belki de ben bile dağa çıkmayı düşünebilirdim. Bir insanın canına, inancına, diline sen hakaret edersen sürekli olarak, bir kadın olarak bunun ezikliğini her gün yaşarsan ben buradan bir çıkayım sizden bunun intikamını alacağım diye düşünebilir. Bu insan olmanın tabii bir sonucudur diye destekleşmiştik. Bunun dışında bir çok demokratikleşme paketi yaptık. TRT'nin kanalı, cezaevlerinde anne çocuğuyla Kürtçe konuşamıyordu, OHAL'in bitirilmesi vesairesi. Bizim sadece Kürtlere yönelik değil ama yaşadıkları köylerin şehirlerin isimlerinden de başlayarak, bütün edebiyat eserlerinin yeniden canlandırılmasıyla, kıyafetlerinden vesairelerinden ayrımcılık kokan her şeyin kaldırılmasıyla, sabahları yapılan andın bile iptali bu paketler içinde. Biz bize düşenlerin hepsini yaptık ama onlar hiç birisinden tatmin olmadılar. Önce şunu yapsanız yeter diyorlardı sonra yaptık yetmez demeye başladılar. Çünkü nihai amaçları ya ayrımcılık bölücülük kokan bir şeydi veya kendi iktidarlarını kurmayı amaçlıyorlardı sonunda silaha sarıldılar. Biz burada iyi niyetle pek çok şeyi yaptık ama onlar hiç bir şeyi yapmadılar. Bizi aldatmış kabul edebilirler biz aldatılmış değiliz her şeyden haberimiz vardı ama Türkiye'nin hatırına bir gün bu iş çözülecek diye ümitle bekledik. Milliyetçi Hareket Partisi bu çözüm süreci değil çözülme sürecidir dedi biz bunu politik bir davranış olarak kabul ettik. O da ancak böyle oyu alabilir bırakalım söylesin dedik. Cumhuriyet Halk Partisi başka bir şekilde bizi eleştirdi. Ama bunların dışında da parlamentoya getirin dediler getirdik. Ama her konuyu parlamentoya getirip her gün bu konuyu görüşecek halimiz yoktu. Belki sadece PKK terör örgütü ve onunla irtibatlı bir HDP ile yola çıktınız oysa bütün Kürtleri bu sürecin içine alsaydınız, diğer Kürt partileri ile ilişki kursaydınız diğer STK'larla da bu çözüm sürecini paylaşsaydınız, akil insanlar belki izleme heyeti olarak da bu işin içine girseydi daha iyi olabilirdi diyenlerin haklı olabileceğini ben düşünüyorum. Şu anda hangi parti ile biz koalisyon kuracaksak kuralım çözüm süreci masanın üstünde olacaktır. Ama ismi dahil yöntemleriyle yönüyle varacağı noktayla işi yeni baştan ele almaya mecburuz.

Barış çağrıları var, akil insanlar heyetinden bir grup toplantı yaptı taraflar ateş kessin dediler.

Onlar iyi niyetli çabalardır ama terör örgütü üzerinde çok etkili değildir, umarım HDP üzerinde etkili olur.

Sayın Demirtaş da "Tamam devlet silah bırakmaz ama ateş edilmezse devlet de ateş etmesin" dedi.

Bizim prensibimiz zaten bugüne kadar onlar ateş etmedikçe eylem yapmadıkça biz yapmayacağızdı. Bunu biz son güne kadar hep uyguladık. O yüzden bizi halkta eleştirmiş olabilir. Halk üzerinde silah olan bu PKK'lı teröristler karakolun ününden geçiyorlar onlara el sallıyorlardı, askerde onlara hiçbir şey yapmıyordu durum biraz böyleydi. Ama bunun tek sebebi tekrar terörün hortlamaması, siyasi görüşmelerin sonuca ulaşması. Meğer onlar alay ediyorlarmış el sallarken.

Dokunulmazlıkların kaldırılması, HDP'nin kapatılması konusunda HDP, hayır parti kapatılmaz ama bizim erken seçimde parti olarak ödenek almamızın önüne geçmek istiyorlar diyor.

Bunların hepsi propagandaya yöneliktir. Demirtaş da arkadaşları da çok iyi bilir ki bizim iktidarda olduğumuz süreç içinde biz partilerin kapatılmasını engelleyen anayasa değişikliğini parlamentoya getirmiştik HDP olumsuz oy kullandı. Biz buna rağmen o madde çıktı. Parti kapatmaktan en çok mağdur olmuş birisi olarak benim 4 partim kapatıldı. Ben partilerin kapatılmaması gerektiğini her yerde ifade ediyorum sayın cumhurbaşkanımız da ve sayın başbakanımızda aynı kanaattedir. Ancak HDP'nin hayat bulması partilerinin kapatılmasına bağlıdır. Onlar parti kapatıldıkça bu devlet bizi kapatıyor biz ayaktayız propagandası yapıyorlar. Bunlara bu hakkı vermemek lazım. Onun dışında da siyasi partiler her fikrin her düşüncenin, silah ve şiddeti eylem olarak kullanmadıkça ve benimsemedikçe ayakta kalma hakkı vardır. Sadece o partinin yöneticileri veya mensuplarından bireysel olarak suç işleyenler varsa mevcut kanunlara göre onlar yargılanabilir. Kemal Aktaş diye bir milletvekilleri uzun yıllar cezaevinde kalmıştı. Yine cezaevindeydi milletvekili seçildi 1 sene 8 ay veya 9 ay cezası vardı. Mecliste okunsaydı milletvekilliği de sona eriyordu. Biz onun için propaganda unsurunu değiştirdik o hüküm geçersiz oldu ve haklarında bu işlem yürümedi. Sebahat Tuncel 8 yıl 9 ay cezası vardı. Meclis başkanı okutsaydı milletvekilliği düşecek cezaevine girecekti. Mağdur olmasınlar diye meclis başkanı okutmadı ve sonunda cezası bir şekilde bozuldu ve dışarıya çıktı. Unutmasınlar ki 994 dokunulmazlık dosyası vardı geçen dönemde sonra 1000'i de aştı. Bunların 300 civarında olanı terörle mücadele kanunu kapsamında bu kişilere yönelik suçlamalardı. Biz 4 yıl boyunca hiç birisi hakkında dokunulmazlık dosyasını meclis gündemine getirmedik. Bize teşekkür etmişlerdir. En sonunda da 4 veya 5 milletvekilleri cezaevindeydi biz milletvekilinin yeri parlamentodur dedik bunlarda parlamentoya geldiler. Hatta bizim dönemde bunların bu işlerle ilgisi olmayan dosyaları ortaya çıkmaya. Özdal Üçer diyelim Van milletvekili, bir emniyet amirine halkın önünde tokat atmış. Bir kamu görevlisine tokat attı diyerek biz hiç olmazsa bundan dokunulmazlığını kaldıralım dedik ona bir fırsat olmadı. Aynı zamanda bir başka milletvekili bir hastane başhekimini hastanenin içinde dövdü. Hiç olmazsa bu adamı kaldıralım bir doktora, başhekime tokat atmak neymiş bunun cezasını görsün dedik siyasi anlaşılır diye bundan bile vazgeçtik. Diğer partileri bilmem onlarında kararlarına saygı duyarım. Ama onlar bizim bu konudaki kesin kararlarımızı bilirler. Buna rağmen bu işin mağduriyet edebiyatı ile propagandasını yapıyorlar. Onlar kapatın diye yalvarırlar ama bu konuda adım atmayacağız.

HDP milletvekili Nursel Aydoğan'la bir tartışma yaşadınız Meclis'te "sus be kadın" dediniz.

Sus be kadın demedim. Sizin düştüğünüz hataya Kanal D'nin haber spikeri de düştü. Yanımda olsaydı hemen elini tutacaktım. O anlama gelecek bir şey söylemedim. "Sus be kadın" demek hakaret sayılır. Hanımefendi sus, ne olur bir kadın olarak sus. Bunu savunabilirim. Ama o akşam dinlediğim haberde haberin heyecanına kapılmış bir spiker Bülent Arınç: Sus be kadın diyince ben bu adama nasıl ulaşırım bunu söyleyebilirim anlatırım dedim. Hükümet adına 20 dakika konuştum beğenen oldu beğenmeyen oldu. Sonra Osman Baydemir konuştu. Onun konuşmasında gerilla diyerek onları da kutsayan bir konuşma yaptı. Bence söz aldım sayın Pavey'den ve size iki sorum dedim. Sırtımızı şuna yasladık diyen eş başkanla, silahlanın öz savunmanızı kurun dieyen eş başkan bugün burada yok Baydemir konuşuyor. Bende Baydemir'le defalarca konuşmuş onun çözüm sürecinde samimi duygularını hissetmiş duymuş bir insanım. Akıllıca hareket edip onu çıkarmışlar. Yani hem PKK'yı hem HDP'yi dışarıda tutarak sadece duygusal bir konuşma yapsın diye. Bana şu iki polisin, şu binbaşının hesabını verin dedim. Böyle deyince damarlarına bastım galiba hareketlendiler. Baktım 7-8 kişi ayaktalar. Bu hanımefendi ile bugüne kadar bir tartışmamız olmadı ama bulunduğu yerden sürekli bir şey söylüyor. Bana verilen süre de iki dakika baktım 23 saniye kalmış. Hanımefendi sus dedim. Hakaret etmek isteyeceğim bir kadına hanımefendi der miyim? Tekrar devam etti. O zaman da bir "kadın olarak sus" dedim. Bir kadın olarak sus kadınlar konuşamaz, konuşmasınlar kadınlar, kadınlar zaten konuşmaz sen niye bana müdahale ediyorsun anlamında değil. Öyle anlayan da çıkabilir ama kadın hakları konusunda Birleşmiş Milletler'in komisyonunda bile görev yapmış bir başkanvekili var orada. Şafak Pavey isminde. Hepsi koştu ona gitti ve bir eylem yapılmasını istediler. Şafak Pavey'in sözü herhalde benim sözümden de sizin sözünüzden de o andaki görevi icabı çok daha değerlidir. Ben bunda bir hakaret kastı görmüyorum dedi. Biz başkan vekili bunu söyledikten sonra birilerinin bağırıp çağırmasına gerek yok. Bir kadın olarak sus dememin sebebi kadınlar şefkatlidir, kadınlar hürmetlidir, kadınlar bizim diğerlerinden daha fazla saygı duyduğumuz insanlardır. Hadi erkekler bağırıyor da sen bari bir kadın olarak sus dedim. Onun üzerine bunlar benim sorularım cevapsız kalsın diyerek sorulardan dikkati aldılar bunun üzerine getirdiler. Bir sinek vızıltısı kadar önemli değil. Haksız olduğumu bilsem hemen özür dilerim. Kaç tane özür dilediğim sözler vardır. Pervin Buldan sus hanımefendi dediğim için bana ders vermeye kalkıyor. Aynı oturum içinde Gökcen Özdoğan diye bizim Antalya milletvekilimiz var. Bu da Osman Baydemir'in konuşmalarına cevap veriyor müdahale ediyor oturduğu yerden. Gökcen hanıma "sen bir sus be, çok ayıp vır vır vır sabahtan beri. Kadınlığından utan biraz.'' Pervin Buldan diyor bunları kadınlığından utan diyor. Nursel Aydoğan Bursalıdır. Oradaki müdahalen sürem bitiyor sen bana müdahale ediyorsun sorumun cevabını alamıyorum, sen bir kadınsın daha zarif olmalısın sus bundan ibaret. Her müdahale edene sus demek de meclisin geleneklerinde vardır. HDP'nin kadın milletvekilleri toplanmış bir şey söylemişler onlara yakışanı yapmışlar. Ama Cumhuriyet Halk Partisi'nin kadın milletvekilleri de ellerini bellerine koyup arada dolaşan birisi vardı geçmişte tartıştığımız o da toplamış 5-10 milletvekilini beni eleştirmişler. Sağolsunlar sayelerinde en çok konuşulan 3. isim olmuşun reklamın kötüsü olmaz. Ben ne söylediğimi biliyorum. Sus be kadın deseydim burada özür dilerdim.

AK Parti heyeti Cumhuriyet Halk Partisi heyetiyle görüşüyor ama bir yandan sayın cumhurbaşkanı diyor ki azınlık hükümetiyle seçime gidilir. Sanki ayın cumhurbaşkanı koalisyon istemiyor gibi bir algı var. AK Parti sayın cumhurbaşkanına rağmen bir koalisyon kurar mı?

Cumhurbaşkanımız ile AK Parti arasındaki ilişkilerin, cumhurbaşkanımız ile başbakanımız arasındaki ilişkinin çok özel olduğunu herkes biliyor. Dolayısıyla cumhurbaşkanımızın sözlerini veya başbakanımızın davranışlarını yorumlamak çok kolay bir şey değil. Partiler arasında koalisyon hükümeti kurulur. Bizde 3 partiyi ziyaret ettikten sonra gelişme gösteren bir şekilde Cumhuriyet Halk Partisi ile hükümet kurma çalışmasını yapıyoruz. Bugün veya yarın son görüşmeler yapılacak ve genel başkanlar gelinen süreci değerlendirecek olup olamayacağına karar verecekler. Sonra Milliyetçi Hareket Partisi ile belki tekrar bir görüşme yapılacak ondan bir netice alınamazsa emanet verilecek. Ben Cumhuriyet Halk Partisi ile iyi niyet çerçevesinde ve çok rasyonel hükümet kurma çalışması yapıldığını biliyorum. Bundan da memnunum. Hem başbakanımız hem sayın Kemal Kılıçdaroğlu böyle bir hükümet kurmamın ülke için çok elzem olduğunu bunun dışına kimsenin çıkmaması gerektiğini de ifade ediyor. Her iki partinin de yakın zamanda kayıpları olabilir ama önemli olan ülkeyi hükümetsiz bırakmamaktır. Hem ekonomi hem dış politika hem toplumsal barış zarar görmesin diye ben sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nu ve sayın genel başkanımızı da tebrik ediyorum. Cumhurbaşkanımızın söylediği çok farklı değil. Bir defa onun sözlerini yorumlamak durumunda değiliz. Her yerde konuşan düşüncelerini çok açık ifade eden bir insan. O da normal süreci söylüyor. Eğer partiler arasında bir hükümet kurulamazsa seçime gidilsin diyor. Cumhuriyet Halk Partisi ile görüşme yapılmasın demiyor. Zaten demez. Ama sürecin sonucunda bu partilerle bir şey kurulamayacaksa siz azınlık hükümeti kurun biz sizi dışarıdan destekleyelim teklifi gelirse diğer partilerden ama bu çok arzulanan bir özlenen bir şey değil. Ben tabi ki bir parti ile koalisyon isterim. Bir koalisyon kurulamazsa genel başkanımız bir azınlık hükümeti ile seçime gitmek şartı ile bana destek verir misiniz diyecektir. Hangisi verir hangisi vermez bilemem.

Sayın Bahçeli kapıyı kapatmıştı ama bu çözüm sürecinde gelinen nokta tekrar koalisyon için seçenek olarak ortaya çıktı mı?

Zaten Cumhuriyet Halk Partisi de Milliyetçi Hareket Partisi ile görüşmeler yapılabilir önemli olan hükümetin kurulması diyor. Milliyetçi Hareket Partisi de bizim düşüncemize göre Cumhuriyet Halk Partisi ile kursanız daha iyi olur diyor. Cumhuriyet Halk Partisi ile kurulmazsa benim yıllardan beri Bahçeli'ye karşı tatmin olduğum tek şey memleketi zor durumda bırakmaz istemez, devletini, milletini önceleyen pek çok davranışları olmuştur. Kilitleri açıcı, çözüm bulabilen demokratik bir tavır içinde çözüm üreten bir başarının sahibidir. Muhalefete odaklanmış bir partinin hükümet ortağı olmak istemeyeceğini baştan kabul edebilirim. Ama bana ihtiyaç var dediği anda Türkiye'yi hükümetsiz bırakmak istemeyebilir. Müzakereler kısa sürede yapılıp olumlu sonuçlanabilir. Sayın Bahçeli bu sözlerimden dolayı güvenmesin kızmasın kendi kanaatimi ifade ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisi ile bir hükümet olmazsa rotamızı hemen Milliyetçi Hareket Partisi'ne çeviririz.

Ama Milliyetçi Hareket Partisi ile oturduğunuz masada yine çözüm süreci olacak diyorsunuz.

Çözüm süreci çok antipatik geliyorsa bazılarına ona başka bir isim koyabiliriz. Koymamız da lazım. Çözüm sürecini istismar eden HDP ve PKK oldu, istismar edilmiş bir şeyi tekrar kullanmaya gerek yok. Bu demokratik açılım olarak başladı beğenilmedi, milli birlik ve kardeşlik ve projesi olarak devam etti o beğenildi. Bizim bütün tavrımız teröre örgüte ve onun silahına karşıdır. Ama HDP'ye oy veren milyonlarca insanı kucaklıyoruz. Onlar bizim kardeşimiz, yurttaşlarımızdır. Bu çözüm sürecinin de prensibi masum Kürt halkı ile silahlı terör örgütünün arasını ayırmak. Çözüm süreci bir sakız olarak çok çiğnendi artık yeni bir isim bulmak gerekebilir. Onu sayın Bahçeli veya sayın Kemal Kılıçdaroğlu bulabilirse eğer güzel de bir şeyse biz o isimle yeniden bu sürece devam ederiz.