NTV

Büyükerşen: Umarım bana ihtiyaç duyulmaz

Türkiye

DSP’de Zeki Sezer’in resmi olmayan istifasının ardından ismi genel başkanlık için geçen isimlerin başında gelen Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Canlı Gaste’ye konuştu: Bana ihtiyaç kalmamasını ümit ediyorum ama...

29 Mart seçimlerinden sonra yaşanan karışıklık ve ardından genel başkan Zeki Sezer’in istifa kararı, gözleri DSP’ye çevirdi.

Muhalif 5 milletvekilinin ihraç istemiyle başlayan çalkantı, genel başkan Zeki Sezer'in istifa kararıyla büyüdü. Sezer, hafta sonunda yapılacak il başkanları ve parti meclisi toplantısından sonra istifasını resmileştireceğini açıkladı.

Sezer, genel başkanın ayrılması durumunda, olağanüstü kurultayın 45 gün içinde yapılacağını, süreci örgüt ve parti kurullarıyla yürüteceklerini de dile getirdi.

Bülent Ecevit'in ‘birleşme’ projesini yürütmek üzere veliaht ilan ettiği söylenen Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof.Dr. Yılmaz Büyükerşen, DSP’de yaşananlar ve genel başkanlığa aday olup olmayacağı konusuyla birlikte, yerel seçimlerin ardından oluşan Türkiye tablosunu Canlı Gaste’ye anlattı.

Prof.Dr. Büyükerşen, Zeki Sezer’in istifa kararı hakkında, "Böyle bir seçim sonucuyla karşılaşınca, acele verilmiş bir karar olmakla beraber, ‘kendi takdirleridir’ diyebilirim. Yaşadığımız ve önümüzdeki günlerde, diğer partilerde ortaya çıkacak gelişmelerin de tahmin edilmesi lazım” dedi.

Türkiye siyasetinin sorunlarını iktidar, muhalefet ve siyaset düzeni şeklinde özetleyen Büyükerşen’in açıklamaları şöyle:

DSP Kurultay'a gidiyor. Bunun sonunda partide yenilenme olacaktır. İş başına gelecek kadro, Türkiye'nin sorunlarına ne kadar çözüm getirecektir?

29 Mart seçimlerine bakıldığında, Türkiye'nin alternatif aradığını görüyoruz. Seçmenler, uzun süredir bir partiden diğerine kitleler halinde savruldu, kaydı. Mevcut alternatiflerin hiçbirinin yeterli olmadığını herkesin görmesi lazım. CHP ve MHP seçimlerde ilerleme kaydettikleri halde, alternatif olabileceklerine dair ışık veremediler. Her iki parti de bölgesel olarak geliştikleri, toplam oy oranlarını artırdıkları halde, geniş bölgeye bakıldığında gerilediler. Bunun açıklaması son derece önemli.

3 PROBLEM VAR...
Türkiye’de siyaset tıkanmıştır. Türkiye’nin önünde 3 büyük problem var: iktidar, muhalefet ve siyaset düzeni. Bunlara çözüm gelmedikçe beklenen reformların yapılmasını mümkün görmüyorum...

Her şeyden önce İktidar problemi var. 2002'de seçmenin 3'te 1'inin oyunu aldığı halde parlamentonun 3'te 2'sini kazanan, 2007'de neredeyse 2 seçmenden 1'inin oyunu alan ve yine parlamentoda ezici üstünlüğü olan iktidar partisi mevcut. Bu tabloda ve elinizdeki bu güçle ne yapacaksınız; memleketin kronikleşmiş problemlerine neşter atacaksınız, dünyanın değişen şartlarının doğurduğu imkanları değelendirecek, en önemlisi de milleti yeni hedefler için seferber edeceksiniz. Bunlar oldu mu? Hayır hiçbiri olmadı.

Türkiye’de merkez sağın tarihinde iki büyük zafer var; bunları çok iyi anlamalıyız. 1946 ve 1983; ANAP'ın doğuşu. Benim ve birçok kişinin onaylamadığı şeyler olsa da, bu iki dönemde kalıcı ve köklü değişimler başlatıldı. ‘46 ve 83 ruhu’ diye adlandırlan, iki büyük değişim projesi var ortada. 2002 ruhundan bahseden var mı? AKP'liler bahsediyor mu?

Dünya genelinde her anlamda köklü değişimlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Ama bunlar Türkiye'ye bir türlü transfer edilemiyor. Türkiye’yi ufku olmayan bir iktidar yönetiyor. Yapısal reformaları gerçekleştirecek güce sahip olan ancak memleketin bir kesimiyle dövüşmekten başka bir şeye akıl erdiremeyen bir iktidar var.

BÖLÜŞÜM PROBLEMİ
Sadece iktidar değil, muhalefet sorunu da gözden kaçmamalı ve DSP de bunun içerisinde. AKP'den memnuniyeti, aldığı oyla doğru orantılı olduğunu söylemek için, halkın içine hiç girmemiş olmak gerekir. İnsanlar memnun değil ama alternatif göremiyor.

Halkın çoğunluğu problemin bölüşüm olduğunu görüyor ama ifade edemiyor. Yıllarca ‘daha adil bölüşelim’ diyen sola da itibar etmiyor. Daha adil bölüşüm konusunda solun, sosyal demokrat ya da demokratik solun, alternatif bir program sunamadığı açık.

Mesele parti ya da kişilerin isminde değil. Mesele, siyaset düzeyi problemi. Başarısız olanı cezalandıracak bir sistem olsa, eninde sonunda başarılı olacak kişiler bulunur. Bugünkü siyaset düzeni içerisinde, hangi isim başarısız olduğu için giderse gitsin, yerine gelecek isim de onun gibi olacaktır. Meselenin özü siyaset düzenidir. Düzende sıkıntı var.

Her parti yıllar boyunca yüzbinlerce kişinin emeği, göz nuru, alın teriyle var edilmiş kurumdur. Normal olarak toplumlar, bu tür kurumları koruyup geliştirirler. Örneğin, ANAP'ın arkasında kasaba ve şehirlerde, gecesini gündüzüne katan birçok isim vardı. Genel başkanını değiştirmeyi başaramadı tarihe gömüldü; değiştirdi yine tarihe gömüldü. Partiler kanunu, seçim kanunu değişmedikçe sistem değişmeyecektir.

UMARIM BANA GEREK KALMAZ
Tüm bu saptamaların ardından diyebilirim ki; Benim Eskişehir'de yapacağım işler var. Eskişehir'den ayrılmayı şimdilik düşünmüyorum. Ankara'da siyaset yapanların, Türkiye'nin ihtiyacı ve imkanlarını doğru değerlendireceklerini, 29 Mart'tan gereken dersleri çıkarıp alternatif yaratma çalışmaları yapacaklarını ümit ediyorum. Düzenin değişmesi de dahil. Bana ihtiyaç duyulmamasını ümit ediyorum.

Beklediğim gelişmeler olmazsa, Türkiye siyasetinin bana ihtiyacı olduğunu kesinlikle hissedersem, siyasetin yeni bir soluk kazanması için üstüme görev düştüğünü görürsem; bunu da başarabileceğime inanırsam, elbette ki genel başkanlığı değerlendiririm.