Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başına geçerken ve geçtikten sonra yaptığı konuşmalarda “Kürt” sözcüğünü telaffuz bile etmemesini eleştirdiğimiz zaman bizlere kızanlar çok olmuştu. CHP Lideri’nin son Güneydoğu mitinglerinin yol açtığı sonuçlara baktığımızda hangi pozisyonun doğru olduğu anlaşılmış olmalı. Her şey bir yana, AKP Lideri Erdoğan’ın CHP’yi BDP ile ve dolaylı da olsa PKK ile ittifak yapmakla suçlaması Kürt sorunundaki ezberlerin pekala kolaylıkla bozulabileceğini bizlere gösterdi.

Şemdinli ve Eruh baskınlarını milat olarak kabul edersek, 1984 yılından beri her kim Kürt sorunu konusunda biraz faklı bir tavır almaya kalksa, öneriler getirse açık veya üstü örtülü bir şekilde PKK destekçisi olmak, en azından PKK’nın ekmeğine yağ sürmekle suçlanmıştır. Örneğin, devletin “tavizsiz terörle mücadele” çizgisinin sembol isimlerinden Mehmet Ağar’ın, DYP Genel Başkanı sıfatıyla “düz ovada siyaset” cümlesi kurduğu için başına gelmedik kalmamıştı.

1984’ten bu yana PKK’ya karşı müsamahakâr, hatta sempatik yaklaşmakla suçlananlar genellikle muhalefet partileri ve muhalif siyasetçiler olmuştu. Bu konuda istisnaların başında Turgut Özal gelir ama daha yakın zamanda “Kürt açılımı”nı başlattığı için AKP Lideri Erdoğan da sık sık benzer ithamlara muhatap oldu, hâlâ olmaya devam ettiğini görüyoruz. AKP’ye PKK ile işbirliği suçlamalarının ana odağı MHP olmakla birlikte, Deniz Baykal liderliğindeki CHP’den de, aynı sertlikte ve açıklıkta olmasa bile benzer eleştiriler geldiğini biliyoruz. Sonuçta yakın zamana kadar Kürt sorununda statükoyu muhalefet, değişim, yani çözüm arayışını da iktidar partisi temsil ediyordu. Ama bu seçim kampanyasındaki bir-iki mitingle birlikte roller değişmiş durumda.

Esas yarış büyükşehirlerde

Kuşkusuz iktidar partisinin ve ona kayıtsız şartsız destek veren kesimlerin (özellikle bazı medya kuruluşları ve gazetecilerin) CHP’ye aşırı yüklenmelerinin temelinde büyük ölçüde oy hesapları yatıyor. Herhalde CHP’nin Güneydoğu’da büyük bir oy patlaması yapıp bu seçim bölgelerinde AKP’den milletvekili çalması gibi bir kaygı değildir söz konusu olan. Esas amaçlardan ilki, ülkenin batısında CHP’ye oy vermeyi düşünen milliyetçiliğe yatkın seçmenin aklını çelmek olsa gerek.

Bu arada şu ya da bu nedenle MHP’ye oy vermekten vazgeçen seçmenlerin CHP yerine AKP’ye yönelmelerini sağlamak da amaçlanıyor olabilir. Fakat AKP’nin CHP’yi PKK silahıyla vurma stratejisi özellikle büyük şehirlerde geri tepebilir. Dün Radikal’de Murat Yetkin’in de dikkat çektiği gibi, Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorununa sahip çıkar tutumu partisinin Güneydoğu oylarını pek artırmasa bile büyük şehirlerdeki Kürt kökenli seçmenler nezdinde kredisini yükseltebilir.

Böyle bir durumda en büyük zararı AKP’nin göreceği ortadadır çünkü 1970’li yıllarda başta CHP olmak üzere büyük ölçüde sol partilere yönelmiş olan bu kesimin 1990 ortalarından itibaren daha çok RP, FP ve nihayet AKP’ye destek verdiğini kestirebiliyoruz. Nasıl CHP’lilerin bir zamanlarki aşırı laikçi söylemleri bazı muhafazakârlar tarafından “din karşıtı” olarak algılanıp bunların RP, FP ve AKP gibi partilere yönelişini tetiklediyse, son günlerin abartılı “CHP=PKK” söylemleri de Kürt kökenli seçmenlerin bazıları tarafından “Kürt karşıtı” olarak görülebilir.

İktidar alternatifi olmaya doğru

Bitirirken şu hususun altını çizmek isterim: AKP’nin, CHP’yi PKK ile eşleştirmeye çalışmasını sadece12 Haziran seçimleriyle açıklamaya çalışmak yanlış olacaktır. CHP gecikmeli, utangaç ve ürkek bir şekilde olsa da Kürt sorununa el atarak “iktidar alternatifi” olabileceğinin de işaretini vermiş oldu.

Şunu söylemek istiyorum: 1980 ortalarından itibaren Türkiye’de seçmen genellikle, şu ya da bu şekilde Kürt sorununu çözme iddiasına sahip ya da bu yolda az da olsa ümit veren partileri ve liderleri iktidara taşıdı ve her seferinde büyük hayal kırıklığına uğradı. AKP, hep bu sorunu çözüme potansiyeline sahip olduğu için 2002 Kasım ayından beri ülkeyi tek başına yönetiyor ve CHP de bu soruna elini bile sürmek istemediği için belli bir oranın üzerine çıkamıyor.

İşte Kılıçdaroğlu çekinerek de olsa bir kapıyı aralıyor ve birilerini ürkütüyor. “Peki bunu sonuna kadar sürdürebilir mi?” diye sorulacak olursa cevabım “neden olmasın, ama bugünden bakıldığında çok zor gözüküyor” olacaktır.