CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, yaptığı konuşmada, baskılar karşısında hiç kimsenin umutsuzluğa kapılmamasını istedi. Kılıçdaroğlu, "Çarklar farklı dönebilir, egemenler kendi güçlerini göstermek için halkın üzerine baskı kurabilir, gazeteler kapatılabilir, milletvekilleri hapse atılabilir, üniversitelerden öğretim üyeleri koparılabilir ama bütün bunlara rağmen biz bu ülkeye demokrasiyi getireceğiz" ifadesini kullandı.

Cumhuriyeti kuranların, gerek savaş meydanlarında gerekse savaş sonrasında ağır bedeller ödediğini belirten Kılıçdaroğlu, Osmanlı'nın borcunun son kuruşuna kadar ödendiğini, ülkede uçak fabrikası, şeker fabrikaları yapıldığını, Merkez Bankasını kurularak milli para bastırıldığını bildirdi.

Kılıçdaroğlu, yakın tarihin unutturulmak istendiğini öne sürerek, şöyle devam etti:

"Tarihimizi unutmayacağız. Bir metrelik demir yolu yokken, 10 yılda demir ağlarla ördüler Türkiye'yi. Bunlar tamamını özelleştirdiler. Şimdi şeker fabrikalarını özelleştirmek istiyorlar. Sizlere sözüm söz, özelleştirseler dahi CHP iktidarında onları alıp, köylüye iade edeceğiz." 

Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı'nı nasıl yazdığını anlatan Kılıçdaroğlu, Ersoy'un kendisine verilen ödülü almayarak, gazilere bağışladığını aktardı. Mehmet Akif Ersoy'un yiğit bir insan olduğunu, Kurtuluş Savaşı sırasında da Mustafa Kemal Atatürk'ün yanında mücadele ettiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Mehmet Akif Ersoy, o savaşın hangi bedeller sonunda kazanıldığını gayet iyi biliyor. Ama bir de günümüze gelelim. Bir zat gitti Libya'ya, Kaddafi'nin konuğu oldu, Kaddafi'nin elinden ödül aldı, ayrıca 60 bin dolar para aldı. Gazeteciler sordular, 'Bu parayı şehit ve gazilere vereceğim' dedi. Defalarca sordum, bu 60 bin doları kime verdin, hangi gazi derneğine verdin, hangi şehit derneğine verdin, çık açıkla. Bugüne kadar ağzından tek kelime alamadım. Gideceksin, diyeceksin, 'bu parayı gazilere, şehit yakınlarına adıyorum.' Alacaksın 60 bin doları cebine atacaksın, sonra da kalkacaksın 'ben yerliyim, ben milliyim' diyeceksin. Sen gayri millisin kardeşim."

"OTOPSİ RAPORLARINI NİYE AÇIKLAMIYORLAR?"

Geçen haftaki grup toplantısında öğretmen "Gökhan Açıkkollu'nun, FETÖ'nün darbe girişimi sonrasında gözaltına alındığına ve işkence sonucu öldüğüne" ilişkin açıklama yaptığını anımsatan Kılıçdaroğlu, bunun üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın da bir açıklama yaptığını belirtti.

Kılıçdaroğlu, şu görüşlere yer verdi:

"İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı diyor ki; 'Gökhan Açıkkollu ile ilgili iddialar gerçeği yansıtmamaktadır, yani işkence görmemiştir, yani kendiliğinden ölmüştür.' Doktor Ömer Gergerlioğlu, bunun üzerine bir açıklama yapıyor, 'Adli raporları biliyorum, açıklamalar yanlış. Darp izlerinden bahsedilmemiş.' Yani dövülmüş, onlardan bahsedilmiyor. Otopsideki sırt, boyun, kas, sağ-sol kaburga kırıklarından bahsedilmiyor. Ya adam hapishanede otururken kaburgaları niye kırılsın. Kim kırdı, kim darbetti. Raporları var burada ama benim açıklamalarımdan rahatsızlık duyuyorlar. 'Neden işkence sonucu öldürüldü diyorsun?' diye. Birisi işkence sonucu öldürülür ve ben de susarsam, sesimi çıkarmazsam, Allah aşkına benim dilsiz şeytandan ne farkım kalır."

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, 1,5 yıldır ailenin suç duyurusunu görmezden geldiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, daha sonra ise 'soruşturmaya gerek yoktur' denilerek, dosyanın kapandığını ifade etti. "Bir avukatın da en az 15 kişiye işkence yapıldığını" gördüğüne dair açıklamaların bulunduğuna değinen Kılıçdaroğlu, şunları aktardı:

"Sen savcı olarak bu avukatı çağırıp, 'gel kardeşim buraya, kim kime işkence yaptı; ver bakayım şu ifadeyi' niye demiyorsun? Çünkü sen saraydan talimat alıyorsun; sen cumhuriyet savcısı değil, sen saray savcısısın. Benim görevim ise cumhuriyet savcılarını korumak, saray savcılarına karşı çıkmaktır. İstanbul Başsavcılığı açıklasın, aile 100 insülin veriyor, kendisi şeker hastası. Bunun 40'ının kullanılması lazım. 96'sı aileye geri veriliyor. 36'sı kullandırılmamış. Ya bunlarda din, iman, ahlak var mı? Ya bir insan göz göre göre ölüme nasıl terk edilir. Emin olun anlamakta zorlanıyorum.

Köprüde askerin boğazını keserek linç ettiler, gencecik asker. Elinde silah bile yok. Bir askeri linç etmek suçtur, onların da yakalanıp yargı önüne çıkarılması lazım. Bahçeli de Erdoğan da Binali Yıldırım da söz verdi. Dediler ki, 'Biz onu soruşturacağız.' Tam tersi oldu. Bir KHK ile linç edenlerin tamamı için, 'Bunlar hakkında tahkikat yapılmaz' diye karar çıkarıldı. Ya bunlar Müslüman mı bunlarda insan sevgisi var mı? Bir asker linç edilecek ve sen linç edenleri koruyacaksın, sonra çıkıp diyeceksin ki, 'Türkiye'de demokrasi var.' Nerede demokrasi? Demokrasi, anayasa rafa kalkmış, bunların hiçbirisi çalışmıyor. Gökhan Açıkkollu'nun otopsi raporlarını niye açıklamıyorlar? Sevgili savcı yeri gelince talimat alıp, benim konuşmamı yalanlıyorsun, niye otopsi raporlarını açıklamıyorsun? Madem işkence yapılmadı, bütün dünya öğrensin. Ama açıklamıyorsun, açıklayamıyorsun. Avukatı çağırıp ifadesine bile başvuramıyorsun. Elbette ortada bir suçlu varsa, suçlu yargılanır. Buna hiç kimse itiraz etmez; adaletle yargılansın."

"UYUŞTURUCU YAŞI 10'A İNMİŞ"

Çocuk ve kadınlara yönelik cinsel şiddet olaylarına dikkati çekmek amacıyla Dilek Taş, Hülya Kurt ile Nursel Karagöz'ün "3 kadın 40 milyon ses" sloganıyla Çanakkale'den Ankara'ya yürüdüğünü belirten Kılıçdaroğlu, "Ben seslerini duydum, onlara destek veriyorum. Bütün kadınlarımıza destek veriyorum. Cumhuriyet nasıl bir kadın devrimiyse, demokrasiyi de gerçekleştirecek olan, 2019 yılında demokrasi devrimi yapacak olanlar da bu ülkenin kadınları olacaktır" dedi. 

Kılıçdaroğlu, Türkiye'de uyuşturucu kullanımına dikkati çekerek, şunları ifade etti:

"Sen kalkıp millete işkence yapacağına, savcıları onlara görevlendireceğine yahu kardeşim bu ülkede uyuşturucu aldı başını gidiyor... Tam bir bataklık içinde. 2004 yılında 12 bin 656 kişi uyuşturucu tedavisi görürken 2016'da 273 bin 81 kişi tedavi görüyor. Hani herkesin keyfi yerindeydi, her evde huzur vardı, bereket vardı, zam yoktu. Pırıl pırıl gençlerimize ne oluyor? Daha acı olanı ise uyuşturucu yaşının 10'a inmiş olması. 10 yaşındaki çocuklar tedavi için hastanelere teslim ediliyor. Uyuşturucu madde kullanan çocukların yüzde 85'i 15-17 yaş grubu, yüzde 15'i 12-14 yaş grubunda. Tedavi olan çocuk sayısı 35 bin 792. Bu çocukların olduğu evde annede, babada huzur olur mu? Uyuşturucu ile mücadele edeceğine gazetecilerle mücadele ediyorsun, milletvekilleriyle mücadele ediyorsun, şeker fabrikalarını kapatıyorsun, çiftçilerin burnundan getiriyorsun."

MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜ

Medya özgürlüğünün bütün demokrasilerin olmazsa olmazı olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, gazetecilerin, gücü denetleyerek halkın doğru bilgilenmesini sağlaması gerektiğini belirtti. 

Kılıçdaroğlu, "Hiçbir suçu olmayan insanları niye tutuklarsın? Cumhuriyet gazetesi basının akademisidir. Sevsin sevmesin, düşüncesine katılsın katılmasın herkes Cumhuriyet'e bakar. Cumhuriyet sadece 20 Temmuz darbesi sonrası darbe almadı, 12 Mart'ta da 12 Eylül'de de oldu, o dönemde de gözaltına almalar oldu, şimdi de aynı yasaklamalar getiriliyor; neden 20 Temmuz'da da darbe oldu... Burak Akbay, Sözcü'nün sahibi, en çirkin iftiralarla tutuklama kararı çıktı. FETÖ'cüymüş... Sözcü'nün kuruluşundan bugüne kadar bütün hayatı FETÖ mücadelesiyle geçmiştir. Hiç kimse şunu unutmasın, her Cumhuriyet çalışanı Uğur Mumcu'nun öğrencisidir" dedi.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Meclis'i bombalayanlara ve gazetecilere aynı cezanın öngörüldüğünü savunarak, şunları kaydetti:

"Birisinin altında uçak var, geliyor Meclis'i bombalıyor. Ceza veriyorsun eyvallah. Gazeteci elinde kalem var, birisini yaralamış mı, bir şey yapmış mı? Hayır. 'Niye kalemi tuttun, niye eleştirdin? O zaman sana da ağırlaştırılmış müebbet veriyorum' diyor. 'Anayasa Mahkemesi'nin kararı var.' 'Ne demek Anayasa Mahkemesi, takmıyorum Anayasa Mahkemesi'ni.' 'Anayasa var.' 'Ne anayasası. Bizde sarayın yasaları işler' diyor. 'Anayasa değil, hukukun üstünlüğü değil, sarayın üstünlüğü işler' diyor. 'Biz hukuktan, vicdanımızdan değil, saraydan gelen talimatı uygulamakla görevliyiz' diyorlar.

Hakimi de öyle söylüyor, savcısı da öyle söylüyor. O nedenle onlara ne hakim diyoruz ne savcı. Görüşü ne olursa olsun bütün gazetecilerin serbest bırakılmasını isteriz. 'Benim sevdiğim gazeteci serbest olsun, bana muhalefet olanları hapse atalım.' Bu medya özgürlüğü değil. Bu, medyayı sınırlamak, kendisini bağlamaktır. Bugün bir köşe yazarı için 'köşe yazısını yazmayacaksın' diye saraydan emir geliyor ve o köşe yazarı yazı yazamıyor, yazı yazdırılm��yor. 'Siyasi içerikli yazı yazmayacaksın, futbolu yazacaksın.' Niçin, saraydaki zat rahatsız oluyor."

Yerel medya üzerinde baskı olduğunu, Ordu'da 25 yıldır faaliyette bulunan TV 52'nin kapatıldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, Ordululara, "Nefes aldığınız bir televizyon kanalı var, onu bile sana çok görüyorlar. Orada sana düşen görev belediye başkanını değiştirmektir. Ordulu, Karadenizli kadınlar erkeğinize, çocuğunuza nasıl sahip çıkıyorsanız demokrasiye de sahip çıkın" diye seslendi.

Kılıçdaroğlu, sağlıkta reform yapıldığının söylendiğini, "İstediğin doktora, istediğin zaman muayene, istediğin zaman ameliyat olacaksın, cebinden para çıkmayacak" denildiğini, bunu da alkışladıklarını anlattı. Kılıçdaroğlu, "ancak bunun tamamının yalan olduğunu, evde musluk açıldığında 5 çeşit, elektrik düğmesine basıldığında 4 çeşit vergi ödendiğini, hastaneye gidildiğinde ise aralarında ilaç katılım, muayene katılım payları gibi 9 çeşit ödeme yapıldığını"vurguladı. 

Acil servise gidildiğinde bu ücretlerin alınmayacağına dair bir genelge yayımlandığını, bunun üzerine acil servislere gitme oranlarının arttığını anımsatan Kılıçdaroğlu, 2015 verilerine göre Türkiye'de nüfus 78 milyonken acile giden sayısının 110 milyon 915 bin 407 kişi olduğunu belirtti. Kılıçdaroğlu, bunun üzerine önlem almak amacıyla 24 saat içinde tedavi olunmaması halinde ödeme yapılacağına dair yeni bir genelge yayımlandığına dikkati çekti.

Kılıçdaroğlu, "Emeklilik yaşını 65'e çıkardınız, prim ödeme gün sayısını 9 bin güne çıkardılar, emekli aylığı bağlama oranlarını düşürdüler. Emeklilerin sırtından açığı kapatmaya çalıştılar. Benim zamanımda açık 2 milyar 200 milyon liraydı, şimdi 30 milyar lirayı aşmış durumda. Recep Bey, niye demiyorsun bu SSK'yı kim batırdı? Çık bir anlat bana ben mi batırdım sen mi batırdın. Sen SSK'yı batırdın" diye konuştu.

MECLİS KULİSİNDE KAVGA

"SEÇİM HİLELERİ KANUNU"

Kılıçdaroğlu, sabaha kadar süren görüşmelerin ardından kabul edilerek yasalaşan Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun üzerinde değerlendirmelerde bulundu.

TBMM'nin dün akşam sabaha kadar çalıştığını, "ittifak ve seçim hileleri kanunu" olarak tanımladığı yasa teklifinin görüşüldüğünü ifade eden Kılıçdaroğlu, yasalaşan teklifin "oyumuzu artırmadan masa başında milletvekili sayısını nasıl artırabiliriz" üzerine kurulu olduğunu öne sürdü.

Kılıçdaroğlu, "Recep Bey, 'Tek başıma seçilemiyorum, nasıl bir daha cumhurbaşkanı seçilebilirim, yanıma birisini almam lazım', Devlet Bey, 'Ben barajı aşamam ama aşmam lazım.' diyor. Birisi seçim birisi baraj derdinde yan yana geldiler. 'Biz seçim hileleri kanunu hazırlayalım bunu da Meclis'in görev yapmadığı, oturum yapmadığı pazartesine denk getirelim, televizyon o gün vermez. Sabaha kadar Meclis'ten geçiririz' dediler. Milletten kaçırıyorlar. Seçimlerde nasıl hile yapılacağını kanun tek tek anlatıyor" görüşünü savundu.

"EŞİTLİĞE VE TEMSİLDE ADALETE AYKIRI"

İttifaka karşı olmadıklarını dile getiren Kılıçdaroğlu, parlamentoda partilerin ittifak yapabileceğini, bunun yolunun açılabileceğini söyledi. Kılıçdaroğlu, "parlamentodan bakan seçilmiyorsa, parlamentonun işlevi sıfırlanmışsa, böyle bir ortamda ittifaka da gerek olmadığını" belirtti.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, bu yasanın 7 özelliği bulunduğunu, ilkinin, haksız temsilin artması, milli iradenin gasp edilmesi olduğunu öne sürdü.

Barajın fiilen artarak devam ettiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, "yüzde 10 seçim barajını 12 Eylül darbecilerinin getirdiğini, 20 Temmuz darbecilerinin savunduğunu" iddia etti. Kılıçdaroğlu, iki baraj getirildiğini, birinin yüzde 10, diğerinin yüzde 51 olduğunu söyledi.

Kemal Kılıçdaroğlu, söz konusu kanunun, anayasanın eşitlik ilkesi ve temsilde adalet ilkesine aykırı olduğunu savunarak, "Bir ilde seçim yapılıyor A partisi 90 bin, B partisi 20 bin, C partisi 100 bin oy aldı. Birinci gelen C partisi ama A ve B partisi ittifak yaptığı için oyları birleştiriliyor, milletvekilleri kendi aralarında paylaşılıyor, C partisi vekil çıkaramıyor. Böyle adalet mi olur?" sorusunu yöneltti.

Kanunun, seçim güvenliğini ortadan kaldıracak nitelikte olduğunu, mühürsüz oy pusulalarının geçerli hale getirildiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, bunun, referandumun gayrimeşru olduğunun da itirafı niteliğinde bulunduğunu belirtti.

''SOPALI SEÇİM YAPMAK İSTİYORLAR''

CHP Lideri Kılıçdaroğlu ''Bu teklif aynı zamanda sopalı bir seçim hazırlığıdır. Herhangi birisi polisi, jandarmayı çağırabilir bakın sandık başkanı değil herhangi bir kişi baktı ki orada CHP'nin oyları önde hemen polise, jandarmaya telefon 'Gelin burada hile yapılıyor.' Polis, jandarma basacak. Neymiş? 'Adaletli seçim olacak.' Sopalı seçim yapmak istiyorlar'' ifadelerini kullandı.

"SEL GİBİ AKACAĞIZ"

Sandığı seçmenden kaçırma planı yapıldığını, valinin istediği sandığı istediği yere kurabileceğini ifade eden Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bütün milletime sesleniyorum: Masa başında 'Biz milletvekili sayısını artıracağız' diye yola çıkanları sandığa gömeceğiz. Bütün sandıklara sahip çıkacağız. Bütün sandıklarda bizim elemanlarımız, arkadaşlarımız olacak. Ne yaparlarsa yapsınlar 2019'da o zatı oradan aşağıya indireceğim, sözüm sözdür. Seçimi hileli yollarla kazanacağını sanıyor. Hileye izin vermeyeceğiz. İster valin, ister kaymakamın, ister muhtarın olsun, kim olursa olsun sel gibi akacağız ve sandıklarda kazanacağız."

"ŞEKER PANCARINDAN ŞEKER ÜRETENLERİN ÜRÜNLERİNİ ALACAĞIZ"

Kılıçdaroğlu, "Şeker fabrikaları zarar ediyor, özelleştirildiğinde kar edecek" denildiğini, bunun yalan olduğunu öne sürdü. Kılıçdaroğlu, şeker fabrikalarının zarar etmediğini, zarar ettirildiğini, "Çalışırsan zarar edersin bir de zarar ettirilirsin" dedi.

Daha önce Afyonkarahisar, Ağrı, Bayburt, Bursa et kombinaları gibi 54'e yakın fabrikanın kapandığını anımsatan Kılıçdaroğlu, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.'nin güçlü bir şirket olduğunu, 25 fabrikası, 4 alkol fabrikası, bir makina fabrikası, tohum işleme fabrikası,150'den fazla bölge şefliği, 300'ün üzerinde pancar alım merkezi bulunduğunu, ISO 500 sıralamasında ilk 500 firma arasında 21. sırada yer aldığını anlattı. Kılıçdaroğlu, geçen yılki net satışının 3 milyar 600 milyon lira olduğunu, 1 milyon kişinin şekerden geçindiğini, yarattığı katma değerin 3 milyar doları aştığına dikkati çekti.

Kılıçdaroğlu, şimdi bunların satılacağını, ardından da kapanacağını, nişasta bazlı şekere imkan sağlanacağını ifade ederek, "Yurt dışından mısır gelecek, Türkiye'de şeker şurubu yapacaklar. Nişasta bazlı şekeri kim kullanıyorsa onun ürünlerini satın almayın. Şeker pancarından kim şeker üretip kullanıyorsa, o ürünleri alacağız" çağrısında bulundu.

Kemal Kılıçdaroğlu, "Bunlar en milli değerleri satıyorlar, 'Biz milliyiz, yerliyiz' diyorlar. Hadi canım siz gayri milli, gayri yerlisiniz. Siz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına değil yabancılara hizmet ediyorsunuz, onların çıkarlarını, Cargill'in, ABD firmalarının çıkarlarını savunuyorsunuz. Oradan mısır getiriyorsunuz, oradan şeker elde ediyorsunuz. Çiftçinin alın terini toprağa gömüyorsunuz" dedi.

Türk Telekom'un, Telsim'in, Aliağa Petkim'in, Tekel'in yüzde 100'ü yerli ve milliyken yüzde 100'lerinin yabancılara satıldığını belirten Kılıçdaroğlu, Türkiye'de yerli ve milli banka sayısının 3 olduğunu vurguladı. 

Kılıçdaroğlu, bir yabancının Türkiye'ye gelip ofis, daire aldığında KDV ödemediğini aktararak, "Vatandaş başını sokacak ev aldığında, o KDV ödeyecek. Yerli, milliye bakın. Bunların yerliliği ve milliliği yoktur. Bunlar gayri millidir, Türkiye'nin baş belasıdırlar, yabancı ve tefecilere çalışırlar" görüşünü savundu.

Türkiye'nin, Avrupa'nın besi üreticilerini desteklediğini, ayakta tuttuğunu, 26 ülkeden et ithal ettiğini kaydeden Kemal Kılıçdaroğlu, "Şimdi Rusya'dan et ithal ediyorlar. Getirdiğiniz etler besmelesizdir, getirdiğiniz etleri sarayda yiyin, niye millete yediriyorsunuz? 'Sırbistan'ın Müslüman kesiminden alıyoruz' diyorlar. Peki Rusya'nın, Fransa'nın, Güney Amerika'nın hangi kesiminden alıyorsunuz?" diye sordu.