Çizgi roman efsanelerinden Türkiye'ye selam

Fatih Terim hayranı çizer kim? Arjantinli Risso, Amerikalılarla çalışırken neden zorlanmış? Ken Parker'ın yaratıcılarından Ivo Milazzo, bu aralar hangi proje üzerinde çalışıyor? Çizgi roman dünyasının efsane isimleri Makarska'da buluştu...

Çizgi roman efsanelerinden Türkiye'ye selam

Makarska, Dalmaçya kıyılarındaki küçük bir Hırvat kenti. Ve bir süredir, Adriyatik denizinde yüzmek dışında amaçlarla da gidiliyor. Çünkü Balkan bölgesinin en renkli çizgi roman festivali bu kentte gerçekleştirilmekte.

19-23 Mayıs tarihlerinde yazar, çizer, editör, yayıncı ve okurları buluşturan 5. MaFest etkinliğine, Türkiye'den Rodeo genel yayın yönetmeni Murat Mıhçıoğlu ve Zombistan ile tanınan çizgi roman yaratıcısı Cem Özüduru katıldılar...

Ülkemizde neredeyse yarım asırdır sevilerek okunulan ünlü İtalyan çizgi romanlarının yaratıcıları da MaFest 2010'daydı: Zagor çizeri Ferri, Mister No ile tanınan Diso, Ken Parker'ın efsane yaratıcısı Ivo Milazzo ve daha niceleri, paneller, sohbetler ve bire bir röportajlar sırasında Türkiye'deki takipçilerine selam gönderirken, enteresan bilgi ve anekdotlar da paylaştılar. İşte onlardan bazıları:

'Ken Parker'la zirveye ulaştık...'
Makarska'nın bu yılki onur konuklarından Ivo Milazzo, efsanevi western Ken Parker'ın tüm Avrupa'da saygın bir eser olarak kabul edilmesinden büyük mutluluk duyduğunu belirtti:

“Yeni maceralar yazılıp çizilmese bile dünyanın her köşesinde hayran kitleleri yakalayan, kalıcı bir seri oldu Ken Parker. Başka çizgi romanlarda da imzam bulunmasına karşın, 'Ken Parker'ın çizeri' olarak tanınıyorum ve bundan mutluyum. İçerdiği insani değerler ve aykırı senaryo yapısı ile, kariyerim açısından bir çeşit 'zirve' sayılır Ken Parker kitapları. Onlardan aldığım keyfi başka projelerde aramak, hayal kırıklıklarına sebep olabilir...

Murat Mıhçıoğlu ve Ivo Milazzo Murat Mıhçıoğlu ve Ivo Milazzo

Türkiye gibi, bir çeşit kült olduğu ülkelerde bile yayının fedakarca devam ettirilmesi, zaten ancak böyle istisnai eserler için beklenebilecek bir durum... Şu sıralar, Tina Modotti üzerine bir çizgi roman üzerinde çalışmaktayım. Fotoğrafçılık tarihinde önemli bir isim olan Modotti, 20. yüzyıl başlarında henüz 16 yaşındayken İtalya'dan Amerika'ya gitmiş ve 'yeni dünya'da faaliyet göstermiş bir kadın sanatçı, maceracı, aktivist ve devrimci... Özel hayatındaki çalkantılarla ve aykırı karakteriyle olduğu kadar, teknik anlamda fotoğraf sanatına kazandıklarıyla ve ardında bıraktığı görsel belgelerle hatırlanmayı hak eden bir isim... Yani, belgesel nitelikleri öne çıkacak bir çizgi roman olacak bu ve konusu sayesinde ben de western atmosferinden büsbütün kopmuş sayılmam...”

Ivo Milazzo, Yalçın Didman'ın Eksi Seksen'ini incelerken. Ivo Milazzo, Yalçın Didman'ın Eksi Seksen'ini incelerken.

'Benim için çizgi roman siyah-beyazdır!'
100 Kurşun isimli seri ile dünya çapında büyük ün kazanan Arjantinli Eduardo Risso, günümüzün en revaçtaki çizgi roman sanatçılarından. Stilindeki olgunluğa ve ışık-gölge oyunlarındaki ustalığa nasıl eriştiği sorulduğunda, Risso şöyle diyor:

“Stilden bahsedilince, çoğu insan sadece 'çizgi'nin kullanımına dair bir şey algılıyor. Oysa ki bir çizgi romancı için stil, görselliği ve öykü akışını kurma noktasındaki en temel arayışlarından ve tercihlerinden başlar. Kamerayı nereye koyacaksınız? Hangi karakterin duygusunu ön plana çıkaracaksınız? Anlatacağınız olay akışı, ne tür bir estetik yaratmalı? Tüm bu soruların cevapları, birbiri içine geçerek size özel bir tarz oluşturuyor. Nasıl çizdiğinizden önce, neyi göstermeyi hedeflediğiniz önemli... Örneğin benim tarzımdaki sert gölgeler, ışığı çok önemsememle ilgilidir...

Mıhçıoğlu, Risso ve Özüduru. Mıhçıoğlu, Risso ve Özüduru.

100 Kurşun için Amerikalı editörlerle çalışmaya başladığımda, memleketim Arjantin'de alıştığımın dışında konularla ilgilenmem gerekmişti... En zor kabullendiğim şey, çalışmalarımın renklendirilmesi, üstelik de tanımadığım ve benim stilimi tam çözümleyememiş kişilerce renklendirilmesi oldu... Örneğin, ben siyah-beyaz dengelerimle çok özel ışıklar yaratıyordum ve bunun üzerine uygulanan renk standart bir kaplama malzemesi gibi duruyordu. Bu konudan çok yakındığımda, editörüm bana “Rengi neden bu kadar önemsiyorsun ki? Aslolan çizgin!” gibi şeyler söyledi. Oysa ki, benim için çizgi roman siyah-beyazdır! Renk uygulanacaksa, çok özel ve bilinçli biçimde uygulanmalı. 100 Kurşun'daki renklendirme sanatçısını değiştirtmem, kendimi kabul ettirmeme paralel olarak uzun zaman aldı... Carlos Trillo ile yapacağımız yeni çalışmada, suluboya tekniğini deneyeceğim... Yani işin o tarafına da, uzun bir aradan sonra girişmek üzereyim.”

(Saat yönünde) Ivo Milazzo, tekniği üzerine Cem Özüduru ile konuşurken/ Abuli, Torpedo bağlantılı projelerinden bahsediyor/ Eduardo Risso Zombistan'ı incelerken, Murat Mıhçıoğlu ile birlikte/ Mıhçıoğlu, Eduardo Risso ve Roberto Diso. (Saat yönünde) Ivo Milazzo, tekniği üzerine Cem Özüduru ile konuşurken/ Abuli, Torpedo bağlantılı projelerinden bahsediyor/ Eduardo Risso Zombistan'ı incelerken, Murat Mıhçıoğlu ile birlikte/ Mıhçıoğlu, Eduardo Risso ve Roberto Diso.

'Fatih Terim çok büyük teknik direktör!'
En büyük ilgiyi büyük usta Milazzo görse de, festivalin tartışmasız en renkli, en dinamik, en neşeli ismi Giampiero Casertano idi. Aralarında çok sayıda Dylan Dog ve Martin Mystére macerasının da bulunduğu eserler vermiş olan Casertano, hep neşeli olmasını, taşıdığı 'Napoliten ruh' ile izah ediyordu... Fakat halen Napoli'de mi yaşadığı ve tuttuğu takımın Napoli olup olmadığı gibi sorular üzerine, içindeki futbol fanatiğini uyandırarak şu cevapları verdi:

“Hayııır, asla!... Milano'da yaşıyorum ben, sıkı bir Milan taraftarıyım! Atalarım Napoli kökenli ve içimdeki yaşam sevgisini onlara borçluyum, hepsi bu... Şimdiye dek sanatımla ilgili olarak yapılmış tespitler içinde en sevdiğim, vaktiyle böyle bir buluşma sırasında genç bir kızın söyledikleriydi. 'Sizi görünce, çizgilerinizi neden çok sevdiğimi daha iyi anladım. Meğer karakter olarak da aynen çizgilerinize benziyormuşsunuz!' demişti... İnandığım bir şeydir bu benim: İnsan, kendini yaptığı işe yansıtır. Çizgilerimde özen ve sevimlilik varsa, bu, benim içimden yansıyordur...

Giampiero Casertano ve Pasquale Ruju. Giampiero Casertano ve Pasquale Ruju.

Çizdiğim ilk Dylan Dog maceralarından olan 'Görünmeyenin Hatıratı' ve ardından gelen 'Gecenin Köründe', kariyerimde önemli bir dönemeç teşkil ettiler. Neden derseniz: Dylan Dog yazarı Sclavi, senaryo üzerinde benimle konuşurken, 'Ne tür şeyler çizmek sana daha çok keyif veriyor?' diye sormuştu. Çizerin dünyasını senaryosuna katmak, onun için önemliydi...”

'Brezilya'ya gidişim, Mister No'ları çizmemden sonra oldu!'
İtalya'daki yayınına son verilmiş de olsa Türkiye'de halen fanları bulunan, 70'lerin popüler bir çizgi romanıydı Mister No. Bu seriye çok emek vermiş, hatta onunla özdeşleşmiş olan sanatçı Roberto Diso, uzun yıllar önce Türkiye'ye geldiğini söylüyor. Bu konudaki sorularımıza ve yeni çalışmasına dair cevabı şöyle:

“İşle alakası yoktu. İstanbul ve Ankara'da bulundum, bir çeşit tanıdık ziyareti idi. Onbeş yıl falan oluyordur sanırım. Hayır, kendi çizdiğim şeyleri bayilerde görmedim, ve sanırım bakmak da hiç aklıma gelmemişti o sıralar... Şimdilerde, Tito Faraci'nin bir romanını kendisiyle birlikte çizgi romana uyarlıyorum. İkinci dünya savaşı sırasında, içinde Almanlar var zannedilerek Amerikalılar tarafından bombalanan bir İtalyan manastırına dair... Belgesel tarafı bulunan bir olayı temel alıyor yani...”

Mister No'nun efsanevi çizeri Roberto Diso. Mister No'nun efsanevi çizeri Roberto Diso.

Peki ya Brezilya? Güney Amerika'da turist gezdiren bir pilotun maceralarını yıllar boyunca çizen Diso, resmettiği o yağmur ormanlarına girmiş miydi hiç? Çıplak gözle gördüğü şeyler miydi, çizdiklerinin bir kısmı?

“Brezilya'ya bir kez gittim ve yağmur ormanlarının derinliklerine de indim! Fakat bu ziyaretim, Mister No'yu çizdiğim yıllardan sonrasına rastlıyor! O görsellik üzerine çalışmalarım, yazar Sergio Bonelli'nin -ki kendisi çokça gitti oralara- bana temin ettiği görsellere ve diğer çeşitli fotoğraf ve filmlere dayanır.”

'Torpedo'yu, kendi ahlak anlayışımızla yargılamayalım'
Çizgi roman dünyasının belki de en keskin anti-kahramanı olan Torpedo'nun yazarı Abuli, Makarska'ya İspanya'dan gelmişti. Neden bu kadar kötücül, duygusuz bir karakter yarattığı gibi sorularla her ortamda karşılaştığını söyledikten sonra, peri masallarından uzak ve realistik öyküler yazdığını vurguladı:

“İyi adamın güzel kızı kapması gibi şeyler, hayatta nadiren rastlanan durumlardır. Benim Torpedo için yazdığım öyküler ise, katı gerçeklere dair. Kötülerin kazandığı bir dünyanın haşin bir yansımasıdır Torpedo. Neden Torpedo'da umuda dair hiçbir şey olmadığı, ona neden ara sıra şaşırtıcı şekilde ahlaki ve iyicil şeyler yaptırmadığım sorulur bana hep. Eğlenceli olsun, okuyanlar hoş vakit geçirsin diye yazıyorum ben o öyküleri; içinden ahlaki mesajlar çıkartalım diye değil... Yaptığım kara mizah da, bu gerçekçi kötücüllüğün hazmedilebilir olmasını, köşelerinin bir parça yumuşamasını ve hazmedilebilmesini sağlıyor. Kim ne derse desin, ben Torpedo'yu yazıyor olmaktan, onun sayesinde krallar gibi yaşamaktan memnunum!”

Belki Casertano'nun tespitini doğrulayacak şekilde, Abuli'nin yaydığı elektrik de diğer çizgi romancılarınkinden hayli farklıydı. Torpedo'nun bir ara Türkiye'de de çıktığını bizden öğrenen yazar, İspanyol sinemasıyla ilişkisini sorduğumuzda şu cevabı verdi:

“Film senaryoları yazmak isterim ama bunun için kapımı çalan olmadı. Torpedo'nun sinemaya uyarlanması söz konusu olduğunda yazdığım bir sinopsis vardı, fazla sert geldi yapımcılara... Bir ara da TV dizisi projesine girişilmişti ama kaleme aldığım fikirlerin kesinlikle sansüre takılacak olması problem yarattı, o da gerçekleşmedi.”

Janjetov, Ferri ve Ruju'dan okurlarına selam var!
Seksen yaşını geride bırakmış olan Gallieno Ferri, tıpkı Roberto Diso gibi, festival boyunca Makarska meydanında her yaş grubundan hayranları için özel çizimler yaptı ve imzalar dağıttı. Türkiye'ye hiç gelmediğini belirten usta çizer, kendisiyle özdeşleşmiş olan Zagor'un ülkemizde çok sevildiğinden haberdardı. Serinin popüler kültürümüzdeki etkilerine dair anlattıklarımızı ise keyifle dinledi.

Incal çizgi romanları dahil çok sayıda fantastik esere imza atan Zoran Janjetov, dört gün boyunca Makarska'da boy gösteren usta çizgi romancılar arasındaydı. Yedi adet alternatif afişten birini o yapmıştı.

Dylan Dog dahil çok sayıda seri için senaryolar yazmış olan Pasquale Ruju ise, çizgi romanlardan önce TV dizilerinde çalıştığını anlattı. Arkadaşı Casertano neden evde değil de şahsi stüdyosunda mesai harcadığını anlattıktan sonra, Ruju, senaristlerin çizerlere karşı bir avantajı bulunduğunu vurguladı:

“Bir çizerin gerçekten de çalışıp çalışmadığı, dışardan gözlemlenebilir. Ama çizer değil de yazarsanız ve evde boş boş oturup düşünürken yakalanmışsanız, eşiniz size ne yaptığınızı sorduğunda 'çalışıyorum' diyerek başka bir işe koşulmaktan kurtulabilirsiniz!”

Heyecanlı Bir Müzayede!
Etkinliğin en ilgi çekici bölümlerinden biri olan 'yardım amaçlı açık artırma' gecesinde, Milazzo, Casertano, Janjetov ve Parlov gibi onur konuklarının festival afişleri için özel olarak yaptıkları çizimlerin orijinalleri, kentin önde gelen isimleri ve koleksiyoncular tarafından yüksek bedellerle satın alındı.

Balkan coğrafyasından ünlü çizgi romancıların elinden çıkma çok sayıda orijinal sayfanın ve kapağın da el değiştirdiği o gece, Napoliten ruhlu Casertano ve Latin yıldız Risso kalabalık salonu esprileriyle coşturdu, kendi çalışmaları için daha yüksek alkışlar toplamayı başardılar. Müzayedenin düzenlendiği salonda, festival boyunca Risso, Janjetov, Parlov gibi sanatçıların çalışmalarından orijinaller de ayrıca sergilendi.

Rodeo Strip'in test yayını niteliğindeki 16 sayfalık 'Strip' dergisinin bir sayısına Yüzüklerin Efendisi kapağıyla katkıdan bulunan Makedon sanatçı Aleksandar Sotirovski de MaFest 2010'daydı. Vertigo çizgi romanlarından Y The Last Man'in çizerlerinden Goran Sudzuka, serinin iyi bir takipçisi olan Özüduru ile çalışma koşulları ve teknikleri üzerine sohbet etti.

Festival afişleri makarska sokaklarında. Festival afişleri makarska sokaklarında.

Tüm katılımcıları mutlu eden bu genç etkinlik, zamanla büyüyüp gelişeceği, hatta belki uzun yıllar sonra, dünyanın en büyük çizgi roman festivali olan Angoulême'e Avrupa'nın doğusundan rakip olabileceği izlenimi uyandırıyor.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...