İSTANBUL - Doğa Derneği, Türkiye göllerinin yarıya yakınının kurumasına neden olan, Türkiye'nin önemli doğa alanlarını tehdit eden yanlış su politikalarının Türkiye'nin geleceğini tehlikeye sokacak kadar ciddi boyutlara ulaşmış durumda olduğunu bildirdi.

Dernekten yapılan açıklamada, 5. Dünya Su Forumu kapsamında suyla ilgili doğru sanılan 7 temel yanlışa dikkat çeken bir rapor yayımladığı belirtildi.

Açıklamada, doğru sanılan 7 temel yanlış şöyle sıralandı:

''Su boşa akmaz. Çok baraj, çok kalkınma değildir. Günümüzde göllerin kuruyor olmasının en temel nedeni küresel ısınma değil, yanlış tarımsal sulama projeleridir. En çok su tasarrufu evde değil, tarlada yapılır. Sulu tarım her zaman daha karlı değildir. Nehirleri taşıyarak her zaman su sorunu çözülmez. Türkiye'de doğayı yok eden en büyük etken orman yangınları veya çölleşme değil,
yanlış su politikalarıdır.''

DSİ'nin bugüne kadar Türkiye'deki su kaynaklarının yönetimini büyük ölçüde bu 7 yanlış üzerine inşa ettiği ve bu nedenle su kaynaklarının hızla yok olduğu savunulan açıklamada, dernek olarak bu durumun değişebilmesi için su kaynaklarının yönetiminin havza ölçeğinde yapılmasının talep edildiği vurgulandı.

Açıklamada, ''Türkiye göllerinin yarıya yakınının kurumasına neden olan, Türkiye'nin önemli doğa alanlarını tehdit eden yanlış su politikaları, Türkiye'nin geleceğini tehlikeye sokacak kadar ciddi boyutlara ulaşmış durumdadır'' denildi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Doğa Derneği Başkanı Güven Eken, sulama ve baraj projelerinin gerek planlama, gerekse uygulama aşamasında tarımsal, çevresel ve orta vadeli ekonomik etkilerinin göz ardı edildiğini bildirdi.

Bunun sonucunda yer altı ve yer üstü sularının kalite ve miktarında son 20 yıl içerisinde ciddi azalmalar ortaya çıktığını ifade eden Eken, su konusunda Türkiye'de kamuoyunun bilimsel temeli olmayan ''Suyumuz boşa akıyor'' cümlesiyle yanıltıldığını savundu.


Bilinenin aksine doğada tek bir damla suyun boşa akmadığını belirten Güven Eken, DSİ'nin yanlış su politikaları nedeniyle 20 yıl içinde Marmara Denizi büyüklüğünde (1,5 milyon hektar) sulak alanın kuruduğuna dikkati çekti.

TEMA, SU YÖNETİMİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİNİ AÇIKLAYACAK
Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA), 5. Dünya Su Forumu'nda, ''Su yönetimine ilişkin politika ve stratejilerini açıklayacağını'' bildirdi.

TEMA'dan yapılan açıklamada, BM Genel Kurulu'nun 1992 yılında Rio de Jenerio'da düzenlenen BM Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda, dünyada suyun giderek artan öneminden dolayı her yıl 22 Mart'ın ''Dünya Su Günü'' olarak kutlanmasına karar verildiği hatırlatılarak, bu yıl Dünya Su Günü'nün ''Sınırı aşan sular bizi birbirimize bağlar'' sloganı ile kutlandığı kaydedildi.

2009 yılı Dünya Su Günü'nün Türkiye için ayrı bir önem taşıdığı belirtilen açıklamada, TEMA'nın bu foruma izleyici olarak katıldığı ve gerekli gördüğü platformlarda, ''Su yönetimine ilişkin politika ve stratejilerini açıklayacağı'' belirtildi.

Vakfın, suyu paha biçilmez bir miras olarak tanımladığı ifade edilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi: ''DSİ verilerine göre, Türkiye su zengini bir ülke değildir. Ülkemizin tüketilebilir yer üstü ve yer altı su potansiyeli yılda ortalama 112 milyar metreküptür. Kişi başına düşen yıllık 1652 metreküp su miktarına göre ülkemiz su azlığı yaşayan bir ülke konumundadır. TEMA, suyu paha biçilemez doğal bir miras olarak tanımlamakta ve suyun kamu tarafından 'Güvenli içme suyu', 'Katlanılabilir maliyet', 'Adil sunum', 'Verimli ve sürdürülebilir' tüketim anlayışına dayalı olarak sağlanması gerektiğine inanmaktadır.

Dünyadaki toplam suyun yüzde 97,5'i okyanuslarda ve denizlerde tuzlu su olarak, yüzde 2,5'i nehir ve göllerde tatlı su olarak bulunmaktadır. Yüzde 2,5 gibi çok az miktarda olan tatlı su kaynaklarının yüzde 90'ının kutuplarda ve yer altında hapsedilmiş olarak bulunması, insanoğlunun kolaylıkla yararlanabileceği elverişli tatlı su miktarının ne kadar az olduğunu göstermektedir. Üstelik küresel iklim değişikliği, dünyadaki su rejimini değiştirmekte, çok kıt olan su varlığının doğru, verimli ve adil şekilde paylaşımında yeni stratejiler ve uyum sürecinin belirlenmesini zorunu kılmaktadır.''