Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İktisadi Kalkınma Vakfı'nın "50. Yılında Türkiye-AB İlişkileri" programında konuşma yaptı.

Cumhurbaşaknı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“2005'te başlayan müzakere sürecinde bugüne kadar 14 fasıl açıldı. Bunlardan biri 'Bilim ve Araştırma' başlığını taşıyan 25'inci fasıl geçici olarak kapatıldı. Açılması gereken diğer fasıllar ise şu an tamamen siyasi engellemelere takılmış durumda. Biz, inişli çıkışlı bir şekilde de olsa 10 yıldır müzakere sürecimizi devam ettirmekte kararlıyız.

Müzakere sürecindeki genel havadan, yaşanan olumsuzluklardan bağımsız olarak reform çalışmalarını devam ettirdik, devam ettiriyoruz. En sıkıntılı, en gergin anlarda dahi ne dedik 'Gerekirse Kopenhag siyasi kriterlerinin adını Ankara Kriterleri olarak değiştiririz' dedik. Yolumuza da devam ederiz. Ülkemizin ihtiyacı olan tüm adımları attık. Yapılması gereken düzenlemeleri hayata geçirdik. Ama bu durum AB'nin süreçte ortaya koyduğu yalpalamaları, çifte standardı ifade etmemize asla engel değildir.
Türkiye'nin önünü kesmek için olmadık yollara başvurdular. Neler demediler ki 'İmtiyazlı ortaklık, Türkiye büyük, Türkiye'nin inancı bizimle uyumlu değil, Akdeniz birlik projesi.' Önümüze bunları devamlı olarak sürdüler. Teknik bir unsur olması gereken müzakere sürecindeki engellemelerin hepsinde bu durumu gördük, yaşadık. Müzakere sürecinde biz ilerleme kaydedelim diye çırpınırken, haritayı gösterip 'AB her şeyden önce Avrupa kıtası içindir' dediler.

Bloke edilen fasıllar arasında yer alan 'Yargı ve Temel Haklar' başlıklı 23. fasıl, ki görüştüğüm tüm Avrupa ülkeleri, 'Haklısınız, bunu en kısa zamanda sonuçlandıracağız' diyor. 'Adalet, Özgürlük ve Güvenlik' başlıklı 24. fasıl, AB tarafından öncelikle açılacak ve son kapanacak fasıllar olarak belirlendi.

Bir yandan Türkiye'yi bu konuda eleştiriyorlar, diğer yandan bu fasılların açılmasını engelleyerek AB müktesebatıyla entegrasyona mani oluyorlar. Madem bu kadar önem veriyorsun, öyleyse bir an önce fasılları aç ki, Türkiye bu yönde bir dönüşüm gerçekleştirsin. Ayrıca herhangi bir başlangıç kriteri bulunmayan 17 nolu Ekonomik ve Parasal Politika faslı da halen müzakereye açılmadı. Ukrayna krizinin menfi etkileri sebebiyle enerji alanındaki iş birliğimizin önemi bu kadar ortadayken 15 nolu Enerji faslının açılmamış olmasını da anlamakta zorlanıyoruz.

Suriye'den Ukrayna'ya, Ortadoğu'dan Kuzey Afriya'ya kadar bölgemizde cereyan eden hadiseler ve giderek büyüyen bölgesel tehditler karşısında Türkiye ve AB beraber hareket etmek mecburiyetindedir. Bunun başka çaresi yoktur. AB'nin hem küresel finans krizinin etkileri hem de iç dinamiklerindeki kırılganlık sebebiyle Türkiye'ye her zamandan daha çok ihtiyacı vardır. Çünkü ülkemiz, kritik gelişmelerin yaşandığı çalkantılı bir coğrafyada olmasına rağmen gerek ekonomik performansı gerekse siyasi istikrarıyla adeta bir güven ve huzur abidesi durumunda. Siyasette, dış politikada, ekonomide milletimizin arzularıyla örtüşen, hedefleriyle bütünleşen bir politika ortaya koyduk ve hamdolsun bu çizgiyi 12 yıldır devam ettiriyoruz.

Birliğin, yeniden küresel güç konumuna yakışır bir vizyon benimsemeye ihtiyacı var. Bunun için de genişleme müzakerelerini tutarlı, ilkeli ve hakkaniyete uygun bir şekilde yürütmesi gerekiyor. Bizim yeni Türkiye hedefimiz, asla AB'den bağımsız değildir. Daha güçlü, daha müreffeh, daha demokrat bir Türkiye'yi ifade eden yeni Türkiye hedefimize, AB tam üyeliğimizle daha hızlı şekilde ulaşabileceğimize inanıyoruz. Türkiye-AB ilişkilerini kazan-kazan stratejisine dayalı olarak bugünlere getirdik. Aynı anlayışla devam ettirmek istiyoruz.

Türkiye ve AB, dış politikadan ekonomik ve ticari ilişkilere, güvenlikten sınır yönetimine, istihdamdan göç politikalarına kadar geniş bir alanda ortak faydayı paylaşıyor. Bölgemizdeki çatışmalar, AB'nin Türkiye'yi dışlamasını değil, tam tersine Türkiye ile ilişkilerini çok daha ileriye taşımasını gerekli kılıyor. Avrupa'nın güvenliği bizim batı sınırlarımızda değil, doğu sınırlarımızda başlıyor. Bunu AB'nin tüm üyeleri ve organları çok daha iyi anlamalıdır. Diğer yandan Türkiye, AB'nin sadece siyasi değil, ekonomik istikrarının da anahtarıdır.

AB hala en büyük ticaret ortağımızdır. Dış ticaretimizin yaklaşık yüzde 40'ını AB üyesi ülkelerle gerçekleştiriyoruz. Küresel krizin AB ülkelerindeki azalmasıyla bu oran çok daha yukarılara çıkma potansiyeline sahiptir. Bu ortaklığın bize sağladığı yarar kadar AB'ye katkısı olduğu da açıktır. Türkiye'yi dışlamış bir AB'nin, değil küresel, bölgesel güç konumunu dahi muhafaza edemeyeceğine inanıyorum.”