Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 18. muhtarlar buluşmasında konuşma yaptı.

Şii din adamı Ayetullah Nemr Bakır en-Nemr'in idam edilmesine değinen Erdoğan, kararın Suudi Arabistan'ın iç hukuk meselesi olduğunu söyledi.

Erdoğan, "Türkiye'de bir idam müessesi yok. Doğrudur veya yanlıştır ayrı mesele ama Suudi Arabistan'da bu müessese var. İran'da da bu müessese var. Amerika'da var, Rusya'da var, Çin'de var, buralarda idam hala çalışıyor. Buralarda yapılan idamlar noktasında ses soluk çıkmıyor. Şu anda Suudi Arabistan'da atılan... İç hukuk meselesidir bana göre, almıştır böyle bir kararı" diye konuştu.

İdam edilenlerin 46'sının Sünni olduğunu ve El Kaide ile bağlantılı oldukları için idam edildiklerini belirten Cumhurbaşkanı şöyle devam etti: 

Bir tanesi de Şia. Bunun kararı da daha önceden verilmiş, bunun adımını da bu şekilde Suudi Arabistan atmıştır. Bunların kararıdır, tasvip edip etmemek ayrı bir konu.

"400 BİN İNSANIN ÖLÜMÜNE SESSİZ KALDILAR"

Konuyla ilgili Mısır ve Suriye'de yaşananlardan örnek veren Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

"Mısır'da bini aşkın insan hakkında idam kararı verildi. Ey dünya neredesin Niye bunlarla ilgili konuşmuyorsunuz? "Hele hele bunlardan bir tanesi de Mursi'dir. Mursi ki halkının yüzde 52 oyuyla iş başına gelmiş bir cumhurbaşkanıdır. Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan bir insan idama mahkum edilmiştir. Bir terörist miydi o Bir darbe.. Darbeyi yapan kim? Sayın Mursi'nin Milli Savunma Bakanı olan bir general. Kime yapıyor bunu Kendi cumhurbaşkanına. Peki buna yönelik tüm dünyanın bir sesi çıktı mı? Bir şey söylediler mi Tek konuşan biz olduk. Niye Çünkü adaletle hükmetmek bizim görevimizdi de onun için. İslamı ve Müslümanları böyle bir zilletle karşı karşıya getirenleri Allah ıslah etsin diyoruz.

Suriye'de 400 bin insan ölürken buna sessiz kalanlar şu anda bir kişinin idamıyla ilgili her tarafı ayağa kaldırmaya çalışıyor. Niye oraya sesiniz çıkmıyor. Her türlü oraya örtülü örtüsüz destekler veriyorsunuz. Para silah her şeyi veriyorsunuz. Kime Katil Esed'e. Hiçbir zaman kendinizi kurtaramazsınız, aklayamazsınız." 

ELÇİLİK SALDIRILARINA ELEŞTİRİ

Erdoğan, idam sonrası İran ve Irak'ta Suudi Arabistan büyükelçiliklerine yönelik saldırıları da kınayarak, "Uluslararası münasebetler açısından kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. 'Biz bunu tasvip etmiyoruz' demek o ülkelerin yönetimlerini de kurtarmaz. Niye, sen gerekli tedbirleri aldın mı acaba?" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan diğer başlıklar şöyle;

"Güvenlik kuvvetlerimiz yerleşim yerlerinde süren bu terör eylemlerine, bölgede yaşayan sivil halka zarar vermemek için azami bir dikkat ve hassasiyetle müdahale ediyor. Bu da aslında çok kısa sürede sonuçlanabilecek operasyonların nispeten uzun bir zaman dilimine yayılmasına sebep oluyor. Biz, tek bir masum vatandaşımızın hayatını tehlikeye atmaktansa operasyonların uzamasını tercih ettik, tercih ediyoruz.

"ÜÇ BİNDEN FAZLA TERÖRİST ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ"

Geçtiğimiz yıl yurt içi ve dışında gerçekleştirilen operasyonlarda 3 bin 100'ü aşkın terörist etkisiz hale getirildi. Aynı dönemde asker, polis, geçici köy korucusu ve sivil vatandaşlardan da 300 civarında kaybımız var. Şehitlerimize bir kez daha Allah'tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Biz bin yıldır bu topraklarda yaşamanın bedelini ödemiş bir milletiz. Bugün oynanan bu oyunların gerisinde bu coğrafyadaki bin yıllık hesaplaşmanın yattığını çok iyi biliyoruz. Fakat ne yapsalar boş. Özellikle son iki yüz yıldır yaşadığımız tüm acılara, maruz kaldığımız tüm haksızlıklara, kayıplara rağmen, işte halen dimdik ayaktayız, evelallah ayakta durmaya da devam edeceğiz. Bugünkü Türkiye, bu tür ameliyatlar konusunda dirençlidir. Ne bölgemizde oynanan oyunlar ne de içimizde canlandırılan fitneler bizi yolumuzdan alıkoyamayacak.

"MOSKOVA'DAN NASİHATLA DÖNER"

Şu ülke bize karşıymış, şu güç bizim aleyhimizdeymiş' bunların hiçbiri de önemli değil. Birisi kalkar Moskova'ya gider, nasihat alır döner. Ona çok yardım yapacaklarmış, onun arkasında ona güç veren terör örgütüne silah yardımı yapacaklarmış. Ne yaparlarsa yapsınlar, ne diyor ilahi emirde 'Allah bize yeter, o ne güzel bir vekildir'. Eğer biz bu inanca, imana sahip olmasaydık, Malazgirt'te 20-30 bin kişilik bir kuvvetle o dönemin en büyük askeri gücü olan 200 bin kişilik Bizans ordusunun karşısına dahi çıkamazdık. Eğer biz bu inanca sahip olmasaydık, 600 yıl boyunca üç kıtada hüküm süren tarihin en kudretli devletini kurup, yaşatamazdık. Aynı şekilde bu iman olmasaydı, Çanakkale'de dönemin en güçlü silahlarla teçhiz edilmiş ordularını mağlup edemezdik.

Onlara diyoruz ki 'ne yaparsanız yapın, bizi yolumuzdan döndüremeyeceksiniz. Türkiye, sizin üst aklınızın size verdiği akıldan çok daha güçlü bir ferasete sahiptir. Bunu bir defa bilin.' Türkiye 2023 hedeflerine de ulaşacak, 2053 ve 2071 vizyonlarını da hayata geçirecektir. Merhum Akif'in İstiklal Marşımızda veciz bir şekilde ifade ettiği gibi 'Doğacaktır sana vaat ettiği günler hakkın, kim bilir belki yarın belki yarından da yakın.

"TERÖRÜN YA YANINDA YA DA KARŞISINDASINIZDIR"

Bölücü terör örgütünün tümüyle etkisiz hale getirilmesi sadece güvenlik açısından değil siyasi ve sosyal değişimin sağlıklı yürümesi bakımından da şarttır. Siyasi partilerimizin önemli bölümü bu konuda iyi bir imtihan vermiyor. Sadece hükümete, Başbakan'a, Cumhurbaşkanı'na karşı pozisyon almak adına terör örgütü ile aynı safta buluşmakta sakınca görmeyen bir siyaset anlayışıyla karşı karşıyayız. Maalesef hendek kazan teröristleri arkadaşı olarak gören, terör örgütünün eylemlerine bilboard ilanları ile destek veren bir anamuhalefetimiz var. Meclis kürsüsünde dizi repliklerinden, güvenlik güçlerimizi de töhmet altında bırakacak muğlak alıntılar yapan mektuplar okunarak, terör karşısında dik duruş sergilenemez.

Terörün, terör örgütünün ya yanında olursunuz, ya da karşısında olursunuz. Bu işin ortası asla olamaz. Anamuhalefet partisine oy veren yüzde 25'in, bu partinin terör örgütüyle aynı çizgiye gelmesinden rahatsız olduğundan ben eminim. Hatta bölgeden çok ciddi oy alan diğer partiye destek verenlerin de yaşananları, hendekleri, oralara döşenen bombaları, yakılan okulları, camileri, iş yerlerini, duvarları delinen evleri, mahremiyetleri ihlal edilen insanların durumlarını tasvip etmediklerine ben inanıyorum.

O evleri yakılan, yakılan, tarumar edilen o insanlar Kürt değil mi? Bunun hesabını ne bu dünyada ne de ebediyette veremeyecekler. 

"BİN YILLIK HESAPLAŞMANIN YENİ TEZAHÜRÜ"

Kardeşlerim, o evleri yakılan, yıkılan, tarumar edilen o insanlar Kürt değil mi? Bu kar, kışta o insanların evini, barkını terk ederek başka illere veya akrabalarına gitmesi zulüm değil mi Bu zulmü yapan, bu bölücü terör örgütü ve onun temsilcisi konumunda olan siyasiler, bunun hesabını ne bu dünyada ne de ebedi alemde veremezler, veremeyecekler. Bu oyun, bin yıllık hesaplaşmanın yeni bir tezahüründen başka bir şey değildir.

"KÜRT SORUNU YOKTUR"

Terör örgütü de sırtını ona dayayan parti de bölgede hesabı ve çıkarı olan güçlerin oyuncağı haline dönüşmüş birer kukladan ibarettir. Buradan bir kez daha ifade ediyorum, Türkiye'de Kürt sorunu değil, terör sorunu vardır. Bunu böyle bilmemiz lazım. Kimse, bize bunu yutturmaya kalkmasın.

Ama Türkiye'de kalkıp da yatıp kalkıp, 'Kürt sorunu da Kürt sorunu, Kürt sorunu da Kürt sorunu'. Bunu yutturamazsınız. Biz bunu 2005'te Diyarbakır konuşmamda kapattık. Dedik 'artık Türkiye'de böyle bir sorun yok, bunu kimseye anlatamazsınız. Türkiye'de terör sorunu vardır.

Hendeği kazan ile hendeği savunan, bombayı koyan ile bombayı savunan, silah kabzasını tutan ile silahı savunanın hiçbir farkı yoktur. 

"SİYASET DEĞİL, İHANETTİR"

Türkiyelileşmek iddiasıyla yola çıkıp varlıklarını hendeklere endeksleyenlerin, Kandil'in şamar oğlanına dönenlerin durumunu hep birlikte ibretle takip ediyoruz. Kürt kardeşlerimin adını istismar ederek bu ülkeye ve bu millete husumet besleyen kim varsa onun eteğinin altına girmenin adı siyaset değil, ihanettir. En başta Kürt kardeşlerime ihanettir. Kürt kardeşlerim bu milletin ayrılmaz bir parçasıdır.

"PARTİ KAPATMAYA KARŞIYIM AMA..."

Bıçak kemiğe dayandı. Şu anda yargılanıyorlar, yargılanların sayısı artacak. Prensip olarak ben siyasi partilerin kapatılmasına karşıyım. Gereksiz görüyorum. Hiç düşünmeye bile gerek yok. Ancak herhangi bir siyasetçinin yaptığı suçun, hatanın bedelini kurumsal olarak partisi değil, şahıs olarak kendisi ödemelidir. Bu, genel başkan da, milletvekili de, belediye başkanı da, meclis üyesi de olabilir. Kim olursa olsun bunun bedelini ödemelidir.

Tercihini siyasetin imkanlarından yana değil, terörden, terör örgütünün eylemlerinden yana koyanlar, bunun hesabını hukuk önünde vermelidir. Terör örgütünün diğer mensupları için hukuk neyi emrediyorsa bu kişiler için de aynı yöntemler işletilmelidir. Milletvekili dokunulmazlığı terör örgütüne perde olmak için değil, Meclis'te millete daha iyi hizmet vermek için getirilmiş bir imtiyazdır. Bu imtiyazın istismarına artık parlamentomuz izin vermemelidir.

"MECLİS VE YARGI HAREKETE GEÇMELİ"

Terör örgütü mensubu gibi hareket eden milletvekilleri konusunda Meclis'in ve yargının harekete geçmesi şarttır, diye düşünüyorum. Aynı şekilde milletin kendisine hizmet için emanet ettiği imkanları terör örgütünün emrine sunan belediye başkanları konusunda da meclis üyeleri konusunda da İçişleri Bakanlığı ve yargının harekete geçmesi gerekiyor ve geçtiklerini de biliyorum.

"KİMSE DEVLETİN EKMEĞİNİ YİYİP, DEVLETE KILIÇ ÇALAMAZ"

Kimse ama kimse bu devletin ekmeğini yiyip devlete kılıç çalamaz. Kamu kurumları içinde görev yapanlardan terörün yanında yer alanlar için aynı işlemler yapılmalıdır. Ya devlet başa ya kuzgun leşe deme noktasına getirilmemelidir.

BAŞKANLIK SİSTEMİ

Referansımız mevcut anayasa ise neden yeni anayasa peşinde koşuyoruz? Asıl olan toplumsal mutabakatın sağlanmasıdır. Her partinin teklifini ortaya koymasında fayda görüyorum. Başkanlık sisteminin başarılı da başarısız da örnekleri vardır.

Açıkçası muhalefet partilerinin bu konuda kendi geçmişleriyle, tarihleriyle çelişen tutumlarını anlamakta zorlanıyorum. Tutarlı bir politika ortaya koymak yerine, sadece 'ötekiler ak diyorsa, ben kara diyeyim' gibi bir anlayışla yürütülen siyaset kimseye başarıya götürmez. Başkanlık sistemi bu ülkenin, milletin tarihinde varolan, adı ne olursa olsun, fiili uygulaması bulunan bir yönetim tarzıdır. Yine her sistemin, ülkelerin kendi ihtiyaçları ve anlayışları doğrultusunda biçimlendiği, adı aynı da olsa hiçbir sisteminin diğerinin aynısı olmadığını da görüyoruz.

HİTLER ÖRNEĞİ ELEŞTİRİLERİNE YANIT

İngiltere'deki parlamenter sistemle Türkiye'dekinin aynı olduğunu kim iddia edebilir? ABD'deki başkanlık sistemi ile Güney Kore'dekinin aynı olduğunu söyleyebilmek mümkün müdür 'Parlamenter sistem diktatör üretmez' diyenler var. Geçtiğimiz günlerde Hitler örneğini vermiştim. Meselenin önünü arkasını bilmeyenler hemen buradan hareketle şahsıma hücum etmeye kalktılar.

Halbuki benim söylediğim şey gayet basit. Almanya parlamenter sistemle yönetiliyordu ama buna rağmen Hitler gibi bir diktatör ülkenin başına musallat oldu. Ben bunu söyledim. Aynı şekilde Fransa, parlamenter sistemde bulamadığı istikrarı yarı başkanlık sisteminde yakaladı. Bunu söyledim. Yine başkanlık sistemiyle yönetilen pek çok ülke, hem demokrasi bakımında hem kalkınma bakımında bölgesinde ülkelerin fersah fersah önüne geçebiliyor. Demek ki burada asıl mesele ülkenin hedefleri ile yönetim biçimi arasındaki ilişkiyi doğru kurabilmektir.

"KENDİ ÜLKELERİNİN MARKASINI İSTEMİYORLAR"

Ben 'Türk biçimi' veya 'Türkiye biçimi' bir başkanlık sistemi dedim. Başladılar saldırmaya. Bunlar kendi ülkelerinin markasını da istemiyorlar. Ya mecbur muyuz illa Amerikan, Fransız sistemi veya şu sistemi bu sistemi söylemeye? Biz hepsinden alırız, adeta bir arı gibi ondan da ondan da, hepsinden toplarız balımızı yapar milletimize sunarız. Olay bu kadar basit.

Ülkemizdeki mevcut parlamenter sistemin işleyişinden memnun olan var mıdır? Bilmiyorum. Bugüne kadar olanını duymadım. Ama ben şahsen sürekli darbelere, müdahalelere, krizlere çanak tutan bu sistemin ülkemin ve milletimin faydasına olmadığını inanıyorum. İşte biz parlamenter sistemde yaşıyoruz güya, ama devamlı ne getiriyor? Darbe üstüne darbe getiriyor. Çare olarak da rahmetli Özal'dan rahmetli Türkeş'e kadar pek çok siyasetçinin teklifi olan başkanlık sistemini öneriyorum. Ama şu anda merhum Türkeş'in varisleri buna karşı çıkıyor. Demek ki iş kabir ziyareti ile bitmiyor. Zihin hazmedilmiş olsa karşı çıkamazlar.

Türkiye'nin hızlı karar alma ve uygulama ihtiyacı olduğu bir gerçektir. Başkanlık sisteminin bu ihtiyacı karşılayacak şekilde tasarlanması gerektiği kanaatindeyim. Bu sistemde yasama, yürütme ve yargı arasındaki sınırların doğru şekilde çizilmesi, parlamenter rejimdeki pek çok sorunu ortadan kaldıracaktır. Yeni Anayasa sürecinde diğer konularla birlikte bu hususun da günlük siyasi polemiklerin ötesinde bir anlayışla etraflıca ele alınarak tartışılması gerektiğini düşünüyorum.

Memur istihdamında yaşanan sıkıntılar. Dolayısıyla 657'nin elden geçirilmesi gerekiyor. Ama 'Tayyip Erdoğan bunu söyledi' diye 'istemezük' diyenler çıkacaktır onu da söyleyeyim. Bu, devlete, millete faydalı olur mu, olmaz mı? Bunun üzerinde gitmek lazım.

"GÖKTEN ZEMBİLLE İNMEDİM"

Cumhurbaşkanı olarak bugüne kadar Anayasanın şahsıma vermediği hiçbir yetkiyi, tanımadığı hiçbir imkanı kullanmadım. Hangi yetkiyi veriyor, hangisini vermiyor bunları da gayet iyi biliyorum. Zira gökten zembille inmiş bir Cumhurbaşkanı değilim.
Siyasetin içerisinde ömrümün en verimli yılları geçti. Halen da içindeyim. Ne yaptıysam hepsi de Anayasa'ya uygundur, yasalara uygundur.

MEDYAYA TEPKİ

Buna rağmen sürekli şahsımı eleştirenler benim 'yönetim sistemimizi tartışmalıyız' teklifime de karşı çıkıyorlar. Bazı medya gruplarının ahlaki olmayan şekilde saldırılarını herhalde sizler de görüyorsunuz, izliyorsunuz. Acaba bu medya mensuplarının hiç ahlaktan nasipleri olmadı mı? Olmaz mı? Bu ülkede yüzde 52'ye yapılan saygısızlığın ne olduğunu bunlar ne anlama geldiğini biliyorlar mı? Bunlar kendi isteklerinin, kendi arzularının yerine gelmeyişi sebebiyle çılgına dönüyorlar. Senin gazetenin tirajı ne? Sen, bu yüzde 52'nin düşüncesine, iradesine bu kadar ahlaksızca nasıl saldırabilirsin, nasıl onlara bu saygısızlığı gösterebilirsin? Tabii biz bütün hukuk yollarımızı sonuna kadar kullanacağız, kullanıyoruz.

Mevcut sistemden bu kadar memnunsanız o zaman beni niye eleştiriyorsunuz. Mevcut sistemden memnun değilseniz alternatiflerin tartışılmasına niye karşı çıkıyorsunuz? Milletimiz böyle durumlarda ne der, 'bu ne perhiz ne lahana turşusu.'

Elbette ben bu eleştirilerin de karşı çıkışların da mevcut Anayasayı sahiplenişin de herhangi bir siyaset, herhangi bir ilke ürünü değil, günlük reflekslerden ibaret olduğunu 40 yıllık siyasi tecrübeme dayanarak, gayet iyi biliyorum. Her zaman ve her konuda olduğu gibi yeni Anayasa ve başkanlık sistemi hususlarında da ben milletime, milletimin temsilcileri muhtarlarıma güveniyorum.