Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "380 bin vatandaşını kimyasal ve konvansiyonel silahlarla katleden, 12 milyonunu yerini, yurdunu terk etmeye zorlayan bir rejimin, insanlıkla ilgisi olabilir mi? Böyle bir rejime koşulsuz destek veren, katliamlarına göz yuman, onu ayakta tutmak için her türlü çirkefliği yapanlar insan hayatına değer veriyor olabilir mi?" dedi. 

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda düzenlenen Dünya Engelliler Günü Resepsiyonu'nda, Birleşmiş Milletler öncülüğünde bütün dünyada kabul gören 3 Aralık Dünya Engelliler Günü'nün, tüm engelliler için hayırlara vesile olmasını diledi. 

"Bugün aramızda başarılarıyla hepimizin göğsünü kabartan kardeşlerimiz var" diyen Erdoğan, "Hayatın tüm alanlarında sporda, sanatta, edebiyatta, siyasette, eğitimde, sivil toplumda, iş dünyasında tüm zorluklara rağmen, sizlerin sergilediği mücadele gerçekten takdire şayandır" ifadesini kullandı.

Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Ülkemizdeki milyonlarca engelliyi temsilen burada bulanan her bir kardeşimin azim ve kararlılıklarıyla bizlere örnek olduğunu, ilham verdiğini özellikle belirtmek istiyorum. Sizler, engelleri aşmanın bir inanç meselesi olduğunu, başarının anahtarının öncelikle kişinin buna inanması olduğunu her gün ispat ediyorsunuz. Şüphesiz, engelli kardeşlerimizin meselelerini, sıkıntılarını hatırlamak, başarılarının farkına varmak sadece bir günün sınırlarına hapsedilmeyecek kadar önemlidir. Bununla birlikte Dünya Engelliler Günü, 1992'den bu yana engelli vatandaşlarımızın topluma kazandırılması, haklarının tam ve eşit şekilde sağlanması noktasında ciddi bir farkındalık oluşturuyor. Bugün vesilesiyle bir muhasebe bir murakabe yapılarak gelinen nokta ile hedefler arasındaki mesafe net olarak görülebiliyor. Ben ülkemizde 3 Aralık nedeniyle düzenlenen etkinliklerin, oluşan hassasiyetin engelli kardeşlerimizin hayatını daha da kolaylaştıracak adımların atılmasına vesile olmasını diliyorum."

"NÜFUSUN YÜZDE 13,3'ÜNÜ ENGELLİLER OLUŞTURUYOR" 

BM verilerine göre dünya nüfusunun yüzde 10'unu engellilerin teşkil ettiğini belirten Erdoğan, kendi araştırmalarına göre Türkiye nüfusunun yüzde 13,3'ünü engellilerin oluşturduğunu vurguladı.

Aileleriyle ele alındığında engellilik konusunun 78 milyonluk nüfusun, yaklaşık 30 milyonunu çok yakından ilgilendirdiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hiçbir siyasetçinin, bürokratın, hiçbir ferdin her üç kişiden birini ilgilendiren bir mesele karşısında kayıtsız kalması, gözünü kapatması mümkün değildir. Ben şu anda karşımda Lokman Bey'i görüyorum, o ne kadar kendisini gizlese de görüyorum. Onun için bu meselenin, kamu ve özel sektör kuruluşlarımızın, belediyelerimizin, sivil toplum örgütlerimizin, iş adamlarımızın ana önceliklerinden biri olması gerekiyor" diye konuştu.

Engellilerin toplum hayatına tam ve sorunsuz bir şekilde katılımı noktasında kamunun inisiyatif alması, liderlik yapmasının şart olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Ancak bu meselenin çözümü için tüm toplum kesimlerinin adeta bir seferberlik ruhu ile hareket etmesi gerekiyor. 'Önce insan' diyen, insanı, 'eşrefi mahlukat' olarak yani yaratılmışların en şereflisi olarak gören herkes, engelli kardeşlerimizin sorunlarıyla hemhal olmak, yakından ilgilenmek durumundadır. Biz insana ve hayata, 'insan insanın kurdudur' gibi sorunlu ve hastalıklı nazarla asla yaklaşmayız. Tevarüs ettiğimiz miras, 'altta kalanın canının çıktığı' sadece güçlünün ayakta kaldığı, bir 'ezen ve ezilen düzeni' değildir. Bu bakış açısıyla, insana yaklaşanlar, 'üstün ırk, makbul insan, ari ırkın saflaştırılması' gibi tanımlamalarla yüzyıllarca sömürgeciliğin, köle ticaretinin, soykırımın, toplama kamplarının mimarı olmuşlardır. Kimi zaman farklı etnik gruplar, kimi zaman farklı renge sahip olanlar, kimi zaman farklı bir dili konuşanlar, kimi zaman da engelliler, insanlık dışı muamelelere tabi tutulmuşlardır. Son asırlarda yaşanan sorunların kaynağında, insanı ve hayatı değersiz kılan, işte bu sakat anlayış yatmaktadır."

"BUNUN EN CANLI ÖRNEĞİNİ TEŞKİL EDİYOR"

İnsanı ruhundan ve fıtratından kopararak, sadece güçlünün hayat hakkını kutsayan bu yaklaşımın bugün de varlığını devam ettirdiğini bildiren Erdoğan, "Hitler Almanyası'nın, Stalin'in Rusyası'nın işlediği soykırımlar, 1990'larda Bosna Hersek'te vuku bulan katliamlar, Filistinlilerin yıllardır maruz kaldığı baskılar, komşumuz Suriye'deki zulümler, farklı ülke ve zamanlarda bunun en canlı örneğini teşkil ediyor" dedi.

Erdoğan, şunları kaydetti:

"380 bin vatandaşını kimyasal ve konvansiyonel silahlarla katleden, 12 milyonunu yerini, yurdunu terketmeye zorlayan bir rejimin insanlıkla ilgisi olabilir mi? Böyle bir rejime koşulsuz destek veren, katliamlarına göz yuman, onu ayakta tutmak için her türlü çirkefliği yapanlar insan hayatına değer veriyor olabilir mi? DEAŞ ile mücadele kılıfı altında, çocukları, sivilleri, kadınları, ekmek kuyruğundaki masumları öldürenler için insanın bir anlamı olduğunu zannediyor musunuz? Ya da ülkemizde olduğu gibi sırf iktidara husumetlerinden dolayı cinayet şebekelerinin katliamlarına sessiz kalanların, PKK terör örgütüne sütre olanların, insani bir tarafı olabilir mi? Bunları yapanlar bu tür gayri insanı eylemleri meşru ve makbul görenler ancak insan müsveddeleridir. Hiçbir kutsalı, değeri, ilkesi olmayanlar belki bunu yapabilir. Ancak, bir Müslüman asla böyle bir şeyi yapamaz. Biz insana varlığımızı tehdit eden bir kurt olarak değil, kendisinde sükunete erdiğimiz, şifa bulduğumuz, insanlığımızı tamamladığımız, bizi tamamlayan, tekemmül ettiren canlar olarak bakarız."

"İNSANI YAŞAT Kİ DEVLET YAŞASIN"

Erdoğan, her fırsatta dile getirdiği Şeyh Edebali'nin "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" sözünün, devlet geleneklerinin kilit taşı olduğunu vurguladı.

İnsanın olmadığı yerde devletin de bir anlamının olmadığını ifade eden Erdoğan, "Biz can almayı değil, cana vermeyi, katkı sağlamayı düstur edinen, sadece insanları değil, toprağı, gökyüzünü, ağaçları hasılı dünyadaki tüm varlıkları Allah'ın bir lütfu olarak gören bir medeniyetin mensuplarıyız" değerlendirmesinde bulundu. 

Diğer özelliklerine, engeline bakmadan, "Yaradılanı, Yaradan'dan ötürü sevmek, ona saygı duymak, hürmet göstermek mecburiyetinde" olduklarını ifade eden Erdoğan, bütün insanları kucaklamayan, insanlığa aynı gözle bakmayan hiçbir anlayışın da insani ve vicdani olamayacağını söyledi.

İnsanı merkeze almayan hiçbir politikanın, hiçbir stratejinin, dünyaya refah, huzur ve adalet getirmeyeceğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Zenginin yoksulu, beyazın siyahı, uzunun kısayı, sağlıklının hastayı dışladığı, horladığı, ötelediği bir ortamda ne eşitlik ne adalet tesis edilebilir" diye konuştu. 

Türkiye'nin son 13 yılına damgasını vuran reformcu ruhunun en somut şekilde engellilerle ilgili yapılan düzenlemelerde görülebileceğini vurgulayan Erdoğan, "Biz, engelli vatandaşlarımıza yönelik sosyal politikalarımızı yardım eksenli değil, hak eksenli bir anlayışla şekillendirdik. Bu sürecin en büyük hasılası ise ülkemizde engelli vatandaşlarımıza yönelik bakış açısının, zihniyetin kökten değişmesidir" dedi.

Erdoğan, şunları kaydetti:

"Yapılan çalışmaları bir lütuf olarak değil, uzun süredir eksikliği hissedilen hakların sahiplerine teslim edilmesi olarak değerlendiriyoruz. Benim engelli kardeşlerim, kader mahkumu veya kader mağduru değildir. Benim engelli vatandaşlarım da aynen benim gibi bir insandır. Onların da bu hayata katacakları çok şey var. Bunu başarmamız gerekiyor. 

Özellikle 2005 yılında çıkardığımız Engelliler Kanunu, bu alanda çığır açan, tarihi nitelikte bir düzenleme oldu. Bu kanunla, eğitim hizmetlerinden bakım hizmetlerine, istihdamdan ayrımcılığın önlenmesine kadar engellilerimizi ilgilendiren pekçok konuda kendilerine haklarını teslim ettik. 2010 yılında Anayasa'da yapılan değişiklikle engellilere pozitif ayrımcılığı anayasal güvence altına aldık. 2013 yılında yapılan bir başka düzenlemeyle de 'sakat, çürük' gibi incitici, ötekileştirici, tahkir edici ibareleri tamamen kaldırarak, daha objektif olan 'özür' ifadesinden 'engelli' kavramına geçtik."

Uzun yıllar, kendine bakamayacak derecede ağır engeli bulunan vatandaşların, "adeta mahkum gibi yaşadığı ve duvarların arkasına saklandığı" değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, 2007 yılında başlatılan evde bakım aylığı uygulamasıyla engellilerin kendi yakınlarının yanında bakım hizmetini rahatça almaya başladığına dikkati çekti.

"BAKIM İÇİN SIRA BEKLEYEN ENGELLİMİZ KALMADI"

Erdoğan, Kasım 2015 itibarıyla 467 bin 600 engelli vatandaşın evde bakım hizmetinden yararlandığını belirterek, şöyle devam etti:

"Bu kapsamda 2015 yılı içerisinde engelli vatandaşımız için 4 milyar 296 milyon 455 bin lira evde bakım aylığı ödendi. Bakım ve rehabilitasyon merkezlerimize de 2002 yılında 2 bin 647 engelli kurum bakımı için sıra beklerken; şu anda bakım için sıra bekleyen engellimiz kalmadı.

Halihazırda 6 bin 884 engelliye resmi bakım merkezlerimizde, 10 bin 839 engelliye de özel bakım merkezlerinde bakım hizmeti veriliyor. Ailesi yanında bakımı mümkün olmayan engellilerimiz ise Umut Evleri'nde yaşamlarını sürdürüyor. Kasım 2015 itibarıyla 106 Umut Evi'nde 586 engellimize hizmet sunuluyor. İnşallah, bu hizmet gün geçtikçe yurt çapında daha da yaygınlaştırılacak. Tüm bu hizmetlerle, artık ailelerin 'Biz öldükten sonra engellimize kim bakacak?' endişesi büyük oranda ortadan kalkmış oldu."

Engellilerin çevreleriyle sağlıklı ilişkiler kurarak toplumsal hayata tam katılmalarının sağlanması yönünde önemli düzenlemeler yapıldığını anımsan Erdoğan, 2014 yılında engelli ve yaşlı vatandaşlara yönelik şehir içi toplu ulaşım ücretsiz seyahat uygulamasının ülke genelinde hayata geçirildiğini hatırlattı. 

Erdoğan, bunun yanı sıra engelli bireyler ve ağır engelli bireylerin refakatçilerine şehirler arası demir yolları ve deniz yolları hizmetlerinden ücretsiz; yaşlılara ise yüzde 50 indirimli yararlanma hakkı getirildiğini belirtti. 

"ENGELLİ MEMUR SAYISI 2015 YILINDA 40 BİN 14'E YÜKSELDİ"

Engelli vatandaşların istihdam oranlarını artırmak ve kimseye muhtaç olmadan kendi ayakları üzerinde duracak şartların temin edilebilmesi için çalışmaların devam ettiğinin de altını çizen Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

"2012 yılında dünyada bir ilke imza atılarak engelliler için ayrı ve merkezi bir sınav uygulaması getirildi. Böylece, ilk engelli kamu personeli seçme sınavı gerçekleştirildi. Bu gayretler neticesinde 2002 yılında 5 bin 777 olan engelli memur sayısı 2015 yılında 40 bin 14'e yükseldi. Artık, hamdolsun devlette 40 bini aşkın engelli kardeşim bizlerle hizmete devam ediyor. 

Yıl içinde kamu-özel sektörde işçi olarak yerleştirilen engelli sayısı 2002 yılında 45 bin 621 iken hamdolsun bu rakam bugün 95 bin 372'ye ulaştı. Bu çalışmalar, ancak halka hizmeti Hakk'a hizmet gören, milletin derdiyle dertlenen ve bunun sancısını çekenlerin yapabilecekleri faaliyetlerdir. Bu çabalar, her şenden önce bir gönül, muhabbet ve nasip işidir."

Erdoğan, dünyanın birçok ülkesinde engellilerin dışlandığını, yok sayıldığını, ihmal edildiğini ve ikinci sınıf muamelesi görüldüğünü üzülerek müşahede ettiklerini söyledi. Engellilerin teşvik edilmesi, müşfik davranılması gerektiğinin altını çizen Erdoğan, şunları söyledi:

"Bize düşen, onların bizden biri olduğunu hissetmek ve hissettirmektir. Engelli vatandaşlarımızın, bizim bir gerçeğimiz, parçamız olduğunu kavramak ve buna göre tavır geliştirmek zorundayız. Okullarımızı, şehirlerimizi, sokaklarımızı, eğitim materyallerini yeniden düzenleyerek, yeniden inşa ederek, engelli kardeşlerimizin eğitiminin önündeki engelleri tek tek kaldırmaya çalışıyoruz. 

İnşallah vazgeçmeden, yılmadan, yorulmadan mücadelemizi sürdüreceğiz. Fiziki engelin değil, asıl kalplerdeki, zihinlerdeki engelin sorun olduğunu her fırsatta anlatacak, her fırsatta hatırlatacağız. Tek bir engelli kardeşimiz dahi, kendisini dışlanmış, çaresiz hissederse, bunun vebali tüm insanlığın üzerindedir. Bu konuda, inanın herkes sorumluluk sahibidir.

Türkiye'deki bütün ailelerimizi, engelleri ile birlikte yaşamın her alanında aktif olarak hayatını sürdüren bir konuma getirmeden hiçbirimize durmak, dinlenmek yok. İnşallah, nasıl başbakan iken engelli kardeşlerimizin dertleriyle birebir ilgilenmişsek cumhurbaşkanlığımız süresince de sizleri yalnız bırakmayacak, sizlere dair projeleri himaye etmeye devam edeceğiz."

"Siyasette yola çıktığımız özellikle 2002 ve başbakan olduğum 15 Mart 2003. Benimle beraber bu yolda olan Lokman Ayva kardeşimi burada anmadan geçemeyeceğim" diyen Erdoğan, "Zira, engellilerle ilgili attığımız her adımda onun da katkıları oldu. Engelli kardeşlerimizin sorunları ve çözüm yollarıyla ilgili çalışmalar yaptılar. Bu çalışmaları bizlerle paylaştılar. Bunları da parlamentodan o zamanlar hep geçirdik" diye konuştu.

Erdoğan, bundan sonraki süreçte de sivil toplum kuruluşu olarak çalışmalarını sürdüklerini anlatarak, "İnanıyorum ki Hükümete gerekli destekleri vereceklerdir. Hatta cumhurbaşkanı olarak şahsım da bu destekleri alırsam, bunlardan ayrıca mutlu olurum" dedi. 

Engellilerin her alanda başarılarının artmasını dileyen Erdoğan, milletçe engellilik konusu karşısında daha sorumlu, bilinçli ve duyarlı davranılması gerektiğinin bir kez daha vurguladı.